O BABANIN BİR REYHANI VARDI
Evet, o Reyhan (Çiçek) M.S 609 yılında Mekke’de dünyaya gelmişti. O babanın, aile bireyleri arasında en çok sevdiği çiçekti o. Onu ayakta karşılar ve ona kızım demez; “Ümmü Ebiha” ( babasının annesi) diye hitap ederdi. Dostlarına da derdi ki: “ O benim yüreğimin parçasıdır. Onu hoşnut eden, beni hoşnut etmiş, onu üzen de beni üzmüş olur.”
O Reyhan, serpilip, genç bir kız haline geldiğinde onun birçok talipleri oldu, ama Baba, onu isteyenlere hep olumsuz cevap vermişti. Nihayet bir gün, o babanın sevdiği 21 veya 22 yaşlarındaki bir delikanlıya yakın bir dostu, babadan kızını istemesini söyledi. Delikanlı, bundan cesaret alarak babanın huzuruna çıktı, selam verip arzusunu dile getirdi. Babanın cevabi ise : “Hoş, safa geldin” şeklinde oldu ve kısa bir sohbetten sonra delikanlı, babanın huzurundan ayrıldı.
Bilesin ki Talebin Kabul Edilmiştir
Damat adayı, dostuna döndü, kız babasıyla olan görüşmeyi anlattı. Dostu da ona dedi ki:
-Talebinin kabul edildiğini bilesin; en kısa zamanda tekrar git ve düğünün ne zaman yapılacağını sor.
Müstakbel damat adayı kendi kendine: “İkinci defa gitmek, birinci gidişimden daha zor olsa gerek,” diye mırıldandı ama yine de gitti ve mahcubiyetle düğünün ne zaman olacağını sordu o Baba’ya. Sorusuna hiç tahmin etmediği bir cümle ile cevabını aldı: “ İnşaallah bu akşam.” Ama sonra da, “Mehir olarak verebileceğin neyin var?” sorusuyla karşılaştı. Damat bey de, bir atının ve bir zırhının olduğunu söyledi. Kız babası, damadın ata ihtiyacı olduğunu söylese de damat, zırhını ve bazı eşyalarını satarak 400 dirhem gümüşü kız babasına teslim etti.
Dualarla, âminlerle nikah kıyıldı ve güzel bir yuva kuruldu. Cenabı Hak, 8 yıl kadar süren bu izdivaçtan, o Baba’ya iki torun bahşetti. Ve o baba, namazlarda bile torunlarıyla ilgilenen mutlu bir dede oldu.
O Baba Kimdi?
O Baba, Allah’ın en sevgili kulu ve son Peygamberi Hz. Muhammet (s.a.s) idi. Onun Reyhanı da Hz. Fatıma (r.a) idi. Torunların adı da Hasan ve Hüseyin’di.
O reyhan, babasının ebedi âleme göçmesinden beş buçuk ay sonra, bu fani dünyaya veda edip babasının diyarına göçtü. Damadımız ise Hz. Ali (k.v) idi
O Babanın Başka Çiçekleri de Vardı
Evet, O’nun bir Kasım’ı vardı ama Kasım, daha 2 yaşındayken vefat etti.
Bir Abdulah’ı vardı. O da 3 aylık iken vefat etti,
Bir İbrahim’i vardı. O da bir buçuk yaşında ebedi âleme göçtü
Zeyneb’i 30 yaşında, Rukiyye’si 22 yaşında, Ümmü Gülsüm’ü 25 yaşında ve Fatıma’sı da 27 yaşında rahmeti Rahman’a kavuştular.
Şefkat Ve Merhametin Eseri
O Baba’nın, nur topu gibi küçücük İbrahim’ini yıkayıp defnederken de gözleri yaşlıydı. Sahabeden olan Hz. Abdurraman: “Ya Resulallah! Ağladığınızı görüyorum; oysa bunu Müslümanlara yasaklamıştınız. Sizin bu halinizi görürlerse onlar da ağlarlar,” dedi. Dedi ama, Allah Resulü’nden de şu Cevabı aldı:
“ Abdurrahman! Bu ağlamam, merhametimin, şefkatimin eseridir ve irade dışıdır. Merhamet etmeyene merhamet edilmez. Biz, insanların feryat ederek ağlamalarını ve ölenin layık olmadığı sıfatları söyleyerek yas tutulmasını yasaklıyoruz..”
Velhasıl
O Baba’nın sol yanı acılıydı; mukaddes görevinin ağırlığı yanında bir de evlatlarının acısını taşıyor ve yaşıyordu. O’nun nur saçan yüzündeki siyah gözleri, bir de evlatları için işte böyle gözyaşı döküyordu.
Yüce Rabbimiz, Mü’minler için vadettiği cennetinde bizleri de, onunla ve ehli beyti ile komşu eylesin. Allah, O’nun taşıdığı ağır yükleri bizlere yüklemesin.
O yüce Peygambere salat ve selâm olsun.