HAYVANLARI DA SEVEN BİR PEYGAMBER VARDI.

Şerif Simavi simavi48@gmail.com

DOSTLARIM!
Diyorum ki:
" Şu mübarek RAMAZAN günlerinden sonra da okuyalım
 ve hatırlayalım Allah Rasûlü'nü."
Neden mi?? Çünkü, tarihin günümüze yansıttığı birçok lider, kral ve hatta din kurucusu vardır.
Birçoğunun hayatı saraylarda geçmiştir.
Çocukluk yaşlarından itibaren bir elleri yağda,
bir elleri balda toz pembe bir hayat sürmüşlerdir.
Meselâ, 29. yaşına gelinceye dek saraydan dışarıya çıkmayan
Budizm’in kurucusu BUDDA (Siddharta) bile,
hayatın acı gerçeklerini ancak bu yaşta görebilmiştir.
O, yaşlılıktan dolayı bitkin hale gelmiş bir ihtiyarı,
korkunç bir hastalığa dûçar olmuş bir adamcağızı
ve bir cenazeyi görünce, hayatın hiç de
saraydaki gibi olmadığını anlamıştır. İnsanların dertleriyle bu yaştan sonra ilgilenmeye başlamıştır.
Ama Allah’ın kutsal elçileri böyle değildir.
Onlar, hayatın içinden yoğrularak gelmişlerdir.
Çocukluklarından itibaren hayatın acı ve
tatlı günlerini yaşayarak büyümüşlerdir.
Ve özellikle sevgilerini ve ilgilerini
hem çevrelerindeki insanlarla,
hem de hayvanlarla paylaşarak gelişmişlerdir.
Onlar, RABLERİ, KENDİLERİ ve ÇEVRELERİ ile barışıktılar.
Son Peygamber Hz. Peygamber (s.a.s) de öyleydi.
O da çocukluğunda sevgisini, ilgisini,
şefkat ve merhametini koyunlarla,
develerle ve hatta çevresiyle paylaşmıştı.
O, bu gerçeği bir gün şu sözlerle dile getirmişti:
“Allah’ın gönderdiği her peygamber,
mutlaka koyun gütmüş, çobanlık yapmıştır.
Ben de Mekke’nin Kararit mevkiinde koyun güderdim.”
Evet, okuyalım O'nun hayatını, 
salat ve selam eyleyelim O'na.
Ve diyelim ki:
" Ey bad-ı saba! (Ey seher rüzgârı!)
Eğer uğrarsa yolun semt-i Harameyn’e;
Selamımızı arz eyle Resûlüs-sekaleyn’e."