HZ. PEYGAMBERİN VE BİZİM TEBLİĞCİLERİMİZ

Şerif Simavi simavi48@gmail.com

TV’lerden dini sohbetleri izliyorum.

Sırayla kanalları geziyorum.

İlk açtığım kanalda uzun sakallı,

dazlak kafalı bir âdem konuşuyor.

Geçiyorum bir üst kanala.

Orada da, dazlak kafalı, ense tarafı kıvrımlı, 

bıyıklı ve fakat matruş bir başka âdem.

Bir üst kanal;

Kravatlı, bıyıksız ve saçları 

iki numara makine ile tıraşlanmış bir âdem.

Ve bir başka kanal;

Oldukça uzun saçlarıyla ense tarafı

görünmeyen bıyıklı bir âdem.

Siretleri (içleri) değil; suretleri

ve natıkaları izliyorum

Doğrusu gerek nasiyeleri ile 

gerek konuşma tarzları ile 

bendenizin içini okşayacak suretleri arıyorum.

Buldum mu, bilmiyorum.

Ama bir şey biliyorum.

O da şu:

İslâm Peygamberi Hz. Muhammed (a.s.),

bir yere elçi ve tebliğci gönderirken

onlarda bazı özellikler ararmış.

Meselâ; tebliğcinin yakışıklı; hatta adının bile

güzel olmasını tercih edermiş.

Meselâ; dil bilmesini, kültürlü olmasını 

ve güzel konuşmasını istermiş.

Meselâ; tebliğcinin vakıf, vâkıf 

ve âşık adam olmasını istermiş.

Meselâ; sert, haşin, abus yüzlü, rijit 

ve itici tipleri tebliğci olarak görevlendirmezmiş.

Can Peygamberim ne güzel kıstaslar koymuş değil mi?

Aynı dili konuşsa bile, hitap ettiği kişi 

ve toplumu rencide eden, 

Muhataplarının başına balyoz vururcasına 

bağırıp çağıran bir tebliğci ve eitimci

ne kadar etkileyici olabilir ki?

Ne dersiniz?