Türkçe İbadet ve Türkçe Ezan Meselesi

İslam evrensel bir dindir, Bütün insanlar ibadet ederken aynı dili kullanmak zorundadır, Bölünüp parçalanmak İslamın kesinlikle kabul etmediği bir farzdır. Söz konusu kavmiyetçi talepleri dile getirenlerin ibadet-cemaat ehli olmadıklarını dikkate alırsak meseleyi anlamış oluruz. BU KONUDA Diyanet İşleri Başkanlığı, Kur’an mealinin Kur’an gibi tilâvet edilmesi, Türkçe ezan ve ibadet konularında açıklama yaptı.

Türkçe İbadet ve Türkçe Ezan Meselesi
24 Aralık 2020 - 12:23 - Güncelleme: 24 Aralık 2020 - 13:20

Başkanlıktan yapılan açıklamada şu ifadelere yer verildi:

Son günlerde kamuoyunda ezanın Türkçe okunması, Kur’an mealinin Kur’an gibi tilâvet edilmesi ve bu bağlamda Türkçe ibadet konularının tartışıldığı müşahede edilmekte ve başkanlığımıza konuyla ilgili çokça soru ulaşmaktadır. Bunun üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılması gereği doğmuştur.

Yüce kitabımız Kur'an-ı Kerim, Arapça olarak indirilmiştir. (Yusuf, 12/2; Zuhruf, 43/3). Kur'an-ı Kerim, hem lafzı hem manası ile Kur'an'dır. İndirildiği lafızların dışında, Arapça bile olsa, başka sözlerle ifade edilen mana Cenab-ı Hakk’ın kelâmı değil, mütercimin ondan anladığı manadır. Bu itibarla bu lafızlardan anlaşılan ve başka lafızlarla ifade edilen mana Kur’an değildir. Kur’an lafzı ve manasıyla mucizedir. Kur’an’ın Arapça olduğunu ifade eden ayetlerden, sadece mananın değil, lafızlarının da Kur’an kavramının içeriğine dâhil olduğu açık ve kesin bir şekilde anlaşılmaktadır. Kur’an’ın tercümesine Kur’an denilemeyeceği ve tercümesinin Kur’an hükmünde olmadığı konusunda İslâm âlimleri görüş birliği içindedir. Yüce Rabbimizin öğütleri ve buyruklarını öğrenmek maksadıyla, Kur'an-ı Kerim'in meal ve tefsirlerini okumak gerekli olmakla birlikte okunan bu tercümelerin Kur’an olarak isimlendirilmesi caiz olmadığı gibi mealin Kur’an yerine okunması da doğru değildir. İbadet olarak okunduğunda Kur’an aslî lafızlarıyla okunmalıdır. Kur’an’ın meal, tercüme ve tefsirlerini okumanın hükmü başka, bu tercümeleri Kur’an yerine koymanın ve Kur’an hükmünde tutmanın hükmü ise bambaşkadır.

Namaz ibadetinde Kur’an’ın asli haliyle okunması ile kişinin kendi dilinde dua edebilmesi birbiriyle karıştırılmamalıdır. Çünkü namaz farz olan ve sahih olarak yerine getirdiğimizden emin olmamız gereken bir ibadettir. Bu nedenle namazın rüknü olan Kur’an kıraati ancak orijinal lafızlarıyla okunduğunda bu farz yerine getirilmiş olur. Namazda Kur’an kıraati icmâ ile farz olduğu ve meallerin hiç birine yine icmâen Kur’an denilemeyeceği için namazda Kur’an meali ile kıraatte bulunulması İslâm ümmetinin ittifakıyla meşru görülmemiştir. Nitekim 9 Ramazan 1324/23 Mart 1926 tarih ve 743 numaralı Müşavere Hey’eti ve Din İşleri Yüksek Kurulumuzun 04.12.1997 tarih ve 103 sayılı kararında da bu husus açıkça ifade edilmiştir.

Sözleri bizzat Hz. Peygamber’in (s.a.s.) sünneti ile sabit olan ezan İslâm dininin şiarı ve Müslüman varlığının/kimliğinin bir göstergesidir. İslâm inancının temel esaslarını içeren ve İslâm toplumunun ortak değeri olan ezan, aynı zamanda, İslâm birliğinin ve tevhîdin sembolüdür.

Mâna ve muhtevası bakımından ezan hem namaz hem de İslâm için bir çağrıdır. Yani ezan vasıtasıyla insanlar bir taraftan namaza çağrılırken diğer taraftan Allah’ın varlığı, birliği, Hz. Muhammed’in (s.a.s.) O’nun elçisi olduğu ve asıl kurtuluşun (felâh) âhiret mutluluğunda bulunduğu gerçeğini dile getirmektedir.

Ezanın aslî halinin dışında herhangi bir dil ile okunacak çağrının, İslâm âlimleri ve dünya Müslümanları nezdinde ezan olarak itibarının olmadığı muhakkaktır. Nitekim İslâm alimleri Arapça dışında okunacak bir çağrının ezan olarak nitelenemeyeceğini, örneğin Farsça olarak okunacak sözlerin ezan olarak sahih olmadığını belirtmişlerdir. (İbn Abidin, Reddü’l-muhtâr, I, 383.) 

Ezanın özgün şekliyle okunması gerektiği konusunda 15 asırlık bir gelenek ve ittifak söz konusudur. Ezan, İslâm’ın şiarı ve namaza davet olduğundan değişik dilleri konuşan Müslümanların hepsine bu davetin ulaştırılması, ancak yine hepsinin ortak bilincine hitap etmekle olur ki, bu da ezanın bilinen asli lafızlarıyla yani Arapça olarak okunmasıyla gerçekleşir (İbn Abidin, Reddü’l-muhtar, I, 383). Bu itibarla ezanın asli şekli dışında başka bir dille okunması caiz değildir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.

ADMİNDEN DİPNOT:

Ülkemizde 1924 yılından beri Buldukları her fırsatta "Türkçe Meal ile ibadet, Türkçe ezan" konusunda talepler oluyor.

Bu talepleri cami cemaati ve Mütedeyyin insanlar değil de Arap düşmanlığından yola çıkan, Üstelik görüldüğü üzere ibadet diye bir derdi olmayanlar böyle taleplerde bulunması çok manidardır.

Bunlar ne söylediğimi bilmediğim bir lisan ile Allah'a duada bulunmak bana saçma geliyor, diyorlar.

Halbuki Müslümanlar kuranı kerimin manasını öğrenmeye gayret etmekle yükümlüdürler.

Ve ibadetlerde okudukları ayetlerin ve duaların mealini+Tefsiri bilmek ibadet esnasında o manayı düşünmek zorundadır (Günümüzde bu gerçek çok ihmal edilmektedir)

Ayrıca İslam bir kavme gönderilmiş din değildir, İslam Kuranı kerim bütün insanlığa gönderilmiş evrensel dindir. 

İslamın esas amaçlarından biri de Bütün insanlığı kardeş yapmak iddiasındadır.

Bu nedenle Müslümanlar Ortak bir dil olan  Arapça ile İbadet yapmak zorundadır.

Mesela; İstanbulda yaşıyoruz, Ortodoks Hristiyanların günümüzde Doğu Ortodoks Kilisesi'ni oluşturan başlıca İstanbul Rum, İskenderiye, Antakya, Kudüs Patrikhaneleri ve Rusya Ortodoks Kilisesi, Sırbistan Ortodoks Kilisesi, Romanya Ortodoks Kilisesi, Bulgaristan Ortodoks Kilisesi, Gürcistan Ortodoks Kilisesi, Kıbrıs Ortodoks Kilisesi, Polonya Ortodoks Kilisesi, Arnavutluk Ortodoks Kilisesi, Çek ve Slovak Ortodoks Kilisesi, Ukrayna Ortodoks Kilisesi. Bununla birlikte Suriye, Kıpti ve Habeşistan kiliseleri gibi bazı Asya ve Afrika kiliseleri de Doğu Ortodoks Kilisesi sınıflamasına dahil edilebilirler.

Bütün bu Ortodoks kiliseler İncilin orjinali olan Aramice değil de kendi yerel dillerinine çevrilmiş meallerle ibadet ederler. Bir dilin başka bir dile tercümesinde birebir çevirme yapabilmek mümkün değildir. her milletin kelime haznesi aynı değil ve Dünyanın en zengin dili Arapçadır, İngilizce Arapçanın 3/1 seviyesindedir.

Bu Dinde etnik milliyetçilik yapan Ortodokslar birbirlerinin ayinlerine katılmazlar, Kiliselerini ayrı tutarlar. 

Bu örnekte görüldüğü gibi Bizde islam inancını mikro milliyetçiliğe Kavmiyetçiliğe devşirirsek bu Ortodoksların durumuna düşeriz, Parça parça oluruz.

En yüksek sesle bu talepte bulunanlar bilerek yada bilmeyerek bu emperyalist projeye ve Dinler arası diyaloğa hizmet etmektedirlerler.. 

Müslüman bu gaflete asla düşmemeli, kalın selametle

Abdullah Gözaydın

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • FULBRİNGHT ANLAŞMASI NEDİR
    3 hafta önce

    27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyonun giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı. ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik.

    27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı. Milli eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştır. Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında!

    Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. ”Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi. ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi. Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı.

    Öğretilmiş Çaresizlik

    27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: 27 Aralık 1949 yılında Türkiye ve ABD hükümetleri arasında eğitim komisyonu kurulması hakkında bir anlaşma imzalandı.

    Milli eğitim sistemini altüst eden, eğitimi ABD kültürünün hizmetine sunan bu anlaşma, dönemin Cumhurbaşkanı İsmet İnönü tarafından imzalanmıştır. Üstelik 152,5 Milyon dolarlık Marshall yardımı karşılığında!

    Bilindiği gibi, 1947-49 yıllarında Sovyet tehdidine karşı Türkiye’yi bölgede kullanmanın ilk adımı olan Truman doktrini ve Marshall planı çerçevesinde Türkiye’ye yaklaşık 152,5 Milyon dolar yardım yapıldı. Bunun 147,5 Milyon dolarlık bölümü hava, kara ve deniz kuvvetlerinin modernizasyonu için kullanılırken, 5 Milyon dolar kadarı yol yapım çalışmaları için ayrıldı. ”Ne var ki bu yardım adı altında verilen paralar ağır anlaşmaları da beraberinde getirdi. ABD, bizden en mühim kurumlarımızdan biri olan “eğitimi” istedi.

    Çünkü Amerikan kültürünün aşılanması, zihinlerin köleleştirilmesi, uyuşturulması ve toplumda ciddi bir bilinç kaymasının yaşanması için eğitim bulunmaz bir fırsattı.

    Öğretilmiş Çaresizlik

    27 Aralık 1949’da imzalanan bu anlaşma, ABD’nin eğitime önce ortak edilmesini, sonra da belirleyici olmasını sağlayacak bir anlaşmaydı. Anlaşmanın 1. Maddesine göre: Türkiye’de bir Birleşik Devletler Eğitim Komisyonu kuruluyordu. Komisyonun giderleri Türkiye’nin ABD’ye olan borcundan karşılanacaktı. ABD vatandaşlarınca yapılacak öğretim ve araştırma giderlerini de biz ödeyecektik. Aynı ödeme durumu ABD’de eğitim görecek Türk öğrencileri de kapsamaktaydı. ABD, bize ödediği para ile kendi personelinin masraflarını karşılamanın yolunu da böylece bulmuş oluyordu. Ne yazık ki ABD bu yöntemi sadece eğitim alanında değil medya ve STK dâhil birçok alanda kullandı ve hala kullanmaktadır.

    Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Amerika Birleşik Devletleri Hükümeti arasında imzalanan anlaşmanın onanması hakkında kanun tasarısı ve Dışişleri Komisyonu raporuna (TBMM, 1950- 1/731) bakıldığında durumun vahameti ortadadır. İsterseniz o gün mecliste alınan kararın içeriğine bakalım. Gerekçede “Amerika Hükümeti, harpten sonra ordusu elinde kalan fazla malzemenin satışı için müteaddit devletlerle anlaşmalar yapmış ve gerek bu devletleri mezkûr satışların hasılatını dolar olarak ödemek külfetinden kurtarmak gerekse bu vesile ile Amerikan kültürünü yaymak gayesiyle, anlaşmalarla tahassül eden alacakların bu memleketlerde kültürel gayelere sarfını temin edecek kültür anlaşmaları imzalamıştır.” denilmektedir.

    Rapordan olduğu gibi aktaralım: Bu anlaşma 27 Aralık 1949 tarihinde Ankara’da imzalanmış ve yukarıda mezkûr mektuplar da aynı zamanda imzalanarak teati edilmiştir. Anlaşma tasarısı hulasaten şu hükümleri ihtiva etmektedir:

    1. Amerika Hükümeti, Kahire Anlaşması ile borçlu bulunduğumuz meblâğın ödenmemiş bakiyesinin âzami yarısına kadar her hangi bir kısmının, Kültür Anlaşmasının derpiş ettiği gayelere sarf edilmek üzere, Merkez Bankasında açılacak hususi bir hesaba yatırılmasını talep edebilir.

    2. Bir Eğitim Komisyonu tesis edilecek ve bu teşekkül yukarıda mezkûr hesaptaki parayı şu gayelerle sarf edilebilecektir: A) Amerikalıların Türk okul ve üniversitelerinde ve Türklerin Amerika kıtası ve haricindeki Amerikan okul ve üniversitelerinde tahsil, inceleme ve tedris işleriyle iştigali için lüzumlu masrafları karşılamak; B) Amerika’ya tahsile gidecek Türk talebenin yol masraflarını temin etmek.

    3. Komisyon yukarda mezkûr eğitim işleri için programlar hazırlayacak ve bu hususta Amerikan Eğitim müesseseleriyle iş birliği yapacaktır.

    4. Komisyon, dördü Türk ve dördü Amerikalı olmak üzere sekiz azadan mürekkeptir. Amerika Büyük Elçisi fahrî reistir. Türk azayı Türkiye Hükümeti, Amerikalı azayı Amerika Büyük Elçisi tâyin ve azleder. Komisyon âzası bilâ ücret vazife görür.

    5. Komisyonun merkezi Ankara’dadır. Komisyon Türkiye ve Amerika Hükümetlerine senelik raporlar verir. Amerika Hariciye Nazırı Komisyonun kararları üzerinde murakabe hakkını haizdir.

    6. Türkiye Hükümeti, Amerika Hükümetinden zaman zaman vâki olacak talepler üzerine, cem’an yarım milyon doların resmî kurdan Türk Lirası mukabilinde Merkez Bankası’ndaki hususi hesaba yatıracaktır. Ancak bir sene zarfında 250.000 dolar mukabilinden fazlasının bu hesaba yatırılması talep edilmeyecektir.

    Bu suretle, hem öğrencilerimizin Amerika’da tahsil görmesinin, hem Amerika’dan memleketimize öğrenci, profesör ve bilginlerin gelmesini temin ederek Türk ve Amerikan kültürlerini birbirine tanıtıp yaklaştırmak bakımından büyük mânevi faideler sağlayan, ayrıca da döviz olarak borçlu bulunduğumuz paranın bir kısmının Türk parası olarak memleketimizde sarfını derpiş eylemek bakımından maddî bir faide de temin eden iş bu anlaşmayı Hükümetimiz Yüksek Meclis’in tasdikine sunar. (TBMM, Dışişleri Komisyonu, Esas No. 1/731, Karar No. 14, 1950.)

    İşte o gün korkunç bir biçimde eğitimi maalesef ABD’nin hizmetine de sunmuş olduk. Kendi paramızla kendimizi bağımlı hale getiriyorduk. Milli eğitim sistemini CIA’ya bağlayan bu anlaşma ile ABD, ileriye dönük stratejik bir plan yapıyordu.

    İnönü’nün Nedameti

    Yıllar sonra bu anlaşmayı imzalayan İsmet İnönü pişmanlığını şu cümlelerle ifade edecektir ama iş işten geçmiştir. “Hepsinin çevresinde uzman denen yabancılar dolu. İğfal etmeye çalışıyorlar. Başaramazlarsa işi sürüncemede bırakmaya çalışıyorlar. O da olmazsa karşı tedbir alıyorlar. Bir görev veriyorum sonucu bana gelmeden, Washington’un haberi oluyor. Sonucu memurlardan önce sefirden öğreniyorum.

    Böyledir bu işler, peygamber edasıyla size dünyaları vaat ederler. İmzayı attınız mı ertesi günü gelmişlerdir. Personeli gelmiştir, teçhizatı gelmiştir, üsleri gelmiştir. Ondan sonra sökebilirsen sök. Gitmezler. Ancak bu sorunun üzerine vakit geçirmeden gitmek gerek. Yoksa ne bağımsız dış politika ne bağımsız iç politika güdemezsiniz. Havanda su döversiniz. Fakat sanmayın ki bu kolay bir iştir. Denediğinizde başınıza neler geleceği bilinmez…”

    Bilindiği gibi anlaşmanın ilgili maddesine göre komisyon; 4’ü Türkiye vatandaşı, 4’ü ABD vatandaşı olmak üzere 8 üyeden oluşacaktır. ABD’nin Türkiye’deki diplomatik misyon şefi, komisyonun fahri başkanı olacak ve komisyonda oyların eşit olması halinde kararı komisyon başkanı verecektir!” Komisyonun ABD vatandaşı olan 4 üyesinden 2’sinin elçilikteki CIA ajanları arasından seçildiğini söylememize gerek yok sanırım.

    Bu komisyonun görevi, Türk çocuklarının ilk, orta ve lisede okuyacağı derslerin müfredatını yani programını belirlemekti. Projenin mimarı, dönemin ABD başkanı Truman’ın meşhur doktrinini “eğitim ve kültür” alanında projelendiren kişi olan senatör William Fulbright’tı. 1946-1953 yılları arasında ABD Senatörü olarak görev yapan William Fulbright, daha çok Amerikan karşıtlığı yüksek ve yer altı kaynakları zengin olan Latin Amerika ülkelerine dönük projeleri ile bilinen sömürgeci bir isim.

    Bugün projenin başında kızı Harriet Fulbright bulunmaktadır. 2015 yılında Amerika dışındaki ilk Fulbright Enstitüsü’nün açılışına katılmak üzere Türkiye’ye gelen Bayan Fulbright, Hürriyet’e verdiği röportajda “Türkiye’nin anahtar bir ülke olduğunu biliyorum.” diyerek eğitimin önemine dikkat çekmişti. Bugün Fulbright komisyonu aktif bir şekilde işlerini rahatlıkla yürütüyor.

    Fulbright anlaşmasından yıllar sonra 1994 yılında eğitim dünyasına giren Milli Eğitim Geliştirme Komisyonu’nun 60 personelinden 40’ı Amerikalı idi. Komisyonun başında da L. Cook isimli bir Amerikalı bulunuyordu. MEB Başdanışmanı ise Howard Reed idi.

    Türkiye’nin ABD’ye bağımlılığı/teslimiyeti Truman Doktrini, Marshall Planı ve Fulbright Anlaşmasıyla olmuştur. Fulbright anlaşması aynı zamanda bir CIA projesi olan FETÖ’nün eğitim dünyasına açılan bir kapısıydı. FETÖ’yü ABD’ye yerleştiren ve yeşil kart almasında yardımcı olan CIA ajanı Graham Fuller aynı zamanda FETÖ’nün MEB’e çöreklenmesinde de aktif rol oynayan bir ajandı. FETÖ daha bu tarihlerde Özbekistan ve Kırgızistan’daki okullarında 130 kadar CIA ajanına yataklık yaptı. Türk okulları olarak bilinen okullar deşifre olana kadar CIA’nın birer karargâhına dönüşmüştü. Fulbright anlaşmasıyla kimyası bozulan ve altüst edilen
    eğitimden istifade eden FETÖ ne yazık ki Türk okullarından çok sayıda öğrencimizi devşirdi.

    Fulbright İptal Edilmelidir

    68 yıldır ABD Büyükelçilerinin müfredatta ve eğitim politikalarında etkin rol oynadığı bu anlaşmayla eğitim sistemimiz Amerikan kültürüne hizmet etmektedir. Bugün ders kitaplarımızdaki Osmanlı sövgüsü boşuna değildir. Normalde hiç haç bulunmayan kulelerin bizim ders kitaplarımızda haçlarla donatılması da boşuna değildir. Türk çocuklarının tarihi ve kültürel değerlerinden koparılması boşuna değildir. Bu ülkenin çocukları 70 yıldır çölde su arar gibi tarihlerini arıyorlarsa bunun nedeni ortadadır. Bugün ülkemizin eğitim, kültür, sanat, mimari ve teknoloji alanlarında zayıf kalmasının nedeni ortadadır. Bugün ülkemizin gençleri ABD kültürüne, kendi tarihlerinden daha fazla hayran ise Kudüs’ü, Halep’i, Bağdat’ı, Gırnata’yı, İstanbul’u tanımıyorsa bunun nedeni ortadadır.

    Ve ne hazindir ki bu anlaşma hala yürürlüktedir. Çünkü onlara göre “Türkiye anahtar ülke.” Fulbright’ın ülkemizden sadece 2008, 2009 ve 2010 yıllarında geleceğin liderleri olarak yetiştirilmek üzere seçtiği 100’den fazla isim yer almaktadır. Bugünlerde de üniversitelerde programlar düzenleyip zeki öğrencilerimize burs vermenin yollarını arıyorlar.

    Velhasılıkelam bir ülkenin zihnini ancak eğitimle esir alabilirsiniz. Bir nesli ancak eğitimle yozlaştırabilirsiniz.

    FETÖ, Fulbright eğitim anlaşmasıyla eğitim sitemine yerleştirildi. Bu anlaşmayla çocuklarımız ABD emperyalizmine göbekten bağlandı. Bu anlaşmanın artık feshedilmesi gerekmektedir. Çocuklarımızı Amerika’nın elinden kurtarın!

  • ALLAHIN HÜKMÜNÜMÜ MÜ TARTIŞIYORUZ
    3 hafta önce
    Mehmet Uysal Izzet Tokus  %99'un kaçı İngilizce, Almanca, Fransızca biliyor? Eğitim sistemi ithal olunca HİÇ BİR ŞEYİ DOĞRU DÜRÜST BİLMİYORUZ... Kültür emperyalizminin amacı da bu zaten MİLLİ olmayalım vahşi kapitalist sistemin kölesi olalım... İslam sadece Türklere ya da Araplara ait bir din değil evrenseldir. Kuranın Arapça indirilmesini de açıklayan bir ayet var... Tabii anlamak isterseniz.... ( Biz o Kur’an’ı yabancı bir dilde indirseydik, onlar elbette: “Onun âyetleri anlayacağımız bir dille iyice açıklanmalı değil miydi? Arap olmayana yabancı dilde bir kitap olur mu?” diyeceklerdi. De ki: “O, iman edenlere doğru yolu gösteren bir rehber ve eşsiz bir şifa kaynağıdır.” İnanmayanlara gelince onların kulaklarında bir ağırlık vardır; Kur’an kendilerine kapalı ve karanlık gelir. Onlara sanki çok uzak bir yerden sesleniliyor da söyleneni duymuyorlar! / Fussilet suresi:44.ayet) ____Milli Eğitimi Esir Alan Anlaşma: Fulbright hakkında ne biliyoruz?