Dünyanın Kilit Noktası Patrikhaneler
Son yüz yılda dünya birkaç defa şekillendi, Bu savaşların amacı dünyaya hükmetmek Daha çok ABD Rusya eksenli gelişmeye devam ediyor, Abd burada Ortodoks silahını Rusya'nın elinden almaya çalışıyor, Bu nedenle Türkiye'nin yardımına çok ihtiyacı var, Türkiye kimden yana tavır koyacak dersiniz? Olaya derin bir açıdan bakacak olursanız 1945 yılından itibaren ABD ile girdiğimiz müttefiklik gösteriyor ki Patrikhaneye özel statü verilmesi gün be gün gündemde
16 Ağustos 2020 - 14:35
Bartholomeos bu gücü nereden alıyor?
Türkiyede Lozan antlaşmasının himayesinde faaliyet sürdüren Fener patrikhanesi, Sadece dini özerkliğe sahip olduğu siyasi hiçbir yetkisinin olmamasına rağmen her fırsatta siyasi açıklamalar yapması, Birçok devlet başkanını davet ederken devletler arası ziyaret mesajı vermesi Türkiye yöneticileri tarafından da görülmezden gelmesi kafaları karıştırıyor!
Belkide biz farkında değiliz Fener Patriğine siyasi misyon yetkisi verdik te bizim haberimiz mi yok?
Patrik Bartholomeos Başta ABD ve İngiltere olmak üzere Rusyaya ve Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e karşı açık seçik siyasi muhataplık tavrı takınılması ne kadar hukukidir?
Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Bulgaristan ziyareti sırasında yaşananlar, Bulgar Ortodoks Kilisesi üzerindeki baskıların devam ettiği anlamına geliyor.
1870'ten bu yana bağımsız olan Bulgar Ortodoks Kilisesi üzerindeki Rum Patrikhanesi baskılarının sürdüğü iddia edildi.
İstanbul'daki Bulgar Ortodoks Kiliseleri Vakfında yönetim kurulu üyeliği de yapan araştırmacı yazar Bojidar Çipof, Patrikhane'nin, İstanbul'daki Bulgar kiliselerine zaman zaman Rum din adamları göndererek ayinlerin Bulgarca değil, Rumca yapılmasını istediğini söyledi.
Çipof, "En kutsal ayinlerinde bile papaz eksikliğinden İstanbul'daki bütün kiliselerini ibadete açamayan Rum Patrikhanesi, sıra Bulgar kiliselerine gelince, buralara göndermek için papaz buluyor, hatta Patrik kendisi geliyor" dedi.
Siyasi yorumcu Diana Petrova, Fener Rum Patrikhanesi'nin, Bulgar Ortodoks Kilisesi'nin ruhani lideri Patrik Neofit’e sürekli baskı yaparak Bulgaristan’ın güney bölgelerindeki kiliselerde Rumca ayin yapılmasına izin vermesini istediğini iddia etti.
ÖNEMLİ BİR EFSANE:
Vakti zamanında Adnan Menderes'in; Katolik Vatikan benzeri bir devletçiğin Fatih Sur içinde veya yakını bir yerde Fener Rum patrikhanesine yer verip özerk olarak Fener Rum patikriğinin devlet olarak temsil edilmesinin doğru olacağına inanıyorum demişti.
ŞİMDİ SIRA DEVLET OLMAYAMI GELDİ?
Fatih Tarihi yarımada içinde "Yenileme adı altında" hayata geçirilen dönüşüm projelerinde yerli halkın sur dışına gönderilmesi için oldukça çok gayret gösteriliyor.
Günümüzde yabancıların ikamet ettiği, Çarşı pazarda Türkçe konuşanların azaldığı, Can ve mal güvenliğinin oldukça risk teşkil etmesi nedeniyle yerli halkın ilçeyi terk etmesi sağlanırken ilçe açık seçik İnsansızlaştırılıyor.
Başta Sulukule olmak üzere 8 Mahallede hayata geçirilmeye başlanan Süleymaniye dönüşüm projesinden bir ev almak Fatihin yerlisi için imkansız. Yedikule CER projesinde daireler 4-5 milyon arası satışa çıktı
Deniliyor ki, Özerk Rum patrikhanesi projesini ABD istiyor, Ortodoks halkının 1. üst makamı Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e ait, Yıllardır bu yetkinin Fener patriği Bartholomeos'a devşirilmesine çalışılıyor.
Bu şekilde Ortodoks dünyasını yönlendirmek mümkün olacak.
İBB adayı Binali Yıldırım 2019 yerel seçimlerinde itiraf etmişti, Tescilsiz bütün binaları yıkarak aslını inşa edeceğiz dedi.
Burada aslından kasıt Osmanlı dönemi şehir mi, Roma-Bizans zamanı şehirmi bilmiyoruz.
Fakat son zamanlarda ruhsat verilen ada//mahalle bazlı projelerde maalesef Osmanlı mimarisi uygulanmıyor. Daha çok Rantsal otel ve rezidans projelerinin hayata geçitiğini görüyoruz
Eminönü gibi insansızlaştırılan Fatih ilçesinde Roma dönemi antik bir kent inşa edileceğini, Fener patriğine Özerklik verilerek Ortodoks dünyanın hac merkezi haline getirilmek istendiğini görüyoruz.
Ayrıca Patrikhane dünyanın her yerindeki Ortodokslara ucuz kredi dağıtarak Ortodoks finans merkezi yapılacağından bahsediliyor. Kısacası ABD Bartholomeos üzerinden Ortodoks alemini etkisi altına alıp Rusyaya karşı kullanmak istiyor.
İlçede tarihi tescilli SMÖ binalar yakılıp yıkılarak yok edilirken yerine iş hanlarının kaçak yapılanmasına 50 yıldır kimse ses çıkarmadı, Göz göre göre Tarihi sur içi betona gömüldü İmalat ve ticaret merkezi yapıldı.
Şimdi bu çelişki telafi edilirken ortaya çıkan projelerde burada sıradan konutlara yaşama hakkı verilmiyor. 5-10 milyonluk rezidansları satın alacak kaç Türk vatandaşı olur dersiniz?
Bakalım mevlam neyler Neylerse güzel eyler
İLGİLİ HABERLERİMİZ:
BİR, İKİ, ÜÇ, DÖRT, BEŞ, ALTI, YEDİ, SEKİZ, DOKUZ, ON, ONBİR, ONİKİ, ONÜÇ, ONDÖRT
Türkiyede Lozan antlaşmasının himayesinde faaliyet sürdüren Fener patrikhanesi, Sadece dini özerkliğe sahip olduğu siyasi hiçbir yetkisinin olmamasına rağmen her fırsatta siyasi açıklamalar yapması, Birçok devlet başkanını davet ederken devletler arası ziyaret mesajı vermesi Türkiye yöneticileri tarafından da görülmezden gelmesi kafaları karıştırıyor!
Belkide biz farkında değiliz Fener Patriğine siyasi misyon yetkisi verdik te bizim haberimiz mi yok?
Patrik Bartholomeos Başta ABD ve İngiltere olmak üzere Rusyaya ve Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e karşı açık seçik siyasi muhataplık tavrı takınılması ne kadar hukukidir?
Fener Rum Patriği Bartholomeos'un Bulgaristan ziyareti sırasında yaşananlar, Bulgar Ortodoks Kilisesi üzerindeki baskıların devam ettiği anlamına geliyor.
1870'ten bu yana bağımsız olan Bulgar Ortodoks Kilisesi üzerindeki Rum Patrikhanesi baskılarının sürdüğü iddia edildi.
İstanbul'daki Bulgar Ortodoks Kiliseleri Vakfında yönetim kurulu üyeliği de yapan araştırmacı yazar Bojidar Çipof, Patrikhane'nin, İstanbul'daki Bulgar kiliselerine zaman zaman Rum din adamları göndererek ayinlerin Bulgarca değil, Rumca yapılmasını istediğini söyledi.
Çipof, "En kutsal ayinlerinde bile papaz eksikliğinden İstanbul'daki bütün kiliselerini ibadete açamayan Rum Patrikhanesi, sıra Bulgar kiliselerine gelince, buralara göndermek için papaz buluyor, hatta Patrik kendisi geliyor" dedi.
Siyasi yorumcu Diana Petrova, Fener Rum Patrikhanesi'nin, Bulgar Ortodoks Kilisesi'nin ruhani lideri Patrik Neofit’e sürekli baskı yaparak Bulgaristan’ın güney bölgelerindeki kiliselerde Rumca ayin yapılmasına izin vermesini istediğini iddia etti.
ÖNEMLİ BİR EFSANE:
Vakti zamanında Adnan Menderes'in; Katolik Vatikan benzeri bir devletçiğin Fatih Sur içinde veya yakını bir yerde Fener Rum patrikhanesine yer verip özerk olarak Fener Rum patikriğinin devlet olarak temsil edilmesinin doğru olacağına inanıyorum demişti.
ŞİMDİ SIRA DEVLET OLMAYAMI GELDİ?
Fatih Tarihi yarımada içinde "Yenileme adı altında" hayata geçirilen dönüşüm projelerinde yerli halkın sur dışına gönderilmesi için oldukça çok gayret gösteriliyor.
Günümüzde yabancıların ikamet ettiği, Çarşı pazarda Türkçe konuşanların azaldığı, Can ve mal güvenliğinin oldukça risk teşkil etmesi nedeniyle yerli halkın ilçeyi terk etmesi sağlanırken ilçe açık seçik İnsansızlaştırılıyor.
Başta Sulukule olmak üzere 8 Mahallede hayata geçirilmeye başlanan Süleymaniye dönüşüm projesinden bir ev almak Fatihin yerlisi için imkansız. Yedikule CER projesinde daireler 4-5 milyon arası satışa çıktı
Deniliyor ki, Özerk Rum patrikhanesi projesini ABD istiyor, Ortodoks halkının 1. üst makamı Rus Ortodoks Kilisesi Patriği Kirill'e ait, Yıllardır bu yetkinin Fener patriği Bartholomeos'a devşirilmesine çalışılıyor.
Bu şekilde Ortodoks dünyasını yönlendirmek mümkün olacak.
İBB adayı Binali Yıldırım 2019 yerel seçimlerinde itiraf etmişti, Tescilsiz bütün binaları yıkarak aslını inşa edeceğiz dedi.
Burada aslından kasıt Osmanlı dönemi şehir mi, Roma-Bizans zamanı şehirmi bilmiyoruz.
Fakat son zamanlarda ruhsat verilen ada//mahalle bazlı projelerde maalesef Osmanlı mimarisi uygulanmıyor. Daha çok Rantsal otel ve rezidans projelerinin hayata geçitiğini görüyoruz
Eminönü gibi insansızlaştırılan Fatih ilçesinde Roma dönemi antik bir kent inşa edileceğini, Fener patriğine Özerklik verilerek Ortodoks dünyanın hac merkezi haline getirilmek istendiğini görüyoruz.
Ayrıca Patrikhane dünyanın her yerindeki Ortodokslara ucuz kredi dağıtarak Ortodoks finans merkezi yapılacağından bahsediliyor. Kısacası ABD Bartholomeos üzerinden Ortodoks alemini etkisi altına alıp Rusyaya karşı kullanmak istiyor.
İlçede tarihi tescilli SMÖ binalar yakılıp yıkılarak yok edilirken yerine iş hanlarının kaçak yapılanmasına 50 yıldır kimse ses çıkarmadı, Göz göre göre Tarihi sur içi betona gömüldü İmalat ve ticaret merkezi yapıldı.
Şimdi bu çelişki telafi edilirken ortaya çıkan projelerde burada sıradan konutlara yaşama hakkı verilmiyor. 5-10 milyonluk rezidansları satın alacak kaç Türk vatandaşı olur dersiniz?
Bakalım mevlam neyler Neylerse güzel eyler
İLGİLİ HABERLERİMİZ:
BİR, İKİ, ÜÇ, DÖRT, BEŞ, ALTI, YEDİ, SEKİZ, DOKUZ, ON, ONBİR, ONİKİ, ONÜÇ, ONDÖRT







YORUMLAR
Fener Rum Patrikhanesi ve Faaliyetleri: Cansen Öncü,
En eski Rum Okulu “Fener Rum Mektebi’dir. XIX. asırda bu okul Türkiye’deki Rumların kültür merkezi olmuş, ders programının zenginliğinden dolayı vilayetlerden gelen varlıklı ailelerin çocukları bu okulda okumuş ve bunlar sayesinde de Yunan kültürü her tarafa yayılmıştır.
Islahat Fermanı ile patrikhanenin ve Müslüman olmayan dini kuruluşların, hukuksal ayrıcalıkları daha da genişletilmiş ve bu kuruluşların temsilcilerinin il ve ilçe meclisleri ile Ahkam-ı Adliye kurumlarında temsilci bulundurabilmelerine olanak sağlanmıştır.29Patrikhane, son altmış sene, 1860-1862 Nizamnamesine göre idare edilmiştir. Osmanlı padişahı Sultan Abdülaziz tarafından tasdik edilen bu nizama göre patrikhane, patriğin nezaretinde olup, sivil işler için dört metropolit ve sekiz laikten müteekkil muhtelit bir meclisin de yardımını temin eden 12 kişilik synode (Her iki meclis: Les Devx Corps) tarafından idare edilmitir. Öte yandan, patrikhanenin Yunanistan lehinde gittikçe artan siyasi faaliyetlerini dikkatle takip eden Bulgarlar, 1870’te, Sırplar 1879’da, Rumenler ise 1885’te kiliselerinin istiklalini ilan ile müstakil dini cemaatler tesis etmekte gecikmemişlerdir.
Milli Mücadele Döneminde Patrikhanenin Faaliyetleri: 1919 Temmuz’unda Fener Patrikhanesi’nin kapısına Bizans İmparatorluğu çifte kartallı bayrağı asılmıştır. Eski Yunanistan’ı ihya etmekle beraber, Doğu Roma İmparatorluğunu dirilterek İstanbul’u başşehirleri haline getirmek maksadıyla Farmason Eksanton’un iki arkadaşıyla birleşerek kurduğu ve Rus Çarı’nın yaveri Farmason Aleksandr ibsilantin’in geliştirdiği Etniki Eterya Cemiyeti, Fener patrikhanesine bağlı olduğu halde, Türk milletini sırtından vurmak için, bu cemiyetin kolları yerine geçmek üzere, Rum Matbuat Cemiyeti, Rum Müdafai Milliye Cemiyeti, Rum Trakya Cemiyeti, Rum Muhacirin Cemiyeti, Rum Tüccar Cemiyeti, Rum Küçük Asya Cemiyeti, Rum Ebedi Cemiyeti ve Rum İzcilik teşkilatı gibi cemiyetler kurmuş ve bu cemiyetler vasıtasıyla, Müslüman Türklere suikast hareketlerine girişmiştir.
İstanbul Patrikhanesi, 1821-1919 yılları arasında 98 yıl Etniki Eterya Cemiyetlerinin merkezi olmuştur. 1896 yılında Etniki Eteryanın birinci derecedeki üyeleri muhalif parti başkanları ile yabancı memleketlerde bulunan Rum zenginlerinden oluşmaktaydı. Başkanları ise, eski Atina Belediye reisi Milas’tı. Etniki Eterya, programı gereği olarak Avrupa devletlerine Türk vahşeti ve Türklerin medeni olmayan insanlar oldukları hususunda propagandalar yapıldı.
Bağımsız bir Yunanistan’ın kurulmasından sonra, Etniki Eterya iki yönlü bir çaba göstermeye başlamıştır. Osmanlı imparatorluğu artık Avrupa’nın yaşlı adamıdır. Saray olabildiğine bir entrika ve sefahat yuvası olma yolunda yozlaşmıştır. Hazine müflis ama hanedan ve vüzera sefahati alabildiğine gitmektedir. Etniki Eterya’nın Osmanlı İmparatorluğu’nu iktisadi yönden çökertme planları tam bu sıralar ortaya konmuştur. Bu planda İstanbul Rum Kilisesine yani patrikhaneye Türk hazine ve iktisadiyatını yıkma vazifesi verilmiştir.
Yandaki Resim: Bizans Devleti’nin simgesi çift kartallı bayrak. Yunanistan’ın kurucusu olan patrikhane, bir merhale hedef olarak, Karadeniz sahillerinde Pontus Devleti kurmak için harekete geçmiş ve Yunan ordularının İzmir’i işgalini Haydaroğlu, a.g.e., s. 177. 29 Berk, a.g.e., s. 15. sahabettin Tekindağ, “Osmanlı idaresinde Patrik ve Patrikhane”, Belgelerle Türk Tarihi Dergisi, İstanbul, 1967, s. 51. 31 Bekir Berk, Patrikhane ve Kıbrıs, İstanbul, 1962, s.11. 32 T.C. Genel Kurmay Askeri Tarih Stratejik Etüt Başkanlığı, Türk Yunan ilişkileri ve Megalo idea, Ankara, 1985 s. 63. 33 Kıbrıslıoğlu, a.g.e., s. 15.
Helenler ellerinden ne geldiyse yaptılar, nafile de olsa yapacaklar da…
Ne var ki, 24 Temmuz’da “Ayasofya-i Kebir Camii”nin İstanbul’da ve 28 Temmuz’da “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi”nin Trabzon’da açılması ile “Megali İdea” bitmiştir.
Bojidar ÇİPOF
Ayasofya’nın Açılması ve Megali İdea’nın Sonu
Ayasofya’nın geçtiğimiz 24 Temmuz Cuma günü “Ayasofya-i Kebir Camii” adıyla, 86 yıl sonra yeniden ibadete açılmasının ardından müspet ya da menfi hayli tepkiler oldu. Ayasofya’nın yeniden camii olarak faaliyete geçmesi ile birlikte en önemli husus; Helenizm’in ana doğması olan “Megali İdea Doktrini”nin akamete uğramasıdır.
“Megali İdea” Helenlerin “ütopik” bir idealidir. Bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olacağına dayanan saçma sapan bir idealden bahsediyoruz!
Ayasofya’nın gündeme gelmesiyle birlikte “İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindiremeyenler olduğunu gözlemledik” Ayasofya’nın cami olarak hizmete girmesi ile birlikte bu hazımsızlığın 567 yıldır süregeldiğini de gördük…
1926 doğumlu Yunan ve Bizans tarihçisi, “Heleni Glikaci Ahrweiler” Ayasofya'nın yeniden cami olarak ibadete açılmasından birkaç gün önce yaptığı açıklama ile "Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöküşü" nitelemesi yaptı. Heleni Glikaci Ahrweiler 2008’de yapılan Büyük Yunanlı gösterisinde, tüm zamanların en büyük 100 Yunanlısı arasında seçilmiştir.
Akademik kariyeri burada yazmakla bitmeyecek kadar üst düzeydedir ve bu bağlamda Heleni Glikaci’nin Ayasofya'nın statüsünün değiştirilme kararıyla ilgili olarak söylediği; “Tarihin tekerrür ettiğini ve Bizans İmparatorluğu'nun ikinci kez çöktüğünü” ifade etmesi önemlidir.
Bu süreçteki en komik beyan ise Papa Francis’ten geldi! Papa; 12 Temmuz Pazar günü St. Peter's Meydanı'nda gerçekleştirdiği pazar ayini konuşmasında Ayasofya'nın ibadete açılmasından derin üzüntü duyduğunu açıkladı. Ayinde Uluslararası Deniz Günü’nü kutlayan Papa Francis, denizcilere selam ettikten sonra şunları söyledi: “Sevdiklerinden ve ülkelerinden uzak olanla tüm deniz çalışanlarına sevgi dolu bir selam veriyorum. Deniz ile düşüncelerimi İstanbul'a taşıyor.
Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum”
Sayın Papa, sizler değil miydiniz? 1204’te Kudüs’e gitmek üzere toplanan Haçlı Ordusu’nu zengin Konstantinopolis’e yönlendiren, şehirde taş üstünde taş bırakmayan! İstanbul’da başta kutsal emanetler olmak üzere ne var ne yoksa her şeyi yağmalayan? Kadınlara, çocuklara tecavüz eden? Bizans İmparatorluğu bu süreçte 57 sene boyunca İznik’e sığındı. Sonunda Haçlılar İstanbul’dan alabilecekleri bir ganimet kalmayınca kendileri gitmeye karar verdiler. İznik’e sığınmış Bizans yönetimi dört duvar kalmış harabe şehre geri böylece geri gelebildi. Haçlıların “Din Kardeşleri” Bizanslılara 57 sene boyunca çektirdikleri zulmü unuttunuz da şimdi mi aklınıza “Ayasofya'yı düşünüyorum ve çok acı çekiyorum” demek geldi? Oysaki Ayasofya esas acıyı 1204’te Haçlılardan görmüştü Papa Hazretleri!
Üç Ayasofya ve Megali İdea
Yunanistan bugünkü bildiğimiz coğrafyasında tesadüfen kurulmuş, AB üyesi olmasına karşın “köktendinci” bir ülkedir. Megali İdea’ya göre merkezi İstanbul olan “Büyük Yunanistan”ı kurmak isterlerken bu amaç gerçekleşememiş ve 1814’te Filiki Eterya ile başlayan süreç ile birlikte 1830’da bugünkü coğrafyasında tesadüfen kurulmuş bir ülkedir. Yunanlılar bugünkü coğrafyalarından pek mutlu değiller. Çünkü hayal edilen, bugün ayak bastığımız İstanbul merkezli bir Yunanistan kurulmasıydı…
Megali İdea; özetle üç kıtada düşlenen Büyük Yunanistan’ı kurma hayalidir ve en büyük özlem ise Marmara’nın ve Anadolu’nun Helenleştirilmesidir. “Poli” Yunancada “Şehir” anlamındadır. Ama bugün Yunanistan’da “Poli” kelimesi sadece İstanbul anlamını taşır. Bir kişi “Poli” dediğinde birincil anlam İstanbul’dur. Bu bağlamda bir gün İstanbul’un yeniden “Konstantinopolis” adı ile Bizans’ın başşehri olmasını hayal edenlerin İstanbul'un Türk toprağı olmasını sindirememeleri doğaldır.
Megali İdea Doktrini’nde bir başka ütopik beklenti de “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” şeklindedir.
Bunlar; İznik, İstanbul ve Trabzon’daki Ayasofyalardır.
İznik Ayasofya: İznik’te bulunan ve günümüzde camii olarak kullanılan bu yapı Romalılar döneminde tapınak olarak kullanılıyordu. Hıristiyanlar açısından İznik’in önemi ise MS.325 yılında 1. Hıristiyanlık Konsili’nin İznik’te ve “Baba, Oğul, Kutsal Ruh” gibi Hıristiyanlığın en önemli kararlarının burada alınmış yapılmış olmasıdır.
Bugün İznik Ayasofya Camii olarak bilinen yapı; Doğu Roma İmparatorluğu döneminde, 7'nci yüzyılda inşa edilmiştir. Hıristiyanlıkta önemli bir başka konsil olan 7. konsil 787 yılında bu kilisede toplanmıştır. 1331'de Orhan Gazi tarafından camiye dönüştürülmüştür.
Megali İdea’nın “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılması şeklindeki ütopik beklenti maalesef İznik için gerçekleşmiştir. 26 Aralık 2000’de Rum Patriği Bartholomeos’un 15 Ortodoks ülkenin patrikleri ve dini liderleri ile ilgili ülkelerin İstanbul başkonsoloslarının da iştiraki ile o zaman müze olan İznik Ayasofya’da bir öğle ayini yaptılar. O dönemin İznik Belediye Başkanı tarafından ağırlandılar. İznik Ayasofya 6 Kasım 2011’den itibaren camii olarak faaliyettedir.
İstanbul Ayasofya: 2. Ayasofya inşa tarihi sıralamasıyla bildiğimiz İstanbul’daki M.S. 532-537 yılları arasında inşa edilmiş olan Ayasofya’dır. İnşa tarihine bakıldığında tarihi değerlilik olarak İznik daha üsttedir. Ancak İstanbul’daki Ayasofya yüzyıllarca Bizans İmparatorluğu’nun ana kilisesi olarak hizmet vermiştir. Tüm Dünya’daki Hıristiyanlar için de büyük önemi vardır. Helen kaynaklarında Ayasofya’yı genelde “Minaresiz” fotoğraflarla gösterirler.
Trabzon Ayasofya: 1024 tarihinde Trabzon İmparatorluğunu kuran Kral 1. Manuel Komnenos tarafından 1250 – 1260 yılları arasında inşa edilmiştir. Bu Ayasofya o tarihte bölgede de egemen olan Komnenos Hanedanı’nın, İstanbul’daki Ayasofya’ya rakip olarak yaptırdığı bir kilisedir. Fatih Sultan Mehmed’in 1461’de Trabzon’u feth etmesinden sonra da bir süre kilise olarak kullanılmış, 1584’te eklemeler yapılarak camiye dönüştürülmüştür. 1.Dünya Savaşı’nda Trabzon’u işgal eden Rus ordusu tarafından depo ve bir kısmı da hastane olarak kullanılmıştır. 1960’a kadar camii olarak kullanılan yapı, 3 Haziran 2013’te Kültür Bakanlığı tarafından Vakıflar Genel Müdürlüğüne teslim edildi. Ardından vakıf kaydından açılan mahkeme kararı ile 28 Haziran 2013’te tekrar camii statüsü aldı ve ardından uzun bir restorasyon süreci başladı. 28 Temmuz 2020’de “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi” adıyla yeniden camii olarak faaliyete başladı.
22 Temmuz’da İstanbul Ayasofya’nın camii olarak faaliyete girmesinin hemen ardından 28 Temmuz’da Trabzon Ayasofya’nın da camii olarak faaliyete girmesi ile birlikte Megali İdea’nın “Bir gün Üç Aya Sofya’da tekrar ayin yapılabilirse, Megali İdea gerçekleşecektir” hayali suya düşmüştür.
Buna bağlı olarak “Megali İdea Doktrini” bitmiştir de diyebiliriz.
ABD Başpiskoposu Elpidophoros Lambriniadis
Geçtiğimiz sene ilk kez bir Türk Vatandaşı “ABD Başpiskoposu” olmuştu. Başpiskopos Elpidophoros Lambriniadis de ilgili en üst mertebeden Ayasofya ile ilgili olarak Türkiye’yi protesto edenler arasında yer almakta! Geçtiğimiz 23 Temmuz’da Ayasofya’nın tekrar müzeye döndürülmesi ile ilgili yürüttüğü çalışmalar kapsamında, Beyaz Saray'da ABD Başkan Yardımcısı Mike Pence ile bir araya geldi. Beyaz Saray’dan yapılan açıklamada Mike Pence ile randevusu olan Elpidophoros’un Beyaz Saray’da bulunduğunu öğrenen Trump; program dışı olarak Elpidophoros ve Mike Pence ile birlikte 15 dakika süren üçlü bir görüşme yaptılar.
Bu arada şu hususa da dikkat çekmek gerekiyor. ABD Başpiskoposu Türk Vatandaşı Elpidophoros Lambriniadis bu görevden önce Bursa Metropoliti’ydi. Megali İdea doktrinine göre “Üç Ayasofya’da Ayin” yapılabilen tek yer Elpidophoros’un Bursa metropoliti iken yetki alanında olan İznik’ti.
Elpidophoros’un Beyaz Saray’da basın mensuplarına yaptığı açıklama aşağıdadır: “Başkan Trump ve Başkan Yardımcısı Pence ile Beyaz Saray'da görüştüğüm için kendilerine minnettarım ve Ayasofya'nın camiye dönüştürülmesindeki ciddi dezavantajımızın yanı sıra Ekümenik Patrikhane ve Rum Cemaati’nin dini özgürlükleri meseleleri için de mevcut güvenlik endişelerini kendilerine bildirdim. Yarını (Cuma) yas günü olarak açıklamamızı göz önünde bulundurarak, o esnada tüm Hıristiyanlara dua edilmesi için ısrar ediyoruz. Ve ayrıca (Ayasofya ile ilgili) mücadelemiz hakkında eylemsel düşüncelerimizi de değerlendirmeleri için en üst düzeyde hükümete taşıdık”
Elpidophoros 26 Temmuz’da BBC World Tonight’e verdiği röportajda ise “Ayasofya meselesi üzerinde çalışmayı asla bırakmayacağız” dedi.
Archonların Eylemleri
Patrikhane’nin en büyük destekçisi olan ABD Archonları’nın Başkanı Anthony J. Limberakis 24 Temmuz’da aşağıdaki metni ABD’deki tüm Helen kanallarında yayınlayarak Türkiye aleyhine imza kampanyalı bir eylem başlatmıştır.
Archonlara çağrıdır; Ayasofya'nın yas gününe katılın, camiye dönüşümünü tersine çevirmek için dilekçeyi imzalayın!
Sevgili Archon Kardeşlerim
Bildiğiniz gibi acı verici bir şekilde, 24 Temmuz Cuma günü Ayasofya'nın resmen cami olacağı günde, yas ve keder günü olarak ABD Ortodoks Başpiskoposluğunun Kutsal Sinodunun Üyeleri ve Başpiskopos Elpidophoros'un başkanlığında inançlarımızı gözlemlemeye çağırıyoruz.
Archonlar olarak, Ana Kilisemiz Ekümenik Patrikhaneyi savunma ve Ekümenik Patrikhanesi'nin önemini ve imtiyazlarını tüm dünyaya açıklama sorumluluğumuz var. Buna istinaden, hepinizi Ortodoks Hıristiyanları Ayasofya için ciddi görüşlerimize katılmaya ve diğer tüm Hıristiyanları da bu eyleme davet etmeye çağırıyorum.
24 Temmuz günü ABD’deki tüm kiliselerde çanları çalmak ve ilahiler okumak için kullanalım, buna ön ayak olalım. Lütfen bu eyleme katılın. Lütfen ABD Hukuk ve Adalet Merkezi'ne gidecek (ACLJ= American Center for Law and Justice) dilekçeleri de imzalayınız;
Bu çağrı sadece bizim değildir. Dünyadaki Helen diasporasına ve Helen Amerikan Liderlik Konseyi’ne (HALC) ve AHEPA’nın Türkiye'ye yaptırım çağrısıdır.
Uluslararası organları ve dünya hükümetlerini, Türk Hükümetinin Ayasofya'yı camiye dönüştürme kararını tersine çevirmek için harekete geçmeye çağırıyoruz.
Bu akılsız karar, Türkiye Hükümetinin dini hoşgörü ve dini özgürlüğe olan bağlılığı üzerine gölge düşürüyor. Türk Hükümetinin kararı, Türkiye'nin zengin Hıristiyan tarihini görmezden gelen ve Ekümenik Patrikhanesi ile o topraklarda yaşayan, geri kalan Hıristiyanlarının dini özgürlüğünü daha da tehdit eden bir ezber eylemidir. Türkiye bu eylem ile Amerika Birleşik Devletleri, Rusya, Fransa, Yunanistan ve diğer birçok ülkeye meydan okudu.
İlgili dünya organlarından acilen Türk Hükümetine bu kararı iptal etmeleri için baskı yapmalarını ve Ayasofya'nın bin yılını bir Hıristiyan dua ve ibadet merkezi olarak kabul etmelerini ve buna saygı göstermelerini rica ediyoruz.
Anthony J. Limberakis
--------------------
Helenler ellerinden ne geldiyse yaptılar, nafile de olsa yapacaklar da…
Ne var ki, 24 Temmuz’da “Ayasofya-i Kebir Camii”nin İstanbul’da ve 28 Temmuz’da “Ayasofya-i Sağir Cami-i Şerifi”nin Trabzon’da açılması ile “Megali İdea” bitmiştir.
Bojidar ÇİPOF