PUTLAR VE BABALARI
Bu günlerde, Sevgili Peygamberimizin
Mevlidini (doğumunu) kutluyoruz.
Hani; “ben de, sizin gibi Allah’ın KULUYUM
ve sonra elçisiyim,” diyen Peygamberin.
Hani, Mekke’yi kansız bir şekilde fethedince
ilk önce Kâbe’deki putları ve putların
babalarını kırdıran Peygamberin.
Hani, Müslüman olmak için gelen
ve putlarının kırılmasını istemeyen
Taif halkına biraz da ironik olarak
şöyle cevaplayan bir peygamberin
doğuşunu kutluyoruz bu günlerde:
“Onu size kırdırmayacağım;
onu kıracak olanları, ben buradan
(Medine’den) göndereceğim.
Şayet put, gerçekten bir kudret
ve kuvvet sahibi ise, kendisine zarar
vereni hemen cezalandırmalıdır(!)…”
Evet, evet; biz bu günlerde
hem Müslüman olmak isteyen
hem de putlarını terk edemeyenlere
böyle cevap veren Peygamberi
yoğun bir şekilde anıyoruz.
O peygamber, Allah’tan başka,
kendisinden bile medet
beklenilmemesini istiyordu.
Ne gariptir ki, böyle bir Peygambere
inanmış olan bizlerin çevresi
BABALAR ile dolmuş gibi değil mi?
Hem yeraltında yatan babalar var,
hem de yerüstünde yaşayanları.
Yeraltındakiler saymakla bitmez ki.
Tıpkı Helvacı Baba, Uyku Dede,
Kokulu Baba, Zabıta Baba, Oruç Baba gibi.
Varın yerüstündeki babaları
ve dedeleri de siz sayıp dökün.
Bu “Kutlu Doğum” vesilesiyle
tüm babaları ve putları yok eden
Yüce Peygamberi düşünelim;
bir de, yeraltı ve yerüstündeki
babalardan, türbelerden
medet bekleyen Müselmanları.
Süslümanlar ise bir başka konu.
Ne dersiniz?