Bugun...


Balatlı Eski Dostlar gurubu hikaye yarışması
1 Aralık 2018 Pazar günü Olmadık projeler atölyesinde buluşan eski Balatlılar Gurup admini Kamuran Kurt ve arkadaşlarının organizasyonuyla düzenlenen Balat çevresindeki esnafları konu alan hikâye yarışması finali, ödül töreni gerçekleştirildi. Jüri başkanlığını Gazeteci Ahmet Çakır’ın yaptı.

facebook-paylas
Tarih: 02-12-2018 21:29
Balatlı Eski Dostlar gurubu hikaye yarışması
+ -

Balatlı Eski Dostlar gurubu hikâye yarışması sona erdi

Yapılan oylama sonucu en fazla oy toplayan 4 kişiye plaket verilirken diğer dereceye girenlere kitap ve eşofman hediye edildi.

ETKİNLİKTE Salim KARARMAZ, Ayşegül HALİLOĞLU, Halit ÇEVİRGEN, Pınar SAYLAV PLAKET ALIRKEN
Kamuran KURT BABASI Osman OYUL ADINA HATIRA PLAKETİ ALDI
 

Katılımcıların oldukça heyecanlı olduğunu gördüğümüz etkinlikte uzun süren jüri toplantısının sonucu sabırsızlıkla beklendi.

Bizler olaya hem habercilik hem de Balatlı olarak tarafsız yaklaşmak zorundayız.

Haberimizdeki katılım sırası ve alınan oyları görüyorsunuz, Bazı katılımcıların buluşmaya gelmemesi nedeniyle elenmesini kabul edemedik, Ama organizasyondan sorumlu Sayın Kamuran Kurt’un taviz vermeyen dayatması ile itirazcılar susmak zorunda kaldı. Biz kendimize göre bir adalet uygulayarak ele geçirdiğimiz jüri notları ve doğal sıralamayı yayınlıyoruz, Kimse kusura bakmasın…

Burada Sayın Kamuran Kurt’u eleştirmiş gibi olmayalım, O kendi disiplin anlayışına göre haklı, Bizler biraz fazla merhametli olabiliriz.

 

Söz konusu Esnaf hikâyelerini okuduğumuzda bütün yarışmacıların geçmişin güzelliklerini yazdıklarını gördük, Aradan yarım asra yakın zaman geçmiş hikâyelerde hep güzellikler anlatılmış.

Demek ki güzellikler unutulmuyor, acılar görüldüğü gibi soğuyunca unutuluyor.

 

Bu tür yarışmaların daha kapsamlı, metin olarak daha uzun ve detaylı Fotoğraflarla belgelenmiş şekilde yapılmasını dilerim. Balat ve çevresi tarihine katkıda bulunmayı çok önemsiyorum.

 

Mesele 1970’in başında Fenerdeki Türk Ticaret bankası antreposundaki yangın, 1990’larda sahil kesimindeki pek çoğu tescilli SMÖ binaların yıkılmasının sebep olduğu duygular, Haliç’in o tahammül edilmez kokusu içinde verdiğimiz yaşam mücadelesi, Balat’ı terk ediş nedenlerimiz. Balatta kültürler arası diyalogun olumlu + olumsuz yaşanmış anıları, Balat’ın medyatik meşhurlarının önceki hayat hikâyeleri, Muhtarımız, karakolumuzdaki polis ve bekçilerle yaşanmış anılarımız, Balat’ın bir gerçeği Meyhanelerimiz, Kumarhanelerimiz, Külhanbeylerimiz.  Gibi hikâyeleri gelecek nesillere anlatmanın çok önemli olduğuna inanıyoruz.

Hiç ara vermeden yeni bir başlık, yeni bir organizasyonla yeni hedefleri fetih etmenizi dileyerek başarılar diliyoruz.

 

Fazla profesyonellik beklemeyelim, amatörce yalın samimi hikâyelerin daha gerçekçi olduğunu unutmayalım. Amacımız yeni nesillerin geçmişi bilmesi, nasıl meşakkatli ama bir o kadar güzel mutlulukların formülünü ortaya koymalıyız.

Popüler kültürün yeni nesilleri esir almasına izin vermeyelim

 

Etkinliğin en hoşuma giden tarafı yarışmacıların heyecanı oldu, Bir işte heyecan varsa o işin neticesi fazla önemli değildir. Tekrar bütün katılımcılara teşekkür ederiz.

 

BALATLI DOSTLAR GRUBUNUN ÖNCÜLÜĞÜNDE DÜZENLENEN Esnaf Hikayeleri YARIŞMASINDA FİNAL YAPILDI ..
DERECELER BU ŞEKİLDE NETLEŞTİ (Bu listede adı bulunup dereceye giren bazı arkadaşların törene katılım sağlamadıkları için elenmiştir).


Puan: 610= Derece: 1.
Puan: 610= Derece: 2.
Puan: 595= Derece: 3.
Puan: 540= Derece: 4.
Puan: 531= Derece: 5.
Puan: 530= Derece: 6.
Puan: 510= Derece: 7.
Puan: 505= Derece: 8.
Puan: 500= Derece: 9.
Puan: 480= Derece: 10.
Puan: 470= Derece: 11.
Puan: 460= Derece: 12.
Puan: 445= Derece: 13.
Puan: 440= Derece: 14.
Puan: 414= Derece: 15.
Puan: 375= Derece: 16.



HABER VİDEOSU




İlgili Galeri

Kaynak: Fatih haber

Editör: Abdullah Gözaydın



YORUMLAR
3 Yorum

Ahmet
03-12-2018 04:44:00

İşte Amatör ruh derken kaçırdığımız entellektül saygı ve hakkaniyet teslimiyeti konusunda sınıfta kaldık. DUYUMLARIMIZA VE VİDEODAN GÖREBİLDİĞİMİZ KADARİYLE:
Konu Balat hakkında hikaye yazmak ise, aynı gurubun aynı köşesine çiziktirilmiş onlarca hikayenin sahibi Erhan Çıpa'nın son anda yarışmanın ödül versiyonunda olmayacağı özverisi kimse tarafından alkışlanmadı, Büyük vefasızlık sanıyorum, Yaşlanmayan ihtiyarlarımızın bu detayı atlamaları bu ahir ömürlerinde alışık olmadıkları heyecanlarına bağlıyorum, Ama bu teşekkürü usulünce yapmalılar.
Evlerinin, Ofislerinin mutena köşesinde görülür bir yere konumlandırdıkları ödüllerine bakarken hep Erhan Çıpa'yı ve 2. sırada adı anıldığı halde (Yapılan bir yanlışlığın telefisinde) 4 ve 3. yarışmacılar duymazlığa gelirken Abdullah Gözaydın'ın ödülünden vaz geçmesi takdire şayandı ama yapılmadı.
Bu listeleme hatasını yapan Sayın Ahmet Çakır'ın burada oldukça pasif kalması, Jüri başkanı olarak inisiyatifini ortaya koyamaması ayrıca bir gariplik oldu, Dedikya amatör heyecen, Bu konuda üç maymunu oynamak bize ağır geldi, Kimse kusura bakmasın...

Sedef Sarıkaya
03-12-2018 04:43:00

Balatın eski sakinleri olarak geçmişe özlem adına yapılmaya çalışılan birliktelik gerçekten takdire şayan, Emeği geçenleri kutluyoruz. Bize de ilham verdiniz bizde mahallemiz adına aynı etkinliği yapma kararı aldık. artık hayatımızda olmayan komşuluk gibi eski güzelliklerin yaşatılması çok önemli tebrik ediyoruz

SIRALI HİKAYELERİN TASLAKLARI
02-12-2018 23:20:00

1 numaralı Esnaf Hikayesi  Pınar Saylav Sarı

Bu akşam size anlatacağım kişi Balattan bir esnaf değil. Biraz yukarı mahalle mollaaskidan. Hem mahallemizin bakkalı hemde muhtarı olan Kamil amcamız.....
Biz mollaaskililar her ne kadar sahile yakın olmasakta Altinboynuz un muhteşem manzarasını tepeden izleriz .Cumhuriyetin 55.ilkokulu ulubatlı hasan bizim mahallemizde sahilden bakıldığında bile heybetli görülen muhteşem bir okul.Hala çocukların oynadığı parkımız biz çocukkende bizim en konforlu oyun alanımızdı. 
Her türlü gıda maddesinin satıldığı bakkalımiz ve bakkalımizin içinde muhtarligimiz vardi.Hem bakkalımiz hemde mahallemizin muhtarı olan Kamil amcamız heybetli, bakışlariyla bile insanlari hizaya çeken, güvenilir adam gibi adamdı. Vefatına kadar uzun yıllar boyu mollaaski mahallesinde hem muhtarlık yapmış hemde bakkal dükkanı işletmistir. Herkes tarafından sevilen saygı duyulan fakir babası bir adamdı rahmetli. Kamil amcayla bire bir yaşadığım bir hatiramdan bahset etmek istiyorum sizlere .
9 yada 10 yaşlarındaydım. Mahallemizden biri vefat etmis 40 duası için mollaaski camisinde toplanmıştık. Erkekler aşağıda kadınlar yukarıda duayı dinledik .yurtdışından gelen bir mahalle komşumuz bana 
- kızım aşağıya gidip söylermisin hoca "sordum sarı çiçeğe " ilahisini soylesin ..
Çocuk aklımla merdivenleri indim.asagisi dolu amacim merdivene en yakın olan birine söylemekti. Bir baktim bütün heybetiyle Kamil amcamız merdivenin başında ayakta duruyor.Yanina indim yavaşça yukarıdan bir hanımın ilahi istediğini soyledim 
Hay söylemez olaydım. Kâmil amca bir kükredi bugün bile hala gözümün önünden o sahne gitmez....
- Ne ulan !!!!
Burası çakıl gazinosu mu ?
Sordum sarı çiçeğe yok....
“Alişimin kaşları kara var onu söylesin mi ?”diyerek öyle bir bağırdı ki .....
--------------------

2 Numaralı Esnaf hikayesi Halit Çevirgen'den...
( 1 ) KEMAL BAKKAL ...Küçücük ama içinde tüm ana ihtiyaçlarını karşılayabileceğimiz bakkal dükkanlarını hatırlar mısınız?
Raflarında 100 gr.lık kutu çayları, çuvalların içinde şeker, pirinç, un, bakliyat. Tenekelerin içinde beyaz peynir, hazırlanarak naylon poşetlerin içine daha girmemiş kocaman tekerlek kaşar peynirleri. Kg.ile satılan yemeklik Vita yağı, kahvaltılık Sana yağı. Gazete kağıdından yapılmış kese kağıtlarında kibarca tartılarak sunulurdu. Ama mutlaka belirli gramajda alınması gerekliydi, (250 gr. 500 gr ve 1 Kg.) Terazi daralarının ağırlığı kadar.
Dijital terazi yok, yazar kasa yok, kredi kartı yok. Çekmecesini açan bakkal amca parayı buraya koyar, para üstü varsa üstünü verirdi. Çok sevimliydi bakkal amcalarımız, mutlaka hal hatır sorar, evdekilere selam gönderirdi...

Bir yüzü AÇIK, bir yüzü KAPALI yazan, kapısında her daim bulunan tabelasının yanında, anımsadıkça beni halen güldüren bir tabelaları daha bulunurdu, "BİR SAAT SONRA GELİCEM" yazan bu tabelayı kapıya asıp giderlerdi.

O zamanlar insanın kaybolmamış masumiyeti fesatlığa dönüşmediğinden, Bir saatin başı mı? sonu mu? ortası mı? diye düşünülmezdi... Bir zamanlar görmesini, konuşmasını, susmasını bilen, huzuru variyette değil içimizde arayan mutlu bir toplumduk biz.
Kemal bakkal da bu anlatılanlara uyan biriydi dini bütün beş vakit namazında biri , bizim Kemal amcamız'dı evimizden biri akrabamız gibiydi . ben üç yaşından beri bakkala gitmeye başlamıştım .. 
benim belli belirsiz laflarımı anlardı rabta ribit dediğimde bafra kibriti üs ekmek üs yımırta dediğimde üç ekmek üç yumurtayı anlardı yayımlık yoyut dediğimde yarım kiloluk yoğurdu verirdi . okula başladıktan sonra bakkala gelen gazeteleri de orada ayak üstü okurdum .. 

ufacık dükkanın bereketiyle yetiştirdiği çocukları da şimdi onun hatırasını devam ettiriyor kemal bakkalın tezgahında Bayram başka bir dükkanda Ramazan var .. Mahallenin Kemal abisi Düğün Cenaze ve Hasta ziyaretlerinde mutlaka olur hal hatır sorardı .
Bayramın futbol tutkusu onun tek antipatisiydi . belki de Fenerbahçeli Bayramın önünü kesen de Kemal abiydi .
Kendisini rahmetle anıyoruz mekanı cennet olsun.
------------------

3 numaralı esnaf hikayesi Ayşegül Haliloğlu
Bakkal Sefer Amca 
Çocuklugumun balatinda evimizin hemen altinda bulunurdu bizim bakkalimiz.. Her sabah aksam ekmegimizi aldigimiz gunluk alisverisimizi yaptigimiz bir dukkandi. Eskiden buyuk marketler olmadigi icin her seyimizi bu dukkandan temin ederdik.. 
Cok kucuktum yogurt almaya gonderirdi annem beni elime bir tas verirdi.. her seferinde yarim kilo yerine bir kilo deyip fazla alirdim zor sigardi tastan tasardi yogurt damlata damlata eve cikarirdim.. Hatta sefer amca kizim az daha buyuk kap vereydi ya annen derdi..Babam koli ile biskuvi alirdi aksamlari tv izlerken biskuvi yerdik ama yaninda pepsi icmek isterdi abimler.. 
Bakkaldan pepsi almaya giderdim aile boyu cam şişelerdeki pepsi cola alirdik. Hatta kapagini da bakkala actirip asiti kacmadan kosa kosa eve cikardim.. Bizim evimizde telefon yoktu , bizi arayacak olan yakinlarimiza annem bakkalin numarasini vermisti.. Samsundan arayan falan olunca sefer amca bize seslenirdi , asagiya gelin birazdan sizi arayacaklar diye.. 
Bakkalda calismaya cok heves ederdik mahalledeki arkdaslarla, bizde calisalim sefer amca derdik oda esinin dukkanda durdugu birgun calismamiza izin vermisti. Esinin adi yurdagul ablaydi. 
O gun onunla bizde dukkanda gelen musterilere baktik . Bir iki saat sonra harcliklarimizi verip bizi evimize gondermisti sagolsun..Hic unutmam birgun bakkal sefer amcanin oğluyla sokakta oynarken kavga etmeye baslamistik. O kosarak bakkaldaki babasinin yanina kosup hatta arkasına saklanmis babasindan yardim istemisti bende arkasindan bakkala girdim bir hışımla onu tutmaya calisirken bakkal seferden okkalı bir tokat yemistim hic haketmedigim.. 
Aglaya aglaya eve ciktigimda anneme olani anlatinca annem: sus baban duymasin gider dover kavga cikar is buyur diyip beni susturmustu.. Aslinda kötü bir insan degildi ama yapmisti bi hata.. 
Uzun bir sure ara verdikten sonra bakkala gidip ekmek almak yine benim gorevimdi..
-------------

4 numaralı Esnaf Hikayesi Melek Solak Cüce'den....AİLE KİLERİ BAKKAL HÜSEYİN AMCA 

Muhitin sevilen esnaflarından bir tanesiydi.
Hacı İsa Mektebi sokaktan ileri doğru Ferruh kethüda caminin karşı çaprazında fırının karşısında...
Hemen hemen her gün giderdik oraya alışverişe
Annem halk ekmeğin hastasıydı illa da alınacaktı
Sabah giderdik Hüseyin amca mavi önlüğüyle güler yüzü ile karşılardı bizi, tabi ekmeklerimiz ayrılmış olurdu
Hal hatır sorardı her seferinde biraz muhabbet biraz alış veriş ederdik dönüşte muhakkak ailemize selam yollardı 
Halen kızı işletmeciliğini yapıyor
Salı günleri geçerken oradan selamlaşırız
O yolları her gün üşenmeden gidip gelirdik mehtap sinemanın oraya...
Hey gidi günler ....
Allah rahmet eylesin Hüseyin amcaya
Melek Solak Cüce...
--------------------

5 .Hikaye Bülent Akyel   FAZİLET Eczanesi Nevzat Seçkin

1929 yılında İstanbul’da doğan Eczacı Nevzat Seçkin babalarını küçük yaşta kaybeden ve anneleriyle büyüyen dört erkek kardeşten en küçüğüydü .Ağabeylerinden Tahir Seçkin MİT görevlisi,Hayri Seçkin zamanın Emlak Bankası Genel Müdürü,Sadık Seçkin İç Hastalıkları Doktoruydu.
1952'de İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitiren Nevzat Seçkin beş yıl Beykoz Sanatoryumunda Başeczacı olarak çalışmış,1957'de Balat Vodina caddesindeki Fazilet Eczanesini Rum bir eczacı olan Y.Hadjispiroğlu'ından devralmıştır.

Genç ve idealist bir eczacı olan Nevzat Seçkin kısa sürede kendini sevdirmiş,eczacı kimliginin yanı sıra Balat’ın doktoru ,dertleşecek dostu,danışılacak hocası olmuştur.İmam Ahmet Cesur,Dahiliye Doktoru Ali Sipahioğlu ,Diş doktoru Östen Mercan,Hamamcı Necdet Arsan,Arcelik bayii Melih Sümerpalazoğlu,Muhasebeci Muzaffer Pelister,Arnavut Köftecisi Ali iştay ve Necdet İştay,Sular İdaresi memuru Şemsi Özpınar,Bülent Cilesiz,Şöför Dursun,Kahveci Esat,Sucu Salih,Kahveci İbrahim Taş ,Mehmet Karaduman,Kuyumcu Necdet Öktem,Muhtar Nihat,Muhtar Mustafa,Sabri Aslan,Tamirci Osman,Terzi Orhan,Şadan Kalkavan,Hüseyin Kalkavan,Oto tamircisi Emin Öksüz,Pirinççi Ziya,Postacı Enver,Radyocu Ahmet Odabaş,Lastikci Ahmet Hondor,Kunduracı Nazmi Çakıl,Marangoz Turan,Şofor Sabri,Saglık memuru Lütfü Hınçal,Polis Yalcın Aktepe,Polis Erkan,Kahveci Saffet Akel,Berber Murat,Şekerci Rıfat Acar,Kuru temizlemeci Abdullah Agca,Ayakkabı tamircisi Halit Karataş,Kasap Bekir,Aytekin Karadağ,Bosch bayii Mehmet Ali Temizyürek,Kösem pastanesi sahibi Yılmaz Türkmenli,Galeteci Mehmet Evin,Mehmet Fikri Toluk,şimdiki Mavi Ay Dernegi başkanı Hasan Bayraktar,Sümer Yerli Mallar Yakup Ergün,Ahmet Güneşdoğdu,Mustafa Dağ ve sayamadığımız onlarca kişiyle yakın arkadaşlıklar kurmuştur.Balat’ta yaşayan müslüman ve gayrimüslim tüm komsularıyla iyi ilişkiler kurmuş,yıllar süren dostlukların temelini atmıştır.
Nevzat Seçkin Fazilet Eczanesini devraldığı günden ,vefat ettigi güne kadar (15 şubat 2005) hep eczanesinin başında olmuş ve hizmete devam etmiştir.Eczanesini bir ticarethane olarak görmemiş ,insanlara maddi ve manevi hizmeti daima görev bilmiştir.Hiç ücret almadan enjeksiyon ,pansuman,yara yanık tedavileri yapmış ve bundan hiç gocunmamıştır.

Vodina caddesinde 162 numarada hizmet veren Fazilet Eczanesi,halen aynı caddede Eczacı Nevzat Seçkin’in ortanca kızı Eczacı Şeyma Seçkin ve küçük kızı Hüma Taştemel'le beraber 130 numarada faaliyetine devam ediyor. 
-------------------

 6.Hikaye Abdullah Gülergil'den...Afife Güner Kartın..

1932 yılında istanbul’da doğdu.. Babası tanınmış bir kadı (Hakim) ,annesi bir İstanbul hanımefendisi idi. Ağabeyi Avukat Halil Kartın , Ablası kadın doğum uzmanı Fahriye Kartın, ortanca ablası Deva İlaç Fabrikasında imalat bölümünde Dr. Eczacı Sabriye Kartın Bir de Faruk Kartın adında mühendis bir kardeşi vardır. İstanbul Üniversitesi Eczacılık Fakültesini bitirdikten sonra üzerinde teyzelerinin oturduğu Balat Ayan Cad. No:82/84 adresinde eskiden kahve olan daha sonra manav olan dükkana "Şifa Eczanesi" adı altında Halk eczanesi eczacı Hüsamettin Bey , Merkez Eczanesi Aygen Akkor( sonraları Eczacı Gül hanım devir almıştır) , Fazilet Eczanesi Eczacı Nevzat Seçkin 'e komşu olmuş, sonraları Eczacı Doğan bey rahmetli olan eczacı Hüsamettin bey'in yerine komşu gelmiştir. Karşısında Tuhafiyeci Sayit amca(Acem) çaprazında her kandil mis kokulu simitleri kapının önüne masa atan Ömer amca, (oğulları Necdet ve Şaban) karşısında babam tuhafiyeci Hüsamettin daha sonra kasap Gürdamar. Yanında Berber Murat amca, biraz aşağıda kurukahveci mehmet amca, karşısında "Sarı Kemal " kahvesi ve çalıştıran Adnan ağabey. Biraz aşağıda ayakkabı boyacısı Nuri ağabey, Sokak başında dizi dizi uskumru çirozları vee camekan içinde unutulmaz lakerdaları ile Avram amca.. Biraz daha aşağılara inersek buzcu Murteza amca kasap kağıdına talaşın içine testere ile buzu kesip uzattığı dün gibi... Yanında tuhafiyeci Behzat , yanında piyangocu Nesim amca...Bu böyle aşağıya manav Muhittin amcaya ,Kuyumcu Bedri ağabeye kadar iner... Aklıma geldikçe yazarım.. Gözümü kapayınca birer birer sıraya giriyor ve beni alıp o günlere, çocukluğuma götürüyorlar... 
SEVDAM BALAT...
--------------------

7.Hikaye Salim Kararmaz'dan...VE ŞİMDİ TEKRAR BALAT

Bir yanında demir parmaklık, bir yanında kayıklar ve kirlenmeye yüz tutmuş haliç sularının kenarında köhne ahşap bir yapı. ‘BALAT İSKELESİ’ yazıyor üzerinde. Arkamı döndüğümde killi çamurlu ince uzun bir sokak görüyorum. ‘Araya serpilmiş beyaz taşlar üzerinde sekerek yürüyebilirim’ diye düşündüm ama ne mümkün? Bata çıka Eminönü’nden Eyüp’e uzanan arabaların yan yana çok zor geçtiği caddeye ulaşıyorum. Tam karşımda güleç yüzlerin şakaların gırla gittiği, küfür ve belden aşağı atışmaların ulu orta yapıldığı taksi durağı var. Bir bağırma duyuyorum; Feti abi: “cigarayı al gel, çay demlendi arkasında baklava tepsisi hazır.” Göz ucuyla bakarak yukarı yürüyorum. Solda daha dar, kargacık burgacık vitrin yerine geçen kaldırımlardan dükkanların önlerinden geçerken “ne kadar alelade yerler ve fakat insanları ne kadar da samimi ve sevecen” diye düşünüyorum.
“-Hadi iyisin Ahmet, bugün yevmiyeyi doğrulttun.”
-“Eyvallah akşama bendensin. Bak tıka basa yerim haberin olsun. Bugün neşem tavan yaptı Haliç galip, Majik yine attı golünü. Bu adamda iş var. Yeme içme benden, bununla mı korkutacaksın?”
Biraz daha yukarı yürüyorum, sağımda balat karakolu. Kapıda üzüntülü iki kadın; “Benimki yine kumardaymış, kavga etmişler bıktım ama ne yaparsın?” 
Önümde boylu boyuna, tüm görkemi ile Ayan Caddesi. Sağıma ve soluma doğru bir tarihi barındıran, her tür ve dinden mezhepten şehirden insanların mekanı Vodina caddesi.
Birçok tanıdık yüzlerle selamlaşarak geçiyorum Ayan Caddesini. Fırın ve zangoç İstamat’ın kapısında oturduğu kilise. Tavla hastası olduğunu biliyorum.
İşte nihayet ulaşmak istediğim yer; Rıfat bakkal. Oğlu çocukluktan ilk gençliğe geçtiğim yılların mahalledeki temsilcisi. Tabi ki bir çokları daha var ama konumuz esnaf; Koltuk Ali, Sarı Özen, sarı evden Osman, Suat, Nihat, Vedat, Mahmut, Cevdet ve daha niceleri..
Ethem sarı kumral düz saçları, iri gözleri, yuvarlak güler yüzlü tebessümü sakınmayan ilginç biri. Babası bakkal Rıfat’ın ortanca oğlu ve çırağı. Ama görüntü farklı benden mi esinlendi ne? Biraz Nişantaşı esintisi, biraz Kadıköy tarzı taşıyor.
Küçük bir farkı da anlatmalıyım. Sıcak bir yaz günü ‘gıcıklık’ diyebilirsiniz. Bakkalın kapısına yaklaştım, tam korkutacağım sıra da içerde Ethem’i gördüm. Peynirlerin konulduğu camlı vitrinin önünde kendi kendine bir şeyler söylüyor. -“Ethem oğlum zayıfla, ne lan bu koca göbek. Zayıflayacaksın, kızlar bakmaz ulan. Herkesin manitası var. Hadi, hadi, yeme.”
Bir yandan da göbeğini tokatlıyor, Tişörtünü sıyırıp, sağ ve sol profilden tekrar bakıyor kendine. Bu halinden hoşlanmadığı belli. Birden dükkana giriyorum. Suçluluk tan mı yoksa utandığından mı bilmem arka ardiyeye kaçıyor. Orası sırlarını paylaştığı, göze görünmesini istemediği eylemlerini sakladığı yer.
Rıfat amcadan çok duyardım; -“Etttem oğlum, etttem derim; Yiyorsun yiyorsun, hala doymuyorsun”… Bu cümleler de Prizren aksanının kokusu var. Ethem iyi top oynardı diyebiliriz. Aynalı dükkan sokak sahasında bir numaraydı. Başarılıydı ama plastik top patlayana kadar.
Ethem çocukluğum ve ilk gençliğimin sevecen yüzü.. Bu yazıyı yazmak bana iyi geldi. Ethem’le Balat’ı, balatla hatıralarımı yaşadım. Kara Papak Sokağındaki 34 metrekarelik evi, oradaki mutluluğu hissettim. Şimdilerde arıyoruz çok arıyoruz. ‘Balat’ dendiğinde huzur yüreğimi kaplıyor
--------------------------

8.Hikaye....Mithat Demirsöz BİR FIRINCILIK ANIMDAN...

Hamdi’nin Fırın kapısından sırtında çuvalla kısa boylu Hitler bıyıklı yarı dökülmüş saçlarını geriye taramış, günlük tıraşını olmuş kısa boylu bir adam girdi.
Tezgâhtara “Evladım bana elli ekmek yollayın, biraz yumuşaklarından olsun. Bana hiç sıcak ekmek yollamıyorsunuz. Tekele geldim kan teri içinde kaldım ben bakkala varana kadar arkamdan gelsin” dedi.
Sonra Vodina caddesinde Penguen gibi sağa sola yalpalayarak yürüdü gitti. Bu Fenerde Bakkal çalıştıran İsmet ÇIPA abimizdi..
Çek dedi küfeyi tezgâhtar Adıyamanlı çırağa. Merdiveni dayadı ekmek dolabına iki iki sayarak çırağa atıyor çırak küfeye diziyordu. Tezgâhtarın çok matematiği kuvvetli olması lazım bu meslekte iki ekmek fazla saysa o ona akşam açık olarak döner.
Tezgâhta da bir bayan ekmek alıyordu bu ekmek atış şekli zoruna mı gitti nettiyse.
Tezgâhtara “Neden atıyorsun ekmekleri, günah değil mi?” diye çıkışınca.
Bizim tezgâhtarda anasının gözü zaten, lafın altında kalır mı? “Sen akşam sofrada ekmekleri bıçağın altına yatırıyorsun, kıtır kıtır kesiyorsun günah değil mi?” deyince bizi aldı bir gülmece.
Böyledir işte fırıncılık mesleği İsmet ÇIPA abimize rahmetle...
Mithat Demirsöz
“Anılarımız olmasa şimdiki zaman bağlamından yoksun oluruz...” demişti bir düşünür.
--------------------

9.Hikaye...Ben oluyorum.Beni bilen de biliyor zaten... Erhan Çıpa

-----------------------

10.hikaye Halit Çevirgen.....HAYRUŞ...

60 lı yıllarda mahallemizin müdavimi seyyar satıcılar vardı..
bunlar her gün sabah akşam belirli saatlerde mahalleye uğrarlardı ve biz çocuklar onları dört gözle beklerdik bazıları okulun giriş çıkış saatlerinde okul önlerine de giderdi ..
poğçacılar .. börekçiler .. şam tatlıcı .. macuncu .. turşucu .. simitçi .. dondurmacı tepesinde tepsiyle baklava satan bir abimiz .. sigara böreği satan başka biri .. lahmacuncu vs.
hepsinin yeri ve tatları başka güzeldi ..
ben dondurmacımızı hatırladım bugün nedense .. belki tanıyanlar vardır .. biz onu Hayruş diye bilirdik esas adını hiç merak etmezdik sanırım bekardı .. yazları dondurma kış aylarında salep satardı .. uzun yıllar farklı yerlerde dondurma da yedik salep de içtik .. ama o tadı hiç bir yerde bulamadık.. o yıllarda zaten 60 lı yaşlarda olan Hayruş’u muhtemelen kaybetmişizdir 
Allah rahmetini esirgemesin. 
--------------

11.Hikaye Haliç'ten takım arkadaşım Haldun Domaç yazacak...Söz verdi...
--------------

12 Hikaye:Hasan Öztoprak'ın "Draman Hikayesi" kitabından...Kısmetse yarın bu sütunlarda...
-------------------

13.Hikaye...Halit Çevirgen İLHAN PLAK ...
Seksenler dizisindeki Ergün Plak Karakteri bana çocukluğumun Balat’ında Çıfıt çarşısı içindeki İlhan Plak'ı hatırlatır hep. SEKSENLER DİZİSİNDEKİ ERGUN PLAK KARAKTERİ 
BANA ÇOCUKLUĞUMUN BALATIN'DA ÇIFIT ÇARŞISI İÇİNDE Kİ İLHAN PLAK I HATIRLATIR HEP ..
O YILLAR TEK LÜKSÜMÜZ DÜ PİKAPLAR
EVLERDE PİKAPI OLANLARIN PEK BİR HAVASI OLUR YENİ ÇIKAN PLAKLARDAN ALAN GENÇ KIZLAR ONU KOMŞUNUN PİKABINDA DİNLERDİ BÖYLECE EVDEN ÇIKMAK İÇİN DE BİR BAHANELERİ OLURDU ..
GENÇLER SEVGİLİSİNE PLAK HEDİYE EDERLERDİ .. SİNEMALARDA FİLM ÖNCESİ VE ARALARDA PLAK DİNLETİLİRDİ ..
OTOMOBİLLERDE ŞEHİRLER ARASI OTOBÜSLERDE DE PİKAPLAR VARDI ..
PLAKÇI İLHAN IN ÖNÜNDE HERZAMAN BİR İNSAN TOPLULUĞU OLURDU ..
POPÜLER SANATÇILAR İLK YILLARDA NURİ SESİGÜZEL AHMET SEZGİN YILDIZ TEZCAN ZEKİ MÜREN SONRALARI YERİNİ ORHAN GENCEBAY FERDİ TAYFUR ESENGÜL HÜSEYİN ALTIN VE NEŞE KARABÖCEK , E BIRAKMIŞTI ..
PLAKÇININ CAMINDA SÜREKLİ GÖRDÜĞÜM '' ORHAN GENCEBAY IN SON PLAĞI GELDİ '' YAZISINA BİR GÜN İTİRAZ ETMİŞ '' ABİ 2 AY ÖNCEDE ORHAN GENCEBAYIN SON PLAĞI YAZMIŞTIN BAK BİR PLAK DAHA ÇIKMIŞ '' DEMİŞTİM .. O DA BANA SON ÇIKAN PLAĞI DİYE AÇIKLAMA YAPMIŞ YAZIYI DA '' ORHAN GENCEBAY IN SON ÇIKAN PLAĞI GELDİ '' DİYE DÜZELTMİŞTİ ..
GÜZEL ANILARLA YAŞADIĞIMIZ YILLARDI PLAKÇI DÜKKANI HALA DURUYOR GALİBA .. EN AZINDAN YAKIN ZAMANA KADAR ÖYLEYDİ
--------------------

14.HİKAYE Cihan Çakır..Sandıkta,

Gün yüzü görmemiş hayaller ve umutlarımız vardı.
Kimi yer yatağından tavanda sobanın ışığıyla buluşur,
Kimi kapıda oynanan Evcilik oyununda canlanırdı. 
Kimimiz Dekmancılık oynarken su tabancasıyla Yılmaz Güney olur,
Kimimizde annesinin ayakkabılarını giyip Anne olur yada annesinin tarağını mikrofon yapar divanın üstünde annesinin hırkasını giyer sanatçı olurdu.
Doktor hemşire insanca her şey olurduk.
Ama hiç bir zaman kötü olmadık hep iyiydik. 
Büyüyünce komşu gariban aileye ev alıp Nuri abiye kendi arabasını alır kendi işini yapardı .
Biz sabırı Babamız nisanda ilk erik ilk kirazı getirdiği zaman öğrendik
Kışın giren domates pek enderdi Salça yapılırdı.
Mevsimsiz bir şey girmezdi.
Evet, aşklarımız platonikdi ama kimseye zararı yoktu.
Orta ikide okul hocasına aşık olduysak ne çıkar
Babamızın okul harcligiyla evlenir yasardık.
Bizim hayallerimiz kocaman
Adam olmaktı.
Ama insan gibi adam olmak.
Biz hayallerimizi akşamdan yastığımızın altına bırakır sabah çoğaltır alırdık.
Nedeni bizler çocuktuk ve herkes çocuksu saygı gosterirdi bize.
Çocuklar incitilmezdi. 
büyükler çocuklar bizim yarınımızdır düşüncesini bilirdi.
Büyüklerin beklentileri de hep çocukcaydı. 
O yüzden hayallerimiz sonsuzdu. 
Yani...
Biz küçükken çok büyüktük.
------------------

15.hikaye*TERZİ KENDİ SÖKÜĞÜNÜ DİKEMEZKEN;

“Çeyiz dükkânı ilk başlarda ona çok cazip gelmişti, nedeni doğduğu semtte takılıyor olmasıydı.
Bi de Erol Kalkavan gibi biriyle aynı mekânı paylaşıyor olması çok güzel bir ortamda çalışma hayatı yaratıyordu. 
Ama kimseyi kıramayan bir yapısı onu bu çeyiz işinde zarar eden ve şikâyet eden bir insan yaptı.
Sonrasında baba evindeki dükkânda emlak işine başladı, çeyiz işinden daha iyi olduğunu söylerdi. 
Nasıl olduysa ‘Mavi Köşe’de bana göre dünyanın en zor işini, bakkalcılığı seçti. 
Evi ile işinin uzaklığı onu çok yorduğunu bir de evde ufak tefek problemlerin onu çok yıprattığı düşünüyorum. 
Bu zamanda 4kız çocuğu büyütmek, okutmak gibi. 
Sonuçta erken yaşta aramızda ayrıldı mekânı cennet olsun.”
Rasim Akyıldız.

Not: *Başlığa dönecek olursak arkadaşlar, ‘Cıgı Muharrem’i en iyi anlatacak başlıklardan birini seçtim çünkü bu düşündürücü ifade içinde bulunduğumuz durumu da çok güzel özetliyor aslında.
Rasim Akyıldız’ın ilk cümlesi de durumu çok güzel anlatıyor bence. Haliç kulübünün tam karşı köşesine gelmesi de bu sebepledir.
Babasının yoktan var ettiği Haliç Kulübü binasının yakınında ve elbette Balat’ta kendisine bir yazıhane açmış gibiydi. Onun yazıhanelerini en çok ben kullandım, itiraf ediyorum.
---------------------

16.hikaye....Abdullah Gözaydın Balatta Bir şekerci Mustafa Güçlü

Balat tarihten gelen güçlü bir sosyal yapısı var, İstanbul’daki azınlıkların yoğun olarak barındığı bir semt, Taş kızak tersanesinde çalışan binlerce personelin, Haliç sahillerindeki Fabrikaların sağladığı ekonomik güç, Eminönü Piyasasına yakın olması semti cazibe merkezi yapmasına rağmen Balatlı mütevazı ve samimi bir yaşamı tercih etmiştir.
İmparatorluk başkenti İstanbul'un evrensel ruhunun yaşadığı semtlerden biri Balat...
1994 Habitat İstanbul toplantısında alınan bir karar doğrultusunda, 1988 yılında Fener Balat Unesco Dünya Kültür mirası listesine girdi. Ardından Avrupa Birliğinden sağlanan fonlarla Restorasyon çalışmaları başlatıldı. Birçok Ev yenilendi, butik oteller ve sanat galerileri, kafeler, Restoranlar açıldı, Tarihi yaşatan görünümü ve mahalle kültürü ile trend semt olma yolunda ilerliyor.

Elbette ki Balat Fener sadece 19.Yy. binaları ile olduğu kadar, Semt kültürü ile daha belirgin ön plana çıkıyor, Osmanlı döneminde ve Cumhuriyet yıllarında azınlıkların yoğun olarak yaşadığı semtlerden biri olmasıdır. Nüfusun çoğunluğunu Kastamonu, Sivas illerinden gelmiş vatandaşlarımızdır, hatırı sayılır oranda Trabzon ve Rizeliler de vardır. Zaten Karadeniz insanı Doğusundan batısına kadar kültür mozaiğidir, Her yerde tutunabilirler, Evrensel düşünceye yatkındırlar, Bu nedenle olsa gerek Balat Fenerin Rum-Ermeni-Yahudileri ile kaynaşmışlardı.
1964 yılında tanıştığım Balat fener semti sakinlerinin her birinin hayatı araştırma konusu olacak zenginliğe sahiptir. Bizde böyle bir kültür gelişmediği için yapamadık, Semtimizin kültürel zenginliğini kayıt altına alamadık, maalesef.

Bu sakinlerimizden Salih Güçlü, Oğlu Mustafa Güçlü ile birlikte işlettikleri babadan gelme dükkânları Balat merkez şekercisinden bahsedeceğim. Salih abi çok ciddi Osmanlı beyefendisi örneği olmasına rağmen oğlu Mustafa o kadar gayrı-ciddi, şakacı, muzip bir kişiydi. Semtimize gelip şekerci Mustafa’nın dükkânına girenleri oldukça heyecanlı sürprizler beklerdi. Bazen şakanın dozu kaçar soğuk tepkilere kadar giderdi. Mustafa asla geri adım atmaz, misafirlerini şaşırtan mukallitliklerine devam 

Misafir müşterilere ilk yapılan şaka, müşteri siparişini beklerken tezgâhın arkasındaki zeminde uzanan kalın kalastan yapılmış tahtayı kaldırıp bırakmasıyla oluşan gürültüydü, Şaka zade rafların döküldüğünü sanarak yerinde hoplardı, Sonra gönül alma muhabbetinde yaptığı müstehcen kelime oyunları şaka zadeyi bile güldürürdü.

Mustafa Güçlünün tezgâhından kiler geldi kimler geçti saymakla bitmez, Devletin en tepe makamlarına gelmiş bürokratlar, Balat’ın Ağır abileri, Meşhur sanatçılar sırf muhabbet olsun Tatlı dondurma bahane diye sık sık merkez şekercisine uğramadan edemezdi.
Şekerci Mustafa Artık emeklilik dönemini yaşıyor, dükkanı kiraya verdi, Dükkan işletmecisi mekanı kafe yaptı, gelen yoğun istek üzerine kafenin adını değiştirerek merkez şekercisi yapmak zorunda kaldı, Gelen müşterilerin birçoğunun gözü salih abiyi ve muzip Mustafa güçlüyü arıyor ama onlar artık 

Salih abi iyice yaşlandı, Allah uzun ömürler versin , Ara sıra Balata uğrayan Mustafa ile geçenlerde görüştük, Eski formundan pek birşey kaybetmemişti, Bir hayat yaşadık ne tarif edilir ne anlatılır, Yeni nesil çok şansız çokkk.
---------------------

17.Hikaye...Şeyma Seçkin Dişçi Östen Mercan'ı yazdı lakin bilgisayar ortamında paylaşmadınız Şeyma Seçkin...Olmazsa fotoğrafını çekip gönderebilirsiniz
-------------------

18.Hikaye ile devam ediyoruz arkadaşlar...Buraya yorum yok...İsteyen kendi beğendiği numaradaki hikayeye beğeni yapabilir..Osman Ayas’tan: Şoför Esnafı

Evet, Erhan kardeşim eski Şoför esnafının anıları bitmez, isimleri anmak istersek, önce Rahmetli olanların bir kaçını analım, tabi ki önce şoförlerin idarecisi kâhya Feti onun anılarına ne kalem, ne de kağıt yeter. Şoför olarak aklıma ilk gelen rahmetli yavuz abi, iki oğlu oğuz ve yavuz. Sonra köse Taner ve babası pamuk baba var.
Komi, delik kulak, Reşat, Kürt ihsan, pala doğan, babam Hüseyin, kel Erdoğan, belediye Vedat, bir de genç ölen Vedat, kör sönmez, Sabahattin abi ve beni yanında yetiştiren Baba Bertan hepsini saymaya kalksak, anıları yazmaya kalksak bir kitap olur aslında. Olması da gerekir.
Balat’ı Balat yapan ve emeği en çok geçen esnafın başında gelir şoförler, 
Ben buradan sonra topu yaşayan şoförleri anlatmak için eski şoförlerden Selim Bilgiç kardeşime atmak isterim, 
Tüm RAHMETLİ OLAN ŞOFÖR VE BALATLI DOSTLATIMIZIN MEKÂNI CENNET OLSUN.

“HER ŞEY BAŞLAR HER ŞEY BİTER. BİTMEYEN ANILARDIR. ANILAR BİR UĞULTU GİBİ SAVRULURLAR YÜREKLERDE DİNMEZLER.”
Dip Not: Güneri ağabey, ‘İnce’ lakaplı ağabey uzun yıllar Ayan Caddesi tarafında Şoförlük yaptılar. İhsan Çipa’dan başlayarak Draman Şoförlerini de katarsak yekûnun içine Osman Ayas haklı çıkıyor. Ayrı bir kitap yazmak gerekiyor.
-----------------

19.hikaye..Melek Solak Cüce

Mehtap sineması civarında Bakkal SIDIKA ABLA güler yüzlü tatlı dilli çalışkan ticare kafası çalışan eşiyle birlikte bakkal dükkanı işletiyordu
Sene 1980 civarı ozamanlar marketler fazla yok denecek kadar azdı
Balatta sadece balat market vardı
Bizde sıdıka bakkala yakındık günlük alışverişi sıdıka bakkaldan yapardık
Helvacı diyede bilinirdi
Açık ürünlerde vardı açık yogurt vs vardı
Dükjanın alt kısmı vardı oradada yufka yaparlardı
Bakkala gidince muhabbet etmesen olmazdı ayak üstü muhabbetlerimiz olurdu
Genelde akşam bes gibi is saati olurdu 
Hemen hemen herkes o saatte giderdi tabi bende genede iki lafın belini kırardık
Senelerce çalıştılar 
Eşi vefat etti 
Halen balatta yaşıyor sıdıka abla 
Balatta halen karşılaşırız
------------------

20 Hikaye...Kamuran Kurt

Ben esnaf olarak babamı anmak istiyorum, Osman usta, mesleği ince marangoz olan iskeçe li sanatkar, ciğerciler sokağında dükkanı vardı 1950 lerde, ben 4 yaşıma geldiğimde hatırlarım, büyük abim tutkal ı kaynatıyordu, ben ranza gibi yerden, onu seyrediyorum,,, abim baba mesleğinde çırak olarak yetişiyordu,, annemiz hastahanede tüberküloz dan yatıyor abim bana, bakıyordu,, babam da iş kovalıyor para, kazanıyordu, dün gibi gözümün önünde bu anılar????sanatkarlar kahvesi vardı, ordan gelip babamı iş için çağırlardı, kâh kapısı için kâh, kiremitlerini aktarmak için rum kadınları kapımızdalardı. O zaman bir iki tanınmış usta vardı bir duvarcı Salih usta birde babam, kiliselerin tamir işlerinde hep osman usta çağırılırdı,, ince marangoz olduğundan kızların oymalı Çeyiz sandıklarını ona yaptırırlar, dı, halen çoğumuzun evinde onun hatırası mevcut, dükkanını ciğerciye devrettiği zaman başka işlere yönelmişti, uzaklara, gidip çalışıyordu bazen aylarca işi bitmiyordu, bizim için di herşey, ceplerini şeker doldurur mahalleye gelir bütün çocuklar etrafında,, şeker dede banada yokmu diye bağırırlardı, bizim evimize o ölünceye kadar hiç usta, girmedi öyle usta, idiki herşeyi o yapar keser biçer yaratıcı kimliği ile neler neler ortaya çıkarırdı, hatta küçükken hazır oyuncak yok, tuki, ama ben şanslı idim çünki benim babam, bana bebek kayrolası, masa,, sandalye kardolap yapmıştı şimdi olsa antika, olurdu. Halen yaptığı oymalı dikiş kutusunu saklarım, artık yaşlanmış tı birden hastalandı hastahanede yanındayım hava veriyorlar doktora çıkartın bu nesneyi dedi,, doktor ama amca iyiliğin için dedi, oda biraz, toparlanıp bak doktor sen bana can verebilecekmisin, şaşırdı doktor,, bak gördünmü dedi, ben tamamım artık dedi,,????öylede oldu, cenazesini balat hızır çavuş camisine getirdiler, günlerden, cuma idi, her cuma, namazından çıkanlar cenaze namazına, saf durdular öyle bir cemaat olduk, kapının önüne getirip helallik aldı ve ebedi istirahat edeceği yere yola çıktı, yanıma gelen bir kaç kadın kapıda bana Osman amca, öyle iyi biri idiki, bizim kapımıza et asar giderdi biz et alacak paramız yoktu,, şaşırmıştım,,, Allah ondan razı olsun dediler benim mavi gözlü Atatürk kaşlı babam allah rahmet etsin o ev de hatıralarımı oldu artık seninle birlikte maziye gömüldü, kefenin cebi yok herkes giderken bir kefen ile gidiyor canım babam sen işte o kadınların hayır duasını o çocukların gönlünü aldın. Rahat uyu
-------------------------

21..Hikaye Salim Kararmaz 
KİTAPÇI ALİ
Esnaf öyküsü dendi ya …Tam bir esnaf tanıdım..
Fenerden Mehtap sinemasına uzanan İstanbul tarihine eş tarihi, Fethiyenin Dramanın Çarşambanın, tanıdık insan yüzlerinin yaşadığı sokakların indiği geniş cadde VODİNA…Balatın Fenerin Halicin güney yakasının belkemiği VODİNA...Ttüm yollar Parise değilVvodinaya çıkar dediğimiz caddde.
Balatın tüm ihtiyaçları orda görülür. İlk aşklar ilk bakışlar orda başlar .Gelin arabaları mutluluk sirenlerini orda çalar .Mahalle çocukları yolları orda keser.O’nu anlatmak sayfalara sığmaz.
Biz esnafımızı tanıyalım…
Vodina üzerinde Köprübaşı Balat arasında bir yerdeyim.Kalabalık, çocukların kaynaşması , mutlu kızgın hatta küfür diyebileceğimiz sesleri kulağıma geliyor.Bir şeylerin olduğunu etkinliğin yaşandığını hemen hissediyorum.
__Satılık kitap
__Yeni sayı tom miks 25 krş.
__Eski sayi cilt 1 lira on kitap..
__Eski sayılar 10 krş.
Kitap denince hemen kulak kabartıyorum .En büyük tutkum kitaplar.biraz yürüyorum kalabalık daha da yoğunlaşıyor.Hemen sağda pasaja benzer bir aralık…Çıkmaz sokak .İlerde bir tabela var Milli sineması… Altında 2 film birden ikinci 50 krş birinci 1 lira..Sinemayı da sevmeme karşın kalabalığa kitaba dönüyorum .Çocukların içinde çok hareketli kıvırcık siyah saçlı esmer gözleriyle tüm yönleri kontrolü altında tutan bir çocuk dikkatimi çekiyor.Elinde taşıyabileceğinden çok daha fazla kitap var.Bir çoğuda karşı kaldırımda depolanmış başında daha küçük bir çocuk erkete..Tom Miks Teksas Tex Tom Braks Zagor daha niceleri benim favorim Tom Miks..
¬¬¬__Kaça bunlar 
__Kapaklı 25 krş yepisyeni.
__Şunlar 
__ Kapaksız 10 krş eski ama okursun
__ 3 tane 25 e ver
__ Tamam al..
Alıyorum ve dosdoğru eve cumbaya kuruluyorum Keyfime diyecek yok.bir nefeste hepsini okuyorum.annemin azarları okuma zevkimi daha da kamçılıyor.Tek sıkıntı harçlıkların lüzümü gibi kullanılmaması neden ile kesintiye uğraması.Kimbilir bugün hatırı sayılır kütüphane ve okuma tutkusu anneme inat gelişmiş olabilir.
Okumalarım bitti ve hemen geri dönüyorum .Milli sinemanın önü eski kalabalığı yitirmiş.Daha sakin.ilgimi çekiyor; bakıyorum evet film başlamış ..Ali orda Yaklaşıyorum kitapları satmaYaklaşıyorumf söylüyorum.
__ Tamam alırım .20 krş 
__25 e aldım demin
__20 ye alırım ..peki diyor satıyorum. 25 kuruşa yine 3 adet alıyor eve koşuyorum
1 hafta da tüm kitapları okudum Ali esnaflığın gereği benden önemli bir kaynak elde ediyor..
Daha sonra kitapçı Ali radyoculuğa başladı. Koltuk Ali lakabıyla anıldı.
Mahalledeki tüm radyolar onun eliyle bozuldu.
Bir gün muhtar Arnavut sami nin oğlu Gökten in bozuk radyosu tamir için Aliye gelmiş .Bir süre sonra tamir edildiği söylenen radyo yada teyp Göktene geldiğinde açma kapama düğmesinin üzerinde bir notla karşılaşmış.bu düğmeyi basılı tut…
Aylarca gülüşmüştük ..
Erhan bir bakıma çok haklı …balat sokakları ve insanları ile bir hazine .. araştır ve bul neler çıkar …
Balat benim hazinem…
--------------------

22..Hikaye ..Melek Solak Cüce

Dayım esnaf degil ama inşaat ustası nacizane anlatmak istedim 1975 te ist balat a geldi kiralık ev tuttular diger dayımla inşaatlarda çalışmağa basladılar
Sonra ilk binalarını yapmağa başladılar
Balatta kalpakçı çeşme sokak taki şu anda Serkan Zengin inde oturduğu bina
Nihayet iki bloklu binayı bitirim kiradan o binaya taşındılar sonra gene bir bina ve ardından birçok bina yaptılar milyarlık duruma geldiler
Tam rahat edecegim derken eşi hastalandı 
Ayzeymır olmuştu unutmağa basladı
Sonrada yatalak oldu
Dayım ona senelerce bir bebek gibi baktı ve sonra vefat etti

bugün varız yarin yokuz malesef
Yengen bayramın ikinci akşamı vefat edince
Sabahı beklemeden dayımlara gittik annemlerle
İyikide gitmişiz 
Dayıma haliyle igne vurmuşlardı doktorlar sakinleşsin diye
Dayım o gece saat üç e kadar kus gibi ordan oraya koşuşturdu gelenleri güzel karşıladı herkesle güzel karşıladı saat dortte uçagi kalkacakti rizeye gidecekti yengemin mezarini ayarlayacakti cenaze sonradan gidecekti sabahleyin
Biz sen gitme ogullarin gitsin dediysekte dinlemedi ucte sesli kameet getirerek namazını kıldı
Artik saat uc oldu bizde evlerimize gidelim dedik çıkarken dayımla göz göze geldik ve sakallarını okşadım
Sabah ben kahvaltı yaparken tel çaldı rizede dayım ölmûştû kalp krizi 
Biz şok olduk yengeminde cenazesi ist den rizeye gitti dayımla yengem ayni gün gömûldû
------------------

 23..Hikaye...Zeynep Utku
Terzi Murat Utku,, 1928"doğumlu, Draman da, çıkarken dükkanı vardı, kot dikerdi, tamir yapardı, müşterisine az para, alırdı, ayağınız alışsın derdi. Büyük kızını genç yaşta kaybetti bu onun yıkımı oldu, ve 1980 yılında vefat etti, şimdi büyük oğlu da, yanında sevdikleri ile beraber????allah küçük kızı Zeynep Utku ya uzun ömür versin,, Hepimiz, Balatın bir resmiyiz. Bitmeyen
-----------------

BENİM ESNAFIM...

Haydi biraz geçmişe gidelim.
Beraber top oynadığımız,
Terleyince su içmek için eve koşup bir maşraba suyu kafamıza diktiğimiz ve lıkır lıkır içtiğimiz ve içerken de yanaklardan sular akarken annelerimizin arkadan hafifçe"içme terlisin"dedigi günlere. 
Ve okul tatillerinde babalarımız ellerimizden tutup bir ustanın yanına verdiği o yıllara.
İlk haftalığı alincada sanki totodan büyük ikramiye kazanmış gibi sevinerek evlere koştuğumuz annemize parayı teslim edince:
_Artık büyüdün evin erkeği sen oldun,
On fırın ekmeğin dördünü yedin oğlum büyümüş,diyerek sevindiği o günlere.

Ustalarımızda bizim gibi dükkana gelen müşteriye çay taşıyarak başlamıştır mesleğe,
Yani,alaylı tabiriyle çekirdekten yetişme. 
Ve sözle hareket ederlerdi.
Söz senetti
Yoğurt bugün geldi peynir taze pirincte taş yok gibi.
Hiç bir esnaf komşusunu küçük görmez. 
Eğer dukkanini tasiyacaksa yakıninda aynı dükkan varsa ucuzda olsa kirası, kesin o dükkanı acmazdi.
Dondurulmuş gıdalar satmazdı.
Teknolojiye güvenip dükkan açılmazdı.
Nedenı çırak kalfa usta üçgeninde yetişir yetistirirdi.
Pastaneden içeri girince kurabiye kokusu sarardi.
Bakkallar ise çocukların koruyucusu amca abileriydi.
Soförler vodina caddesinden o kadar yavaş gecerdiki yürüsen yakalardin.
Nedenimi 
Çok basit can yakmak istemezdi.
Benim geçmişten o kadar çok kahramanım vardiki onlar ya bakkal ya manav ya kahveci ya pastaneci.
Onların her işleri bir sanattı.
Kusura bakmayın ama benim için hepsinin yeri ayrı,ayırt edemem ki.
Şimdiki esnaflar geçmişin tırnağı olamaz.
Haksız mıyım? 
Onlar önce insan derdi,sonra para.
Onun içindirki ben ayırt etmem 
Bakkalı,terzisi,manavı hepsi hepsi ama hepsine benim bu yaşıma gelmeme vesile olan bütün esnafa minnettarım. 
Ölenlerin mekanları cennet olsun.
Yaşayanlarda varsa haklarını helal etsin

Cihan Çakır.
Kendimce dertleşme. 

YORUM YAZ



İLGİNİZİ ÇEKEBİLECEK DİĞER HABERLER
FOTO GALERİ
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
YUKARI