İsmailağa Cemaati, Marifet Derneğinden iktidara ağır eleştiri geldi
İslami Ehlisünnet cemaatler Kaygı verici hale gelen Hükümet politikalarına isyan etti
20 Eylül 2014 - 17:14
İsmailağa Cemaati'ne bağlı Marifet Derneği'nin yayınladığı Marifet Dergisi'nin Eylül sayısında hükümeti yerden yere vuran bir kapak yazısı yayınlandı.
Hükümetin "Yeni Türkiye" parolasının eleştirildiği dergi, "Yeni Türkiye Kimin Türkiye'si" kapağıyla çıktı.
Derginin başyazısını yazan Marifet Dernekler Federasyonu Başkanı Muhammed Keskin sert bir şekilde hükümeti eleştirerek, "Şiilik ve Vehhabilik" tehlikesine dikkat çekti.

Marifet Derneği, İsmailağa Cemaati içinde Cübbeli Ahmet Hoca'ya yakınlığıyla bilinen isimlerin kurduğu dernek olarak biliniyor.
ELİNDE DEVLET İMKANI BULUNDURAN...
Hükümete ağır sözlerle yüklenilen başyazıda "Elinde devlet imkanlarını bulunduran bazı makam sahiplerinin Ehl-i Sünnet itikadının tarihi düşmanı olan Şii ve Vehhabi uzantılarına büyük imkan tanımaları, Anadolu'nun asli unsurları olan Ehl-i Sünnet Müslümanlarına ise üvey evlat muamelesi yapmalarıdır." ifadeleri kullanıldı.
İSLAM ALİMİ SÜSÜ VERİLMİŞ ZEVAT
Mustafa İslamoğlu ve Yeni Şafak gazetesi yazarı Hayreddin Karaman'a"İslam alimi süsü verilmiş bazı zevat" diye hitap edilen yazıda, bakanlara da yüklenildi.
"KUR'AN SURELERİNİN İSİMLERİNİ ALAYA ALAN"
Yazıda AB Eski Bakanı Egemen Bağış ve İçişleri Bakanı Efkan Ala'ya da sert eleştiriler yöneltildi.
Egemen Bağış için, "Kur'an surelerinin isimlerini alaya alan" ifadeleri kullanılırken, Efkan Ala için de "En rezil bir ifadeyle Kainatın Efendisine gurur-kibir isnad eden idareci" denildi.
YENİ TÜRKİYE KİMİN TÜRKİYE'Sİ
Hükümetin sıklıkla kullandığı, "Türkiye sadece Türklerin değildir"söylemin de eleştirildiği yazıda şöyle devam edildi:
"İngiltere İngilizlerin, Almanya Almanların, Fransa Fransızların, İtalya İtalyanların da Türkiye kimin? Bayraklar indikten sonra sıra ülkemizin isminin değişmesine mi gelecek?" denilen yazıda, "Yeni Türkiye'nin kimin Türkiyesi olacağı hususunda ciddi endişeler taşımaktayız"

"YALANCI BUNLAR"
Cübbeli Ahmet Ünlü Hoca'ya yakınlığıyla bilinen Marifet Derneği uzun süredir hükümete mesafeli duruyordu. Yeni Şafak gazetesi, Marifet Derneğinin düzenlediği birçok gezi ve organizasyonu "provokasyon" olarak nitelendirmiş ve eleştirmişti.
Yeni Şafak Marifet Derneği'nin organizasyonlarına karşı sık sık İsmailağa Cemaati'nin lideri olan Mahmut Ustaosmanoğlu'nu yaptığı haberlerle uyarmış ve "oyuna gelme" demişti.
Ancak Mahmut Ustaosmanoğlu Hocaefendi Yeni Şafak'a sert tepki göstererek “Millet, cemaate diyemiyor mu? Bunlar yalancıdır, yalancı Albayrak’ın adamları. Fitnelerden sakınalım.” demişti.
OKUMAK İSTEYENLER İÇİN MARİFET DERGİSİ
http://www.marifetdergi.com/zilkade24/24/index.html

Marifet 24. sayısında, ülke olarak içinden geçtiğimiz dönemin hassasiyetlerini ve kapıdaki tehlikeleri kapağına taşıdı.
Marifet Dernekler Federasyonu Başkanı Muhammed Keskin’in kaleme aldığı başyazıda; Şiilik ve Vehhabilik tehlikesine dikkat çekti. Bunun yanı sıra kavmiyetçiliğin (ırkçılığın) İslam’da asla yeri olmadığını fakat bunun ecdadımızı sevmeyeceğimiz, onların İslam’a olan hizmetleriyle övünmeyeceğimiz anlamına gelmediğine değindi. Keskin, yazısına şöyle devam etti;
Biz ecdadımızı Türk oldukları için değil İslam’a ve Müslümanlara hizmet ettikleri için sevmekteyiz. Bu yüzden kimse bizi ırkçılıkla itham edemez, etmeye hakkı da yoktur.
Fakat günümüzde esef ve endişe ile müşahede etmekteyiz ki; bazı kimseler ihtiyaç duyduklarında Selçuklu ve Osmanlı isimlerini kullanmakta, onların torunları olduklarını iddia etmekte bununla birlikte ecdadın tarih boyunca İslam’ın sahih inancını korumak adına mücadele ettikleri sapık fırkalarla hemdem olmakta bir beis görmemektedirler.
Daha da kötüsü; elinde devlet imkanlarını bulunduran bazı makam sahiplerinin Ehl-i Sünnet itikadının tarihi düşmanı olan Şii ve Vehhabî uzantılarına büyük imkan tanımaları, Anadolu’nun aslî unsurları olan Ehl-i Sünnet Müslümanlarına ise üvey evlat muamelesi yapmalarıdır.
Müslümana hayat hakkı tanımayan katı laiklerden kurtulalım derken ithal sapık fikirlerin istilasına maruz kalma tehlikesi bizleri derin endişelere sevketmektedir.
Devasa projelere ecdadın isimlerinin verilip onlara her türlü hakareti maharet sayan akımların vatanımızda cirit atmalarına göz yumulmasını tezat olarak kabul etmekteyiz.
Her sene İran devrimini kutlamaya gidenlerin bakan yapılması, selefi-vehhabi olanların belediye başkanı yapılması, şiiliği Ehl-i Beyt Mezhebi yalanıyla memleketimize sokmaya çalışanların uzantılarının kutlu sahabi Ebû Eyyûb el-Ensarî’nin (Radıyallahu Anh) başına belediye başkanı vasfıyla dikilmesi bu vatanın evlatları olarak ağırımıza gitmektedir.
Mustafa İslamoğlu ve Hayreddin Karaman gibi İslam alimi süsü verilmiş bazı zevat Ehl-i Sünnet itikadının altını oyarken onlarla aynı ağzı kullanan ve Sakal-ı Şerife (hâşâ) kıllar diyen, Kur’an surelerinin isimlerini alaya alan ve en rezil bir ifadeyle kainatın Efendisine (Sallallahu Aleyhi veSellem) gurur-kibir isnad eden idarecilerin ortaya çıkması ve daha yüksek makam sahipleri tarafından himaye edilmeleri de samimi Müslümanları
kahretmektedir.

Özellikle geçen yüzyılın ilk yarısında vaki olan ağır baskı ve zulüm devresinde İslam’ın taşıyıcı ayakları olan ve bugün halkın şuurunu nakış nakış işleyen tarikat ve cemaatlerin çeşitli bahanelerle dışlanması, baskıya ve ötekileştirmeye maruz bırakılıp emeklerinin yok sayılması ya da o buhranlı zamanlar atlatıldıktan sonra sadece işin siyasi tarafında boy
gösterenlerce sahiplenilmesi vahim bir kadirbilmezlik olarak karşımıza çıkmaktadır.
Adalet ve demokrasi denilerek ecnebi vakıflarının mülkleri iade edilirken (ki Müslüman olsun ecnebi olsun elbette hak, sahibine verilmeli dir)
Müslümanların bahusus Efendi Hazretlerinin ihvanının küpelerini, bileziklerini ve cüzdanlarını infak etmek suretiyle cami ve medrese olsun diye inşa ettikleri külliyelerinin hiçbir mazeret olmaksızın (ama kasıtlı ama ihmal yoluyla) hala iade edilmemesi mülkün temeli olan adalet hususunda
soru işaretleri akla getirmektedir.
Ayrıca çeşitli münasebetlerle; “Türkiye, sadece Türklerin değildir.” söyleminin dillendiriliyor olması, tarihinde hiç ırkçılık yapmadan Allah yolunda, i’la-i kelimetillah için (Allah’ın dinini yüceltmek için) at sırtından inmeden cihad eden, Sultan Alparslan ile başlayarak Anadolu’yu, Osmanoğulları ile Kostantiniyye ve Avrupa’yı fetheden, “Seyfullah’il-Meslûl”
Allah’ın kafirler üzerine sıyrılmış kılıcı olan, Kainatın Efendisinin “Ne güzel kumandan” ve “Ne güzel asker” buyurarak medh-u sena et tiği mübareklerin nesli olan bu necib millete en hafif tabiriyle saygısızlık ve vefasızlıktır.
Hal böyle olunca; bir kimse şöyle bir soru sorsa ne cevap verilebilir? İngiltere İngilizlerin, Almanya Almanların, Fransa Fransızların, İtalya İtalyanların da Türkiye kimin? Bayraklar indikten sonra sıra ülkemizin isminin değişmesine mi gelecek?
Acaba bütün Müslümanlar tarafından İslam ümmetini yeniden toparlayabilecek tek millet olarak görülen bu milletin Türklüğünün de sulandırılarak
Müslümanların bir daha asla toparlanamaz hale gelmesi mi kastedilmektedir?
Hülasa; dinî ve millî hassasiyetlerin zayıfladığı ve zayıflatılmaya çalışıldığı şu ortamda Yeni Türkiye’nin kimin Türkiye’si olacağı hususunda ciddi endişeler taşımaktayız.
Sultanımız Efendi Hazretlerinin hatm-i şeriflerde yaptığı şu dua ile bitirelim:
Ya Rabbi! Ümmet-i Muhammed’in kalplerini Kur’an’a çevir. Ümmet- i Muhammedi Rasûlüllah (Sallallahu Aleyhi ve Sellem)’in sünnet-i seniyye merkezinde cem eyle...Âmîn...
Muhammed KESKİN
Alıntı: http://www.marifetdernegi.org/id/32092/haberler.html







YORUMLAR