PSİKOPATLARIN CEZASI NE OLMALI?
Dün hezeyancı bir sahte peygamberden söz etmiştim.
Şimdi de onlardan bir başka örnek paylaşmak istiyorum.
Cenabı Peygamber’in huzuruna çıkan herkes,
din ve vicdan hürriyeti içinde, hareketlerinde serbestti.
Hz. Peygamber, Dış ilişkilerde “Elçiye zeval yoktur” ilkesini
temel prensip olarak benimseyen bir Peygamber idi.
Ama Onun (s.a.s) elçisine yapılan şu muamelenin
ne denli dehşet verici olduğunu düşünelim lütfen.
İşte yine sahte bir peygamber;
adı, Müseylemetü’l- Kezzap.
Sadizmin, vahşet ve zulmün, despotizmin
temsilcisi olan bu hastalıklı ruh,
tam anlamıyla KEZZAP gibi bir adamdı.
İnsanların zihinlerini ve bedenlerini imha ediyordu.
Hz. peygamber ona Nesibe Hatun’un oğlu
Habib ile bir mektup gönderdi.
Kezzap, mektubu aldı, okudu ve sonra da
Habib ile aralarında şu konuşma geçti:
-Bu mektubu bana kim gönderdi?
-Beni sana gönderen Allah’ın Resûlü.
-Peki, benim de Allah Resûlü olduğumu bilmiyor musun?
-Ne dediğini duymuyorum.
-Nasıl duymazsın? Biraz önceki soruma cevap vermedin mi?
Tekrar soruyorum: Muhammed Allah’ın elçisi midir?
-Evet, ben şahadet ederim ki, Muhammed Allah’ın elçisidir.
-Peki, ben Allah’ın elçisi değil miyim?
Habib, bu soruya da aynı cevabı verir:
-Seni duymuyorum…”””
Yirmi, yirmi beş yaşlarındaki bu genç
ve yakışıklı delikanlının cevapları
çılgına çevirir sahte peygamberi.
Her “duymuyorum” cevabını aldığında
bu yiğit sahabenin önce ellerini, sonra kollarını
ve daha sonra da kulaklarını kestirip gözlerini oydurtan
bu zalim ve psikopat adamın cezası ne olsa gerek dersiniz?