Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Merhaba Dostlarım, Gerçek mutluluklar sizinle olsun.

06 Şubat 2014 - 07:47


Bu gün PC başından kalkıp eş dost ziyareti yapayım dedim, anlayanlar bilir, birkaç haber sitesi idare etmenin ne demek  olduğunu, Muhabir, araştırmacı, admin, moderatör hepsi bu fakir.

Nasıl işler aksamadan (Elhamdulillah) gittiğini bende anlayabilmiş değilim. Rabbim bir çıkar yol nasip ediyor.



Bu gün aslında canım bazı olaylara sıkıldı, bu Pazar günü kanal 7de konuk olduğum bir programın yayından kaldırıldığını görünce  hariçten bir müdahale mi oldu diye içimi bir kuşku sardı.

Birde endişemin nedeni geçmiş hatıraları, hataları hiçbir endişe duymadan anlatarak bu güne gelişimin mihenk taşlarını toplumsal bilince, ibret olması amacıyla sunmak istemiştim.

Kötü niyetli biri bu çekimleri kullanarak, sadece anlattığım gençliğimin karanlık yıllarını farklı bir kurgu ile sunacak olursa elbette ki kötü olur, tanıyanlar bilir yeteri kadar hakkımda İftira ve kötülük düşünen Dostlarım!!! Var. Elhamdulillah.



Elhamdulillah diyorum, Allah cc. her dostuna böyle düşmanlar nasip eylesin.

Çünkü bu düşmanlarım sayesinde 2-3 yıldır, bu gün bir kiralık katil hayatıma son verebilir kaygısı ile önceleri tedirgin, ama artık Dünyaya boş vermiş, her an Allah’ın hakkımızda ezelde takdir ettiği ölümü bekleyerek yaşıyorum.

Bu bilinç bana o kadar değerli meziyetler kazandırdı ki izah edemem, öncelikle Allahtan başka (Beni Allah’ın rızasından bir adım uzaklaştıracak) bütün Ailemi dostlarımı terk ettim, Dünyada tarafıma sus payı teklif edilecek ne varsa gözümü ve gönlümü kapadım. Elhamdulillah.

Bu meziyetlere sadece Ölümü kabul ederek ulaştım, nerede bir Allah’ın razı olmadığı menfaat varsa aklıma ilk gelen (Abdullah bu menfaat seni Allah’tan uzaklaştırıyor, Yarın tövbe edecek vaktin olmayabilir) endişesi ile tercihimi Allah’tan yana kullanıyorum. İnanın çok mutluyum

Bu anlattıklarımla hakkımda şöyle düşünenler olabilir; Birileri evine girip, ölümle tehdit edip, üç yerinden bıçaklaması, birçok yalancı şahitle iftira olarak adi suçlardan dava açması nedeniyle psikolojimin bozulduğunu ve şizofren olduğumu düşünebilir.



Hayır dostlarım Elhamdulillah, Ölümü unutmamak için, kefen olarak başa sarılan atalarımın kullandığı başımda sarığım yok ama her köşe başında karşıma çıkan yüzü, gözü, gönlü kara insanların acaba bu kiralık tetikçimi? tedirginliği bana ölümü hatırlatıyor. Ve çok faydalı oluyor.  

Birde bu tedirginlikler adrenali arttırıyor, günümüzde birçok insan bu gibi heyecanları yaşayabilmek için dağlardan atlıyor, trafikte cambazlık yapıyor, maçlarda holiganlık yapıyor.

Ben ise cahil, paralı, siyasi arkası olan, kimsenin sözünü dinlemeyen, dünyayı ben yarattım der gibi yaşayarak herkesin hayatı üzerinde hakkı olduğunu iddia eden Bir manyak düşmanım var. Elhamdulillah.

Evet manyak diyorum, akıllı olsa ne yapabileceğini anlayabilirsin, bu düşmanım bir saniye sonra kendisinin dahi ne yapabileceğini bilmeyen  tescilli bir manyak, Bu deli lakabı tescilini ise kendisine Başbakanımızın taktığını söyleyecek kadar!!!

Ve bu yarı korku yarı endişe ile çektiğim sıkıntıların vebali, geçmiş günahlarımın kefareti olacak inşallah. Bana bu denli Rahmet kapısı olan birine ben nasıl düşman olabilirim.

Allah’ım Düşmanıma uzun ömürler ver, İman nasipse acil iman nasip et, İman nasip değilse alabildiğine zulmüne müsaade et, esfele safiline kadar yolu olsun. Amin Amin. Amin.

Birde beni bu hale koyanların biri de deli doktoru! psikiyatrist Doç Dr. Sefa Saygılı var, Deli deliyi görünce sopasını saklar ya Sefa hocada iki yıldır benden kaçıyor. Kendisi makamının delisi biz Allah yolunun delisi, Dünya makamlarında unvan çok, Allah yolunda unvana gerek yok, bir küçük ihlas yeter.



Eskiler her köşe başına bir mezarlık yapardılar, hem hatıraları yad edilir, hem de bu kabirler insana ölümü hatırlatırdı.

Biraz daha ölümle iç içe yaşamak isteyenler 7 metre kefenlerini başlarına sarık olarak sarar, her an ölebilmenin kabulü ile Dünyanın dertlerine isyan etmeden, Dünyanın Nimetleri ile şımarmadan mutlu yaşarlardı.

Şimdi sarık şapka kanunu gereği suç olarak takibata maruz bırakıldı, ölülerimizi ise gözlerimizin görmeyeceği ücra köşelere gömer olduk, yaşantımızda hatırlayamıyoruz bile.

Hz. Ömer RA. Bir kişiye ücret verip her fırsatta kendisine ölümü hatırlatması için görev vermişti. Halifenin sakalları ağarmaya başlayınca bu kişinin işine son verdi, gerekçesi ise her aynaya baktığımda sakallarım bana ölümü hatırlatıyor derdi.

Bizi ne çevremizdeki türbeler, ne saç ve sakallarımızdaki beyazlar, ne bükülen belimiz, doktor raporu ile belgelenmiş kanser, verem, kalp yetmezliği raporları bile ölümü hatırlatmaya yetmiyor.

Ölü bir toplum, gaflet içinde kaybolmuş bir nesil hayatımızı kuşatmış farkında değiliz.

Evet mukadder olan, istikbaldeki korkunç gerçeği göremeyecek, düşünemeyecek kadar ölü bir toplum.

Yolculuğuma dönecek olursak Silivrikapı otobüs durağından 93M ye binerek Akraba ziyareti yapayım dedim. Otobüse bindiğim andan itibaren orta koltukta 20 yaşlarında iki geç alabildiğine dudak dudağa öpüşüyor, birbirlerinin diledikleri yerlerini okşuyorlar. Otobüste 30 civarında yolcu var kişilerin hemen arkasında tesettürlü iki kadın oturuyor. Herkes kendi halinde, Kendimi kontrol etmeye çalıştım ama tahammül edilecek gibi değildi. Ve TCK 225 maddesine göre hapis cezası gerektiren bir fiil işleniyordu. Ahlak, Din, Kanunlar, Örf ve adetler ayaklar altında, kimseden TIK yok!

Okmeydanı’nda kendimde anlayamadım birden patladım, ayıptır yeter yahu diye çıkıştım, geç hışımla ayağa kalkarak burası şeriat ülkesi değil bize kimse karışamaz deyince kendisine TCK 225’i hatırlattım, hukuka saygı göstermek mecburiyetinde olduklarını söyledim. Genç otobüsün tamamına seslenerek rahatsız olan var mı diye sordu! Kimseden TIK yok, hemen arka sırada oturan tesettürlü bayanlarda dahi.

Fakat sağımda, önümde solumda oturan aynı yaşlardaki 8-10 genç kız, erkek bana çıkışarak bu durumun suç olmadığını, böyle saçma bir kanundan haberlerinin olmadığını, hatta bu kanunu benim yalan olarak ortaya attığımı diyecek kadar bana karşı sözlü tavır aldılar.

Önümdeki koltukta oturan 20 yaşlarında bir bayan, Bana dönerek doğrudan "Sen sapıkmısın" demez mi! 

Hemen sapık sensin deyiverdim, 58 yaşındayım ve utandım, genç bir bayana "sapık sensin" demek kolay bir şey değil benim için.  

Kendimi toparlayarak kanunlara, toplumsal kurallara saygı göstermeyenler sapıktır şeklinde ilave yaparak, herkes kanunlara uymak zorundadır ve toplumun tamamı kanunların uygulanmasında gerektiğinde müdahil olmak zorundadır diyerek bence saygısızlığımı telafi ettim.

Aslında bu bayana karşı böyle suçluluk duymam gerekmiyordu. Önümüzde hukuken sapıklık yapan iki kişiye değil de. Bunlara hukuku hatırlatan birisine, ikaz edene Sapık demek , hem de babası, hatta dedesi yaşında olduğu halde! 

Bu söz birebir kendisine ait bir itham olmasına rağmen aldığımız aile terbiyesi, gönlümüzde olan Allah sevgisi bizi böyle düşünmeye mecbur ediyor.

İtirazları, çıkışmaları cevaplarken hayretle etrafımdan beni destekleyecek birileri arıyorum, Mütedeyyin görünümlü, hukuka saygılı sandığım kişilerin gözlerinin içine bakıyorum, kimse bakışlarıma cevap veremiyor, küstahlar ateş gibi bakışlar fırlatıp itirazlarını sıralarken, birileri de başlarını ters tarafa çevirerek benimle göz göze gelmekten kaçınıyorlar.

Adeta bu gençleri sen başına sardın, sen kurtul der gibiydiler. Bu durum beni gençlerin cahilliğinden çok daha fazla hiddetlendirdi. İnsanlık, hukuk, ahlak bu kadar mı sahipsiz kaldı bu ülkede, Biz nereye gidiyoruz, Bu yolun sonu yok, yolun bitimi en acıklısından bir hüsran, dünyamızda ahretimizde perişan, bunu insanlarımıza nasıl anlatacağım bilemiyorum, İşte bu nedenle buralardayım zaten.

Bu hiddetle tansiyonum düştü, ellerim karıncalanmaya başladı bu sıra Şişli'ye ulaştık ve ben otobüsten indim, Böyle durumları pek çok kez yaşamıştım ama bu denli yalnız kaldığım olmamıştı.

Buradan yeğenime uğradım, halimin perişanlığı dikkatini çekince olayı anlattım, İnsanın kanından canından bir parça olarak gördüğü birinin otobüstekiler gibi düşündüğünü görmesi ne denli ızdırap veriyor anlatamam.

Hem de gözlerini benden kaçıranlar gibi değil, gözlerimin içine bakarak hiddetle itiraz edenlerin ağzıyla birebir yeğenimden itiraz görünce …………..!

 İnternetten Kanunları, kanunların forum yorumlarını hemen önüne dökmüş olmam bile kendisini ikna etmeye yetmedi, aynı çatıştığım genç gibi yanımıza gelen komşulara ve kendi yeğenine haklılığını anlatarak, beni haksızlık yaptığıma ikna etmeye çalışması insanı çıldırtmaya yeterdi.

Hidayet Allah’tan bize düşen görev tebliğ etmek, bu sefil nesil düştükleri karanlıkta kendilerine tutulan bir kısık ışıktan bile yarasa gibi rahatsız oluyor, tepki koyuyorlar.

Tekrar söylüyorum, Kimseye düşmanlığım yok, sizler bizim velinimetimizsiniz, sizinle yaptığımız mücadele bizlerin ebedi saadetini teminat altına alıyor, size nasıl kızabiliriz ki.

Mevlana’ya genç talebelerden biri sormuş. Hocam şu gurup hep senin gıybetini yapıyor, Müsaade et onları döveyim der.

Mevlana ise, Olur mu evlat Onlara bir tepsi baklava götür, benden hediye olduğunu söyle.

Baklavayı götüren mürit işin sırrına vakıf olmadığından, ertesi gün hocasından bu işin hikmetini sorar.

Mevlana ise, Evlat Bunlar gibiler olmasaydı biz günahlarımızdan nasıl kurtulabilirdik ki der.

Evet dostlar Gıybetin kul hakkı bir günah olduğu gibi, Zulme seyirci kalmakta büyük günahlardandır, Zulmü seyretmek O zulme ortak olmak demektir. Çevremizdeki yanlışlıkları Gücümüz nispetinde elimizle, gücümüz yetmiyorsa dilimizle, ona da gücümüz yetmiyorsa Buğz ederek karşı tavrımızı koymak mecburiyetindeyiz, Allah'a hesap vereceğimize inanıyorsak.

Bu karşı davranış hiçbir zaman taşkınlığa varan şiddette değil, tebliğ çerçevesinde olmalıdır. Bu konuda Allah cc. Ey Resulüm biz seni insanların üzerine kollayıcı bekçi olarak göndermedik, sana verdiğimizi görev sadece tebliğ etmektir. Derken bizim davranış sınırlarımızı yüce Allah cc. çizmiş oluyor. 



Nisâ Suresi 80. Ayet ve Tefsiri: Kim peygambere itaat ederse, Allah’a itaat etmiş olur. Kim yüz çevirirse, (bilsin ki) biz seni onların üzerine koruyucu bekçi olarak göndermedik.

TEFSİRİ:"Yaptıkları işlerden onlar kendileri sorumludurlar, sen onlardan mesul değilsin. Sana verilen tek görev Allah'ın emir ve direktiflerini onlara iletmektir. Sen de bunu gereği üzere yapıyorsun. Onları hak yolu kabul etmeye zorlamak senin görevin değildir. Senin aracılığınla onlara ulaştırılan Hakk'a tâbi olmazlarsa, sen onların isyanından sorumlu tutulmayacaksın."

NOT: Hayatımdan  kısa anekdotlar anlattığım Kanal 7 de pazar akşamı yayınlanacak olan "Hiç Unutmadım" programı yayın akışı değişikliği nedeniyle 16.03.2010 salı günü saat 23.10'da yayına girecekmiş, dostlarıma duyurulur.

Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com

Bu yazı 1849 defa okunmuştur.