HADİ GEL KÖYÜMÜZE GERİ DÖNELİM!
Bir zamanlar böyle bir türkü vardı.
Bir zamanlar Veysel:
“Benim sadık yârim kara topraktır,” derdi.
Bir zamanlar, ülke nüfusunun %70’i
Kırsal kesimde otururdu. Ve
ülke insanı, mutluydu, kanaatkârdı;
Yalan, dolan bu günkü kadar yaygın değildi.
Kırsal kesimdeyken tek veya çift katlı;
taş, kerpiç veya ahşap evlerde yaşayanlar,
Şimdi gökdelenlerde, AVM’lerin içinde,
Trafik gürültülerinin arasında mutlu değil.
Oysa Hz. Peygamber’in hicret ettiği
şehrin adı Medine idi. Çünkü Şehir,
medeniyet demekti.
Ama biz onu da yozlaştırdık.
Galiba yüzyıllar öncesinin insanı da
Şehri, yani “Medine”yi yozlaştırmış.
Baksanıza Aisopos (Ezop) bile bizi
bir hikayesiyle doğruluyor.
Diyor ki:
Yolcunun biri, çölde ilerlerken
güzel mi güzel bir kadını görmüş.
Kadın yoldaki bir taşa oturmuş,
başını yere eğmiş, öylece duruyormuş.
Yolcu:
"Sen kimsin?" demiş bu kadına.
Kadın:
" Ben" demiş, “doğru sözüm, doğru söz.”
Adam:
- Peki, şehri niçin terk ettin de,
burada yalnız başına oturuyorsun?
Kadın:
- Ne yapayım, ne yapabilirim ki?
Evvelce yalana az rastlanırdı, ama şimdi öylemi?
Kim ne söylese içine yalan karıştırmadan edemiyor.
Kimse beni tanımıyor artık…”
Ne dersiniz?
Eskiden Ferdi Bey’den dinlediğimiz o türküyü
yine dinleyelim mi?
“Hadi gel köyümüze geri dönelim” diyelim mi?
Yoksa adam gibi şehirler mi inşa edelim?