ONUN KAPISININ KÖPEKLERİ
ONUN KAPISININ KÖPEKLERİ
Anlatırlar:
Neyzen Tevfik ve Mehmet Akif samimi dostlarmış.
Bir gün güftesi Âkif’e ait olan bir eseri
ney ile icra ediyormuş Neyzen.
Âkif duygulanmış ve ağlamaya başlamış.
Onun bu halini gören rind Neyzen,
Sevgili dostuna dönmüş:
- Dostum, demiş. O’nun için niye ağlarsın?
O’nun bizim gözyaşlarımıza ihtiyacı mı var ki?
Ağlayacaksan sen bana ağla.
Ağlanacak olan benim, ben…"
Ancak Âkif’in, bu sözleri
biraz yadırgadığını gören Neyzen,
derin bir “ahhh” çekip devam etmiş:
“Bizler, ONUN kapısının köpekleriyiz.
Bazen sahibimize böyle hırlarız.”
Her daim O’na muhtaç olmamıza rağmen
bazılarımızın, zaman zaman O’na hırlamasını,
O’na nankörlük etmesini yadırgarız değil mi?
Oysa Yaratan da, Neyzen kulunu onaylıyor
ve buyuruyor ki:
“İnsan Rabbine karşı son derece nankördür.
Kendisi de buna tanıktır.” (Kur’an,100/6,7)
Hamurumuzda böyle bir mayanın
bulunmasının hikmeti nedir acaba?
Anlamakta zorlanıyorum doğrusu.
Çok sevimli, çok masum, kötülük nedir bilmeyen
bir yavrudan, ir katil, bir sahtekâr, bir vampir üreten
bizleri de anlamakta zorlanıyorum.
Dua ve tövbelerimizi yoğunlaştıralım mı?
Yaradan’ın sarayının kapısında barınırken,
hırlamalarımız ve nankörlüklerimiz olmuş ise
af ettirelim mi kendimizi?
Hatalarımızı sildirelim mi?
NE DERSİNİZ?