Yaygınlaşan Söylemler İslami Değil.
Diyanet İşleri eski Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu, 'Sevgi ve hoşgörü üzerine' konulu konuşma yaptı. Konuşmada günümüzde yoğun gerçekleşen bir tehlikenin üzerini çizdi; Allah'ın dediği dışında kişisel yorumlar anlatılmaya başlandı. Dini hassasiyeti olan bir iktidarımız var diyoruz, Günümüzde ağzı olan konuşuyor, Söylemler hiçte İslam ile bağdaşmıyor.
31 Mayıs 2017 - 19:00
Prof. Dr. Ali Bardakoğlu'nun söz konusu konuşması:
Allah'ın dediği dışında kişisel yorumlar anlatılmaya başland 'İslam sevgi dinidir, İslam hoşgörü dinidir' demekle toplumda sevgi ve hoşgörü olmayacağını ifade eden Bardakoğlu "Birşeyi çok konuşmak, o şeyi yaşadığımız ve o şeye ulaştığımız anlamına gelmez.
Mesela bizim toplumumuz ahlakı çok konuşur. Her cümlesinde ahlak kelimesi öyle veya böyle geçer. Sevgi geçer, barış geçer, ama bütün bu kelimeleri biz aşındırdık, yıprattık ve içi boşaldı bu kelimelerin. İslam sevgi dini barış dini diyoruz ama 57 İslam ülkesi var bunlara baktığımız vakit hiç böyle olmadığını görüyoruz.
Sevgi dini, tölerans dini, hoşgörü dini diyoruz ama, insanlarımız birbirine öfke kusuyor, birbirinin boğazını sıkıyor. birbirinden nefret ediyor ve birbirine hep mesafe koyuyor. Bir türlü o huzuru, ahengi sağlayamadık" dedi.
"ALLAHIN DEDİĞİ DIŞINDA KİŞİSEL YORUMLAR ANLATILMAYA BAŞLADI"
Prof.Dr. Ali Bardakoğlu bugün İslam dünyasında Allah'ın ve peygamberin dediği dışında insanların kişisel yorumları ve kanaatlerinin de din olarak anlatılmaya başlandığını belirterek "Hatta insanlar kendi kanaaterini söylerken bile 'İslama göre', 'İslamda' diyerek cümleye başlıyorlar. Halbuki İslam'a göre deyince Allah'ın ve peygamberin dediği anlatılır. Ondan sonra kişisel yorumlar ve bakış açıları devreye girer" diye konuştu.
İslam dünyasında bugüne kadar farklı mezhepler, farklı meşrepler, farklı anlayışların hep zenginlik olarak geldiğini belirten Bardakoğlu şöyle devam etti:"Ama şimdi aynı coğrafyada, aynı mahallede, aynı ülkede insanlar birbirine hayatı zindan etmeye başladılar, birbirinin boğazını sıkmaya başladılar. Öfkeli bir İslam dünyası oluştu. Şia dünyası 14 asırdır acı ve hüzünle ayakta duruyor. Kerbela acısı. Doğru, büyük bir acıdır. Ama bir kimliği acı ve kin üzerine oluşturamazsınız. Bu müsbet bir kimlik inşaası değildir. Maalesef hem şia dünyası hem sünni dünya hep öfke ve kin üzerine kimlikler oluşturmaya başladı.
İşte İslam dünyası öfkeli. Niçin öfkeli? bir defa son derece geri kalmış görüyor. Son derece dünya standardının altında görüyor. Bilimde teknolojide fende hiçbir şey yapamadığını hep ötekinin yaptığını, onlara mahkum olduğunu görüyor. Üretme yani 'Sünnetullah' diye bildiğimiz Allah'ın dünya kuralları konusunda artık sınıfta kaldığını görüyor. Bu sefer sorumlu bulması lazım. Suçlu kimdir? Ötekidir. Öteki olmasaydı ben böyle olmayacaktım diyerek telafi mekanizmasını işletiyor ve kendine dönüp bakmıyor."
"BİREYLER İKİ KİŞİLİKLİ OLMAYA BAŞLADI"
Günümüz İslam dünyasında bireylerin iki kişilikli olmaya başladığını ifade eden Ali Bardakoğlu "Bir, zihninde inandığı biriktirdiği dini bilgi açısından bir başka geçerlilik ölçüsü oluştu. Yaşadığı hayat itibariyle devletin kanunları kurallar, üyesi olduğu grubun kuralları itibariyle bir başka geçerlilik ölçütü var. Sıkıştığı vakit hangisi daha kolayına geliyor sa ona kaçabiliyor.
Yeri geliyor 'devletin kanunu nizamı var' oluyor, yeri geliyor 'Tamam var ama dinen bu doğru' deyip kendi zihnindeki dini düşüncesini referans alarak bir başka meşruiyet arayışı bulabiliyor. Hatta birde cemaati tarikatı falan varsa, bağlı olduğu bir şeyh efendi varsa, bir de onun onayı geçerlilik ölçütü oluşursa, üç ayrı yolu olan bir insan tipi oluşturuyor. İslam dünyasında her an herşeyi yapabilir bir insan tipolojisi çıktı" diye konuştu.
BARDAKOĞLU SAMSUN 19 MAYIS ÜNİVERSİTESİNDE YAPTIĞI BİR KONUŞMADA
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen 'İlim ve Ahlak Zemininde İslam'ı Anlamak' konulu konferansa konuşmacı olarak eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu katıldı.
"Kuran ile aramız açıldı"
Kur’anı Kerim’in son dönemde şifreler kitabına döndürülmeye çalışıldığını belirten Ali Bardakoğlu, "Kur’anı Kerim son dönemde, her bir harfinde binlerce mananın gizli olduğu bir şifreler kitabı olarak algılanmaya, anlatılmaya başlandı. İslam dinini gizemli bir din, Kur’anı Kerim’i şifreler kitabı olarak sunmaya başladığımız vakit bir şifre çözücüye ihtiyaç olur. Kendiliğinden şifre çözücüleri besler ve ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Aslında şifre çözücüler kendilerine zemin hazırlamak için Kur’anı ve dini böyle sulandırır. Halbuki bu din Allah'ın bize hitabıdır ve hiçbir aracıya ihtiyaç hissettirilmemiştir. Bu din, din adamlarına, ulemaya, evliyaya, saçlı sakallı insanlara gelmiş değil, bu din bütün insanlığa gelmiştir. Açın Kur’anı bakın her sayfada bunun mesajını bulacaksınız. Allah doğrudan bize hitap eder. Ama Kur’anı Kerim’i böyle her şeyin içerisinde bulunduğu şifreler kitabı gibi sunmaya başlayınca Kur’an ile aramız açıldı. 'Kur’ana göre' diye yapılan konuşmalar da başlı başına büyük bir sıkıntıdır. Kur’an ayetlerimizi karşımıza alıp ona adete silah zoruyla her arzu ettiğimizi konuşturma çok kötü bir yol oldu. Adeta Kur’anı önümüze siper yaparak kavgamızı yapmaya başladık. Bugün radikal örgütlerin yaptığı da bunun devamı bir davranış. Bir ayeti kesip alıp, slogan yapıp arkasına sığınıyor. Öyle seçeceksen Kur’anda çok şey var" diye konuştu.
"Günümüz insanı 'dindar ahlaklı olmayabilir' diye düşünebiliyor”
Ali Bardakoğlu, “Geçenlerde bir hocamız alan araştırması yaptı ve bir soruya çok canım sıkıldı. Soru şuydu: 'Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?' Cevap verenlerin yüzde 80'i ‘hayır, gerektirmez’ cevabını verdi. Teorik entelektüel olarak doğru olabilir bu cevap. Cevap verenler Kant'ı okuyarak değil, hale bakarak cevap veriyorlar. Bu vahimdir. Bu soruya bir Müslüman ülkede 'hayır efendim, bir insan dindarsa ahlaklıdır' denilmesi gerekirdi. Müslümanlıkla ahlak birbirinden hayli ayrıldı. Günümüz insanı 'dindar ahlaklı olmayabilir' diye düşünebiliyor” ifadelerini kullandı.
“Müslüman’ın en temel özelliği güvenilir olmasıdır”
Selamlama konuşması yapan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç ise "Böyle bir toplantıda bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Konusu da çok güzel. Ama biz bu işleri aslında güzel yapıyoruz, güzel niyetlerle bir araya geliyoruz, güzel konuşuyoruz kalkıp gidiyoruz. Bütün güzellikleri bir çırpıda unutup, hayatın bütün kirliliğinin içerisinde bugün konuştuklarımızı unutup yaşamaya devam ediyoruz. Oysa bir Müslüman’ın en temel özelliği güvenilir olmasıdır.
Kendisine güvenilen, emin olunan insan olmayı başarabildiğimiz takdirde belki de en önemli şeyi başarmış olacağız. Bunu göz ardı etmeden yürüyebildiğimiz takdirde Allah'ın bize emrettiklerini gerçekleştirmiş olacağız diye düşünüyorum. Biz üniversite yönetimi olarak göreve geldiğimiz andan itibaren buna çok dikkat etmeye çalıştık. Kimseyi aldatmamaya, kimsenin bizden dolayı kendini güvensiz hissetmesine sebep olmamaya dikkat ederek yürümeye devam ediyoruz. Bugüne kadar çok şükür bunu başardık. Çünkü aldığımız tepkiler bunu gösteriyor. Ama bu yeterli değil. Aynı zamanda görevlerimizi de hakkıyla yerine getirmek zorunda olduğumuzu çok iyi biliyoruz. Yapıyormuş gibi değil en iyisini yapmak için uğraşacağız" şeklinde konuştu.
OMÜ İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen konferansa ayrıca İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Samsun Baro Başkanı Av. Kerami Gürbüz, Samsun İl Müftüsü Veysel Çakı, OMÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran, OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.
Allah'ın dediği dışında kişisel yorumlar anlatılmaya başland 'İslam sevgi dinidir, İslam hoşgörü dinidir' demekle toplumda sevgi ve hoşgörü olmayacağını ifade eden Bardakoğlu "Birşeyi çok konuşmak, o şeyi yaşadığımız ve o şeye ulaştığımız anlamına gelmez.
Mesela bizim toplumumuz ahlakı çok konuşur. Her cümlesinde ahlak kelimesi öyle veya böyle geçer. Sevgi geçer, barış geçer, ama bütün bu kelimeleri biz aşındırdık, yıprattık ve içi boşaldı bu kelimelerin. İslam sevgi dini barış dini diyoruz ama 57 İslam ülkesi var bunlara baktığımız vakit hiç böyle olmadığını görüyoruz.
Sevgi dini, tölerans dini, hoşgörü dini diyoruz ama, insanlarımız birbirine öfke kusuyor, birbirinin boğazını sıkıyor. birbirinden nefret ediyor ve birbirine hep mesafe koyuyor. Bir türlü o huzuru, ahengi sağlayamadık" dedi.
"ALLAHIN DEDİĞİ DIŞINDA KİŞİSEL YORUMLAR ANLATILMAYA BAŞLADI"
Prof.Dr. Ali Bardakoğlu bugün İslam dünyasında Allah'ın ve peygamberin dediği dışında insanların kişisel yorumları ve kanaatlerinin de din olarak anlatılmaya başlandığını belirterek "Hatta insanlar kendi kanaaterini söylerken bile 'İslama göre', 'İslamda' diyerek cümleye başlıyorlar. Halbuki İslam'a göre deyince Allah'ın ve peygamberin dediği anlatılır. Ondan sonra kişisel yorumlar ve bakış açıları devreye girer" diye konuştu.
İslam dünyasında bugüne kadar farklı mezhepler, farklı meşrepler, farklı anlayışların hep zenginlik olarak geldiğini belirten Bardakoğlu şöyle devam etti:"Ama şimdi aynı coğrafyada, aynı mahallede, aynı ülkede insanlar birbirine hayatı zindan etmeye başladılar, birbirinin boğazını sıkmaya başladılar. Öfkeli bir İslam dünyası oluştu. Şia dünyası 14 asırdır acı ve hüzünle ayakta duruyor. Kerbela acısı. Doğru, büyük bir acıdır. Ama bir kimliği acı ve kin üzerine oluşturamazsınız. Bu müsbet bir kimlik inşaası değildir. Maalesef hem şia dünyası hem sünni dünya hep öfke ve kin üzerine kimlikler oluşturmaya başladı.
İşte İslam dünyası öfkeli. Niçin öfkeli? bir defa son derece geri kalmış görüyor. Son derece dünya standardının altında görüyor. Bilimde teknolojide fende hiçbir şey yapamadığını hep ötekinin yaptığını, onlara mahkum olduğunu görüyor. Üretme yani 'Sünnetullah' diye bildiğimiz Allah'ın dünya kuralları konusunda artık sınıfta kaldığını görüyor. Bu sefer sorumlu bulması lazım. Suçlu kimdir? Ötekidir. Öteki olmasaydı ben böyle olmayacaktım diyerek telafi mekanizmasını işletiyor ve kendine dönüp bakmıyor."
"BİREYLER İKİ KİŞİLİKLİ OLMAYA BAŞLADI"
Günümüz İslam dünyasında bireylerin iki kişilikli olmaya başladığını ifade eden Ali Bardakoğlu "Bir, zihninde inandığı biriktirdiği dini bilgi açısından bir başka geçerlilik ölçüsü oluştu. Yaşadığı hayat itibariyle devletin kanunları kurallar, üyesi olduğu grubun kuralları itibariyle bir başka geçerlilik ölçütü var. Sıkıştığı vakit hangisi daha kolayına geliyor sa ona kaçabiliyor.
Yeri geliyor 'devletin kanunu nizamı var' oluyor, yeri geliyor 'Tamam var ama dinen bu doğru' deyip kendi zihnindeki dini düşüncesini referans alarak bir başka meşruiyet arayışı bulabiliyor. Hatta birde cemaati tarikatı falan varsa, bağlı olduğu bir şeyh efendi varsa, bir de onun onayı geçerlilik ölçütü oluşursa, üç ayrı yolu olan bir insan tipi oluşturuyor. İslam dünyasında her an herşeyi yapabilir bir insan tipolojisi çıktı" diye konuştu.
BARDAKOĞLU SAMSUN 19 MAYIS ÜNİVERSİTESİNDE YAPTIĞI BİR KONUŞMADA
Ondokuz Mayıs Üniversitesi (OMÜ) İlahiyat Fakültesi tarafından düzenlenen 'İlim ve Ahlak Zemininde İslam'ı Anlamak' konulu konferansa konuşmacı olarak eski Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Bardakoğlu katıldı.
"Kuran ile aramız açıldı"
Kur’anı Kerim’in son dönemde şifreler kitabına döndürülmeye çalışıldığını belirten Ali Bardakoğlu, "Kur’anı Kerim son dönemde, her bir harfinde binlerce mananın gizli olduğu bir şifreler kitabı olarak algılanmaya, anlatılmaya başlandı. İslam dinini gizemli bir din, Kur’anı Kerim’i şifreler kitabı olarak sunmaya başladığımız vakit bir şifre çözücüye ihtiyaç olur. Kendiliğinden şifre çözücüleri besler ve ortaya çıkmasına zemin hazırlar. Aslında şifre çözücüler kendilerine zemin hazırlamak için Kur’anı ve dini böyle sulandırır. Halbuki bu din Allah'ın bize hitabıdır ve hiçbir aracıya ihtiyaç hissettirilmemiştir. Bu din, din adamlarına, ulemaya, evliyaya, saçlı sakallı insanlara gelmiş değil, bu din bütün insanlığa gelmiştir. Açın Kur’anı bakın her sayfada bunun mesajını bulacaksınız. Allah doğrudan bize hitap eder. Ama Kur’anı Kerim’i böyle her şeyin içerisinde bulunduğu şifreler kitabı gibi sunmaya başlayınca Kur’an ile aramız açıldı. 'Kur’ana göre' diye yapılan konuşmalar da başlı başına büyük bir sıkıntıdır. Kur’an ayetlerimizi karşımıza alıp ona adete silah zoruyla her arzu ettiğimizi konuşturma çok kötü bir yol oldu. Adeta Kur’anı önümüze siper yaparak kavgamızı yapmaya başladık. Bugün radikal örgütlerin yaptığı da bunun devamı bir davranış. Bir ayeti kesip alıp, slogan yapıp arkasına sığınıyor. Öyle seçeceksen Kur’anda çok şey var" diye konuştu.
"Günümüz insanı 'dindar ahlaklı olmayabilir' diye düşünebiliyor”
Ali Bardakoğlu, “Geçenlerde bir hocamız alan araştırması yaptı ve bir soruya çok canım sıkıldı. Soru şuydu: 'Dindar olmak ahlaklı olmayı gerektirir mi?' Cevap verenlerin yüzde 80'i ‘hayır, gerektirmez’ cevabını verdi. Teorik entelektüel olarak doğru olabilir bu cevap. Cevap verenler Kant'ı okuyarak değil, hale bakarak cevap veriyorlar. Bu vahimdir. Bu soruya bir Müslüman ülkede 'hayır efendim, bir insan dindarsa ahlaklıdır' denilmesi gerekirdi. Müslümanlıkla ahlak birbirinden hayli ayrıldı. Günümüz insanı 'dindar ahlaklı olmayabilir' diye düşünebiliyor” ifadelerini kullandı.
“Müslüman’ın en temel özelliği güvenilir olmasıdır”
Selamlama konuşması yapan OMÜ Rektörü Prof. Dr. Sait Bilgiç ise "Böyle bir toplantıda bulunmaktan mutluluk duyuyorum. Konusu da çok güzel. Ama biz bu işleri aslında güzel yapıyoruz, güzel niyetlerle bir araya geliyoruz, güzel konuşuyoruz kalkıp gidiyoruz. Bütün güzellikleri bir çırpıda unutup, hayatın bütün kirliliğinin içerisinde bugün konuştuklarımızı unutup yaşamaya devam ediyoruz. Oysa bir Müslüman’ın en temel özelliği güvenilir olmasıdır.
Kendisine güvenilen, emin olunan insan olmayı başarabildiğimiz takdirde belki de en önemli şeyi başarmış olacağız. Bunu göz ardı etmeden yürüyebildiğimiz takdirde Allah'ın bize emrettiklerini gerçekleştirmiş olacağız diye düşünüyorum. Biz üniversite yönetimi olarak göreve geldiğimiz andan itibaren buna çok dikkat etmeye çalıştık. Kimseyi aldatmamaya, kimsenin bizden dolayı kendini güvensiz hissetmesine sebep olmamaya dikkat ederek yürümeye devam ediyoruz. Bugüne kadar çok şükür bunu başardık. Çünkü aldığımız tepkiler bunu gösteriyor. Ama bu yeterli değil. Aynı zamanda görevlerimizi de hakkıyla yerine getirmek zorunda olduğumuzu çok iyi biliyoruz. Yapıyormuş gibi değil en iyisini yapmak için uğraşacağız" şeklinde konuştu.
OMÜ İlahiyat Fakültesi Konferans Salonunda düzenlenen konferansa ayrıca İl Milli Eğitim Müdürü Coşkun Esen, Samsun Baro Başkanı Av. Kerami Gürbüz, Samsun İl Müftüsü Veysel Çakı, OMÜ İlahiyat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Cafer Sadık Yaran, OMÜ Ziraat Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Yusuf Demir, öğretim üyeleri ve öğrenciler katıldı.







YORUMLAR