Camileri hükümlüler temizleyebilir mi?

Denetimli serbestlik cezası alan hükümlüler, Cami-Okul temizliği ile cezalarını infaz ediyor. Genelde Cami ve Mescitlerimizi Diyanet personeli değil, Cemaatten toplanan para karşılığı semtteki bazı garibanlara yaptırılıyordu. GEREK ESKİ GEREK YENİ YÖNTEMLE CAMİLERİN İHYA EDİLMESİ DOĞRU MU? KURANI KERİM'DE "TÖVBE 18" AYETİNDE ALLAH'IN cc. BUNA MÜSAADE ETMEDİĞİNİ GÖRÜYORUZ, HADİ HÜKUMET DÜŞÜNEMEDİ, DİYANET VE PERSONELİ BU HÜKMÜ NASIL GÖRMEZDEN GELDİ?

Camileri hükümlüler temizleyebilir mi?
01 Haziran 2017 - 04:44 - Güncelleme: 02 Haziran 2017 - 04:37
İstanbulda  son yıllarda İBB Başkanlığı Selatin, Tarihi büyük camilerin temizliğini üstlenmişti. 

Şimdi bütün Türkiyede camileri hükümlüler temizliyor.

Camilerdeki bu uygulamanın ne sakıncası olduğunu düşünmek istemeyen Diyanet'e, İslamın bu konuda ortaya koyduğu çekinceleri hatırlatmak istedik.


Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının tamamı Müslüman değil, Kimliğinde İslam yazmış olmasına rağmen Ateist-Deist olduğunu beyan eden oldukça fazla vatandaşımız var.  Ayrıca Müslüman olduğunu beyan ettiği halde Namaz kılmayan, Zekat vermeyen, İtikat konusunda şüpheleri olan vatandaşlarımız var.



Ve bu vatandaşlarımız da suç işliyorlar, yargılama sonucu denetimli serbestlik cezası alarak bu cami temizliği ile cezalarını infaz ediyorlar.



İslami hassasiyetler adına söylüyoruz, Kuranı kerimin Tövbe 18. ayeti bu konuda bir hüküm getirmiş. Her ne kadar ayetin nüzül sebebi Mekke ve kabe-i Muazzama hizmetleri olsa bile, Kuran nüzül sırasındaki gerekçelere bakılmaksızın kıyamete kadar amel edilmesi gereken hükümler ortaya koymaktadır.

Bazı yorumcuların hükmünün kaldırıldığını idda ettiği ayetler , Çoğunluk tefsircilerimiz tarafından benzer şartlarda hükümlerinin baki olduğunu yazmaktadırlar.

Allah cc. Salih Müslüman olmayanların mescitlerde faaliyetini yasaklıyor ; Tövbe suresi 18 :

Allah'ın mescidlerini ancak Allah'a ve ahiret gününe iman eden, Namazı dosdoğru kılan, Zekatı veren ve Allah'tan başkasından korkmayan kimseler imar edip-onarabilir. İşte hidayete (doğru yola) erenlerden oldukları umulanlar bunlardır.


Burada Kabe ile ilgili bir sınırlama yok, 

Diyanet yetkilileri, cezası gereği cami temizliğine, bakımına gelen hükümlülerin itikadı, söz konusu amellerini araştırıyor mu? 

Sanmıyoruz !, Diyanet kendi namaz memurlarının dahi düzenli namaz kılıp kılmadıklarını araştırmıyor, Cami müştemilatında ikamet ettiği halde "İzinliyim" gerekçesi ile namaz vakti cemaat arasına gelmeyen namaz memuru çok görüyoruz.

 

Elbetteki Laik T.C. Kanunları nezdinde bir sıkıntı yok, Cami temizliğini bedavaya getiren namaz memurlarının da sıkıntısı yok!

Sıkıntı İslamı Allah'ın cc. emrine göre yaşamak isteyen Müslümanlarda, Bu mütedeyyin, Salih Müslümanların kaygıları ne zaman ciddiye alınacak?, İslam Cemaat olun en takvanızı imam yapın emti 14 asırdır uygulandığı gerçeği Diyanetimizin neden dikkatini çekmez.

laiklik gereği Din-Devlet işleri ayrı olması gerekirken, başından beri Din Devlet hukukundan çıkarılmış olmasına rağmen, Devlet İslamı yönetmekten hiç vazgeçmemiştir. 

Tuhaf olan devletimiz içimizdeki azınların ibadetlerine hiç müdahale etmediğidir, Hiçbir kiliseye ve papaza Pazar vaazı dayatılmıyor, Hiçbir Sinagog ve Hahama cumartesi hutbesi dayatılmıyor. Hatta ülkemizde yer yer gördüğümüz Şii camilerine dahi böyle dayatmalar yapılmıyor.

sadece Sünni Müslümanların bütün ibadetleri kontrol altına alınıyor. islamın emrine göre cemaatle namaz kılamıyor, Özgürce Hac ve Umre yapamıyor, Diyanetin denetiminde 3-5 misli fiyatlara bu hizmeti yapabilir.

Bunlar Müslümanların yüreğini acıtan gerçekler ve bu gerçeklere bir yenisi eklendi

Artık camilerimizi, Hıristiyan, Yahudi, Mecusi, Ateist, Deist, İbadetsiz, Abdestsiz hükümlülerde temizliyor olabilir..

Bu konuyu bilmeyenlere hatırlatılır.

CAMİ TEMİZLEME CEZASI

Üç yıldan az ceza alanlara uygulanan , Denetimli serbestlik kapsamında hükümlülerden oluşturulan ekipler, okul ve camilerin temizliğini yapıyor.  Denetimli serbestlik sistemi kurulduğundan bu yana, haklarında kamu cezası yaptırımı uygulanan hükümlülerin, çeşitli kamu kurum ve kuruluşlar ile ibadethanelerde çalıştırıldığını, Toplu çalıştırma yoluyla oluşturulan mobil ekiplerle camilerde cemaat, okullarda öğrencilerin eğitim görmediği gün ve saatlerde  tüm cami ve okulların detaylı bir şekilde temizlenmesi sağlanıyor

Yapılan bu kamu hizmeti çalışması neticesinde okul müdürlerinden çok olumlu geri dönüşler alınmış ve yapılan bu uygulamadan oldukça memnun kaldıkları gözlemlenmiştir. 

Yapılan bu kamu hizmeti çalışması neticesinde İl Müftülüğüne bağlı cami imamlarından çok olumlu geri dönüşler alınmış ve yapılan bu uygulamadan oldukça memnun kaldıkları gözlemlenmiştir.



BU KONUDAKİ AYETLER

Tövbe suresi 17- Müşriklere, kâfir olduklarına bizzat kendileri tanıklık ettikleri halde Allah’ın mescidlerini onarıp şenlendirmek düşmez. Onların bütün yaptıkları boşunadır. Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.

Tövbe suresi 18- Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’dan başka hiç kimseden korkmayanlar onarıp şenlendirebilir. Bu kimselerin doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.

Tövbe suresi 19- Hacılara su sağlamayı ve Kâbe’yi onarıp şenlendirmeyi, ahiret gününe inanmakla ve Allah yolunda cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler. Allah zalimler güruhunu doğru yola iletmez.

Tövbe suresi 20- İman edip Medine’ye hicret edenlerin ve malları, canları ile Allah yolunda cihad edenlerin Allah katındaki dereceleri en üstündür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Tövbe suresi 21- Rabb’leri onları kendi öz bağışı olan bir rahmetle, hoşnutluk ve bitmez-tükenmez nimetlerle dolu cennetler ile müjdeler.

Tövbe suresi 22- Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiç şüphesiz büyük ödül Allah katındadır.

Bu ilişki kesme kararı ilân edildikten sonra müşrikler ile savaşmaya yanaşmayanların ileri sürebilecekleri bir gerekçe, bir mazeret kalmadı. Ayrıca müşriklerin Beytullah’ı ziyaret etmekten ve oranın bakımını ve onarımını üstlenmekten uzak tutuldukları da kesinlik kazandı. Müşrikler cahiliye döneminde Beytullah’ı hem ziyaret edebiliyor, hem de bu kutsal yapının bakımını ve onarımını yürütüyorlardı. Okuduğumuz âyetlerde yüce Allah’ın evlerinin bakımında, yapımında, onarımında ve gözetiminde müşriklerin hakları ve katkıları olabileceği tuhaf görülerek reddediliyor. Bu sadece yüce Allah’a inananların, O’nun buyurduğu farz görevleri yerine getirenlerin hakkıdır. Cahiliye döneminde müşriklerin, Kâbe’yi onarmış, buranın bakımını üstlenmiş olmaları ve ziyaretçilerinin su ihtiyaçlarını karşılamış olmaları bu kuralı değiştiremez. Okuduğumuz âyetler İslâm’ın bu kuralını henüz iyice kavrayamamış kimi müslümanların vicdanlarını rahatsız eden bazı saplantılarına karşılık vermektedir.

Şimdi de okuduğumuz âyetleri tek tek ele alalım:

“Müşriklere, kâfir olduklarına bizzat kendileri tanıklık ettikleri halde, Allah’ın mescidlerini onarıp şenlendirmek düşmez.”

Bu, aslında temelinden tuhaf bir iştir ve hiç bir haklı gerekçesi yoktur. Çünkü nesnelerin doğasına (eşyanın tabiatına) aykırıdır. Sebebine gelince Allah’ın evleri sırf yüce Allah’a özgüdürler, buralarda sadece O’nun adı anılabilir, O’nunla birlikte başkasının adı anılamaz bu evlerde. Buna göre Allah’ın birliği (tevhid) inancı ile kalplerini onarıp şenlendirmeyenler, Allah’a ortak koşanlar, hayatlarının pratiği ile kâfirliklerine bizzat tanıklık edenler, bu gerçeği inkâr edemeyecek, tersine onu onaylamaktan başka bir şey yapamayacak olanlar bu evleri nasıl onarıp şenlendirebilirler? Âyeti okumaya devam ediyoruz:

“Onların bütün yaptıkları boşunadır.”

Onların bütün yaptıkları kökten geçersizdir. Bu geçersiz ve boşuna işlerinden biri de tek dayanağı yüce Allah’ın birliği (tevhid) ilkesi olan Beytullah’ı onarımını, bakımını ve şenlik tutulmasını yürütmeleridir. Şimdi de âyetin son cümlesini okuyalım:

“Onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır.”

Bunun sebebi, apaçık ve kesin kâfirlik birikimleridir.

İbadet, inancın dışa vurmuş ifadesi, somut yansımasıdır. Buna göre inanç bozuk olunca ibadet de bozuk olur. Kalpler sağlıklı imanla, pratiğe yansıyan somut ameller, hem ameli ve hem de ibadeti sırf Allah rızası amacına yöneltmekle onarılıp şenlendirilmedikçe kutsal yerleri ziyaret etmek, mescidlerin yapımını, onarımını ve gözetimini üstlenmek anlam taşımaz. Okuyoruz:

“Allah’ın mescidlerini ancak Allah’a ve ahiret gününe inananlar, namazı kılanlar, zekâtı verenler, Allah’dan başka hiç kimseden korkmayanlar onarıp şenlendirebilirler.”

Kalpte imanın ve dışa yansıyan somut amelin varolması gerektiği belirtildikten sonra sırf yüce Allah’dan korkulmasının, başka hiç kimseden korkulmamasının vurgulanması gereksiz yere gündeme getirilmiyor. Çünkü sırf yüce Allah’a samimiyetle bağlanmak gerekli bir şarttır; bilinçte ve davranışlarda müşrikliğin her türlü izinden ve lekesinden arınmak vazgeçilmez bir şarttır. Oysa yüce Allah dışında bir başkasından korkmak bir müşriklik türüdür. Âyet, bu tehlikeye burada bile bile dikkatleri çekiyor. Amaç hem inancı ve hem de ameli arındırıp saflaştırmaktır. İşte o zaman müminler, yüce Allah’ın mescidlerini yapmaya,onarmaya ve gözetmeye hak kazanırlar, yüce Allah’dan hidayet dilemeyi hakederler. Âyetin sonunu okuyalım:

“Bu kimselerin doğru yolu bulanlardan olmaları umulur.”

Kalp yönelir, vücudun organları ise amel işler. Sonra da yüce Allah, bu yönelişe ve amele denk gelecek hidayeti, amaca ermeyi ve başarıyı bağışlar.

Yüce Allah’ın evlerini inşa etmeyi, onarmayı ve şenlendirmeyi haketmenin kuralı bu olduğu gibi ibadetleri ve kutsal ziyaretleri değerlendirirken başvurulacak olan kriter de budur. Yüce Allah bu kuralı, bu kriteri hem müslümanlara hem de müşriklere açıklıyor. Evet, müşrikler cahiliye döneminde Kâbe’nin onarımını ve bakımını yürütüyorlar, gelen ziyaretçilerin su ihtiyacını karşılıyorlardı. Fakat inançları sırf yüce Allah’a yönelik değil. Ayrıca ne gerekli amelleri yapıyorlar ve ne de cihad amacı taşıyorlar. Buna göre onları -sırf Beytullah’ın onarımını ve gözetimini yürütüyorlar, konuk ziyaretçilere hizmet sunuyorlar diye şartlarına uygun biçimde iman edip Allah yolunda, O’nun sözünü yüceltmek uğrunda cihad edenler ile bir tutmak doğru değildir. Okuyoruz:

“Hacılara (ziyaretçilere) su sağlamayı ve Kâbe’yi onarıp şenlik tutmayı, Allah’a ve ahiret gününe inanmakla ve O’nun yolunda cihad etmekle bir mi tutuyorsunuz? Bunlar Allah katında bir değildirler.”

Ölçü, yüce Allah’ın ölçüsüdür; geçerli değerlendirme O’nun yaptığı değerlendirmedir. Âyetin sonunu okuyalım:

“Allah, zalimler güruhunu doğru yola iletmez.”

Yani yüce Allah, gerçek dini benimsemeyen ve inançlarını müşriklikten arındırmayan kimseleri doğru yola iletmez. Bu kimseler istedikleri kadar Beytullah’ı (Allah’ın evini) onarıp şenlik tutsunlar, ziyaretçi konuklarının su ihtiyacını karşılasınlar, önemli değildir.

Bu ilkenin vurgulanışı, yurtlarından ayrılmak zorunda kalan, mücahid müminlerin üstün derecesini, kendilerini bekleyen ilâhî rahmeti ve hoşnutluğu, onlar için hazırlanan sürekli nimetleri ve büyük mutluluğu belirterek noktalanıyor. Okuyoruz:

“İman edip Medine’ye hicret edenlerin ve malları, canları ile Allah yolunda cihad edenlerin Allah katındaki dereceleri en üstündür. İşte kurtuluşa erenler onlardır.

Rabb’leri onları kendi öz bağışı olan bir rahmetle, hoşnutlukla ve bitmez tükenmez nimetlerle dolu cennetler ile müjdeler.

Onlar orada ebedi olarak kalacaklardır. Hiç şüphesiz büyük ödül Allah katındadır.”

Âyetteki “Allah katındaki dereceleri en üstündür” ifadesinde “karşılaştırmalı” üstünlük değil, “mutlak” üstünlük sözkonusudur. Başka bir “deyimle bu ifade öbürlerinin (müşriklerin) derecesi daha aşağıdır” anlamında değildir. Çünkü “öbürler” “Bütün yaptıkları boşunadır, onlar ebedi olarak cehennemde kalacaklardır” hükmünün kapsamı içindedirler. Buna göre onlar ile yurtlarından ayrılmak zorunda kalan, mücahid müminler arasında ne derece ve ne de elde edecekleri nimet konusunda göreceli üstünlük sözkonusu değildir.

Daha sonraki âyetlerde müslüman toplumu oluşturan fertlerin kalplerindeki duygular arındırılarak, sırf yüce Allah’a ve O’nun dinine yöneltiliyor. Müminler, bu duygularını akrabalık, çıkar ve dünya hazzı bağlarından soyutlamaya çağrılıyor. İnsana cazip gelen bütün hazlar ve hayatın bütün bağlılıkları hep biraraya getirilerek terazinin bir kefesine konuyor. Öbür kefeye ise Allah, Peygamber ve Allah yolunda cihad etme sevgisi yerleştiriliyor. Arkasından müminler, bu iki kefeden birini seçmek üzere serbest bırakılıyor. 

Bu haber 2049 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum