Bugun...


Balat Hikayeleri Yarışması
Fatih'te Fener, Balat, Ayvansaray üçgeninde Birazda üst mahallelerde yaşamış Yaşam hikayeleri olan komşularımızın arkadaşlarımızın, Hatta Uzak diyarlarda olupta bir şekilde Fener, Balat, Ayvansaray2lı kişilerle yakınlığı olan kişilerin hayat hikayelerini buraya göndererek Yaşayan "Fener, Balat, Ayvansaray" hikayelerinin kitaplaşmasına katkıda bulunabilirsiniz, Şimdiden teşekkürler...

facebook-paylas
Tarih: 27-11-2018 05:30
Balat Hikayeleri Yarışması
+ -

ARKADAŞLAR BU İLETİ İLE PAYLAŞILMIS 20 HİKÂYEMİZ VAR
LÜTFEN BU HİKÂYELERE OYLARINIZI BEKLİYORUZ

 

Halit Çevirgen

BALATLI ESKİ DOSTLAR GRUBU'NUN 
ESNAF HİKAYELERİ FİNALİ
BALAT OLMADIK PROJELER ATÖLYESİN'DE YAPILACAK

İLK ÜÇE PLAKET 
4.NCÜ VE 5 .NCİ YE HEDİYELER 
2 ARALIK PAZAR GÜNÜ VERİLECEK ..

HİKAYELERİNİZ İÇİN SON GÜN 30 KASIM ..
KATILIM SAĞLAYAN DOSTLARA BAŞARILAR DİLERİZ .

 

Salim Kararmaz

KİTAPÇI ALİ
Esnaf öyküsü dendi ya …Tam bir esnaf tanıdım..
Fenerden Mehtap sinemasına uzanan İstanbul tarihine eş tarihi, Fethiyenin Dramanın Çarşambanın, tanıdık insan yüzlerinin yaşadığı sokakların indiği geniş cadde VODİNA…Balatın Fenerin Halicin güney yakasının belkemiği VODİNA...Ttüm yollar Parise değilVvodinaya çıkar dediğimiz caddde.
Balatın tüm ihtiyaçları orda görülür. İlk aşklar ilk bakışlar orda başlar .Gelin arabaları mutluluk sirenlerini orda çalar .Mahalle çocukları yolları orda keser.O’nu anlatmak sayfalara sığmaz.
Biz esnafımızı tanıyalım…
Vodina üzerinde Köprübaşı Balat arasında bir yerdeyim.Kalabalık, çocukların kaynaşması , mutlu kızgın hatta küfür diyebileceğimiz sesleri kulağıma geliyor.Bir şeylerin olduğunu etkinliğin yaşandığını hemen hissediyorum.
__Satılık kitap
__Yeni sayı tom miks 25 krş.
__Eski sayi cilt 1 lira on kitap..
__Eski sayılar 10 krş.
Kitap denince hemen kulak kabartıyorum .En büyük tutkum kitaplar.biraz yürüyorum kalabalık daha da yoğunlaşıyor.Hemen sağda pasaja benzer bir aralık…Çıkmaz sokak .İlerde bir tabela var Milli sineması… Altında 2 film birden ikinci 50 krş birinci 1 lira..Sinemayı da sevmeme karşın kalabalığa kitaba dönüyorum .Çocukların içinde çok hareketli kıvırcık siyah saçlı esmer gözleriyle tüm yönleri kontrolü altında tutan bir çocuk dikkatimi çekiyor.Elinde taşıyabileceğinden çok daha fazla kitap var.Bir çoğuda karşı kaldırımda depolanmış başında daha küçük bir çocuk erkete..Tom Miks Teksas Tex Tom Braks Zagor daha niceleri benim favorim Tom Miks..
¬¬¬__Kaça bunlar 
__Kapaklı 25 krş yepisyeni.
__Şunlar 
__ Kapaksız 10 krş eski ama okursun
__ 3 tane 25 e ver
__ Tamam al..
Alıyorum ve dosdoğru eve cumbaya kuruluyorum Keyfime diyecek yok.bir nefeste hepsini okuyorum.annemin azarları okuma zevkimi daha da kamçılıyor.Tek sıkıntı harçlıkların lüzümü gibi kullanılmaması neden ile kesintiye uğraması.Kimbilir bugün hatırı sayılır kütüphane ve okuma tutkusu anneme inat gelişmiş olabilir.
Okumalarım bitti ve hemen geri dönüyorum .Milli sinemanın önü eski kalabalığı yitirmiş.Daha sakin.ilgimi çekiyor; bakıyorum evet film başlamış ..Ali orda Yaklaşıyorum kitapları satmak istediğimi söylüyorum.
__ Tamam alırım .20 krş 
__25 e aldım demin
__20 ye alırım ..peki diyor satıyorum. 25 kuruşa yine 3 adet alıyor eve koşuyorum
1 hafta da tüm kitapları okudum Ali esnaflığın gereği benden önemli bir kaynak elde ediyor..
Daha sonra kitapçı Ali radyoculuğa başladı. Koltuk Ali lakabıyla anıldı.
Mahalledeki tüm radyolar onun eliyle bozuldu.
Bir gün muhtar Arnavut sami nin oğlu Gökten in bozuk radyosu tamir için Aliye gelmiş .Bir süre sonra tamir edildiği söylenen radyo yada teyp Göktene geldiğinde açma kapama düğmesinin üzerinde bir notla karşılaşmış.bu düğmeyi basılı tut…
Aylarca gülüşmüştük ..
Erhan bir bakıma çok haklı …balat sokakları ve insanları ile bir hazine .. araştır ve bul neler çıkar …
Balat benim hazinem…

 

Erhan Çipa 

BİZİ MUTLU EDEN BİR ŞEYİN SAHİBİ OLMAK DEĞİL, TADINA VARMAKTIR 
Balat’a giden yolda, Ayvan saray durağında iniyorum Metrobüsten. Kırmızı-siyah formaları olan Çelik Spor takımıyla ilk defa büyük saha deneyimi yaşadığımız Kale Spor sahası tam karşımızda duruyor.

Gün içinde ziyaret etmek zorunda olduğumuz Piyerloti Mezarlığı sol tarafta, tepede kalıyor, -fotoğraf makinesi elimde- pozisyon almak istiyorum ama ne mümkün? Biri tutuyor elimi. –besbelli bir tanıdık olmalı- Dönüp baktığımda bütün bu hikâyelere ilham veren kişilerden biri, eski gazeteci Cıgı Muharrem duruyor karşımda.

Kale Spor sahasında hiç oynamadığını söylüyor, -ısındırma turu olarak- Fenerbahçe Dere ağzı tesislerindeki bir maçta kaleyi koruduğunu hatırlıyorum. Haliç Spor yöneticileri, yine bu kısımda oturan kaleci Coşkun ağabeye çamaşır makinesi alamayınca, neredeyse yarım sezon Haliç Spor kalesini koruduğunu anlatıyor yol boyunca. Günlerden Salı olduğu için Salı pazarına uğramayı teklif ediyorum, Mahkeme Altı caddesinde fotoğrafını çekiyorum. 


Evet, evet bir mahkeme kurulur da -yazdıklarım nedeniyle- yargılanacak olursam, şahitlerim gazeteci olduğu halde Balat’ı kayıt altına almayan ‘Cıgı’ ve Balat için söz verdiği hikâyeleri halen yayınlamayan Gani Müjde’dir arkadaşlar. İkisi de üniversite okumuş, vakit ziyanlığı içinde olan bu kardeşiniz Ali okulundan mezundur, bazılarınız bilir. 


Cıgı’dan ayrılıp Bakkal Bayram’a ve Eczacı Savaş Ağabeye giden yola giriyorum. Her ikisinin de başrollerde yer aldığı kitapçıklar elden teslim edilecek. Bir farklı macerada bu kısımdaki bir kilisenin önünde bir zamanlar çiçek satan satıcıların peşindeyim şimdi.

 

 

 

 

Erhan Çipa

YALNIZCA MERAKLISINA

Küçük hikâyeler, büyük fikirler

Çizer ve yazar Turgut Yüksel’in yeni kitabı ‘Bir Dakika Sonra Bitmiş Olacak’, hacmen kısacık, manen depderin hikâyelerden oluşuyor. Birkaç cümleden mürekkep anlatıların yankısı, içte uzun sürüyor.
Turgut Yüksel’in çizimlerini bilenler, sevenler, hikâyelerine de sirayet eden benzer tadı hemen yakalar. Onda her şey kısa ve vurucudur. Hiçbir şeyi uzatmaz. Lüzumsuz sakızlaştırmaz. Çizgiyle ya da sözcüklerle... Fark etmez. Ezber bozan, otorite sarsan, insanı silkeleyip kendine getiren şeyler anlatır. Aile, arkadaşlar, devlet, polis, aşk... Bir şeyler onun zekâ dolu bakış açısından süzülerek kısa ve vurucu mesajlar olur, gelir zihnimize konar. Bu bakımdan bir gazete sayfasında, tuval üzerinde yahut kitap sayfasında olsun, Yüksel’in işleri güncel politikadan tumturaklı fikirlere, bu böyle kardeşim denilen geleneklerden ülkemiz insanının ruh haline pek çok şeyi anlamlandırmada işimizi kolaylaştırır, bize yardım eder.
‘Bir Dakika Sonra Bitmiş Olacak’ adlı yeni kitabında Yüksel’in bize, okura, yardımcı olma hali, kılavuz olma durumu ayyuka çıkıyor. İnsan kitabı okuyup bitirdikten sonra kendini bir tık daha zeki hissediyor, içinden “Evet aslında o durum öyle” diyor. Bilirsiniz, zeki insanlar da zaten en çok kendi kendine konuşanlar arasından çıkıyor.
Turgut Yüksel, her çağda var olan ve eserleriyle toplumsal bilinci yükseltmeye katkı sunan, içinde bulunduğu zamanı ve onun kurallarını mizahi bir üslupla eleştiren sanatçılardan biri olarak kalacak.
Basit, anlık, mesnetsiz ya da alelade bulduğumuz durumlarla ilgili gösterdiği derin düşünme biçimleri, başka başka durumlarla da ilgili düşünme süreçlerinin özgürleşmesi için alan açacak.
Bu kitabı herkese ama en çok günümüz üniversite öğrencilerine tavsiye ediyorum. Düşünmenin farklı yollarını öğrenmek biraz her şeyi öğrenmektir aslında çünkü, biliyorum.

KİTAPTAN
Komşular iyidir II
Kapı çaldı, açtım. Alt kattaki komşuydu.
“Müziğin sesini biraz kısabilir misiniz acaba, çok geliyor.”
“Müzik açık değil ki!”
“Ama ayıp oluyor komşu. İçeriden bangır bangır ses geliyor, siz hâlâ açık değil diyorsunuz.”
“Ha siz sabahtan beri kafada dönüp duran şarkıyı diyorsunuz. Hiç de sevmem bu şarkıyı. Nereden aklıma girdiyse durduramıyorum bir türlü.”
“Ooo çok sıkıcıdır bilirim, bazen bana da olur.”
“Eee ne yapıp da kurtuluyorsunuz bu illetten.”
“Yere yüzüstü uzanıp kolları iki yana uçak kanadı gibi açınca geçiyor.”
“Ben de deneyeyim.”
Kapıyı kapattım, söyleneni yaptım. Müzik durdu.

Gelecek zamanın hikâyesi

Bankta yanımda oturan adam birden fırladı ve koşmaya başladı. Peşinden şaşkınlıkla bakarken, o, ileride kavis yaparak dönen dar yolda, ağaçların arasında kayboldu.
Üç dakika sonra kızgın ve iri bir köpek havlayarak yanımdan geçti ve aynı yoldan koşarak uzaklaştı.
Yanımda oturanın bir kâhin olduğunu o zaman anladım.

Küçük hikâyeler, büyük fikirler

 

 

 

Erhan Çipa

ETEN AĞABEY..

Her sabah Çan sesiyle güne uyandığımız, dört katlı -cumbalı- Rum evinin bulunduğu Tamburacı Sokağı, bir sokak çeşmesiyle bölünüyor. Kireççi Kenan’ın kum kardığı o güzel oyun alanımızdan, Hızır Çavuş Mahalle Muhtarlığına doğru ilerliyoruz. Köşede aynı zamanda Balat’ın en kofti futbol takımı Hızır Çavuş Spor kulübü var.

Sola döndük mü Eten Ağabeyin, bakkal dükkânıyla karşı karşıya geliyorsunuz. Sol köşede Kuyumcu Bedri’nin gümüş imalatı yapılan dükkânı var. Oradaki çalışanlar, sokak maçlarında rakip takım.

Siz şimdi inanmayacaksınız ama bu gün sağlı sollu otomobillerin park alanı haline gelen Ayan Caddesi, o zamanlar bizden soruluyor; Sabahtan akşama -mika toplarla- coştukça coşuyoruz. Bakkal dükkânının hemen yanındaki o tuhaf aralıkta, kafa maçı yapmak serbest, Akrobasi yapmak isteyenler, -kol ve bacaklarını kullanarak- evin damına kadar ulaşabiliyorlar.

Her türlü ihtiyacımızın Eten Ağabey tarafından karşılandığı, bir güzel rüyadan bahsediyoruz. Tek yapılacak iş, sandıklarındaki samanı yumurtalardan ayırmak; Kırık yumurtaları -pastanelere vermek üzere- itinayla toplamak.

Pamuktan yumuşak Ağabeyim, Rum Kilisesine ait vakıfta henüz kiracı olmamış, Karşıdaki evde kurukahveci Kevork Efendinin ailesi oturuyor.

Takuyi, Mari ve Arusiyak Mıgırdiçoğlu ablalar, sıkı takipçilerimiz. Bir küçük mika topla, harikalar yaratıyoruz, inanın…

 

 

 

Salim Kararmaz

ETHEM
Bir yanında demir parmaklık, bir yanında kayıklar ve kirlenmeye yüz tutmuş haliç sularının kenarında köhne ahşap bir yapı. Alnında 
BALAT İSKELESİ yazıyor.Arkamı döndüğümde killi çamurlu ince uzun bir sokak görüyorum.Araya serpişmiş beyaz taşlar üzerinde sekerek yürüyebilirim diye düşündüm ama ne mümkün.Bata çıka Eminönünden Eyübe uzanan arabaların yanyana çok zor geçtiği caddeye ulaşıyorum.Tam karşımda güleç yüzlerin şakaların gırla gittiği küfür ve belden aşağı atışmaların ulu orta yapıldığıi taksi durağı.Bir bağırma duyuyorum .Feti abi cigarayı al gel çay demlendi arkasında baklava tepsisi hazır.Göz ucuyla bakarak yukarı yürüyorum .Solda daha dar kargacık burgacık vitrin yerine geçen kaldırımlardan dükkanların önlerinden geçerken ne kadar alelade yerler ve fakat insanları ne kadar da samimi sevecen diye düşünüyorum.
Hadi iyisin Ahmet bugün yevmiyeyi doğrulttun.


Eyvallah akşama bendensin.
Bak tıka basa yerim haberin olsun Bugün neşem tavan yaptı Haliç gelip Majık yine attı golünü..o adamda iş var
Yeme içme benden bununla mı korkutacaksın.
Biraz daha yukarı yürüyorum sağımda balat karakolu.kapıda üzüntülü iki kadın benimki yine kumardaymış kavga etmişler bıktım ama ne yaparsın ..


Önümde boylu boyuna tüm görkemi ile Ayan Caddesi. Sağıma ve soluma doğru bir tarihi barındıran .her tür ve dinden mezhepten şehirden insanların mekanı Vodina caddesi.
Birçok tanıdık yüzlerle selamlaşarak geçiyorum Ayan Caddesini fırın ve zangoç istamatın kapısında oturduğu kilise .Tavla hastası olduğunu biliyorum..
İşte nihayet ulaşmak istediğim yer.Rıfat bakkal.Oğlu çocukluktan ilk gençliğe geçtiğim yılların mahalledeki temsilcisi tabi ki bir çokları daha var ama konumuz esnaf ..Koltuk ali Sarı Özen sarı evden Osman Suat Nihat Vedat Mahmut Cevdet daha niceleri..


Ethem sarı kumral düz saçları iri gözleri yuvarlak güler yüzlü tebessümü sakınmayan ilginç biri.Babası bakkal Rıfatın ortanca oğlu.ve çırağı..Ama görüntü farklı benden mi esinlendi ne ..Biraz Nişantaşı esintisi biraz Kadıköy tarzı taşıyor.
Küçük bir farkı da anlatmalıyım .Sıcak bir yaz günü gıcıklık diyebilirsiniz bakkalın kapısına yaklaştım tam korkutacağım sıra da içerde Ethemi gördüm. Peynirlerin konulduğu camlı vitrinin önünde kendi kendine bir şeyler söylüyor..
Etem oğlum . Zayıfla bu ne lan BU koca göbek zayıflıyacaksın, kızlar bakmaz ulan..herkesin manitası var..hadi hadi..yeme.
Bir yandanda göbeğini tokatlıyor.. Tişörtünü sıyırıp sağ ve sol profilden tekrar bakıyor kendine.. bu halinden hoşlanmadığı belli.birden dükkana giriyorum suçluluk tan mı yoksa utandığından mı bilmem arka ardiyeye kaçıyor orası sırlarını paylaştığı göze görünmesini istemediği eylemlerinin saklandığı yer.
Rıfat amcadan çok duyardım etttem oğlum etttem derim yiyorsun yiyorsun hala doymuyorsun…bu cümlelerde prizren aksanının kokusu vardı.


Ethem iyi top oynardı diyebiliriz. Aynalı dükkan sokak sahasında bir numaraydı.başarılıydı ama plastik top patlıyana kadar.
Ethem çocukluğum ve ilk gençliğimin sevecen yüzü..bu yazıyı yazmak bana iyi geldi. Ethemle balatı ,balatla hatıralarımı yaşadım karapapaktaki 34 metrekarelik evi ordaki mutluluğu hissettim şimdilerde arıyoruz çok arıyoruz.
Balat dendiğinde huzur yüreğimi kaplıyor VE ŞİMDİ TEKRAR BALAT.

Erhan Çipa 

‘RIFAT ‘DİYE BİRİ
Balat Milli Sinemasında izlediğimiz Türk filmleriyle devam edecek olursak, Ayhan Işık’ın başrolü oynadığı bir güzel film bu. Bizim hikâyemiz de bu kısımda başlıyor zaten.
Balat muhitinde bir hayli tanınan ailemizin en meşhur kişisi, Aygaz Yaşar’ın Rum Kilisesi Vakfına ait dükkânının çapraz karşısına gelen konumda, Kuyumcu Bedri’nin –onu da her kes tanır-imalat yaptığı dükkanın karşısında bir bakkal dükkanı burası.
Bütün çete bu kısımda toplanıyor, Eten ağabeyin önderliğinde Batı Yakasının Hikâyelerine benzer şekilde…-anladınız siz onu-
‘Ekmek elimizde, içine koyacaklarımız ve içecekler Eten ağabeyden, sadece yumurta sandıklarını karıştırıyoruz. İşimiz bittiğinde üzerine tüneyebileceğiniz bir bank vazifesi görüyor.
Rıfat eniştem, dudağından eksik etmediği sigarası ve kendisine çok yakışan öfkesiyle Haliç Kulübündeki Kıraat işini bitirdiğinde çil yavrusu örneği dağılabiliriz artık.
Dükkânın ‘Yağma Hasan’ın Böreği’ misali yağma edildiğini gördüğünde –Haklı olarak-Eten ağabeye fırçayı kayıyor. İki arada bir derede dört bir yana kaçışırken, bu küfürleri not alıyoruz bir kenara.
Bir sonraki gün Rıfat enişte -mutat görevi için- Haliç kulübüne vardığında, bu taklitleri yapacak olan kişiyi seçme zamanı şimdi.
Piç Özen-neden böyle diyorlar hiçbir zaman anlayamadım-bu konulardaki yeteneğiyle bir adım öne çıkıyor, onun zihnimize kazıdığı bu hikâye ve Anekdotlar –yıllar sonra-gün yüzü görmeye başlıyorlar, filan.
“NE KADAR ANLATSA DA İNSAN, O KADAR EKSİK BIRAKMAZ MI KENDİSİNİ’ Yeni ve hikâyeden başlığımız.
Not: Üstü Halamın evi, altı eniştemin bakkal dükkânı olan bu müstesna mekânı kiralayıp, bütün bu hikayeleri paylaşmayı düşündüğüm Yazı Atölyesini orada açmak isterdim.

 

Pınar Saylav Sarı

Bu akşam size anlatacağım kişi Balattan bir esnaf değil. Biraz yukarı mahalle mollaaskidan. Hem mahallemizin bakkalı hemde muhtarı olan Kamil amcamız.....

Biz mollaaskililar her ne kadar sahile yakın olmasakta Altinboynuz un muhteşem manzarasını tepeden izleriz .Cumhuriyetin 55.ilkokulu ulubatlı hasan bizim mahallemizde sahilden bakıldığında bile heybetli görülen muhteşem bir okul.Hala çocukların oynadığı parkımız biz çocukkende bizim en konforlu oyun alanımızdı. 
Her türlü gıda maddesinin satıldığı bakkalımiz ve bakkalımizin içinde muhtarligimiz vardi.Hem bakkalımiz hemde mahallemizin muhtarı olan Kamil amcamız heybetli, bakışlariyla bile insanlari hizaya çeken, güvenilir adam gibi adamdı. Vefatına kadar uzun yıllar boyu mollaaski mahallesinde hem muhtarlık yapmış hemde bakkal dükkanı işletmistir. Herkes tarafından sevilen saygı duyulan fakir babası bir adamdı rahmetli. Kamil amcayla bire bir yaşadığım bir hatiramdan bahset etmek istiyorum sizlere .
9 yada 10 yaşlarındaydım. Mahallemizden biri vefat etmis 40 duası için mollaaski camisinde toplanmıştık. Erkekler aşağıda kadınlar yukarıda duayı dinledik .yurtdışından gelen bir mahalle komşumuz bana 
- kızım aşağıya gidip söylermisin hoca "sordum sarı çiçeğe " ilahisini soylesin ..
Çocuk aklımla merdivenleri indim.asagisi dolu amacim merdivene en yakın olan birine söylemekti. Bir baktim bütün heybetiyle Kamil amcamız merdivenin başında ayakta duruyor.Yanina indim yavaşça yukarıdan bir hanımın ilahi istediğini soyledim 
Hay söylemez olaydım. Kâmil amca bir kükredi bugün bile hala gözümün önünden o sahne gitmez....
- Ne ulan !!!!
Burası çakıl gazinosu mu ?
Sordum sarı çiçeğe yok....
“Alişimin kaşları kara var onu söylesin mi ?”diyerek öyle bir bağırdı ki .....
1 numaralı Esnaf Hikayesine Oy verenler buraya..

******************************

2 Numaralı Esnaf hikayesi Halit Çevirgen'den...Halit Çevirgen ( 1 ) KEMAL BAKKAL ...Küçücük ama içinde tüm ana ihtiyaçlarını karşılayabileceğimiz bakkal dükkanlarını hatırlar mısınız?
Raflarında 100 gr.lık kutu çayları, çuvalların içinde şeker, pirinç,
 un, bakliyat. Tenekelerin içinde beyaz peynir, hazırlanarak naylon poşetlerin içine daha girmemiş kocaman tekerlek kaşar peynirleri. Kg.ile satılan yemeklik Vita yağı, kahvaltılık Sana yağı. Gazete kağıdından yapılmış kese kağıtlarında kibarca tartılarak sunulurdu. Ama mutlaka belirli gramajda alınması gerekliydi, (250 gr. 500 gr ve 1 Kg.) Terazi daralarının ağırlığı kadar.
Dijital terazi yok, yazar kasa yok, kredi kartı yok. Çekmecesini açan bakkal amca parayı buraya koyar, para üstü varsa üstünü verirdi. Çok sevimliydi bakkal amcalarımız, mutlaka hal hatır sorar, evdekilere selam gönderirdi...
Bir yüzü AÇIK, bir yüzü KAPALI yazan, kapısında her daim bulunan tabelasının yanında, anımsadıkça beni halen güldüren bir tabelaları daha bulunurdu, "BİR SAAT SONRA GELİCEM" yazan bu tabelayı kapıya asıp giderlerdi.
O zamanlar insanın kaybolmamış masumiyeti fesatlığa dönüşmediğinden, Bir saatin başı mı? sonu mu? ortası mı? diye düşünülmezdi... Bir zamanlar görmesini, konuşmasını, susmasını bilen, huzuru variyette değil içimizde arayan mutlu bir toplumduk biz.
Kemal bakkal da bu anlatılanlara uyan biriydi dini bütün beş vakit namazında biri , bizim Kemal amcamız'dı evimizden biri akrabamız gibiydi . ben üç yaşından beri bakkala gitmeye başlamıştım .. benim belli belirsiz laflarımı anlardı rabta ribit dediğimde bafra kibriti üs ekmek üs yımırta dediğimde üç ekmek üç yumurtayı anlardı yayımlık yoyut dediğimde yarım kiloluk yoğurdu verirdi . okula başladıktan sonra bakkala gelen gazeteleri de orada ayak üstü okurdum .. ufacık dükkanın bereketiyle yetiştirdiği çocukları da şimdi onun hatırasını devam ettiriyor kemal bakkalın tezgahında Bayram başka bir dükkanda Ramazan var .. Mahallenin Kemal abisi Düğün Cenaze ve Hasta ziyaretlerinde mutlaka olur hal hatır sorardı .
Bayramın futbol tutkusu onun tek antipatisiydi . belki de Fenerbahçeli Bayramın önünü kesen de Kemal abiydi .
Kendisini rahmetle anıyoruz mekanı cennet olsun.

*****************************

3 numaralı esnaf hikayesi Ayşegül HaliloğluAyşegül Haliloğlu Bakkal Sefer Amca 
Çocuklugumun balatinda evimizin hemen altinda bulunurdu bizim bakkalimiz..
Her sabah aksam ekmegimizi aldigimiz gunluk alisverisimizi yaptigimiz bir dukkandi. Eskiden buyuk marketler olmadigi icin her seyimizi bu dukkandan temin ederdik.. Cok kucuktum yogurt almaya gonderirdi annem beni elime bir tas verirdi.. her seferinde yarim kilo yerine bir kilo deyip fazla alirdim zor sigardi tastan tasardi yogurt damlata damlata eve cikarirdim..
Hatta sefer amca kizim az daha buyuk kap vereydi ya annen derdi..????Babam koli ile biskuvi alirdi aksamlari tv izlerken biskuvi yerdik ama yaninda pepsi icmek isterdi abimler.. Bakkaldan pepsi almaya giderdim aile boyu cam şişelerdeki pepsi cola alirdik. Hatta kapagini da bakkala actirip asiti kacmadan kosa kosa eve cikardim..
Bizim evimizde telefon yoktu , bizi arayacak olan yakinlarimiza annem bakkalin numarasini vermisti.. Samsundan arayan falan olunca sefer amca bize seslenirdi , asagiya gelin birazdan sizi arayacaklar diye.. Bakkalda calismaya cok heves ederdik mahalledeki arkdaslarla, bizde calisalim sefer amca derdik oda esinin dukkanda durdugu birgun calismamiza izin vermisti. Esinin adi yurdagul ablaydi. O gun onunla bizde dukkanda gelen musterilere baktik .
Bir iki saat sonra harcliklarimizi verip bizi evimize gondermisti sagolsun..Hic unutmam birgun bakkal sefer amcanin oğluyla sokakta oynarken kavga etmeye baslamistik. O kosarak bakkaldaki babasinin yanina kosup hatta arkasına saklanmis babasindan yardim istemisti bende arkasindan bakkala girdim bir hışımla onu tutmaya calisirken bakkal seferden okkalı bir tokat yemistim hic haketmedigim.. Aglaya aglaya eve ciktigimda anneme olani anlatinca annem: sus baban duymasin gider dover kavga cikar is buyur diyip beni susturmustu.. Aslinda kötü bir insan degildi ama yapmisti bi hata.. Uzun bir sure ara verdikten sonra bakkala gidip ekmek almak yine benim görevimdi..

 

4 numaralı Esnaf Hikayesi Melek Solak Cüce'den....AİLE KİLERİ BAKKAL HÜSEYİN AMCA 

Muhitin sevilen esnaflarından bir tanesiydi.
Hacı İsa Mektebi sokaktan ileri doğru Ferruh kethüda caminin karşı çaprazında fırının karşısında...
Hemen hemen her gün giderdik oraya alışverişe
Annem halk ekmeğin hastasıydı illa da alınacaktı
Sabah giderdik Hüseyin amca mavi önlüğüyle güler yüzü ile karşılardı bizi, tabi ekmeklerimiz ayrılmış olurdu
Hal hatır sorardı her seferinde biraz muhabbet biraz alış veriş ederdik dönüşte muhakkak ailemize selam yollardı 
Halen kızı işletmeciliğini yapıyor
Salı günleri geçerken oradan selamlaşırız
O yolları her gün üşenmeden gidip gelirdik mehtap sinemanın oraya...
Hey gidi günler ....
Allah rahmet eylesin Hüseyin amcaya
Melek Solak Cüce...
***********************************

5 .Hikaye Bülent AkyelFAZİLET Eczanesi Nevzat Seçkin
1929 yılında İstanbul’da doğan Eczacı Nevzat Seçkin babalarını küçük yaşta kaybeden ve anneleriyle büyüyen dört erkek kardeşten en küçüğüydü .Ağabeylerinden Tahir Seçkin MİT görevlisi,Hayri Seçkin za
manın Emlak Bankası Genel Müdürü,Sadık Seçkin İç Hastalıkları Doktoruydu.
1952'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitiren Nevzat Seçkin beş yıl Beykoz Sanatoryumunda Başeczacı olarak çalışmış,1957'de Balat Vodina caddesindeki Fazilet Eczanesini Rum bir eczacı olan Y.Hadjispiroğlu'ından devralmıştır.
Genç ve idealist bir eczacı olan Nevzat Seçkin kısa sürede kendini sevdirmiş,eczacı kimliginin yanı sıra Balat’ın doktoru ,dertleşecek dostu,danışılacak hocası olmuştur.İmam Ahmet Cesur,Dahiliye Doktoru Ali Sipahioğlu ,Diş doktoru Östen Mercan,Hamamcı Necdet Arsan,Arcelik bayii Melih Sümerpalazoğlu,Muhasebeci Muzaffer Pelister,Arnavut Köftecisi Ali iştay ve Necdet İştay,Sular İdaresi memuru Şemsi Özpınar,Bülent Cilesiz,Şöför Dursun,Kahveci Esat,Sucu Salih,Kahveci İbrahim Taş ,Mehmet Karaduman,Kuyumcu Necdet Öktem,Muhtar Nihat,Muhtar Mustafa,Sabri Aslan,Tamirci Osman,Terzi Orhan,Şadan Kalkavan,Hüseyin Kalkavan,Oto tamircisi Emin Öksüz,Pirinççi Ziya,Postacı Enver,Radyocu Ahmet Odabaş,Lastikci Ahmet Hondor,Kunduracı Nazmi Çakıl,Marangoz Turan,Şofor Sabri,Saglık memuru Lütfü Hınçal,Polis Yalcın Aktepe,Polis Erkan,Kahveci Saffet Akel,Berber Murat,Şekerci Rıfat Acar,Kuru temizlemeci Abdullah Agca,Ayakkabı tamircisi Halit Karataş,Kasap Bekir,Aytekin Karadağ,Bosch bayii Mehmet Ali Temizyürek,Kösem pastanesi sahibi Yılmaz Türkmenli,Galeteci Mehmet Evin,Mehmet Fikri Toluk,şimdiki Mavi Ay Dernegi başkanı Hasan Bayraktar,Sümer Yerli Mallar Yakup Ergün,Ahmet Güneşdoğdu,Mustafa Dağ ve sayamadığımız onlarca kişiyle yakın arkadaşlıklar kurmuştur.Balat’ta yaşayan müslüman ve gayrimüslim tüm komsularıyla iyi ilişkiler kurmuş,yıllar süren dostlukların temelini atmıştır.
Nevzat Seçkin Fazilet Eczanesini devraldığı günden ,vefat ettigi güne kadar (15 şubat 2005) hep eczanesinin başında olmuş ve hizmete devam etmiştir.Eczanesini bir ticarethane olarak görmemiş ,insanlara maddi ve manevi hizmeti daima görev bilmiştir.Hiç ücret almadan enjeksiyon ,pansuman,yara yanık tedavileri yapmış ve bundan hiç gocunmamıştır.
Vodina caddesinde 162 numarada hizmet veren Fazilet Eczanesi,halen aynı caddede Eczacı Nevzat Seçkin’in ortanca kızı Eczacı Şeyma Seçkin ve küçük kızı Hüma Taştemel'le beraber 130 numarada faaliyetine devam ediyor. 
Bülent Akyel
*******************************

6.Hikaye Abdullah Gülergil'den...Afife Güner Kartın..
1932 yılında istanbul’da doğdu.. Babası tanınmış bir kadı (Hakim) ,annesi bir İstanbul hanımefendisi idi. Ağabeyi Avukat Halil Kartın , Ablası kadın doğum uzmanı Fahriye Kartın, ortanca ablası Deva 
İlaç Fabrikasında imalat bölümünde Dr. Eczacı Sabriye Kartın Bir de Faruk Kartın adında mühendis bir kardeşi vardır. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdikten sonra üzerinde teyzelerinin oturduğu Balat Ayan Cad. No:82/84 adresinde eskiden kahve olan daha sonra manav olan dükkana "Şifa Eczanesi" adı altında Halk eczanesi eczacı Hüsamettin Bey , Merkez Eczanesi Aygen Akkor( sonraları Eczacı Gül hanım devir almıştır) , Fazilet Eczanesi Eczacı Nevzat Seçkin 'e komşu olmuş, sonraları Eczacı Doğan bey rahmetli olan eczacı Hüsamettin bey'in yerine komşu gelmiştir. Karşısında Tuhafiyeci Sayit amca(Acem) çaprazında her kandil mis kokulu simitleri kapının önüne masa atan Ömer amca, (oğulları Necdet ve Şaban) karşısında babam tuhafiyeci Hüsamettin daha sonra kasap Gürdamar. Yanında Berber Murat amca, biraz aşağıda kurukahveci mehmet amca, karşısında "Sarı Kemal " kahvesi ve çalıştıran Adnan ağabey. Biraz aşağıda ayakkabı boyacısı Nuri ağabey, Sokak başında dizi dizi uskumru çirozları vee camekan içinde unutulmaz lakerdaları ile Avram amca.. Biraz daha aşağılara inersek buzcu Murteza amca kasap kağıdına talaşın içine testere ile buzu kesip uzattığı dün gibi... Yanında tuhafiyeci Behzat , yanında piyangocu Nesim amca...Bu böyle aşağıya manav Muhittin amcaya ,Kuyumcu Bedri ağabeye kadar iner... Aklıma geldikçe yazarım.. Gözümü kapayınca birer birer sıraya giriyor ve beni alıp o günlere, çocukluğuma götürüyorlar... 
SEVDAM BALAT...yazan: Aptullah Gülergil
******************

7.Hikaye Salim Kararmaz'dan...VE ŞİMDİ TEKRAR BALAT
Bir yanında demir parmaklık, bir yanında kayıklar ve kirlenmeye yüz tutmuş haliç sularının kenarında köhne ahşap bir yapı. ‘BALAT İSKELESİ’ yazıyor üzerinde. Arkamı döndüğümde killi çamurlu ince uzun bir sokak görüyorum. ‘Araya serpilmiş beyaz taşlar üzerinde sekerek yürüyebilirim’ diye düşündüm ama ne mümkün? Bata çıka Eminönü’nden Eyüp’e uzanan arabaların yan yana çok zor geçtiği caddeye ulaşıyorum. Tam karşımda güleç yüzlerin şakaların gırla gittiği, küfür ve belden aşağı atışmaların ulu orta yapıldığı taksi durağı var. Bir bağırma duyuyorum; Feti abi: “cigarayı al gel, çay demlendi arkasında baklava tepsisi hazır.” Göz ucuyla bakarak yukarı yürüyorum. Solda daha dar, kargacık burgacık vitrin yerine geçen kaldırımlardan dükkanların önlerinden geçerken “ne kadar alelade yerler ve fakat insanları ne kadar da samimi ve sevecen” diye düşünüyorum.
“-Hadi iyisin Ahmet, bugün yevmiyeyi doğrulttun.”
-“Eyvallah akşama bendensin. Bak tıka basa yerim haberin olsun. Bugün neşem tavan yaptı Haliç galip, Majik yine attı golünü. Bu adamda iş var. Yeme içme benden, bununla mı korkutacaksın?”
Biraz daha yukarı yürüyorum, sağımda balat karakolu. Kapıda üzüntülü iki kadın; “Benimki yine kumardaymış, kavga etmişler bıktım ama ne yaparsın?” 
Önümde boylu boyuna, tüm görkemi ile Ayan Caddesi. Sağıma ve soluma doğru bir tarihi barındıran, her tür ve dinden mezhepten şehirden insanların mekanı Vodina caddesi.
Birçok tanıdık yüzlerle selamlaşarak geçiyorum Ayan Caddesini. Fırın ve zangoç İstamat’ın kapısında oturduğu kilise. Tavla hastası olduğunu biliyorum.
İşte nihayet ulaşmak istediğim yer; Rıfat bakkal. Oğlu çocukluktan ilk gençliğe geçtiğim yılların mahalledeki temsilcisi. Tabi ki bir çokları daha var ama konumuz esnaf; Koltuk Ali, Sarı Özen, sarı evden Osman, Suat, Nihat, Vedat, Mahmut, Cevdet ve daha niceleri..
Ethem sarı kumral düz saçları, iri gözleri, yuvarlak güler yüzlü tebessümü sakınmayan ilginç biri. Babası bakkal Rıfat’ın ortanca oğlu ve çırağı. Ama görüntü farklı benden mi esinlendi ne? Biraz Nişantaşı esintisi, biraz Kadıköy tarzı taşıyor.
Küçük bir farkı da anlatmalıyım. Sıcak bir yaz günü ‘gıcıklık’ diyebilirsiniz. Bakkalın kapısına yaklaştım, tam korkutacağım sıra da içerde Ethem’i gördüm. Peynirlerin konulduğu camlı vitrinin önünde kendi kendine bir şeyler söylüyor. -“Ethem oğlum zayıfla, ne lan bu koca göbek. Zayıflayacaksın, kızlar bakmaz ulan. Herkesin manitası var. Hadi, hadi, yeme.”
Bir yandan da göbeğini tokatlıyor, Tişörtünü sıyırıp, sağ ve sol profilden tekrar bakıyor kendine. Bu halinden hoşlanmadığı belli. Birden dükkana giriyorum. Suçluluk tan mı yoksa utandığından mı bilmem arka ardiyeye kaçıyor. Orası sırlarını paylaştığı, göze görünmesini istemediği eylemlerini sakladığı yer.
Rıfat amcadan çok duyardım; -“Etttem oğlum, etttem derim; Yiyorsun yiyorsun, hala doymuyorsun”… Bu cümleler de Prizren aksanının kokusu var. Ethem iyi top oynardı diyebiliriz. Aynalı dükkan sokak sahasında bir numaraydı. Başarılıydı ama plastik top patlayana kadar.
Ethem çocukluğum ve ilk gençliğimin sevecen yüzü.. Bu yazıyı yazmak bana iyi geldi. Ethem’le Balat’ı, balatla hatıralarımı yaşadım. Kara Papak Sokağındaki 34 metrekarelik evi, oradaki mutluluğu hissettim. Şimdilerde arıyoruz çok arıyoruz. ‘Balat’ dendiğinde huzur yüreğimi kaplıyor.
*********************

8.Hikaye....Mithat Demirsöz BİR FIRINCILIK ANIMDAN...
Hamdi’nin Fırın kapısından sırtında çuvalla kısa boylu Hitler bıyıklı yarı dökülmüş saçlarını geriye taramış, günlük tıraşını olmuş kısa 
boylu bir adam girdi.
Tezgâhtara “Evladım bana elli ekmek yollayın, biraz yumuşaklarından olsun. Bana hiç sıcak ekmek yollamıyorsunuz. Tekele geldim kan teri içinde kaldım ben bakkala varana kadar arkamdan gelsin” dedi.
Sonra Vodina caddesinde Penguen gibi sağa sola yalpalayarak yürüdü gitti. Bu Fenerde Bakkal çalıştıran İsmet ÇIPA abimizdi..
Çek dedi küfeyi tezgâhtar Adıyamanlı çırağa. Merdiveni dayadı ekmek dolabına iki iki sayarak çırağa atıyor çırak küfeye diziyordu. Tezgâhtarın çok matematiği kuvvetli olması lazım bu meslekte iki ekmek fazla saysa o ona akşam açık olarak döner.
Tezgâhta da bir bayan ekmek alıyordu bu ekmek atış şekli zoruna mı gitti nettiyse.
Tezgâhtara “Neden atıyorsun ekmekleri, günah değil mi?” diye çıkışınca.
Bizim tezgâhtarda anasının gözü zaten, lafın altında kalır mı? “Sen akşam sofrada ekmekleri bıçağın altına yatırıyorsun, kıtır kıtır kesiyorsun günah değil mi?” deyince bizi aldı bir gülmece.
Böyledir işte fırıncılık mesleği İsmet ÇIPA abimize rahmetle...
Mithat Demirsöz
“Anılarımız olmasa şimdiki zaman bağlamından yoksun oluruz...” demişti bir düşünür.
***************************

Erhan Çipa 9.Hikaye...Ben oluyorum.Beni bilen de biliyor zaten..
******************

10.hikaye Halit Çevirgen.....HAYRUŞ...

60 lı yıllarda mahallemizin müdavimi seyyar satıcılar vardı..
bunlar her gün sabah akşam belirli saatlerde mahalleye uğrarlardı ve biz çocuklar onları dört gözle beklerdik bazıları okulun giriş çıkış saatlerinde okul önlerine de giderdi ..
poğçacılar .. börekçiler .. şam tatlıcı .. macuncu .. turşucu .. simitçi .. dondurmacı tepesinde tepsiyle baklava satan bir abimiz .. sigara böreği satan başka biri .. lahmacuncu vs.
hepsinin yeri ve tatları başka güzeldi ..
ben dondurmacımızı hatırladım bugün nedense .. belki tanıyanlar vardır .. biz onu Hayruş diye bilirdik esas adını hiç merak etmezdik sanırım bekardı .. yazları dondurma kış aylarında salep satardı .. uzun yıllar farklı yerlerde dondurma da yedik salep de içtik .. ama o tadı hiç bir yerde bulamadık.. o yıllarda zaten 60 lı yaşlarda olan Hayruş’u muhtemelen kaybetmişizdir 
Allah rahmetini esirgemesin. 
Halit Çevirgen
*******************************

Erhan Çipa 11.Hikaye Haliç'ten takım arkadaşım Haldun Domaç yazacak...Söz verdi...
*************************
Erhan Çipa 12 Hikaye:Hasan Öztoprak'ın "Draman Hikayesi" kitabından...Kısmetse yarın bu sütunlarda..
*******************

13.Hikaye...Halit ÇevirgenİLHAN PLAK ...
Seksenler dizisindeki Ergün Plak Karakteri bana çocukluğumun Balat’ında Çıfıt çarşısı içindeki İlhan Plak'ı hatırlatır hep. SEKSENLER DİZİSİNDEKİ ERGUN PLAK KARAKTERİ 

BANA ÇOCUKLUĞUMUN BALATIN'DA ÇIFIT ÇARŞISI İÇİNDE Kİ İLHAN PLAK I HATIRLATIR HEP ..
O YILLAR TEK LÜKSÜMÜZ DÜ PİKAPLAR
EVLERDE PİKAPI OLANLARIN PEK BİR HAVASI OLUR YENİ ÇIKAN PLAKLARDAN ALAN GENÇ KIZLAR ONU KOMŞUNUN PİKABINDA DİNLERDİ BÖYLECE EVDEN ÇIKMAK İÇİN DE BİR BAHANELERİ OLURDU ..
GENÇLER SEVGİLİSİNE PLAK HEDİYE EDERLERDİ .. SİNEMALARDA FİLM ÖNCESİ VE ARALARDA PLAK DİNLETİLİRDİ ..
OTOMOBİLLERDE ŞEHİRLER ARASI OTOBÜSLERDE DE PİKAPLAR VARDI ..
PLAKÇI İLHAN IN ÖNÜNDE HERZAMAN BİR İNSAN TOPLULUĞU OLURDU ..
POPÜLER SANATÇILAR İLK YILLARDA NURİ SESİGÜZEL AHMET SEZGİN YILDIZ TEZCAN ZEKİ MÜREN SONRALARI YERİNİ ORHAN GENCEBAY FERDİ TAYFUR ESENGÜL HÜSEYİN ALTIN VE NEŞE KARABÖCEK , E BIRAKMIŞTI ..
PLAKÇININ CAMINDA SÜREKLİ GÖRDÜĞÜM '' ORHAN GENCEBAY IN SON PLAĞI GELDİ '' YAZISINA BİR GÜN İTİRAZ ETMİŞ '' ABİ 2 AY ÖNCEDE ORHAN GENCEBAYIN SON PLAĞI YAZMIŞTIN BAK BİR PLAK DAHA ÇIKMIŞ '' DEMİŞTİM .. O DA BANA SON ÇIKAN PLAĞI DİYE AÇIKLAMA YAPMIŞ YAZIYI DA '' ORHAN GENCEBAY IN SON ÇIKAN PLAĞI GELDİ '' DİYE DÜZELTMİŞTİ ..
GÜZEL ANILARLA YAŞADIĞIMIZ YILLARDI PLAKÇI DÜKKANI HALA DURUYOR GALİBA .. EN AZINDAN YAKIN ZAMANA KADAR ÖYLEYDİ
@Halit ÇEVİRGEN // BALATIMIZIN ESNAFLARI
***********************************

14.HİKAYE Cihan Çakır..Sandıkta,
Gün yüzü görmemiş hayaller ve umutlarımız vardı.

Kimi yer yatağından tavanda sobanın ışığıyla buluşur,
Kimi kapıda oynanan Evcilik oyununda canlanırdı. 
Kimimiz Dekmancılık oynarken su tabancasıyla Yılmaz Güney olur,
Kimimizde annesinin ayakkabılarını giyip Anne olur yada annesinin tarağını mikrofon yapar divanın üstünde annesinin hırkasını giyer sanatçı olurdu.
Doktor hemşire insanca her şey olurduk.
Ama hiç bir zaman kötü olmadık hep iyiydik. 
Büyüyünce komşu gariban aileye ev alıp Nuri abiye kendi arabasını alır kendi işini yapardı .
Biz sabırı Babamız nisanda ilk erik ilk kirazı getirdiği zaman öğrendik
Kışın giren domates pek enderdi Salça yapılırdı.
Mevsimsiz bir şey girmezdi.
Evet, aşklarımız platonikdi ama kimseye zararı yoktu.
Orta ikide okul hocasına aşık olduysak ne çıkar
Babamızın okul harcligiyla evlenir yasardık.
Bizim hayallerimiz kocaman
Adam olmaktı.
Ama insan gibi adam olmak.
Biz hayallerimizi akşamdan yastığımızın altına bırakır sabah çoğaltır alırdık.
Nedeni bizler çocuktuk ve herkes çocuksu saygı gosterirdi bize.
Çocuklar incitilmezdi. 
büyükler çocuklar bizim yarınımızdır düşüncesini bilirdi.
Büyüklerin beklentileri de hep çocukcaydı. 
O yüzden hayallerimiz sonsuzdu. 
Yani...
Biz küçükken çok büyüktük.
Cihan Çakır-Kendimce dertleşme.-
**************************************

15.hikaye*TERZİ KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZKEN;
“Çeyiz dükkânı ilk başlarda ona çok cazip gelmişti, nedeni doğduğu semtte takılıyor olmasıydı.

Bi de Erol Kalkavan gibi biriyle aynı mekânı paylaşıyor olması çok güzel bir ortamda çalışma hayatı yaratıyordu. 
Ama kimseyi kıramayan bir yapısı onu bu çeyiz işinde zarar eden ve şikâyet eden bir insan yaptı.
Sonrasında baba evindeki dükkânda emlak işine başladı, çeyiz işinden daha iyi olduğunu söylerdi. 
Nasıl olduysa ‘Mavi Köşe’de bana göre dünyanın en zor işini, bakkalcılığı seçti. 
Evi ile işinin uzaklığı onu çok yorduğunu bir de evde ufak tefek problemlerin onu çok yıprattığı düşünüyorum. 
Bu zamanda 4kız çocuğu büyütmek, okutmak gibi. 
Sonuçta erken yaşta aramızda ayrıldı mekânı cennet olsun.”
Rasim Akyıldız.

Not: *Başlığa dönecek olursak arkadaşlar, ‘Cıgı Muharrem’i en iyi anlatacak başlıklardan birini seçtim çünkü bu düşündürücü ifade içinde bulunduğumuz durumu da çok güzel özetliyor aslında.
Rasim Akyıldız’ın ilk cümlesi de durumu çok güzel anlatıyor bence. Haliç kulübünün tam karşı köşesine gelmesi de bu sebepledir.
Babasının yoktan var ettiği Haliç Kulübü binasının yakınında ve elbette Balat’ta kendisine bir yazıhane açmış gibiydi. Onun yazıhanelerini en çok ben kullandım, itiraf ediyorum.
***********************

16.hikaye....Abdullah Gözaydın Balatta Bir şekerci Mustafa Güçlü
Balat tarihten gelen güçlü bir sosyal yapısı var, İstanbul’daki azınlıkların yoğun olarak barındığı bir semt, Taş kızak tersanesinde çalışan binlerce personelin, Haliç sahillerindeki Fabrikaların sağladığı ekonomik güç, Eminönü Piyasasına yakın olması semti cazibe merkezi yapmasına rağmen Balatlı mütevazı ve samimi bir yaşamı tercih etmiştir.
İmparatorluk başkenti İstanbul'un evrensel ruhunun yaşadığı semtlerden biri Balat...
1994 Habitat İstanbul toplantısında alınan bir karar doğrultusunda, 1988 yılında Fener Balat Unesco Dünya Kültür mirası listesine girdi. Ardından Avrupa Birliğinden sağlanan fonlarla Restorasyon çalışmaları başlatıldı. Birçok Ev yenilendi, butik oteller ve sanat galerileri, kafeler, Restoranlar açıldı, Tarihi yaşatan görünümü ve mahalle kültürü ile trend semt olma yolunda ilerliyor.
Elbette ki Balat Fener sadece 19.Yy. binaları ile olduğu kadar, Semt kültürü ile daha belirgin ön plana çıkıyor, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet yıllarında azınlıkların yoğun olarak yaşadığı semtlerden biri olmasıdır. Nüfusun çoğunluğunu Kastamonu, Sivas illerinden gelmiş vatandaşlarımızdır, hatırı sayılır oranda Trabzon ve Rizeliler de vardır. Zaten Karadeniz insanı Doğusundan batısına kadar kültür mozaiğidir, Her yerde tutunabilirler, Evrensel düşünceye yatkındırlar, Bu nedenle olsa gerek Balat Fenerin Rum-Ermeni-Yahudileri ile kaynaşmışlardı.
1964 yılında tanıştığım Balat fener semti sakinlerinin her birinin hayatı araştırma konusu olacak zenginliğe sahiptir. Bizde böyle bir kültür gelişmediği için yapamadık, Semtimizin kültürel zenginliğini kayıt altına alamadık, maalesef.
Bu sakinlerimizden Salih Güçlü, Oğlu Mustafa Güçlü ile birlikte işlettikleri babadan gelme dükkânları Balat merkez şekercisinden bahsedeceğim. Salih abi çok ciddi Osmanlı beyefendisi örneği olmasına rağmen oğlu Mustafa o kadar gayrı-ciddi, şakacı, muzip bir kişiydi. Semtimize gelip şekerci Mustafa’nın dükkânına girenleri oldukça heyecanlı sürprizler beklerdi. Bazen şakanın dozu kaçar soğuk tepkilere kadar giderdi. Mustafa asla geri adım atmaz, misafirlerini şaşırtan mukallitliklerine devam ederdi.
Misafir müşterilere ilk yapılan şaka, müşteri siparişini beklerken tezgâhın arkasındaki zeminde uzanan kalın kalastan yapılmış tahtayı kaldırıp bırakmasıyla oluşan gürültüydü, Şaka zade rafların döküldüğünü sanarak yerinde hoplardı, Sonra gönül alma muhabbetinde yaptığı müstehcen kelime oyunları şaka zadeyi bile güldürürdü.
Mustafa Güçlünün tezgâhından kiler geldi kimler geçti saymakla bitmez, Devletin en tepe makamlarına gelmiş bürokratlar, Balat’ın Ağır abileri, Meşhur sanatçılar sırf muhabbet olsun Tatlı dondurma bahane diye sık sık merkez şekercisine uğramadan edemezdi.
Salih abimiz rahmetli oldu, Rabbim merhametiyle muamele etsin. Bu konuda Mustafa bizi şaşırtmaya devam ediyor, Artık emeklilik dönemini yaşayan Mustafa dükkanı kiraya verdi, Dükkan işletmecisi mekanı kafe yaptı, gelen yoğun istek üzerine kafenin adını değiştirerek merkez şekercisi yapmak zorunda kaldı, Gelen müşterilerin birçoğunun gözü Salih abiyi ve muzip Mustafa güçlüyü arıyor ama onlar artık yoklar. Ara sıra balata uğrayan Mustafa Aşırı kilosuna rağmen maşallah yaban domuzu! gibi sağlıklı, Allah uzun ömürler versin. Abdullah Gözüaydın. düzeltme eklemiş sanırım.. 
Şekerci Mustafa Artık emeklilik dönemini yaşıyor, dükkanı kiraya verdi, Dükkan işletmecisi mekanı kafe yaptı, gelen yoğun istek üzerine kafenin adını değiştirerek merkez şekercisi yapmak zorunda kaldı, Gelen müşterilerin birçoğunun gözü salih abiyi ve muzip Mustafa güçlüyü arıyor ama onlar artık yoklar.
Salih abi iyice yaşlandı, Allah uzun ömürler versin , Ara sıra Balata uğrayan Mustafa ile geçenlerde görüştük, Eski formundan pek birşey kaybetmemişti, Bir hayat yaşadık ne tarif edilir ne anlatılır, Yeni nesil çok şansız çokkk.......
**********************************************

17.Hikaye...Şeyma Seçkin Dişçi Östen Mercan'ı yazdı lakin bilgisayar ortamında paylaşmadınız Şeyma Seçkin...Olmazsa fotoğrafını çekip gönderebilirsiniz
*****************************

Melek Solak Cüce 18.Hikaye ile devam ediyoruz arkadaşlar...Buraya yorum yok...İsteyen kendi beğendiği numaradaki hikayeye beğeni yapabilir..Osman Ayas’tan: Şoför Esnafı

Evet, Erhan kardeşim eski Şoför esnafının anıları bitmez, isimleri anmak istersek, önce Rahmetli olanların bir kaçını analım, tabi ki önce şoförlerin idarecisi kâhya Feti onun anılarına ne kalem, ne de kağıt yeter. Şoför olarak aklıma ilk gelen rahmetli yavuz abi, iki oğlu oğuz ve yavuz. Sonra köse Taner ve babası pamuk baba var.
Komi, delik kulak, Reşat, Kürt ihsan, pala doğan, babam Hüseyin, kel Erdoğan, belediye Vedat, bir de genç ölen Vedat, kör sönmez, Sabahattin abi ve beni yanında yetiştiren Baba Bertan hepsini saymaya kalksak, anıları yazmaya kalksak bir kitap olur aslında. Olması da gerekir.
Balat’ı Balat yapan ve emeği en çok geçen esnafın başında gelir şoförler, 
Ben buradan sonra topu yaşayan şoförleri anlatmak için eski şoförlerden Selim Bilgiç kardeşime atmak isterim, 
Tüm RAHMETLİ OLAN ŞOFÖR VE BALATLI DOSTLATIMIZIN MEKÂNI CENNET OLSUN.

“HER ŞEY BAŞLAR HER ŞEY BİTER. BİTMEYEN ANILARDIR. ANILAR BİR UĞULTU GİBİ SAVRULURLAR YÜREKLERDE DİNMEZLER.”
Dip Not: Güneri ağabey, ‘İnce’ lakaplı ağabey uzun yıllar Ayan Caddesi tarafında Şoförlük yaptılar. İhsan Çipa’dan başlayarak Draman Şoförlerini de katarsak yekûnun içine Osman Ayas haklı çıkıyor. Ayrı bir kitap yazmak gerekiyor.
************************

Melek Solak Cüce 19.hikaye..Melek Solak Cüce Mehtap sineması civarında Bakkal SIDIKA ABLA güler yüzlü tatlı dilli çalışkan ticare kafası çalışan eşiyle birlikte bakkal dükkanı işletiyordu
Sene 1980 civarı ozamanlar marketler fazla yok denecek kadar azdı
Balatta sadece balat market vardı
Bizde sıdıka bakkala yakındık günlük alışverişi sıdıka bakkaldan yapardık
Helvacı diyede bilinirdi
Açık ürünlerde vardı açık yogurt vs vardı
Dükjanın alt kısmı vardı oradada yufka yaparlardı
Bakkala gidince muhabbet etmesen olmazdı ayak üstü muhabbetlerimiz olurdu
Genelde akşam bes gibi is saati olurdu 
Hemen hemen herkes o saatte giderdi tabi bende genede iki lafın belini kırardık
Senelerce çalıştılar 
Eşi vefat etti 
Halen balatta yaşıyor sıdıka abla 
Balatta halen karşılaşırız
***************************************

Melek Solak Cüce #20 Hikaye...Kamuran Kurt Ben esnaf olarak babamı anmak istiyorum, Osman usta, mesleği ince marangoz olan iskeçe li sanatkar, ciğerciler sokağında dükkanı vardı 1950 lerde, ben 4 yaşıma geldiğimde hatırlarım, büyük abim tutkal ı kaynatıyordu, ben ranza gibi yerden, onu seyrediyorum,,, abim baba mesleğinde çırak olarak yetişiyordu,, annemiz hastahanede tüberküloz dan yatıyor abim bana, bakıyordu,, babam da iş kovalıyor para, kazanıyordu, dün gibi gözümün önünde bu anılar????sanatkarlar kahvesi vardı, ordan gelip babamı iş için çağırlardı, kâh kapısı için kâh, kiremitlerini aktarmak için rum kadınları kapımızdalardı. O zaman bir iki tanınmış usta vardı bir duvarcı Salih usta birde babam, kiliselerin tamir işlerinde hep osman usta çağırılırdı,, ince marangoz olduğundan kızların oymalı Çeyiz sandıklarını ona yaptırırlar, dı, halen çoğumuzun evinde onun hatırası mevcut, dükkanını ciğerciye devrettiği zaman başka işlere yönelmişti, uzaklara, gidip çalışıyordu bazen aylarca işi bitmiyordu, bizim için di herşey, ceplerini şeker doldurur mahalleye gelir bütün çocuklar etrafında,, şeker dede banada yokmu diye bağırırlardı, bizim evimize o ölünceye kadar hiç usta, girmedi öyle usta, idiki herşeyi o yapar keser biçer yaratıcı kimliği ile neler neler ortaya çıkarırdı, hatta küçükken hazır oyuncak yok, tuki, ama ben şanslı idim çünki benim babam, bana bebek kayrolası, masa,, sandalye kardolap yapmıştı şimdi olsa antika, olurdu. Halen yaptığı oymalı dikiş kutusunu saklarım, artık yaşlanmış tı birden hastalandı hastahanede yanındayım hava veriyorlar doktora çıkartın bu nesneyi dedi,, doktor ama amca iyiliğin için dedi, oda biraz, toparlanıp bak doktor sen bana can verebilecekmisin, şaşırdı doktor,, bak gördünmü dedi, ben tamamım artık dedi,,????öylede oldu, cenazesini balat hızır çavuş camisine getirdiler, günlerden, cuma idi, her cuma, namazından çıkanlar cenaze namazına, saf durdular öyle bir cemaat olduk, kapının önüne getirip helallik aldı ve ebedi istirahat edeceği yere yola çıktı, yanıma gelen bir kaç kadın kapıda bana Osman amca, öyle iyi biri idiki, bizim kapımıza et asar giderdi biz et alacak paramız yoktu,, şaşırmıştım,,, Allah ondan razı olsun dediler benim mavi gözlü Atatürk kaşlı babam allah rahmet etsin o ev de hatıralarımı oldu artık seninle birlikte maziye gömüldü, kefenin cebi yok herkes giderken bir kefen ile gidiyor canım babam sen işte o kadınların hayır duasını o çocukların gönlünü aldın. Rahat uyu
****************************
21..Hikaye Salim Kararmaz 
KİTAPÇI ALİ
Esnaf öyküsü dendi ya …Tam bir esnaf tanıdım..
Fenerden Mehtap sinemasına uzanan İstanbul tarihine eş tarihi, Fethiyenin Dramanın Çarşambanın, tanıdık insan yüzlerinin yaşadığı sokakların indiği geniş cadde VODİNA…Balatın Fenerin Halicin güney yakasının belkemiği VODİNA...Ttüm yollar Parise değilVvodinaya çıkar dediğimiz caddde.
Balatın tüm ihtiyaçları orda görülür. İlk aşklar ilk bakışlar orda başlar .Gelin arabaları mutluluk sirenlerini orda çalar .Mahalle çocukları yolları orda keser.O’nu anlatmak sayfalara sığmaz.
Biz esnafımızı tanıyalım…
Vodina üzerinde Köprübaşı Balat arasında bir yerdeyim.Kalabalık, çocukların kaynaşması , mutlu kızgın hatta küfür diyebileceğimiz sesleri kulağıma geliyor.Bir şeylerin olduğunu etkinliğin yaşandığını hemen hissediyorum.
__Satılık kitap
__Yeni sayı tom miks 25 krş.
__Eski sayi cilt 1 lira on kitap..
__Eski sayılar 10 krş.
Kitap denince hemen kulak kabartıyorum .En büyük tutkum kitaplar.biraz yürüyorum kalabalık daha da yoğunlaşıyor.Hemen sağda pasaja benzer bir aralık…Çıkmaz sokak .İlerde bir tabela var Milli sineması… Altında 2 film birden ikinci 50 krş birinci 1 lira..Sinemayı da sevmeme karşın kalabalığa kitaba dönüyorum .Çocukların içinde çok hareketli kıvırcık siyah saçlı esmer gözleriyle tüm yönleri kontrolü altında tutan bir çocuk dikkatimi çekiyor.Elinde taşıyabileceğinden çok daha fazla kitap var.Bir çoğuda karşı kaldırımda depolanmış başında daha küçük bir çocuk erkete..Tom Miks Teksas Tex Tom Braks Zagor daha niceleri benim favorim Tom Miks..
¬¬¬__Kaça bunlar 
__Kapaklı 25 krş yepisyeni.
__Şunlar 
__ Kapaksız 10 krş eski ama okursun
__ 3 tane 25 e ver
__ Tamam al..
Alıyorum ve dosdoğru eve cumbaya kuruluyorum Keyfime diyecek yok.bir nefeste hepsini okuyorum.annemin azarları okuma zevkimi daha da kamçılıyor.Tek sıkıntı harçlıkların lüzümü gibi kullanılmaması neden ile kesintiye uğraması.Kimbilir bugün hatırı sayılır kütüphane ve okuma tutkusu anneme inat gelişmiş olabilir.
Okumalarım bitti ve hemen geri dönüyorum .Milli sinemanın önü eski kalabalığı yitirmiş.Daha sakin.ilgimi çekiyor; bakıyorum evet film başlamış ..Ali orda Yaklaşıyorum kitapları satmaYaklaşıyorumf söylüyorum.
__ Tamam alırım .20 krş 
__25 e aldım demin
__20 ye alırım ..peki diyor satıyorum. 25 kuruşa yine 3 adet alıyor eve koşuyorum
1 hafta da tüm kitapları okudum Ali esnaflığın gereği benden önemli bir kaynak elde ediyor..
Daha sonra kitapçı Ali radyoculuğa başladı. Koltuk Ali lakabıyla anıldı.
Mahalledeki tüm radyolar onun eliyle bozuldu.
Bir gün muhtar Arnavut sami nin oğlu Gökten in bozuk radyosu tamir için Aliye gelmiş .Bir süre sonra tamir edildiği söylenen radyo yada teyp Göktene geldiğinde açma kapama düğmesinin üzerinde bir notla karşılaşmış.bu düğmeyi basılı tut…
Aylarca gülüşmüştük ..
Erhan bir bakıma çok haklı …balat sokakları ve insanları ile bir hazine .. araştır ve bul neler çıkar …
Balat benim hazinem…
**********************************

22..Hikaye ..Melek Solak Cüce Dayım esnaf degil ama inşaat ustası nacizane anlatmak istedim 1975 te ist balat a geldi kiralık ev tuttular diger dayımla inşaatlarda çalışmağa basladılar
Sonra ilk binalarını yapmağa başladılar
Balatta kalpakçı çeşme sokak taki şu anda Serkan Zengin inde oturduğu bina
Nihayet iki bloklu binayı bitirim kiradan o binaya taşındılar sonra gene bir bina ve ardından birçok bina yaptılar milyarlık duruma geldiler
Tam rahat edecegim derken eşi hastalandı 
Ayzeymır olmuştu unutmağa basladı
Sonrada yatalak oldu
Dayım ona senelerce bir bebek gibi baktı ve sonra vefat etti

bugün varız yarin yokuz malesef
Yengen bayramın ikinci akşamı vefat edince
Sabahı beklemeden dayımlara gittik annemlerle
İyikide gitmişiz 
Dayıma haliyle igne vurmuşlardı doktorlar sakinleşsin diye
Dayım o gece saat üç e kadar kus gibi ordan oraya koşuşturdu gelenleri güzel karşıladı herkesle güzel karşıladı saat dortte uçagi kalkacakti rizeye gidecekti yengemin mezarini ayarlayacakti cenaze sonradan gidecekti sabahleyin
Biz sen gitme ogullarin gitsin dediysekte dinlemedi ucte sesli kameet getirerek namazını kıldı
Artik saat uc oldu bizde evlerimize gidelim dedik çıkarken dayımla göz göze geldik ve sakallarını okşadım
Sabah ben kahvaltı yaparken tel çaldı rizede dayım ölmûştû kalp krizi 
Biz şok olduk yengeminde cenazesi ist den rizeye gitti dayımla yengem ayni gün gömüldü
**********************************
23..Hikaye...Zeynep Utku
Terzi Murat Utku,, 1928"doğumlu, Draman da, çıkarken dükkanı vardı, kot dikerdi, tamir yapardı, müşterisine az para, alırdı, ayağınız alışsın derdi. Büyük kızını genç yaşta kaybetti bu onun yıkımı oldu, ve 1980 yılında vefat etti, şimdi büyük oğlu da, yanında sevdikleri ile beraber????allah küçük kızı Zeynep Utku ya uzun ömür versin,, Hepimiz, Balatın bir resmiyiz. Bitmeyen
**********************************

Hikâye yarışmasında sizinde bir imzanız olmasını istiyorsanız buradaki (LİNKE) tıklayarak ilgili sayfaya gider hikayenizi yayınlayabilirsiniz, Face hesabınız yoksa bu haberimizin yorum hanesine yazarsanız ilgililere ulaştırılacaktır, teşekkürler 

 

 

 



HABER VİDEOSU





Kaynak: Fatih haber

Editör: Abdullah Gözaydın



YORUMLAR

Abdullah Gözaydın
27-11-2018 05:57:00

Sayın Fener, Balat, Ayvansaray’lı hemşerilerim
Esnaf hikâyeleri yarışmanız hayırlara vesile olsun, Organizasyonu dışarıdan izleyen bir Balatlı olarak burada alınacak temel ölçü “”Esnaf” sınırlaması olmadan (Balatın) vefalı insanları) olmalıydı diye düşünüyorum.
Hele günümüzde tüketiciyi kandıran zamane örneklerine bakınca eskilerin ahlaklı, helal ekmek derdinde olmaları biraz daha önem kazanıyor.

Yaptığı işin hakkını verene, Baştan savma iş yapmayan, Hizmeti geçinmek için yaparken Kendisini müşterisinin konumuna koyan mümtaz örneklerin gelecek nesillere ibret olması olmalı diye düşünüyorum. 60 Yıllık Fener-Balat yaşam hikâyemde bu örneklerin en azında hatıralarda yaşatılmasının gelecek nesillerin Belki! Örnek alanı çıkar ümidiyle önemsiyorum.
Önereceğim Bası Fener Balatlılar:
Radyocu Ahmet abi, Boyacı Cavit usta, Kaportacı Osman usta, Horozcu Katil Yaşar, Dolmuşçu Yavuz abi vs. gibi pek çok kişinin de burada anılmasında fayda görüyorum.

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI