MAHREMLERİMİZ VAR MI? GEREKLİ Mİ??

Şerif Simavi simavi48@gmail.com

Dost ve arkadaşlarımız arasından
özenle seçtiklerimizdir “mahrem”lerimiz.
Sayıları ya ikidir, ya üçtür. Dilerseniz,
şöyle bir örnekle açıklayalım onları.
Bir nehir kenarında dolaştığımızı düşünelim.
Bu gezi esnasında, nehrin yatağından topladığımız,
sonra da tek tek nehre bıraktığımız,
ancak kıyıp da atamadığımız ve
bir cam fanusa koyduğumuz bir kısım
güzel taşlar gibidir o mahrem dostlarımız.
Onlar her zaman bizim yakınımızdadırlar.
Acılarımızın, feryatlarımızın, hüznümüzün
arttığı zamanlarda, sevinçlerimizin paylaşılması
gerektiği anlarda hep onlarla birlikte oluruz.
Her şeyimizi paylaşırız onlarla.
Her ne kadar şair:
"Âlâmını kalbinde tutup kimseye açma/
Zira elemin zikri de başka elemdir", demişse de,
biz yine de dertlerimizi onlarla paylaşmaktan mutluluk duyarız. Evet, şair bu dizelerinde der ki:
“Dertlerini kimseye açma, çünkü acıların
anlatımı dahi ayrı bir gam getirir.”
Söz mahrem dostlardan açılmışken,
Halil Cibran’ın şu sözlerini de hatırlayalım:
“Dostunuz ne içindir ki, onu zaman öldürmek için arayasınız?
Onu hep yaşanası zamanlarda arayınız.
Çünkü o, sizin ihtiyacınızı karşılamak için vardır;
boşluğunuzu doldurmak için değil.”
Dostlarımızı, mahremlerimizi ve özellikle de
Gerçek Dostu sevelim.
Yaman Dede’nin şu güzel sözünü
hayatımızın bir düsturu haline getirmeye ne dersiniz:
“Seviyorsanız, biliniz ki, seviliyorsunuzdur.
Allah’ı seviyorsanız O’nun da sizi sevdiğinden
asla şüphe etmeyiniz.”