O, 40 YIL SAHURSUZ VE İFTARSIZ ORUÇ TUTTU.

Şerif Simavi simavi48@gmail.com

O,1887’de Kayseri’nin Talas’ında Rum bir ailenin

çocuğu olarak dünyaya geldi. Adına Diyamandi koydular.

İlk, orta ve lise tahsilini Kastamonu’da tamamladı.

13 yaşındayken okuduğu Arapça ve Farsça derslerindeki

manzumeler onun dikkatini İslam’a çekti.

Ve daha lise talebesiyken dini ilimleri öğrendi.

Öğrendi öğrenmesine de, o, çevresi, arkadaş

ve aile çevresinde halen Hristiyan olarak tanınmaktaydı.

Liseyi birincilikle bitiren Diyamandi, İstanbul’da Hukuk 

Fakültesi öğrencisi oldu. Ama bir yandan da

İslami ilimleri öğrenmek için özel dersler aldı.

Kendi ifadesine göre, hidayeti bulmuştu,

ama bunu lisana dökememişti.

Gizli Müslüman olarak yaşamaya başlamıştı. 

Bir yandan devlet kademesinde görevine devam etti,

diğer yandan da şiir ve edebiyat çalışmalarını sürdürdü.

Bir ara Ankara Radyosunda sohbet programları yaptı.

1942 yılından itibaren, azınlıklara mensup

kız ve erkek liselerinde Türk Edebiyatını okuttu.

Ve yeni bir meslek olarak avukatlık yapmaya başladı. 

O hala gizli bir Müslümandı.

Namazını en kuytu semtlerin 

küçük mescitlerinde kılmaktaydı.

Ramazanlarda gizli oruçlar tutmaktaydı.

O bunu şöyle dillendiriyordu:

“Tam kırk yıl, bazen sahursuz 

bazen iftarsız oruçlar tuttum,

ama ailem bunu hiç bilmedi!..” 

Ve o, 15 Şubat 1942 de ismini değiştirdi;

Diyamandi, Mehmet Abdülkadir KEÇEOĞLU adını aldı. 

Aldı almasına da bu sefer ailesinde bir sancı başladı.

Soğuk bir kış gecesinde, Müslüman olduğunu

karısı ve kızına açıkladı, ama o,

şiddetli bir itiraz ve feryatla karşılaştı.

İş uzadı, devreye giren Patrikhane,

ya Hıristiyanlığa dönmesini

ya da karısından boşanması fetvasını verdi.

Ve Yaman Dede, dizlerine kadar çıkan 

karlı bir Şubat gecesinde,

“ Aşk, ıstırapsız olmaz. 

Size acı vermeye hakkım yok,”

Diyerek, evini, kızına ve karısına bırakarak

Üsküdar iskelesinde sabahladı.

Sabahleyin vapura binip yazıhanesine

geldi ve burada kaldı.

O, Azınlık okulları yanı sıra

İstanbul İmam Hatip Okulunda

ve Yüksek İslam Enstitüsünde de

Farsça derslerini okuttu.

Günümüzde ün yapmış ilahiyatçılarımızın 

bir çoğunun öğretmeni oldu.

Tablolaştırılan şu güzel söz ona aittir:

"HER DERDİN DEVASI VARDIR, ANCAK

DERTSİZLİĞİN DEVASI YOKTUR."

Şu mübarek ramazan gününde 

güftesi ona ait olan bir ilahi dinleyelim mi?

lingi tıklayalım mı lütfen??