Birleşmiş Milletler tarafından hazırlanan ve İkiz Sözleşmeler olarak bilinen Medeni* ve Siyasi Haklarlara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Civil and Political Rights) ile Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme (International Covenant on Economic, Social and Cultural Rights) Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 16 Aralık 1966’da 2200 A(XXI) sayılı kararla kabul edilmiştir. İkiz Sözleşmelerin yürürlüğe girmesi için gereken 35 ülke tarafından onaylanması, 1976 Ocak ve Mart aylarında tamamlanmış ve sözleşmeler bu tarihte yürürlüğe girmiştir. Bu güne kadar 191 Birleşmiş Milletler üyesinden 148’i bu sözleşmeleri kabul etmiştir. Tüm Avrupa Konseyi üyeler bu sözleşmelerde taraftır.

TBMM Tutanaklarına göre, “18 Ağustos 1990 tarihinde, Bakanlar Kurulunca kabul edilip, Türkiye Büyük Millet Meclisi onayına gönderilmiştir. Önerilen çekinceler, Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığının bazı çekinceler ileri sürmesi gibi, muhtelif ihtilaflardan dolayı, sözleşmeden vazgeçilmiş, tekrar, geri çekilmiştir. Sözleşmenin 13. maddesindeki eğitim, dördüncü paragrafındaki resmî dil, 40. maddesindeki genel eğitim çekinceleri, hep gündemde kalmıştır. Ayrıca, Anayasamızın ‘Başlangıç’ bölümündeki ilkeler ile 2, 3, 5, 6 ve 10 uncu maddelerindeki yorumlar da bunda etkili olmuştur. Daha sonra, sözleşme beklemeye alınmış, bugüne kadar beklemiştir.(…)” “Ülkemiz, sözleşmenin 3. ve 14. maddesindeki Türkçe’den başka dil kullanılması ve 40. maddedeki öğretim hakkıyla ilgili sakıncaları zaman zaman gündeme getirmiştir. Bütün bu gelişmelerden sonra, Genelkurmay 13 ve 15. maddeyle ilgili olarak, ekonomik ve sosyal haklardan kaynaklanan hükümlere hassasiyet göstermiştir. 13. madde çocukların, inanca göre dinsel eğitimiyle ilgilidir. Anayasamızın 24. maddesi ise din ve ahlâk eğitimi ve öğretiminin devletin denetim ve gözetimi altında yapılacağı hususunda kaynaklanmaktadır. 15. madde ise kültürel hayata katılma hakkıyla ilgili olup, hassasiyet bundan kaynaklanmaktadır.”

Sözleşmeler, Türkiye Cumhuriyeti adına 15 Ağustos 2000 tarihinde New York’ta imzalanmıştır. Ancak Sözleşmelerin TBMM tarafından onaylanması yine çeşitli nedenlerle gecikmiş, nihayet bu yıl TBMM, üçer beyan ve birer çekince ile onaylanmıştır. İlgili yasalar 20.06.2003 tarihli Resmi Gazete’de yayımlanarak yürürlüğe girmiştir.

İkiz Sözleşmelerin en önemli özelliği, Evrensel Beyannameye göre zayıf da olsa bir denetim mekanizmasının sahip olmalarıdır. Elbette bu mekanizma bu gün insan haklarının bölgesel olarak sahip olduğu denetim sistemleriyle kıyaslanamaz. Her iki sözleşmenin, soğuk savaşın en şiddetli olduğu, dünya devletlerinin iki farklı kutupta toplandığı bir dönemde hazırlandığını unutmamak gerekir. Özellikle kapitalist ve sosyalist devletlerin birbirlerine karşı duydukları güvensizlik yüzünde, sözleşmelerin hazırlanması yirmi yıla yakın bir süre almış, bir yerine iki ayrı sözleşme hazırlanmak zorunda kalınmıştır. Özellikle sosyalist kesim, haklar ve hakların denetim mekanizmaları egemenliği kısıtlayıcı nitelikte ve içişlerine karışma olarak görmüştür. Taraflar bu haklarla ilgili yargı yetkilerinin kötüye kullanılması korkusunu taşımışlardır.Bu nedenlerle de düşünülen denetim mekanizmaları elden geldiğince zayıf tutulmuştur. Büyük sosyal , kültürel ve ideolojik farklar nedeniyle Ekonomik, Sosyal ve Kültürel Haklara İlişkin Sözleşmesi’nin denetim sistemi daha zayıftır.

İkiz Sözleşmeler ve bu Sözleşmelere göre Taraf Devletler tarafından verilen raporlar ile bu raporlara göre Komite ve Konsey tarafından hazırlanan raporlar bu gün de önemini koruyan insan hakları açısından önemli belgelerdir. Taraf Devletlerle ilgili raporlar dünyada insan haklarının uygulamaları ve devletlerin insan hakları sicili açısından çok önemlidir. Türkiye bir yıl içinde her iki sözleşme için ilgili İnsan Hakları Komitesi ve Ekonomik Sosyal Konsey’e birer rapor vermek zorundadır.

Medeni ve Siyasi Haklara İlişkin Uluslararası Sözleşme’nin, TBMM tarafından 53 madde halinde onaylanmıştır.Muzaffer Sencer’in Belgelerle İnsan Hakları isimli eserinde ve İnsan Hakları Derneği’nin web sitesinde de sözleşme 54 maddedir. Bu arada BM web sitesinde de sözleşme 53 maddedir. TBMM’nin onayladığı sözleşmede pek önemli bir madde olmayan 46. madde yer almamaktadır. Madde 46 şöyledir:

Madde 46.- Bu Sözleşmeye Taraf Devletler, bu Sözleşmede tanınan hakların gerçekleştirilmesi yolundaki uluslararası etkinliğin; sözleşmeleri yapılması, tavsiyelerin benimsenmesi, teknik yardım sağlanması ve ilgili hükümetlerle birlikte inceleme ve danışma amaçlı bölgesel toplantılarla teknik toplantıların yapılması gibi yöntemleri içerdiğini kabule eder.

Bu durumu TBMM başkanlığına, Başbakanlığa duyurdum, ama bu konuda henüz bir yanıt verilmedi.

MEDENİ VE SİYASİ HAKLARA İLİŞKİN ULUSLARARASI SÖZLEŞME

Bu sözleşme, Evrensel Bildiride yer alan klasik hak ve temel özgürlüklerin yanında bazı yeni hakları kapsamaktadır. Sözleşmede yer alan belli başlı hak ve özgürlükler: Yaşama hakkı, işkenceye ve yada zalimce, insanlık dışı yada küçük düşürücü davranış ve cezaya karşı korunma hakkı, kanun önünde eşitlik hakkı, açık yargılanma hakkı, barışçı toplanma hakkı, dernek ve sendika kurma hakkı, kölelik ve angarya yasağı, keyfi gözaltı ve tutuklamadan korunma hakkı, özgürlüğü kısıtlanan kimselere insanca muamele, seyahat ve ikametini seçme özgürlüğü, düşünce, vicdan ve din özgürlüğü, ifade özgürlüğü, haklardan eşit yararlanma hakkı, etnik azınlık grubu mensuplarının kültürlerinden faydalanma, dinine inanma ve bunu öğretme ve dilini kullanma hakkı gibi hak ve özgürlüklerdir.

Bu sözleşmede,evrensel bildiride yer alan bazı kişisel haklara yer verilmemiştir. Bunlar evrensel bildirinin ütopik kabul edilen, kişilerin başka ülkelerde serbestçe dolaşabilme ve yerleşmeleri hakları ile, sığınma hakkıdır.

Buna karşılık Evrensel Bildiride yer almayan bazı haklar ve yasaklar da bu sözleşmede yer almıştır. Halkların self-determinasyon (halkların kendi kaderlerini belirlemesi) hakkı ile kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından özgürce yararlanma hakkı bu haklardandır. Savaş propagandası ile ulusal, ırksal ve dinsel düzeyde kin ve nefret yaratarak ayrıma, düşmanlığa ve şiddete yol açabilecek görüşlerin yayılmasının yasaklanması da bu hak ve yasaklar arasındadır.

Bu sözleşmenin Evrensel Beyanname’den en önemli farkı, -zayıf da olsa- bir denetleme mekanizmasının kurulmuş olmasıdır. Kişisel ve Siyasal Haklar Uluslararası Sözleşmesinin 28. maddesinde, bu hakların uygulanmasını ve taraf Devletlerin uymasını gözetlemek ve izlemek üzere bir “İnsan Hakları Komitesi” kurulmuştur. Komite, taraf devletlerin önerdikleri uzman ve bağımsız kişiler arasından seçilen 18 kişiden oluşur. Her yıl Mart,Temmuz ve Ekim aylarında toplanır. Komite Sözleşmenin 40-45. maddeleri gereğince, tanınan hakların kullanılması ve bu kullanımın geliştirilmesi konusunda Taraf Devletlerin hazırladıkları raporları, uygun göreceği şekilde “genel yorumlar” hazırlayarak Taraf Devletlere iletir. Uygulamada taraf devletler bu raporları beş yılda bir düzenlemektedir.

Komiteye başvuru koşulları, sözleşmenin 41. maddesinde düzenlenmiştir. Taraf Devletler, komiteye yetki vermiş olmak koşuluyla, sözleşmede yer alan hakları ihlal ettikleri için, diğer Taraf Devletler tarafından şikayet edilebilirler. 2001 yılında, 129 Sözleşmeye Taraf devletten sadece 44’ü devletlerarası başvuru yolunu kabul etmiştir. Muhatap devlet 3 ay içinde bu şikayete, iç işlemleri ve yargı yollarını da içeren yazılı bir cevap verecektir. Eğer mesele ilgili devletler tarafından 6 ay içinde çözülemezse , her iki devlet de meseleyi Komiteye gönderme hakkına sahiptir. Komite tüm iç hukuk yollarının tüketildiğini araştırdıktan sonra meseleyi ele alır. İnsan Hakları Komitesi bu tür devletlerarası şikayetleri dostça çözüme ulaştırmaya çalışır arabuluculuk yapar. Komite resmi ve resmi olmayan kaynaklardan, özellikle NGO’lardan (sivil toplum örgütleri) aldığı bilgilere dayanarak Taraf Devletten mesele ile ilgili bilgi isteyebilir. Komite bildirimi aldığı tarihten sonra on iki ay içinde bir raporunu bütün taraf devletlere sunar. Dostça bir çözüme ulaşılırsa, Komite raporunu olguları ve çözümü içeren kısa bir beyanla sınırlar. Dostça bir çözüme ulaşılamazsa, Komisyon mesele ile ilgili tüm bulgu ve belgeleri , konu ile ilgili sözlü ve yazılı sunumların kaydını içeren bir rapor düzenler. Rapor ilgili Taraf Devletlere duyurulur.

Sorun, 41. madde uyarınca çözümlenmemişse, Komite Taraf Devletlerin ön oluruyla, 5 kişiden oluşan özel uzlaştırma komisyonu kurabilir. Komisyon en geç 12 ay içinde bir rapor hazırlayıp,taraf devletlere verilmek üzere, Komite Başkanı’na sunar. Komisyon incelemesini 12 ay içinde bitiremezse , incelemenin hukuksal konumunu içeren kısa bir beyanla yetinir.

Mesele dostça bir çözüme ulaşırsa, Komisyon raporunu olguları ve çözümü içeren özet bir açıklama ile sınırlar. Dostça bir çözüme ulaşılamazsa, Komisyon mesele ile ilgili tüm bulgu ve belgeleri, dostça çözüm olasılıkları ile ilgili görüşlerini ve konu ile ilgili sözlü ve yazılı sunumların kaydını içeren bir rapor düzenler. Taraf Devletler sunulan raporun içeriğini kabul edip etmediklerini 3 ay içinde Komite başkanına bildirirler. ( Madde 42). Komite, Ekonomik ve Toplumsal Konsey aracılığıyla BM Genel Kuruluna etkinlikleri konusunda yıllık bir rapor sunar. (Madde 45).

Komiteye bireysel başvuru hakki ise, daha sonra Sözleşmeye eklenen 1.No’lu protokol ile sağlanmış, ancak bu başvurunun da Taraf Devletler tarafından kabul edilmiş olması koşulu getirilmiştir. Bireysel başvuru için, Ek Protokolün 2. maddesi gereğince, elverişli bütün iç hukuk yollarını tüketmiş olmaları gerekir. Komiteye yazılı olarak yapılan şikayeti ilgili Taraf Devlete bildirir ve başvuruyu alan devlet, altı ay içinde başvurulan konu ile ilgili hukuksal yolu netleştiren yazılı açıklama ve değerlendirme sunar (Madde 4). Komite bireysel başvuruları,Taraf Devletçin açıklamaları ile birlikte inceler. Konunun daha önce başka bir uluslararası kuruluş tarafından soruşturulmadığına ve bireyin elverişli bütün iç hukuk yollarının tükettiğine kanaat getiren Komite konuyu inceler. Komite görüsünü Taraf Devlete ve şikayeti yapan kişiye bildirir. Komite gerek Taraf Devletlerin şikayetlerini, gerekse bireysel başvuruları, Ekonomik ve Sosyal Konsey aracılığıyla Birleşmiş Milletler Genel Kurulu’na yıllık rapor olarak sunar. (Madde 45-pro.M.6). 2001 Yılı itibariyle seçimlik protokolü 129 Taraf Ülkeden 79’u onaylamıştır.

Türkiye bu Sözleşmeyi üç beyan ve bir çekince ile imzalamış, sözleşmeye ek protokolleri onaylamamıştır. Bu nedenle de kişisel başvuru hakkı yoktur.

(*) Bazı Türkçe kaynaklarda Medeni yerine Kişisel yada Kişi Hakları terimi kullanılmaktadır. Bu yazarlara göre burada Civil Rights terimini Medeni yada Yurttaşlık Hakları olarak çevirmek doğru değildir. Çünkü bu hakların büyük bir bölümü sadece vatandaşlara değil, insan olmak sıfatıyla herkese tanınan ve insan kişiliğine bağlı haklar olduğundan kelimenin sözlük anlamı yerine, kavramı en iyi karşılayan “kişisel haklar” terimini kullanmak daha yerinde olacaktır.

Türkiye’nin beyan ve çekinceleri:

Türkiye İkiz Sözleşmeleri üç beyan ve bir çekince ile onaylamıştır. Üç beyan, her iki Sözleşme için de geçerlidir, ancak çekinceler farklıdır.

Birinci Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini, BM Yasası (Charter) (Özellikle 1. ve 2. maddeler) çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini beyan eder.”

The Republic of Turkey declares that, it will implement its obligations under teh Covenant in accordance to the obligations under the Charter of the United Nations (especially Article 1 and 2 thereof)

Birinci Beyan, her iki sözleşmenin 1. maddesinde yer alan self determinasyon** hakkının yorumuyla ilgilidir. TBMM Tutanaklarında bu konuda şu bilgi verilmektedir: “Self determinasyonla ilgili bu maddenin sözleşmeye konulmasının nedeni, 1960’lı yıllarda sömürgeciliğin tasfiyesinin uluslararası camianın önde gelen bir hedefi olmasından ileri gelmektedir. Günümüzde, bu neden, artık, geçerliliğini yitirmiştir. Bugün, uluslararası hukukta ‘devletin ülkesinin bütünlüğü’ yerleşmiş bir ilkedir.

Bunun dışında, uluslararası hukukun temel ilkelerinden biri olarak kabul edilen ve Birlemiş Milletler Yasasının 2. maddesinin dördüncü fıkrasında yer alan ‘bir devletin toprak bütünlüğü ve devletin ülkesinin bütünlüğü hakkı’ bugün, artık, genel olarak tanınmış bir ilkedir, bir haktır.

Değerli arkadaşlarım, esasen, Uluslararası Adalet Divanının vermiş olduğu bir kararla da, self determinasyon ilkesinin, uluslararası hukukta, artık, sadece sömürgecilikten kurtulmak için uygulanabileceği hususu teyit edilmiştir. Ayrıca, 1993 yılında Viyana’da toplanan İnsan Hakları Dünya Konferansının sonuç bildirgesinde de şöyle bir ifade vardır: ‘Hiçbir ayırım yapmadan, tüm toplumu temsil eden demokratik devletlerde, self determinasyon ilkesinden yararlanılamaz’.”

Görüldüğü gibi, BM Yasası’nın ilk iki maddesine gönderme yapılmaktadır. Bilindiği gibi, BM Yasası’nın 1. Maddenin ikinci fıkrasında yer alan self determinasyon hakkı, 14 Aralık1960’de 1514 (XV) sayılı kararla sadece sömürge halklarına tanınmıştır. Yine 2. maddenin dördüncü fıkrası, tüm üyeler,uluslar arası ilişkilerde herhangi bir devletin toprak bütünlüğüne yada siyasal bağımsızlığına karşı yada Birleşmiş Milletler amaçlarıyla bağdaşmaz bir başka biçimde güç tehdidinde bulunmaktan yada güç kullanmaktan kaçınması gerektiğini belirtir.

2. maddenin yedinci fıkrası da Anlaşmanın hiçbir hükmünün, bir devletin iç yargı yetkisi içindeki konularda karışma yetkisi vermediği gibi, üyelerin bu gibi konularda Yasaya göre çözüme bağlanmasını gerektirmez. Görüleceği gibi bu beyanla self determinasyon hakkı kesin olarak sınırlandırılmak istenmiştir.

İkinci Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanabileceğini beyan eder.”

“The Republic of Turkey declares that it will imlement the provisions of this Covenant only to the States with which it has diplomatic relations”.

İkinci Beyan:

Bu beyan da her iki sözleşmede de yer almıştır. Bu beyanın, sözleşmeye taraf olan; fakat, Türkiye tarafından tanınmamış olan, Ermenistan gibi ülkelerin, sözleşmedeki bazı hükümleri, bazı hakları Türkiye’ye karşı dermeyan etmelerini önlemek için yapıldığı görülmektedir

Üçüncü Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sının ve yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla onaylamış bulunduğunu beyan eder.”

“The Republic of Turkey declares that this Convention is ratified exclusively with regard to the national territory where Constitution and the legal and administrative order of the Republic of Turkey are applied.”

Bu beyan da her iki sözleşe için yapılmıştır. Türkiye’nin sınırları dışında, örneğin KKTC’de (Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetinde) vuku bulan ihlaller dolayısıyla Türkiye’nin sorumlu tutulamayacağını vurgulamak için yapılmış bir beyandır.

Çekince:

“Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 27.maddesini Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın ve 24 Temmuz 1923 tarihli Lozan Antlaşması ve Ek’lerinin ilgili hükümlerine ve usullerine göre uygulama hakkını saklı tutar.”

“The Republic of Turkey reserves the rights to interpret and apply the provisions of Article 27 of the International Covenant on Civil and Political Rights in accordance with the related provisions and rules of the Constitution of the Republic of Turkey and the Treaty od Lausanne of 24 July 1923 and its Appendixes.”

Türkiye’nin çekince koyduğu sözleşmenin 27. maddesi, azınlıklarla ilgilidir:

”Etnik, dinsel ya da dil azınlıklarının bulunduğu devletlerde, bu azınlıklara mensup olan kişiler, kendi gruplarının diğer üyeleri ile birlikte kendi kültürlerinden yararlanma, kendi dinlerine inanma ve bu dine göre ibadet etme ya da kendi dillerini kullanma hakkından yoksun bırakılamayacaklardır.”

Türkiye Lozan antlaşması’na göre azınlıklar sadece Gayrimüslimlerdir. Bu çekince ile diğer etnik grupların azınlık sayılamayacağı tekrar belirtilmiştir. Bu çekince ile Gayrimüslim azınlığa tanınacak haklar, Lozan Antlaşması ve Anayasa ile sınırlandırılmıştır.

EKONOMİK, SOSYAL VE KÜLTÜREL HAKLARA İLİŞKİN ULUSLAR ARASI SÖZLEŞME

Bu sözleşmede, Evrensel Beyannamede altı madde olarak yer alan, ekonomik, sosyal ve kültürel haklar ele alınmıştır. Bu sözleşmede de, öncelikle klasik haklar yer almaktadır. Bu haklar, çalışma hakkı,eşit işe eşit ücret hakkı, izin hakkı, sendika kurma hakkı, ülkelerin yasalarıyla düzenlenmiş grev hakkı, doğum öncesi ve sonrası annenin korunması ve ücretli izin hakkı, çocuk ve gençlerin ekonomik ve sosyal sömürüye karşı korunması hakkı, açlıktan kurtulma hakkı, en yüksek seviyede fiziksel ve ruhsal sağlık hakkı, herkese eğitim hakkı, zorunlu ve parasız ilk öğretim hakkı, kendi inançlarına uygun olarak çocuklara dinsel ve ahlaki eğitim hakkı, kültürel yaşama katılmak hakkı, bilimsel gelişme ve bu gelişmelerin nimetlerinden yararlanma hakkı gibi haklardır. Medeni ve Siyasal Haklara ilişkin Uluslararası Sözleşme’nin ilk maddesinde yer alan halkların kendi geleceklerini belirleme hakkı yada self determinasyon hakkı ile halkların kendi doğal zenginlik ve kaynaklarından yararlanma hakkı, bu sözleşmede de aynen yer almıştır.

Bu Sözleşme’nin denetim mekanizması, ikizine göre çok daha zayıftır. Bu Sözleşme’nin bir denetim organı yoktur. Taraf devletlerin tek yükümlülüğü bu hakların sağlanması için ülkenin aldığı tedbirleri ve bu alandaki gelişmeleri belli aralıklarla düzenleyecekleri raporları BM Genel Sekreteri yoluyla Ekonomik ve Sosyal Konseye bildirmektir. Genel Sekreter gerek görürse bu raporları kısmen yada tamamen, taraf devletin üye olduğu uzman kuruluşlara gönderir. Ekonomik ve Sosyal Konsey bu uzman kuruluşlardan rapor isteyebilir. Ekonomik ve Sosyal Konsey Taraf devletlerin verdiği raporları, uzaman kuruşlar tarafından verilen insan haklarıyla ilgili raporları incelemesi, öneride bulunması yada sadece bilgi edinilmesi için İnsan Hakları Komisyonuna gönderebilir. Ekonomik ve Sosyal Konsey, bu sözleşmede yer alan hakların gerçekleştirilmesi ile ilgili ilerlemeler ve alınan önlemler konusunda Taraf Devletlerden ve uzman kuruluşlardan alınan bilgilerin bir özetini BM Genel Kuruluna sunar.

Türkiye’nin beyan ve çekinceleri:

Birinci Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti’nin bu Sözleşme’den doğan yükümlülüklerini, BM Yasası (Charter) (Özellikle 1. ve 2. maddeler) çerçevesindeki yükümlülüklerine uygun olarak yerine getireceğini beyan eder.”

The Republic of Turkey declares that, it will implement its obligations under teh Covenant in accordance to the obligations under the Charter of the United Nations (especially Article 1 and 2 thereof)

İkinci Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin hükümlerinin yalnızca diplomatik ilişkisi bulunan Taraf Devletlere karşı uygulanabileceğini beyan eder.”

“The Republic of Turkey declares that it will imlement the provisions of this Covenant only to the States with which it has diplomatic relations”.

Üçüncü Beyan:

“Türkiye Cumhuriyeti, bu Sözleşme’nin ancak Türkiye Cumhuriyeti’nin Anayasa’sının ve yasal ve idari düzeninin yürürlükte olduğu ülkesel sınırlar itibarıyla onaylamış bulunduğunu beyan eder.”

“The Republic of Turkey declares that this Convention is ratified exclusively with regard to the national territory where Constitution and the legal and administrative order of the Republic of Turkey are applied.”

Bu üç beyanla ilgili olarak Medeni Ve Siyasal Haklara ilişkin Sözleşmede yapılan açıklamalar bu sözleşme için de geçerlidir.

Çekince

“ Türkiye Cumhuriyeti, Sözleşme’nin 13. Maddesinin (3). Ve (4) paragrafları hükümlerini, Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nın 3. , 14. ve 42. Maddelerindeki hükümleri çerçevesinde uygulama hakkını saklı tutar.”

“The Republic of Turkey reserves the rights to interpret and apply the provisions of the paragraph (3) and (4) of the Article 13 of the Covenant on Economic, Social and Cultural Rights in accordance to the provisions under the Article 3, 14, and 42 of the Constitution of the Republic of Turkey”

Çekince sözleşmenin 13. maddenin 3. ve 4. paragraflarıyla ilgilidir. Çekince konulan hükümler, velilere, çocukları için kamu okulları dışındaki okulları seçme özgürlüğüne ve çocuklarına kendi inançlarına uygun dinsel ve ahlaki eğitim verme serbestliklerine saygı gösterilmesini, bireylerin ve kuruluşların eğitim kurumlarını kurma ve yönetme özgürlüklerinin kısıtlanamayacağını belirtiyor.

Türkiye bu hükümlere, Anayasa’nın 3. ”devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı milli marşı ve başkenti”ni belirleyen 3. maddesi, ”temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılmamasını” düzenleyen 14. maddesi ve ”eğitim ve öğretim hakkı ve ödevi”ni düzenleyen 42. maddesi çerçevesinde uygulama hakkını saklı tuttuğunu belirterek çekince koymuştur.

(**)Self Determinasyon Hakkı:

Her iki sözleşmede de yer alan self determinasyon hakkı, bütün devletler için ciddi bir sorun olmuştur. Self determinasyon hakkına ilk olarak 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde görüyoruz. Ulus devletlerin kuruluş sürecinde ulusal self determinasyon hakkından söz edilebilir. Self determinasyon hakkı II. Dünya Savaşı sonrası, sömürgeler için self determinasyon hakkı olarak ortaya çıkmıştır.Bu hak, Birleşmiş Milletler Yasası’nın (Charter of the United Nations), 1. maddesinin 2. fıkrası ile 55. maddesinde tanınmıştır.

“Bağımsız devlet kurma hakkını da içeren self determinasyon hakkının, açıkça sömürge haklarına tanınması 14 Aralık 1960 tarihli BM Genel Kurulu’nun 1514 (XV) sayılı kararıyla gerçekleşir.

Sömürge Ülkeler ve halkların Bağımsızlıklarının Güvence Altına Alınmasına İlişkin Bildirge’nin 2. maddesinde, self determinasyon hakkı “tüm halklar” için tanınmış olmakla birlikte, 1. maddede “halkların yabancı baskı, egemenlik ve sömürüye tabi olmasının” temel insan haklarına, BM Şartı’na ve uluslararası barış ve işbirliğine aykırılığını vurgulayarak self determinasyon hakkı öznesini sömürge haklarıyla sınırlamaktadır. Bildirge’nin 6. maddesinde ise, ulusal birlik ve ülke bütünlüğünü kısmen yada tamamen bozmaya yönelik her türlü girişimin BM Şartı’na aykırı olduğu belirlenir.”

Self Determinasyon hakkının, sömürge hakları kapsamı dışında evrensel bir nitelik kazanması, BM’ce hazırlanarak 1966’da imzaya açılan İkiz Sözleşmelerle gerçekleştirmiştir.Bu sözleşmelerin bir başka özelliği self-determinasyon hakkının boyutunu tanımlamalarıdır. Halkların kendi doğal zenginliklerini ve kaynaklarını serbestçe kullanılması ve kendi geçim kaynaklarından mahrum edilmemesi olarak ifadelendirilen ekonomik self determinasyon hakkın 1. maddenin ikinci fıkrasında düzenlenmiştir.

BM Genel Kurulu’nun 24 Ekim 1970’de 2625 (XXV) sayılı kararıyla kabul ettiği “Devletler Arasında Dostça İlişkiler ve İşbirliği ile İlgili Uluslar arası Hukuk İlkeleri Bildirgesi” ise self determinasyon hakkına uluslar arası hukukun ilkeleri arasında yer vermektedir.Bununla birlikte, yerleşik yaklaşım çerçevesinde ülke bütünlüğünün korunmasını şartını vurgulayan Bildirge’de; self determinasyon hakkının, ırk, inanç yada renk ayrımı yapmaksızın ülkenin tüm halkını temsil eden bir yönetime sahip egemen ve bağımsız devletlerin ülke bütünlüğünü yada siyasal birliğini kısmen yada tamamen bozacak şekilde yorumlanamayacağı kuralı getirilmiştir. Aynı kural BM Dünya İnsan Hakları Konferansı’nda hazırlanan 25 haziran 1993 tarihli Viyana Bildirgesi’nde de yinelenir.”

(Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları- Doç.Dr. Naz Çavuşoğlu)

Kaynakça:

TBMM Tutanakları

Belgelerle İnsan Hakları- Muzaffer Sencer

İnsan Haklarının Uluslararası Boyutları- Münci Kapani

Uluslararası İnsan Hakları Hukukunda Azınlık Hakları- Doç.Dr.Naz Çavuşoğlu

Belgenet.com

Sözleşmeler
http://www2.tbmm.gov.tr/d22/1-0434.pdf
http://www2.tbmm.gov.tr/d22/1-0589.pdf