Lala Hayrettin Mescidi onarılıyor
Sultanahmet meydanı Yerebatan sarnıcı üstünde, Evvelce il özel idaresi meclis binası bulunan alan olan şimdilerde bazı kalıntıları günümüze gelen cami onarımına başlanıldı
03 Ekim 2018 - 13:11
Lala Hayrettin Mescidi, Burası istanbulun en eski ibadethanesi.
İlk inşası Sinogog olarak yapılmış sonra kilise sonra tekrar sinogog sonra tekrar kilise ve Fatih Sultan Mehmet ten sonra cami olarak kullanılmış.
Ayasofyadan eski tarihi var. Mecitte onarım işleri başlatılmış bulunuyor
PROF. DR. SEMAVİ EYİCE’NİN İstanbul'un Mimari Mirası (Kiliseden Çevrilmiş Camiler ve Mescidler) makalesinde: Lala Hayreddin Mescidi
Camiye Çevrilmeden Önceki Adı : Chalkoprateia Meryem Kilisesi
Camiye Çeviren :
Yapım Yılı : V. yüzyıl
Yaptıran/Bânî :
Bu üç kısımlı galerili bazilikanın (Emporenbasilika) çok köşeli bir apsis ile batısında narteks ve atriumu bulunmaktadır. Duvarları tuğlalarla örülmüştür.
.jpg)
1484 tarihinde yaptırılan ve Acem Ağa Mescidi olarak ta anılan eserin bânisi Arpa Emini (Hayvan yiyecekleri görevlisi) olan Lala Hayrettin’dir. Vakfı vardır.
Mescid, 1756 yılında Sadrazam Mehmet Sait Paşa tarafından tamir ettirilmiştir.
Kadro dışı bırakılan Mescid’in 1937 yılında minaresi yıktırılmış, Vakıflar idaresince arsası kiraya verilmiştir. Günümüze duvar ve mihrab kalıntıları ulaşmıştır.
Derneğimiz (İSTED) tarafından tescil ve projelendirme aşamaları takip edilmiş, 2018 yılı itibariyle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce ihya edileceği bilgisi verilmiştir.
Adres: Alemdar Mh., Yerebatan Cd. No:2, 34110 Fatih/İstanbul


KONU HAKKINDA ÖNEMLİ NOTLAR İÇİN TIKLAYINIZ

2.2. Chalkoprateia Kilisesi Yeri: Aya Sofya Kilisesi’nin yaklaşık 150 m. kuzeybatısındadır. Tarihçe: Yapımına II. Theodosios zamanında, kardeşi Pulkheria tarafından başlanmıştır; ilk yapı 476’daki büyük yangın dolayısıyla yıkılmış ve I. Leon’un eşi Verina (öl. 484) tarafından yenilenmiştir.
Tuğlalarla örülmüş duvarları, çok köşeli apsisi ve batıdaki narteks ve atriumuyla bu üç kısımlı Emporenbasilika (galerili bazilika)’nın asıl önemi Meryem’in muhafaza edilmek üzere buraya ne zaman bırakıldığı bilinmeyen kemerinden kaynaklanmaktadır. Aya İrini ve Aya Sofya yapılırken patrikhane kilisesi olarak işlev görmüştür.
Büyük olasılıkla 6. yüzyıl ortasındaki depremden zarar görmüş ve II. Iustinianos (565-578) tarafından onarılmıştır. İmparator I. Basileos (867- 886) kilisede onarım ve değişiklikler yapmış ve bu sayede yapı her iki taraftan daha iyi bir ışıklandırmaya sahip olmuştur.
Kilise, Latin döneminde Frenkler tarafından kullanılmıştır. Bu dönemde Frenkler bu mülk sayesinde zenginleşmişler ve kilisenin rölikleri 13.-14. yüzyıllarda Orta Avrupa’da çıkmaya başlamıştır. 13. yüzyılın sonu, 14. yüzyılın başına doğru kilise büyük olasılıkla onarımdan geçmiştir.
14.-15. yüzyılın Rus hacıları Meryem Kilise’sine değinmeyip, sadece onunla bağlantıda olan Khristos Kilisesi’nden bahsetmişlerdir. Ancak kilisenin 15. yüzyılın başında hala ayakta duruyor olması gerekmektedir.
Bu arada oldukça harap olan kilise, Arpa Emini Lala Hayrettin Paşa tarafından camiye çevrilmiş ve apsis ile kuzey dış duvarın bölümleri kısmen değiştirilerek yapıya dahil edilmiştir.
Cami 1755 yılındaki yangından sonra, Vezir Mehmed Said Paşa’nın emriyle onarılmıştır. Yapı 1785 yılındaki ikinci yangın ve büyük olasılıkla 1808 ve 1826’da yeniçeri ayaklanmaları sırasında çıkan yangınlar sonucu büyük zarar görmüştür.
1814 yılında, Baş Çuhadar Seyyid Ömer Ağa, caminin yanına bir çeşme yaptırmıştır. 1912’deki kazılarda, Bizans yapılarına ait parçalar yanında, sütunlar ve narteksin tavan kirişleri ile başka yapı öğeleri gibi kubbeye ait parçalar da bulunmuştur.1963-1965’de kilise ve yanındaki yapıda N. Fıratlı ve W. Kleiss tarafından kazılar yapılmıştır (Müller-Wiener, s. 2007, s. 76- 77).
Kilisenin günümüzde doğu, batı, kuzey ve güney duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Örtü sistemi yıkılmıştır. Kilise, çevresindeki yapıların arasında kalmış olup, hiçbir cephe dışarıdan görülmemektedir.
Plan 2. Chalkoprateia Kilisesi Planı (Mathews, 1976, s. 320)
Chalkoprateia, üç nefli bir bazilikadır. Kaynaklar, 536’da kilisede yapılan bir konsey toplantısında yapının bir atriumu olduğundan bahsetmektedir. Atriumun kuzey duvarı sınırları kuzeybatıdaki sekizgen yapıya bakılarak çizilebilir ancak diğer duvarlardan bir iz kalmamıştır (Mathews, 1977, s. 29).
Mamboury, 1912’de narteksin kuzey duvarının bir bölümünü bulmuş, fakat günümüze ulaşmamıştır. Kuzeybatıdaki sekizgen yapı Kleiss tarafından vaftizhane olarak tanımlanmaktadır. Kilisenin kuzeydoğu köşesi ve kuzey duvarı orijinal yüksekliklerinin yarısına kadar ayaktadır (Mathews, 1976, s. 319). Kilisenin, derinliği 36 m. ve genişliği 30 m.’dir (Janin, 1969, s.242)
13. Kleiss’in planına göre; apsis dışta üç cepheli, içte yarı daireseldir. Üç büyük pencereyle dışa açılır. Doğuda yan neflere açılan girişler vardır. Apsis planı ve doğu giriş restorasyon sırasında değişmemiştir
14. Kilisenin güneydoğu cephesi harap olmuştur. Bu nedenle; güneydeki kapının simetriği bir kapının varlığı kesin değildir. Bir tarafları oyulmuş ve girişlere ait olduğu sanılan templon izleri bulunmuştur ancak yeri hakkında bilgi yoktur.
------------
13-Kilise, başkentte bilinen en geniş bazilikadır (Mathews, 1977, s. 31).
14-I. Basileos döneminde (867-886), yapıya bir kubbe ekleterek kubbeli bazilikaya dönüştürmüştür (Janin 1969, s. 240)
---------------
Kaynaklarda, nefin ortasında bir soleanın varlığı bilinmektedir. Günümüze ulaşmayan altarı vardır. Apsisin önünde küçük haç planlı kripta vardır. Buraya, doğrudan girilen bir merdivenle ulaşılır. İçinde hangi röliğin korunduğu bilinmemektedir. Meryem’in kutsal röliği ve kilisenin değerli eşyalarının atlarda küçük bir kutuda saklandığı sanılmaktadır (Mathews, 1977, s. 32- 33).
Malzeme/Teknik: Duvarlar Iustinianos dönemi duvar işçiliğini ve tuğla malzemesini yansıtmaktadır. 5.5 cm.lik harç kullanılmıştır (Mathews, 1977, s.28).
Geç Antik ve Erken Bizans dini yapılarından örneklerle birlikte Bizans dini mimarisinin özellikleri incelendiğinde, liturjinin biçimlendirdiği ayinlerin Roma tiyatrosundan beslenerek teatral bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Erken Hıristiyanlık döneminde, halkın büyük çoğunluğu okuma yazma bilmemektedir. Bu dönemde İncil’in, İsa’nın yaşamı ve mucizelerinin aktarılmasında tiyatronun imkanları kullanılmaya başlanmıştır (Tuncay, 2014, s. 45
İlk inşası Sinogog olarak yapılmış sonra kilise sonra tekrar sinogog sonra tekrar kilise ve Fatih Sultan Mehmet ten sonra cami olarak kullanılmış.
Ayasofyadan eski tarihi var. Mecitte onarım işleri başlatılmış bulunuyor
PROF. DR. SEMAVİ EYİCE’NİN İstanbul'un Mimari Mirası (Kiliseden Çevrilmiş Camiler ve Mescidler) makalesinde: Lala Hayreddin Mescidi
Camiye Çevrilmeden Önceki Adı : Chalkoprateia Meryem Kilisesi
Camiye Çeviren :
Yapım Yılı : V. yüzyıl
Yaptıran/Bânî :
Bu üç kısımlı galerili bazilikanın (Emporenbasilika) çok köşeli bir apsis ile batısında narteks ve atriumu bulunmaktadır. Duvarları tuğlalarla örülmüştür.
.jpg)
1484 tarihinde yaptırılan ve Acem Ağa Mescidi olarak ta anılan eserin bânisi Arpa Emini (Hayvan yiyecekleri görevlisi) olan Lala Hayrettin’dir. Vakfı vardır.
Mescid, 1756 yılında Sadrazam Mehmet Sait Paşa tarafından tamir ettirilmiştir.
Kadro dışı bırakılan Mescid’in 1937 yılında minaresi yıktırılmış, Vakıflar idaresince arsası kiraya verilmiştir. Günümüze duvar ve mihrab kalıntıları ulaşmıştır.
Derneğimiz (İSTED) tarafından tescil ve projelendirme aşamaları takip edilmiş, 2018 yılı itibariyle Vakıflar Genel Müdürlüğü’nce ihya edileceği bilgisi verilmiştir.
Adres: Alemdar Mh., Yerebatan Cd. No:2, 34110 Fatih/İstanbul


KONU HAKKINDA ÖNEMLİ NOTLAR İÇİN TIKLAYINIZ

2.2. Chalkoprateia Kilisesi Yeri: Aya Sofya Kilisesi’nin yaklaşık 150 m. kuzeybatısındadır. Tarihçe: Yapımına II. Theodosios zamanında, kardeşi Pulkheria tarafından başlanmıştır; ilk yapı 476’daki büyük yangın dolayısıyla yıkılmış ve I. Leon’un eşi Verina (öl. 484) tarafından yenilenmiştir.
Tuğlalarla örülmüş duvarları, çok köşeli apsisi ve batıdaki narteks ve atriumuyla bu üç kısımlı Emporenbasilika (galerili bazilika)’nın asıl önemi Meryem’in muhafaza edilmek üzere buraya ne zaman bırakıldığı bilinmeyen kemerinden kaynaklanmaktadır. Aya İrini ve Aya Sofya yapılırken patrikhane kilisesi olarak işlev görmüştür.
Büyük olasılıkla 6. yüzyıl ortasındaki depremden zarar görmüş ve II. Iustinianos (565-578) tarafından onarılmıştır. İmparator I. Basileos (867- 886) kilisede onarım ve değişiklikler yapmış ve bu sayede yapı her iki taraftan daha iyi bir ışıklandırmaya sahip olmuştur.
Kilise, Latin döneminde Frenkler tarafından kullanılmıştır. Bu dönemde Frenkler bu mülk sayesinde zenginleşmişler ve kilisenin rölikleri 13.-14. yüzyıllarda Orta Avrupa’da çıkmaya başlamıştır. 13. yüzyılın sonu, 14. yüzyılın başına doğru kilise büyük olasılıkla onarımdan geçmiştir.
14.-15. yüzyılın Rus hacıları Meryem Kilise’sine değinmeyip, sadece onunla bağlantıda olan Khristos Kilisesi’nden bahsetmişlerdir. Ancak kilisenin 15. yüzyılın başında hala ayakta duruyor olması gerekmektedir.
Bu arada oldukça harap olan kilise, Arpa Emini Lala Hayrettin Paşa tarafından camiye çevrilmiş ve apsis ile kuzey dış duvarın bölümleri kısmen değiştirilerek yapıya dahil edilmiştir.
Cami 1755 yılındaki yangından sonra, Vezir Mehmed Said Paşa’nın emriyle onarılmıştır. Yapı 1785 yılındaki ikinci yangın ve büyük olasılıkla 1808 ve 1826’da yeniçeri ayaklanmaları sırasında çıkan yangınlar sonucu büyük zarar görmüştür.
1814 yılında, Baş Çuhadar Seyyid Ömer Ağa, caminin yanına bir çeşme yaptırmıştır. 1912’deki kazılarda, Bizans yapılarına ait parçalar yanında, sütunlar ve narteksin tavan kirişleri ile başka yapı öğeleri gibi kubbeye ait parçalar da bulunmuştur.1963-1965’de kilise ve yanındaki yapıda N. Fıratlı ve W. Kleiss tarafından kazılar yapılmıştır (Müller-Wiener, s. 2007, s. 76- 77).
Kilisenin günümüzde doğu, batı, kuzey ve güney duvarlarının bir bölümü ayaktadır. Örtü sistemi yıkılmıştır. Kilise, çevresindeki yapıların arasında kalmış olup, hiçbir cephe dışarıdan görülmemektedir.
Plan 2. Chalkoprateia Kilisesi Planı (Mathews, 1976, s. 320)
Chalkoprateia, üç nefli bir bazilikadır. Kaynaklar, 536’da kilisede yapılan bir konsey toplantısında yapının bir atriumu olduğundan bahsetmektedir. Atriumun kuzey duvarı sınırları kuzeybatıdaki sekizgen yapıya bakılarak çizilebilir ancak diğer duvarlardan bir iz kalmamıştır (Mathews, 1977, s. 29).
Mamboury, 1912’de narteksin kuzey duvarının bir bölümünü bulmuş, fakat günümüze ulaşmamıştır. Kuzeybatıdaki sekizgen yapı Kleiss tarafından vaftizhane olarak tanımlanmaktadır. Kilisenin kuzeydoğu köşesi ve kuzey duvarı orijinal yüksekliklerinin yarısına kadar ayaktadır (Mathews, 1976, s. 319). Kilisenin, derinliği 36 m. ve genişliği 30 m.’dir (Janin, 1969, s.242)
13. Kleiss’in planına göre; apsis dışta üç cepheli, içte yarı daireseldir. Üç büyük pencereyle dışa açılır. Doğuda yan neflere açılan girişler vardır. Apsis planı ve doğu giriş restorasyon sırasında değişmemiştir
14. Kilisenin güneydoğu cephesi harap olmuştur. Bu nedenle; güneydeki kapının simetriği bir kapının varlığı kesin değildir. Bir tarafları oyulmuş ve girişlere ait olduğu sanılan templon izleri bulunmuştur ancak yeri hakkında bilgi yoktur.
------------
13-Kilise, başkentte bilinen en geniş bazilikadır (Mathews, 1977, s. 31).
14-I. Basileos döneminde (867-886), yapıya bir kubbe ekleterek kubbeli bazilikaya dönüştürmüştür (Janin 1969, s. 240)
---------------
Kaynaklarda, nefin ortasında bir soleanın varlığı bilinmektedir. Günümüze ulaşmayan altarı vardır. Apsisin önünde küçük haç planlı kripta vardır. Buraya, doğrudan girilen bir merdivenle ulaşılır. İçinde hangi röliğin korunduğu bilinmemektedir. Meryem’in kutsal röliği ve kilisenin değerli eşyalarının atlarda küçük bir kutuda saklandığı sanılmaktadır (Mathews, 1977, s. 32- 33).
Malzeme/Teknik: Duvarlar Iustinianos dönemi duvar işçiliğini ve tuğla malzemesini yansıtmaktadır. 5.5 cm.lik harç kullanılmıştır (Mathews, 1977, s.28).
Geç Antik ve Erken Bizans dini yapılarından örneklerle birlikte Bizans dini mimarisinin özellikleri incelendiğinde, liturjinin biçimlendirdiği ayinlerin Roma tiyatrosundan beslenerek teatral bir gelişim gösterdiği görülmektedir. Erken Hıristiyanlık döneminde, halkın büyük çoğunluğu okuma yazma bilmemektedir. Bu dönemde İncil’in, İsa’nın yaşamı ve mucizelerinin aktarılmasında tiyatronun imkanları kullanılmaya başlanmıştır (Tuncay, 2014, s. 45







YORUMLAR
Bu konu ile ilgili olarak,"Jak Deleon Anıtsal İstanbul-Gezgin Rehberi" 2001 Remzi kitabevi yayını kitabda;"Yerebatan Sarayı" başlığında, konu ile ilgili bir bölüm bulunmaktadır.
YEREBATAN SARAYI(Sultan Ahmet)
"Ayia Sofya'nın yakınlarında bulunan Yerebatan Sarayı İstanbul'un önemli anıt-yapılarından biridir.Bizans'ın ana su deposu olan Yerebatan Sarayı'nın özgün adı Cisterna Basilica'dır(Bazilika Sarnıcı);Gugios İnciciyan,sarnıcın adını Suyabatan Sarayı ya da Basiliki Kinoterna olarak verir.İmparator 1.Justinianus tarafından 532 yılında yaptırılan sarnıç,1478'den sonra Topkapı Sarayı'nın bahçelerine su sağlamak için kullanılmıştır.Su,Bizans çağında(Valens Su Kemeriyle)Marmara tepelerindeki kaynaklardan ve Kydaris(Alibeyköyü) Deresi'nden,Osmanlı'da(Cebeciköy Kemeri ya da Güzelce Kemer olarak bilinen bent aracılığıyla) Belgrad Ormanı'ndan getiriliyordu.14.yüzyılda İstanbul'a gelen İbn-i Batuta'nın Ayia Sofya avlusunda gördüğü akarsuyun Yerebatan Sarayı'yla bağlantılı olduğu düşünülür.
Bizans Dönemi:
1.Constantinus (324-337) dönemindeki imar hareketi sırasında şehirde liman,tersane,kiliseler,hamamlar,kütüphaneler,saraylar ve sarnıçlar yaptırılmıştır.Panciroli'nin Notitia Dignitatum(1623) çalışmasındaki bilgilere göre,Milion'la(Mil Taşı) Augustetion arasında 120.000 kitabı barındıran bir kütüphane,bir sahaflar çarşısı,hukuk öğrenimi veren bir bazilika ve 1.Constantinus tarafından yaptırılan bir sarnıç (Bazilika Sarnıcı) bulunuyordu.Günümüzde Gülhane Parkı'nı,Zeynep Sultan Camii'ni ve Lala Hayreddin Camii'ni barındıran bölgede 1.Leo (457-474) iktidarında çıkan yangın,imparatorların altın ve bronz heykellerini barındıran bazilikayı küle çevirmiş ve sarnıcı önemli ölçüde tahrip etmiştir.Konsil İllus tarafından onarılan bazilika,1.Justinianus(527-565) iktidarında yeniden yanmıştır.Procopius'a göre,1.Justinianus sarnıcı onarmış,çevresindeki avluyu da kapsayacak şekilde büyütmüş ve günümüzdeki Bazilika Sarnıcı'nı oluşturmuştur.Sarnıcın yeniden yapılanması,Constantinopolis Praefectus'u(İstanbul Valisi) Longinos'un denetiminde gerçekleşmiş,1.Justinianus üzerine yine bir kütüphane yaptırmış ve Hazret-i Süleyman'ın heykelini diktirmiştir.Heykelin yüzü (Kudüs'deki Süleyman Taspınağı'ndan daha görkemli olduğu söylenen)Ayia Sofya'ya dönüktü.Heykel,1.Basil (867-886) döneminde kaldırılmıştır.Bazilika Sarnıcı bu dönemde yine yanmış ve tamir görmüştür.
Sarnıcın mermer kaplı damı,basamakla ulaşılabilen bir "portiko"yla çevriliydi.Haliç yönündeki teras,sarnıcı(sonraları yerinde Hsyreddin Paşa Camii yükselen)Maria Chalkoprateia Kilisesi'nden ayırıyordu.Bakırcılar Çarşısı Meryemi anlamına gelen Maria Chalkoprateia'nın ayrıca bir manastırı ve "martyrion"u(çilehane) bulunuyordu.Georghios Kedrenos'a göre,kilise 2.Theodosius (408-450) döneminde yapılmıştı.Çoğu tarihçinin katıldığı karşı tez,2.Theodosius'un buraya Deipara(Theotokos) Kilisesi'ni yaptırdığını,bu kilisenin depremde yerle bir olduğunu ve Maria Chalkoprateia Kilisesi'nin buraya 6.yüzyılda yapıldığını savunur.Zonaras,1.Theodosius (379-395)iktidarında aynı alan üzerinde(Vali Honoratus'un onayıyla Bizans Yahudileri'nin inşa ettirdiği) görkemli bir sinagogun bulunduğunu yazar.Petrus Gyllius'un ilettiğine göre,kısa süre sonra yanan sinagogun yerine yenisinin yapılması(Milano Başpiskoposu Amdrosius'un uyarısıyla)yasaklanır.
Basilika Stoa adı verilen dev meydanın altında yatan sarnıcın üzerine Bizans zamanında soylular için evler ve Bakırcılar Çarşısı yaptırılmıştır.16.yy.da.İstanbul'a gelen Petrus Gyllius,Bizans devrinde Yerebatan Sarayı'nın üzerindeki evlerde oturanların(tonozlarda delikler açarak) sarnıçtan su çektiklerini,olta balıkçılığı yaptıklarını ve (mahzen merdivenleri aracılığıyla)sarnıca ulaşabildiklerini yazar.Gyllius,sarnıca açılan çok sayıda kuyu bulunduğunuda sözlerine ekler."
Osmanlı Dönemi:
15.yy.da Şatırbaşı Mehmet Ağa sarnıcın yanına Üskübiye Mescidi'ni inşa ettirmiştir.Kapısının üzerindeki levhada bugün(yanlış olarak)Üskübi İbrahim Ağa adı görülen mescid,18.yy.da Şekercizade Mehmet Bey tarafından yenilenmiş,sebili Dilsiz Tavşan Ağa tarafından yapılmıştır.Ayia Sofya yakınlarındaki Mimar Sinan eseri Babüs Saade Ağası Cafer Ağa Medresesi'nin(16.yy.)kuyusu,suyu bu sarnıçtan alıyordu.Suyun çok soğuk olması nedeniyle,yapı Soğuk Kuyu Medresesi olarak da anılıyordu.Suyunu aynı sarnıçtan alan Zeynep Sultan Camii'nin karşısındaki çeşmeye Soğuk Çeşme,bulunduğu yokuşa Soğuk Çeşme Sokağı adı verilmişti.İbrahim Paşa Sarayı,Firuz Ağa Camii ve Mehterhane Çadırı yangınlarında (1652 ve 1660) hasar gören Yerebatan Sarayı,Tarih-i Raşid'e göre 3.Ahmet(1703-1730) döneminde onarılmıştır;sarnıç kubbeleri altındaki sekiz paye,Sermimaran-ı Hassa Kayserili Mehmet Ağa marifetiyle tamir edilmiştir.Sarnıcın üstündeki alana,19.yy.da Vak'anüvis Mehmed Esad Efendi bir konak ve kütüphane yaptırmıştır."
Yukarıda anılan kaynakta verilen bilgiler bu kadar.Konuyu araştıranlara faydalı olursa ne mutlu-