Bugun...
Bir Rüya sonrasında değişen hayatım


Abdullah Gözaydın Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-01-2020 17:48

Hakkı hakikati aramaya çıktın mı mutlaka bulursun.

1980 sonbahar ayları, Paşakapısı ceza evi 3. Koşuğundayım. Mahkûm çok olduğu için ranza araları kapatılmış, araya yatak konmuş, yataklar bitişik.

Sağımda 3 kişinin katili Rizeli Beykoz canavarı Solumda tığ kaçakçılığından tutuklu bir Yahudi vatandaşımız yatıyor.

Dindar bir çevrede büyümüş olsam bile dindarlık anlamında fazla amelim yoktu, Hatta Allah’ın varlığı hakkında ve İslam konusunda bir merakımda yoktu.

İnancımı sorgulamaya başlıyorum.

Üsküdar Paşakapısı cezaevinin bu koğuşunda bir pazartesi sabahı gördüğüm rüya ile inancımı sorgulamaya başladım diyebilirim.

Rüyam: Ayasofya’nın arkasındaki soğuk çeşme sokaktan 2. Ahmet çeşmesine doğru yürüyorum, meydana çıktığımda Topkapı sarayı bahçesine açılan büyük kapıdan giriyorum, surun arka tarafa geçtiğimde mevcut bahçe değil büyük bir balkona çıkıyorum.
Balkondan aşağısı uçurum, Sağ ve solda yüksek dağlar var, 200 metre genişlikte bir kanyon, Gökyüzü zor görünüyor, kanyonun dibi karanlık.
Balkondan sağımdaki dağın gövdesine genişçe oyulmuş bir merdivene açılıyor, Hiçbir şey düşünmeden o merdivenden aşağı doğru iniyorum, İndikçe 2-3 metre genişliğindeki merdiven genişliği git gide daralıyor. 
Nereye gittiğimi bilmeden merdivenlerden iniyorum, Bir müddet sonra korkuluğu olmayan merdiven öyle daralıyor ki ben gene iniyorum, Sonunda 20-30 cm genişliğe kadar indim, artık ayakta durmaya korkuyorum daracık merdivene oturarak basamaklardan aşağı inmeye devam ediyorum.
Artık merdiven o kadar daraldı ki ne inebiliyorum nede geriye dönebiliyorum, Ayağa dahi kalkamıyorum, Korkudan basamağa yapıştım kara kara düşünüyorum nasıl geri döneceğim diye.

Sol tarafım dipsiz çukur ve karanlık, Sağ tarafım bulutlara kadar duvar gibi kayalık.

Bu sırada benden en az bir metre uzun boylu, tek parça siyah fistan giyen, gür sakallı iki kişi koltuk altımdan tutarak beni kaldırıp, düz bir yola indirdiler.

Aynı kanyonun içindeyiz, Fakat artık merdiven yok, en az beş metre genişliğinde taş-toprak bir yol.
Heybetli bu iki kişi Biri sağımda biri solumda yürüyoruz,

Bir müddet hiç konuşmadan yürüdük, sonra kanyon bitti solda eski hanlara benzeyen bir bina var, Bu binaya girdik, İçerisi kalabalık, İnsanlar sağa sola koşuşturuyor.
Yanımdaki kişiler beni bir odaya getirdi, soyunmamı ve kendi elbiselerine benzer bir elbise giymemi istediler.
Verdikleri siyah fistanı giydim,

Birlikte Handan çıktık aynı yoldan devam ediyoruz, Artık ayakkabı giymiyorum, yol taşlı toprak, taşlar ayağıma batıyor canım yanıyor.


Bu ana kadar hiç konuşmadık, Bu sıra kendilerine sordum
-Beni nereye götürüyorsunuz?
-BU İSTİKAMET NERESİ?
-Kıble yönü dedim.
-KIBLEDE NE VAR?
-Kâbe var
-Kâbe’ye gidiyoruz, dediler.
 

Yola devam ediyoruz, Bu ara dağların bittiği, yolun Büyük bir ovaya açıldığını görüyorum.
Etrafı dağlarla çevrili ovanın ortasında Kâbe binası var. Yol 8-10 basamaklı bir merdiven başında bitiyor.
Kâbe Meydanı kumsal ve Etrafı 1,5 mt. lik taş duvarlarla çevrilmiş.

Merdivenin başında dururken Beni buraya getiren iki kişi
-Bu merdivenlerden in karşıdaki Kâbe’ye gir, Kâbe’nin içinden aşağıya bir merdiven iniyor, o merdivenleri in cennete gelmiş olacaksın dedi.

Ben cennete geleceksin sözünü duyar duymaz, on basamaklı merdivenleri 2-3 adımda indim
Kum meydanda Kâbe’ye doğru koşmaya başladım, Beni getirenler arkamdan bağırarak bana bir şeyler söylemeye devam ediyorlardı.


Cennet müjdesi almanın verdiği heyecanla onları dinlemiyor Kâbe’ye doğru koşmaya devam ediyordum,
Fakat her adım atmamda kumlara biraz daha fazla batıyorum, Böyle bata çıka bu şeklide bir müddet daha gittim artık belime kadar kuma batmış haldeyim, Beni getirenler kumsalın kenarında bekliyorlar,

Döndüm –Batıyorum beni kurtarın diye yalvardım.

Bu Kişiler –Biz sana yardım edemeyiz Burada seni saran her kum tanesi Dünyadaki amellerindir, dediler ve dönüp gittiler. “BAKARA 80”
 

Yolu ortalamıştım geri dönmeyi denedim gene batıyorum, bari Kâbe’ye doğru gideyim dedim,

Kumlarla boğuşa boğuşa Kâbe’nin kapısının önüne kadar geldim, Gırtlağıma kadar kuma batmıştım, Son bir hamle ile Kâbe’nin yüksek basamaklarından ilkine tutundum, kendimi yukarı çekerek basamağa çıkmaya çalışıyorum, Sanki denizden iskeleye çıkar gibi ayaklarımı kum içinde çırparak sağ ayağımı basamağa çıkardım,

Tam gövdemi basamağa çıkardım ki, Sıradan bahçe kapısı gibi tahtadan oluşan Kâbe kapısının altından dere gibi kan fışkırmaya başladı,

Basamakları kaplayan jelleşmiş soğuk kan beni kaydırdı basamaktan tekrar kuma düştüm,
Basamağı bırakmıyorum ama tutunmam bile zorlaştı basamak çok kaygan.

Kâbe basamaklarının dibinde bu mücadeleyi verirken ilk defa çevreme baktım, kumun içi insan kaynıyor,
Herkes çıplak ve feryat ediyorlar, Kuma batıp batıp çıkıyorlar, kiminin bacakları, kiminin başı kolu kumda çırpınıyor.

Buradan kurtulduğumu görmüyorum, battığımı da, Bu şekilde çırpınırken uyandım.

 

BU RÜYANIN DETAYLARI

Bu rüyadan evvel Kâbe’nin yapısı hakkında fazla bir şey bilmezdim, Kâbe’yi kutu gibi kapısız bir bina bilirdim.

İki metreye yakın yükseklikte Kapısı olduğunu kesinlikle bilmiyordum.
Kâbe’nin çölün ortasında bir bina diye bilirdim, Böyle dağlarla çevrili bir meydanın ortasında olduğunu bilmiyordum.

Çok Sonraları bu detayları öğrendiğimde çok şaşırmıştım.

Bu rüyanın benim için önemli bir uyarı olduğunu düşündüm. Geçmiş ve gelecek hayatımı düşünmeye başladım.
Çevremde rüya ilmini bilen birileri olmadığı için Rüyamı kendim şöyle yorumladım.


Abdullah İnşaallah Akıbetin Cennet, fakat kan akıtırsan cennete girmen mümkün olmayacak, şeklinde bir uyarı olduğuna inandım.
Ve mahkûmiyetim süresince başımı belaya sokmamaya çalıştım.

60 yıldan fazla ceza almış olmama rağmen kan akıtmaktan korktuğum için hiç kavga konumuna girmek istemedim, Koğuş arkadaşlarımdan firar edenler oldu, Onlarla beraber bende kaçabilirdim ama hiç niyet etmedim.

On yıllık bu mahkûmiyetimin %80’ini iş atölyelerinde çalışarak, boş zamanlarımı kitap okuyarak geçirdim, (Önceki hayatımda okul dışı, resimli roman hariç hiç kitap okumamıştım)

Çevremde yoğun siyasi mahkûmların olması, tartışma kültürü, bilgi dağarcığımı genişletti, Of’lu olmanın (İnatçı) faydasını böyle görmüş oldum.

68 Yıllık hayatımın hiçbir döneminde Aylık, Yıllık hesap yapmadım, Sadece günü doğru ve faydalı işlerle yaşamaya çalıştım (Sık sık, Ölen-Öldürülen arkadaşlarımı düşünüp) her an öleceğimi, öldürüleceğimi düşünerek Dünyevi hayat hakkında plan yapmaktan vazgeçtim.

Bu benim yeni hayat felsefemi etkilemiş olmalı ki cezaevinden çıktığım 1990 sonrası kanunlarla çevremle başım belada olmamasına rağmen
Allah rızası için, Vatanımın selameti için 1998 de tanıştığım internet üzerinden üstlendiğim habercilik görevimi ibadet aşkı ile hiçbir tehditten endişe etmeden sürdürmeye devam ediyorum.

Yaşamın ve Ölümün ezelde takdir edildiğine iman etmiş biri olarak Hiçbir tedbirin ömrü uzatmayacağına, kısaltmayacağına iman ettik.  
Gerisi teferruat işte.

HER ŞEY O SON NEFES ANINDA NE DİYECEĞİMİZE BAĞLI
O Gün şaşırmayanlardan, Unutmayanlardan olmak dileği ile esen kalınız…

 

Bu Rüyada "etrafımı saran her kum tanesinin Dünyadaki amellerimin olması" Bu yolun Sırat köprüsü diye söylenen yol olduğunu düşünmeme sebep oldu.

 

BAKARA﴾81﴿ Hayır! Kim bir kötülük işler de kötülüğü kendisini çepeçevre kuşatırsa işte bu kimseler cehennemliktirler; onlar orada ebedî olarak kalırlar.

BAKARA﴾82﴿ İman edip hayırlı işler yapanlara gelince, onlar da cennetliktirler; onlar orada ebedî kalacaklardır.

 

Allah'ın bu mutlak vaatlerini öğrenip inanmamak mümkün mü?

Elhamdülillah bütün hayatımı değerli amellerle süsleyerek, Yarın mahşerde o kumsalda batıp helak olmaktan kurtaracak salih amel biriktirmeye devam ediyorum Elhamdülillah…

Bazı rüyalar sahibi için büyük bir hikmettir, Değerlendirildiğinde selamettir.
Kuranı kerimde Hz. Allah cc. Yusuf As. Rüya ilmini öğrettiğini bildiriyor.

"Rabbin seni seçecek ve sana rüya tabirini öğretecektir.”(Yusuf 6)
Yûsuf dedi ki: “Size yedirilecek yemek, size gelmezden önce, yani kısa bir zaman içerisinde, o rüyaların yorumunu mutlaka size haber vereceğim. Bu Rabbimin bana öğrettiği ilimdir. (Yusuf 37)

 

"Allah kendisine şirk koşulmasını kesinlikle affetmez. Bunun dışındaki günâhları dilediği kimseler için affeder."(Nisâ, 4/48).

Allah'ın rahmetinden ümidini keserek serkeşlik yapmaya devam etmek veya azabından emin olarak günâha aldırış etmeden tövbe etmemek caiz değildir. Mümin ne kadar günâh işlerse işlesin korku ve ümid arasında olmalı, Rabbinden yüz çevirmemelidir.

"Ey günâhta aşırı giderek nefislerine zulmetmiş kullarım, Allah'ın rahmetinden ümidinizi kesmeyin; muhakkak ki Allah bütün günâhları bağışlar. Şüphe yok ki O, çok bağışlayıcı, çok merhamet edicidir." (Zümer, 39/53)

  "Fakat azabımın da pek acıklı bir azap olduğunu kullarıma haber ver." (Hicr, I5/50).

1970 Lİ YILLARDA BÖYLE KABE FOTOĞRAFLARI BİLMEZDİK, BELKİDE İLGİLENMEDİĞİMİZ İÇİN OLABİLİR





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI