Bugun...
12 Eylül 1980 Öncesi Sıkı Yönetim İşkencesi


Abdullah Gözaydın Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-09-2020 22:15

Tarih 14 Nisan 1980 İstanbul Avcılarda arkadaşımın evinde misafirlikteyken İzmir polisinin yasadışı operasyonuyla  gözaltına alındım, (İstanbul Polisinin haberi yok) Doğru İzmir'e götürüldüm.

Sıkıyönetim nedeniyle gözaltı süresi en fazla 72 saat, olduğu halde İzmir emniyetinde 8 gün tutuldum, Bu ara haberlere çıkardılar İstanbul, Ankara, Bursa, Adana, Kayseri, Antakya, Antep emniyetleri resmi olarak beni istediler. 

Önce İstanbul 10 gün, Oradan Ankara 13 gün,  Bursa 3 gün emniyet müdürlüklerinde tutuldum. 
İstanbul, Ankara emniyetlerinde her gün iki saat civarı Falaka-Elektrik işkencesine maruz kaldım.
Filistin askısında asılı kalmaktan dolayı yemek yerken elimi ağzıma götüremiyordum. Elimi masaya dayıyor başımı çatala götürüyordum.
Falakalardan ayaklarım şişmiş darbelerden patlamıştı, Bu ara tırnaklarım yerlerinden ayrılmış sadece diplerinden deriye tutuyordu.
Tırnaklarım sallanıyor ve çok canımı yaktığı için yürüyemiyordum, Polisler Ankara trafik hastanesine götürdüler ayak tırnaklarımı çektirmek istediler. Doktor bu adli bir olay işkence yapılmış, Savcılıktan habersiz müdahale edemeyiz dediler. Polisler beni hastahaneden kaçırıp emniyete getirdiler. Ayak tırnaklarımı bant ile sardılar acısı biraz dindi.

Bunca işkencenin sebebi birkaç cinayeti üstüme yıkmak istediler, Polislerle çatışmalarda kullandığım silahları istediler. Bu ara bir polis cinayeti üstüme kalıyordu ki o günlerde fail yakalandı da kurtulmuş oldum, (sahte görgü şahitleri bile ayarlamışlardı)

İzmir savcısı; sanık bir aydır nerede diye sorunca mecbur oldular diğer vilayetlere göndermeyip doğruca İzmire getirildim, 34 gün sonra savcılığa çıkarak tevkif edildim.
Cezaevinden Adli tıbba çıktım 7 gün rapor verdi, 8. gün tekrar çıktım gene 7 gün daha verdi, 16'ıncı gün gene çıktım bu sefer 5 gün rapor verdi. ama ben kesinlikle iki ay yürüyememiştim.
Tırnaklarımı çektirmekten çekindiğim için kendiliğinden düşmesini beklemiştim.
Adli tabibin 7 günden fazla rapor vermemesinin sebebi işkenceci polisler hakkında ağır ceza davası açılmaması içindi.

Asliyede dava açıldı, hakim polisleri tanıyormusun diye sordu!, Tanımak mümkün mü?
Hakim bana işkencecileri soracağına  72 saat olan gözaltı sürecinin 34 gün sürmesini polislere sormalıydı. Sorulmadı ve takipsizlikle sonuçlandı.

Yargı sürecinde bir hakime "Suçlamaları kabul etmiyorum üç ayrı işkence raporum var" dediğimde DAYAĞI YEMİŞSİN DOĞRUYU SÖYLEMİŞSİN diyerek beni ret etmişti.
Aynı hakime sordum; aynı tarih aynı saatte hem İzmirde Hem İstanbulda hem Ankarada nasıl oluyorum diye sorduğumda; O benim sorunum değil, İstanbul-Ankara polisi yanlış zamanlama yapmıştır, onu İstanbul Ankara hakimleri düşünsün demişti.

Sayabildiğim kadarı ile 125 ayrı suçlamaya maruz kaldım, Yani Türkiyede sahte evrakla satılan neredeyse bütün Mercedesler benim üstüme kaldı.

Türk hukuk siteminde bir kişiyi suçlamak için delil gerekir, İşkence ile imzalatılan ifade delil olamaz. Kaldıki 4 ilde verdiğim ifadelerde suç tarihi olarak kasıtlı aynı tarihleri verdim (yani aynı tarihte İstanbul, Ankara, İzmirde suç işlediğim kayıtlara geçmiş oldu, Yüzlerce defa hakim karşısına çıktım, Söz konusu ifadeler haricinde hiçbir delil yok, İşkence raporlarım zaten bu ifadeleri geçersiz yapmaktadır, üç gün içinde savcılığa çıkarılmam gerekiyordu 14 Mayıs 1980 tarihinde 34 gün sonra savcılığa çıkmış olmam bazı hakimlerce dikkate alınmadı 125 davanın 29'undan 60 yıl civarında ceza aldım, Diğerlerinden beraat ettim.

Hayatım boyunca benim kadar Polis+Savcı+Hakim mağduru olan çok az kişi vardır. Fakat bazı kişilerin hukuksuz zulümleri nedeniyle devletime küsmedim, Yurt dışında yaşamak istemedim.
zalimlik yapanları en cahil zamanımda dahi Allaha havale ettim...

12 Eylül öncesini birebir yaşayan biri olarak (Zaten darbeci kenan Evrende itiraf etmişti) Ülkedeki anarşi sanaldı, Ne polis ne asker görevini yapmıyor, Her gün 15-20 kişinin öldürülmesini seyrediyorlardı.
Ben şahsen davamı mahşere bıraktım, Bu mağduriyetlerim vesilesi ile İnşaallah günahlarımın vebalinden kurtulacağım. Allah'ın vaat ettiği gibi, Bir zerre hak zayi olmayacak, hak sahibine iade edilecek, Elhamdulillah.

1980'de girdiğim ceza evinden tam on yıl bitirerek 1990'da çıktım.
cezaevlerinde bile kanunsuzluk yapan Müdür, memur, mahküm kim olursa şikayet ettim, Dava açtım mücadele ettim. Pek netice alamadım ama ben elimden geleni yaptım.
2000-2020 arasında yaptığım İnternet haberciliğim esnasında sadece Allah rızasını gözeterek Asla rüşvet almayarak, tehditlere kulak asmayarak haber yaptım, olmadı savcılıklara bakanlıklara şikayet ettim, lakin %99  somut bir netice alamadım.

Zaten benim amacım suç işleyenleri cezalandırmak değil ki! Adaletin tecellisi için şahitliğin gereğini Allahın emrettiği doğrultuda yapmaktı, Suçluların burada beraat etmesi, zaman aşımıyla kurtulmaları benim değil devletin ve yetkililerin sorunudur, Beni ilgilendirmiyor.

Bazen diyorum ki; Bu hayat serüvenimin bir hikmeti var herhalde, Bu maceraları yaşamasaydım bende sürüde bir nefer olarak sıradan bir hayat ile ömrümüzü bitirecektik.

İnsanlara zulm etmenin vebali çok ağırdır, İnsan öldürmekten bile ağırdır. Ve Allah zalimleri iflah ettirmeyeceğini vaad ediyor Vesselam

Dip Not: Bu 34 günden 34 kitaplık hikaye çıkar ama 40 yıl geçse de devletin kurumlarının tamamını zan altında bırakmak istemiyorum..





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI