Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

BU GÜN AHDE VEFA GÜNÜ

04 Ocak 2021 - 18:30 - Güncelleme: 25 Ocak 2021 - 11:29

Yıl Ağustos 1966, Tek başıma otobüsle Ankara'dan İstanbul'a geliyorum, Yanımdaki koltuk boş uyuyorum, Saat 23:00 sıraları Pendik civarı arçelik fabrikasının önünde "Şöför uyumuş" Yoldan çıkmış Sağ tekerler Banketin yanındaki yağmur kanalına düştü, Otobüsün sağ camları kırıldı, kaporta yırtıldı, Sağ koltuklarda oturanlardan bazıları yaralandı.

Olay yerine Tuzla piyade okulu ambulansları geldi, yaralıları alarak hastahaneye götürdü.

Bir patlama sesi ile uyandığımda yanım boş olduğu için iki koltuk arasına düştüm, Hiç bir yerimde yara bere yoktu.

Yaralıların ambulansa taşınmasına, Yolcuların bagajlarını çıkarmaya yardım ettim, Bir saat sonra gelen bir otobüs ile Hareme getirildik, Buradan araba vapuru ile Sirkeci’ye geçtim, Eminönü’nden dolmuşa binerek Balat'a geldiğimde saat 03:00 civarıydı.

Ertesi gün Arkadaşlarımla Halkalıya yüzmeye gittik, Çekmece gölü kenarındaki çimenliklerde maç yaptık, Akşama doğru Küçükpazara geldik, Ben Unkapanı Bulvar sinemasına gittim, İki film seyrettim arada kek, gazoz, çekirdek satışına yardım ettim.

Sinema dağılınca temizliğe yardım ettim, sonra yürüyerek Balata eve geldim.

Kimseyi uyandırmadan Mürselpaşa Caddesi üzerindeki 4 katlı eski kâgir evimizin 4. katındaki odama çıkarken son kat merdivenlerde gözlerim karardı, irademi kaybettim, merdiven  basamağına oturmak isterken, yuvarlanmışım.

Ev halkı gürültüye uyandı, Babam, Abim hemen taksi ile Haseki hastahanesine götürdü, Sabahı bekleme salonundaki tahta kanepeler üzerinde yatarak bekledik,  gelen doktorlar "Beyin kanaması" teşhisi koydu, Kendilerinin müdahale etmesinin imkânsız olduğunu, Cerrahpaşa Tıp fakülte hastahanesine gitmemizi istedi.

Buradan Cerrahpaşa'ya geçtik, Bir Profesör doktorun Muayene sonrası Beyin kanaması olduğunu, "Açık beyin ameliyatı" olmam gerektiğini, bunun 25.000TL masrafı olduğunu söylemiş.


Gümrük Muhafaza memurluğundan emekli babamın böyle bir parası yok, Mecburen eve getirdiler.


Babamın tedavim için satacak hiçbir şeyi yok, Emekli maaş 600TL, Köydeki arazileri satmayı düşündü, Bir hafta sonra tekrar Cerrahpaşaya geldiğimizde acilen ameliyat olmam gerektiği söylemişler, Gecikme sonucu ölebileceğimi, yada tam felç olacağımı ileri sürmüşler.


Babam ameliyatın sonucunun ne olacağını sorduğunda Prof. doktor, %40 masada kalabilir, %30 Felç %30 iyileşeceğimi söylemiş.

Kısa zamanda böyle bir parayı bulmanın mümkün olmadığı nedeniyle tekrar eve geldik.

 
Şimdi Rahmetli olan Babam, Annem, Halam sabahlara kadar başımda Kuran-ı Kerim okuyarak dua ediyorlar.

Bir hafta, On gün bir şey yiyemiyorum, bütün duyularım %80 işlevini kaybetmiş. Gözlerim gündüzleri sisli gece oldukça karanlık görüyor, Kulaklarım tam işitmediği için doğru konuşamıyorum, Oldukça kilo kaybetmişim, yataktan kalkamıyorum, Ailem her gün ölümümü bekliyor.

Bu ara Babama Ayvansaray’da muayenehanesi olan bir doktor olduğunu birde ona gösterilmemi tavsiye etmişler.

Abimin kucağında babamla Ayvansaray’da ki (Sonradan adının Dr. Mehmet Remzi Sakarya) olduğunu öğrendiğim bu doktorun muayenehanesine geldik, Bekleme salonu kalabalık sıra vardı, doktor yeni hasta almak için kapıya çıkınca sıraya bakmadan "Bu hasta önemli getirin" diyerek muayenehanedeki sedyeye yatırıldım.


Babam durumu anlatmış, Kaza olmuş ama yaralanmamış iki gün bir şey yoktu, ikinci günün akşamında böyle oldu, Haseki biz yapamayız dedi, Cerrahpaşa’da beyin ameliyatı istediler demiş.

Doktor Gözlerime, Gırtlağıma, Göğsüme, Tırnaklarıma, Ayaklarıma baktı, Sonra bir yerimde ağrı sızı olup olmadığını sordu, Sonra "Bu çocuk korkmuş" ameliyata gerek yok dedi.

İlaç olarak Suda eriyen vitamin kapsülleri yazdı, Her gün mutlaka bir koyun ciğeri hafif ızgara yaparak yedirin dedi.

Bu şekil bir tedavi ile 6 ay sonra %90 iyileştim, Sadece eski kas kuvvetimi kazanamadım, mahallede herkesi güreşte yenerdim, Artık bazılarını yenemiyordum.

Zaman içinde Dr. M. Remzi Sakarya hocamıza hiç işim düşmedi, Yıllar sonra ahde vefasızlığım beni utandırdı.

1980 de girdiğim cezaevinden 1990 yılında tahliye olunca ilk işim hocamızı ziyaret etmek oldu, Muayenehanesi duruyordu, kapıyı çaldığımda hocamızın 1987 yılında vefat ettiğini, kendilerinin kiracı olduğunu söyledi.

 

Çok mahcup olmuştum 1998 yıllarında İnternet haberciliğine başladığımda ilk işim hocamızı araştırıp makale yazmak oldu.

Yaptığım bütün çabalar boşa çıktı, Devrinde önemli bir mücadele adamı olduğunu, NF. Kısakürek, Şevket Eygi hocamızın hatıratlarında kendisinin "Evliya doktor" olarak anıldığını öğrendim.

Av. Nuran Akçay (Sağ başta) Albümünden M.Remzi hocamız

Hocamız hakkında haber/Makale yayınlamaya başladıktan sonra birçok hastasına ulaştım.

Bu hastaların tamamı klasik tıpçı gibi değil, doğal ilaç sayılan baharat yiyecek içeceklerle tedavi ettiğini, Bazen şekerleme drajelerini hastalarına ilaç diye verdiğini mutlaka şifa bulduklarını öğrendim.

 

Dr. M. Remzi Sakarya hocamız Tıp kadar İslami ilimlere de vakıftı, Bu konularda doktorların kaynak kitap olarak faydalandığı "İslam-Tıp" sentezi eserleri bulunuyor.

 

Haseki ve Cerrahpaşa tıp gibi kurumlarda Açık beyin ameliyatı yapmaya kalkışan Prof.'ları düşününce %99 sağlıkla geldiğim bu 70 yaşımda eskilerin ne kadar büyük insanlar olduğunu anladım. Bu vesile hocama Allah'tan rahmet diler, Yeni nesil doktorların böyle İlim-bilim insanlarının hayatını incelemelerini, Örnek almalarını temenni ederim.

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com

 



Dr. Mehmet Remzi Sakarya hocamız Tıp fakültesinde öğrencileri ile

Soldan ikinci Orhan Atahan, soldan birinci 4.sinif öğrencisi Aydınlı Muzaffer en sağ baştaki Dursun 


Aziz insan, Evliya Doktor Dr. Mehmet Remzi Sakarya'nın anısına bu yazıyı yazma ihtiyacı hissettim.

Ülkede ilmin ve Tıbbın gelişmediği yıllardı, Her şeyi Marşal yardımlarıyla alan, En büyük Tıp fakültelerinde bile kaliteli hizmetin verilemediği, yoklukların hayat nizamı olduğu yıllardı.

Politik çekişmeler Asker-Sivil, Derin İç-dış güçlerin ülkede kargaşa estirdikleri, Ekonomimiz Okyanus ötesinden gelecek (Üsler nedeniyle) ulufelere endeksliydi.

İç siyasette kereste yolsuzluklarının manşet olduğu, Sağ-sol diye kardeşlerin birbirlerine kurşun sıktığı, Yeni bir elbise almanın mümkün olmadığı halde!, Beratta, Çekoslovak  tabancaların 16 yaşındaki çocukların harçlıklarını biriktirerek alabildiği yıllardı.

O yokluk ve yoksulluk yıllarını yaşamayan bilemez, Bu konu çok derin ve bu yazımızın konusunu aşan bir durum olduğu için kesmek istiyorum.

Bu gün yolum Ayvansaray'dan geçti, Müthiş insan Dr. Mehmet Remzi Sakarya'nın evinin önünden geçerken o aziz insana olan mahcubiyetimi telafi edememenin ıstırabı iliklerime kadar beni tekrar sarstı.

Rahmetli Dr. Mehmet Remzi Sakarya'nın sağlığında kendisine ulaşıp bir elini öpemedim, bir helallik alamadım, hep vicdan azabı çekerim.

O muhteşem insan literatürde sıradan bir doktor olarak bilinir, Tanıyanlar bilir ki o sıradan olamayacak kadar özel bir insandı.

Sözde modern!, yaygın tıp tedavi yöntemlerini pek kullanmazdı, hastalarına şimdilerde meşhur olan doğal tedavi yöntemleri tavsiye ederdi.

Evet Cerrahpaşa'da Açık beyin ameliyatı yapılmak istenen bir hastayı, az pişirilmiş ızgara koyun ciğeri ile tedavi ederek sağlığına kavuşturabilecek bir doktordu.

Rahmetli için evliya gibi tabirini hep kullanırdım, Hastalarını Dua ile tedavi ettiğine inanırdım, ilaç olarak verdiği tavsiyeler bana çok basit gelirdi, lakin hastalar büyük olasılıkla sağlığına kavuşurdu.

Yetmişli yıllarımız serserilikle, seksenli yıllarımız mahkûmiyetle geçti, Bu arada kendisini kaybettiğimizi öğrendiğimden beri acı bir azap içindeyim.

Bu yüce insana neden hak ettiği itibar ve şöhreti veremedik diye, hayatı Ayvansaray’da Çingene mahallesi kenarında hasta tedavi etmekle geçti, birçok hastası muayene ücretini bile ödemekten mahrum idi

Dr. Mehmet Remzi Sakarya'nın eline su dökmekten aciz kişilerin büyük unvanlar ile zengin semtlerdeki muayenehanelerinde hocamızın bir aylık kazancı karşılığı bir hastaya baktıklarını bilirdim.

Şimdi düşünüyorum Allah sevdiği kullarına Rahmet nazarı ile bakar, Sevgili kulları ise genelde plazalarda, villalarda değil mütevazı semtlerde oturur.

Yüce Rabbim Haklı şöhretiyle Evliya doktor, Dr. Mehmet Remzi Sakarya, Hemen yanı başındaki birçok Sahabe-i Kiram kabri hatırına burada hizmet verdiğini sanıyorum.

Peygamberimizin sütkardeşi, Ebû Şeybe el-Hudrî Hazretleri’

Hâfir (r.a.), Abdüssâdık Âmir (r.a.), Şû’be (r.a.), Ebû Zerr el-Gıfârî (r.a.), Câbir  (r.a.), Muhammed el-Ensârî (r.a.), Kâb (r.a.), Hamdullah el-Ensârî (r.a.) Hazretleri türbeleri

Dr. Mehmet Remzi Sakarya'nın evine 50-200 metre mesafelerde olmasını hiç düşünememiştim.

Şimdi inanıyorum ki bu muhterem hocamız Öncelikle Allah'ın bir lütfu ile, Bu sahabe-i kiramın hatırına buralardan ayrılmadı. Ve ben.. şu an 70 yaşımda bu yazıları acı bir hüzünle sizlerle paylaşıyorum.

Evliya doktor, Dr. Mehmet Remzi Sakarya’nın unutulmaması gerekir.
O'nu örnek alacak yeni doktorlar yetişebilmesi için.
Takdiri hak eden örnek insanlara vefasızlığımız nedeniyle günümüzde toplumsal kargaşa yaşamaktayız.
Anlamak ve yaşamak dileği ile Abdullah Gözaydın  

Rahmetli, Dr. Mehmet Remzi Sakarya hakkında

Kitaplarından bazıları:

ŞUUR VE İÇSEL ALLERJİ
Dr. Mehmet Remzi SAKARYA BAHA MATBAASI 1968
------------
Medeniyet ve Alkolizm 1964 İstanbul Dr. Mehmet Remzi Sakarya
------------
Miyokart İnfarktüs Hakkında, Mehmet Remzi Sakarya
-------
Ayvansaray Tarihi, Mehmet Remzi Sakarya
------------
Veliler Sofrası, Yazan: Mehmet Remzi Sakarya, Mukaddesat Yayınları, İstanbul-1952
******************
Dr. Mehmet Remzi Sakarya Sıra dışı bir doktor

Ailesi  eski Ayvansaray’lı, Mahallesinde muayenehanesi var, birçok hastanede doktorluk yaptı.

Ne var bunda dediğinizi duyar gibiyim, Dr. Mehmet Remzi Sakarya günümüzdeki doktorlarla mukayese ettiğimizde kabiliyetine inanamayacaksınız.

Bir hastası olarak, Objektif gözlemlerimle öğrendiğim meziyetlerini burada sıralayamayacağım, Sizlere bazı sorular sormak istiyorum.

Siz hiç böyle bir doktor tanıdınız mı?

Üniversite hastanelerinin ”Elimizden bir şey gelmez” diyerek kapıya koyduğu hastaları çok basit ve ucuza tedavi eden, Operatörlük dahil bütün branşlarda hasta tedavi eden, Tıbbi ilaçlar yerine basit aspirin, vitamin hapları, draje şekerlerle ağır hastalıkları tedavi ettiğini söylesem, Günümüz tıbbının dahi teşhis tedavi yapamadığı, Uyuşturucu hapları ile sakinleştirdiği Sara “Cin çarpması” vakalarını tedavi edebilen bir doktor…

1987 yılında bir ocak ayında vefat etmesine rağmen bu gün dahi muayenehanesinin önüne gelip dua edilen bir doktor duydunuz mu?

Anadolu’nun her yerinden, her gün yüzlerce hasta geldiği halde hepsini tek başına muayene edebilen, Asla kırıcı olmayan, Uzaktan gelmiş Kalacak yeri ve Parası olmayan hastalarını kendi parası ile ağırlayan bir doktor biliyor musunuz?

Bu yoğunluk arasında Necip Fazıl Kısakürek, Mehmet Şevki Eygi gibi aksiyoner kişilerle birlikte siyasi hareketlerin merkezinde bulunan, Bu nedenle başı çok kez derde giren, hakkında tahkikatlar, Mahkemeler açılan bir doktor Mehmet Remzi Sakarya….

Devrin siyasileri ile arası sıcak olmadığından olsa gerek hak ettiği şekilde unvanı olmadı, Fakat birçok önemli şahsiyetlerin anılarında adı Evliya doktor olarak geçmektedir.

Dr. Mehmet Remzi Sakarya hocamızı gelecek nesillere tanıtmak bizlerin vazifesidir, Dileriz yeni doktorlarımız onun hayat hikâyesinden ibret alır ona benzemek için gayret ederler teşekkür ederiz.

*******************************
Vahye Göre Yeniden İnşa

Nesrin Zerey

Güçlü, sağlam ve temiz topluma özlem ve ihtiyacımız giderek artıyor. Huzur ve güven içinde yaşayacağımız, özlenen seçkin bir toplum nasıl sağlanır? Bir âlim ve gönül insanı olan Dr. Mehmet Remzi Sakarya, toplumu huzura kavuşturacak hususları üç bölümde topluyor: “Ailede sadakat, meslek hayatında sadakat, itikadı hayatta sadakat.

Ailede sadakat, ferdî ahlakı düzenler, meslek hayatındaki sadakat, içtimaî adaleti ve hayatiyetini düzenler. İtikadı hayatta sadakat ise, insanı hiçbir ferdî fikrin ve ideolojinin zebunu etmeden, vicdanî gerçek istikametin öncüsü olarak yüceltir.” diyor. Özetle fert ve toplum olarak huzur ve mutluluğun yolu, adalet, ahlâk, inanç ve hayatı vahyin ışığında gerçeğe yönlendirerek, ilim ve fazilette tekâmülden geçiyor.

Adalet içerisine en küçük bir yabancı unsurun katılmasıyla bozulan bir kavramdır. Adalet saf bir kavram olup, sosyal hayatın en önemli denge unsuru ve teminatıdır. En ufak bir menfaat, adam kayırma, birine duyulan sevgi ve yakınlık yahut bir makam ve kimseden çekinme vs. nin karışması adaleti bozar ve özünden saptırır. Adalet herkese hakkını vermektir. Kur’ân-ı Kerim, “Allah size, mutlaka emanetleri ehil olanlara vermenizi ve insanlar arasında hükmettiğiniz zaman, adaletle, hükmetmenizi emreder” (Nisa, 58) buyuruyor. Yine, “Ey iman edenler! Allah için hakkı ayakta tutan, adaletle şahitlik eden kimseler olun. Bir topluluğa duyduğunuz kin, sizi âdil davranmamaya itmesin. Adaletli olun, bu Allah korkusuna daha çok yakışan bir davranıştır. Allah’a isyandan sakının. Allah yaptıklarınızı hakkıyla bilmektedir” (Maide, 8) buyurarak, adaletten sapmayı Allah’a isyan boyutuna taşıyor.

Yüce Allah (c.c) “Herkes, kendi mizaç ve meşrebine göre iş yapar. Bu durumda kimin doğru bir yol tuttuğunu Rabbiniz en iyi bilendir” (İsra, 84) buyuruyor.

İnsanoğlu huy ve tabiat itibariyle farklı yaratıldığından olaylar karşısında tepki ve davranışları da farklıdır. Bu farklılıklara rağmen İslâm terbiyesi insana, iyi hal ve davranışlardan oluşan ahlâk güzelliği kazandırır.     

Peygamber Efendimiz (s.a.v) “Ben güzel ahlâkı tamamlamak için gönderildim.” buyurmuştur. Dinimizin emir ve yasakları iyiyi kötüden ayırma hassasını geliştirir. Günahlara karşı emniyet supabı demek olan gönül aydınlığı, başka bir ifadeyle “vicdan duruluğu” sağlar. Çalmak, çırpmak, başkalarının hakkını gasp etmek, haksız kazanç sağlamak, sosyal hayattaki çirkin ve kerih olan bütün kötülükler iman aktörünün oluşturduğu Allah korkusuyla önlenir. İnanç, ilim ve fazilette olgunlaşmış, iyilik ve doğruluk vasfını kazanmış insanlar, iyi ve seçkin toplumları meydana getirir. Türk milleti İslam’la şereflendiği tarihten bu yana, 10 asırdır Kur’ân okuyarak, öğrendiklerini hayatında uygulayarak medeniyetler meydana getirmiştir. Yabancı seyyahlardan Lamartine (1823-1883), “şark Mektupları” nda İstanbul’dan bahsederken, üç kıtada hükmeden imparatorluğun bu eşsiz ve benzersiz başkentinde asayişin mükemmel olduğunu, yılda ancak iki ya da üç cinayet vakası yaşandığını, koca bir mahallenin geceleri eli değnekli tek bir bekçi tarafından korunduğunu anlatır. Bekçinin elinde taşıdığı değnek herhalde, başıboş sokak köpeklerine karşı bir önlem olmalı.

Mazinin ruhumuzu okşayan bu akisleri, “Bize ne oldu da bu hallere düştük?” diye düşünmemizi gerektirmez mi? Allah korkusu, vicdan duygusu sinelerdeki yerini iman yoksunluğuna, tamah, açgözlülük, bencillik, riyakârlık ve nefsin diğer aşağılık sıfatlarına bıraktıkça, toplumda yasaların boşluklarından yararlanmayı, bilgisini ve aklını bu kötü yolda kullanmayı marifet sayan insanlar türeyecektir. Yasaların yaptırım gücü, kalbi Allah korkusuyla titreyen, bu sebeple kendini her türlü yolsuzluktan ve günahlardan sakınan bir mü ‘minin iman kuvvetiyle asla kıyaslanamaz. Talihsizlik deyip kaderimize mi küssek, yoksa gaflet mi desek? Milletimiz, özellikle gençlik, son yıllarda affedilmeyecek bir manevî zafiyete düşürülmüştür. Bu inanç ve moral sarsıntısı sürekli ve sistemli bir tırmanış göstermektedir. Öte yandan ümidimiz ve güvencemiz olan, gençlik, bilhassa gelecekte memleketimizin kilit noktalarına ve yönetim kadrolarına yerleşecek olan üniversite gençliği misyonerlerin boy hedefi haline gelmiştir. Oysa mübarek dinimiz milletimizin barış, kardeşlik, sevgi, birlik ve beraberlik mayasıdır. Bu husus, “İslâm tek millettir.” buyurularak, önemle vurgulanmıştır.

Vahyin ışığından azade akıl ve bilgi unsuru, yasaları delmeyi, tereyağından kıl çeker gibi cezalardan sıyrılmayı başarıyor. Nice kültürlü, saygın meslek ve makam mensuplarının karıştığı, insana parmak ısırtacak maharette yolsuzluklara tanık oluyoruz. Hortumculuk diye tanımlanan eylem, hırsızlığın kurumsallaşmış ve incelikli bir türü değil midir? Demek ki bilgi istifi tek başına güzel ahlâklı ve fazilet sahibi insan olmaya yetmiyor. O halde ilim nedir? Dr. Mehmet Remzi Sakarya (Allah rahmet eylesin). “İlmin başı Rab demek, sonu Rabbe ermektir.” buyuruyor.

BENZER HABERLERİMİZ

Mehmet Şevket Eygi'den  Evliya doktor M. R. Sakarya     Eczacı Savaş Koro   M. R. Sakarya kabristanı

Bu yazı 1581 defa okunmuştur.