Bugun...
Hikaye; 16 yaşında cezaevi ile ilk tanışmam


Abdullah Gözaydın Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 01-04-2020 21:40

Hayat akışımın kırılma noktası;

Yıl 1966 sıcak bir yaz günü arkadaşlarla Sarayburnu’nda denize girdik, Denizden çıkardığımız midyeleri teneke üstünde pişirdik yanımızda getirdiğimiz domates, biber, salatalık, ekmekle açlığımızı yatıştırmış akşama doğru Küçükpazar’a dönmüştük.
Hava kararmaya yüz tuttuğunda Yazlık Bulvar sinemasına geldik, Sinemada gazoz satıp harçlığımı çıkarıyordum.

Filmler bittiğinde sinemayı süpürüp eve doğru yola çıktım.
Küçükpazar’dan Fenere taşınalı fazla olmamıştı, Orada pek arkadaşım olmadığı için gene eski semtime geliyordum.

Bu gün para alamadığım için dolmuşa binemedim yürüyerek Fener’e geldim, Yıldırım caddesi başına geldiğimde Hemen patrikhane binasının altında küçük bir Rum manav vardı, Dükkân küçük olduğu için tezgâhın çoğunluğu kaldırımda idi, akşamları meyvelerin üzerine çuval örter giderdi. Ara sıra çuvalı kaldırıp birkaç elma mandalina aldığımız çoktu.

Bu gün canım çekti çuvalı kaldırdığımda küçüklerinden üç elma üç mandalina aldım (İrileri tezgâhın arkasındaydı, oraya girmezdik) iki cebim dolmuştu. Meyve yiyerek camcı yokuşunun köşesine geldiğimde köşeden bir bekçi çıktı dur dedi ve Manavdan ne aldın diye sorduğunda, Elma, mandalina dedim.
Yürü karakola diyerek kolumdan çekerek Fener karakoluna doğru götürdü, Tabii yolda ağlamak yalvarmak nafile, karakola geldiğimizde bir polis –Ne yaptı bu diye sorunca Bekçi; Manavdan hırsızlık yaparken yakaladım dedi.

Polise yalvararak biz oradan hep alırız manav bize bir şey demez diye yalvarsam da derdimi anlatamadım.
Bu arada Bekçi bir kova bir süpürge elime verdi karakolu süpürmemi istedi, salon ve koridorlar bitince sıra nezarete geldi, Orayı da temizledikten sonra nezareti üstüme kilitleyerek gitti.

Hayal kırıklığına uğramıştım, Sanıyordum ki temizliği yapıp serbest kalacaktım. Birçok arkadaşımın başına gelmiş, böyle karakol macerası yaşamışlardı. (Karakolu bekçiler temizlediği için ufak tefek suçlardan yakaladıkları gençlere karakolu temizletip sabah kulağını çekip serbest bırakıyorlardı)

Uyumak ne mümkün, sabaha kadar üç adımlık nezarette dolandım durdum.

Sabah memurlar gelmiş, Gece memurları evlerine gitmişti. Bir polis kapıyı açıp odaya aldı, odada üç polis vardı, Benimle dalga geçmeye başladılar, Sen yandın oğlum diye Gözümü korkutmaya çalışıyorlardı. Serbest kalacağımdan emindim, Omuzu yıldızlı bir memur nerede oturduğumu, adresimi sordu, söyledim.
Baban ne iş yapar sordu --Gümrük muhafaza memuru dediğimde babamın adını sordu, Babamın adını söylediğimde memurun şekli şemali değişti, hiddetle atın bunu nezarete dedi.

Diğer memur şaşırmış vaziyette nezarete götürüp kapıyı kilitledi.

Aradan bir saat geçmişti ki kapı açıldı tekrar odaya getirildimm, Yıldızlı memur iki sayfa yazıyı imzalamamı istedi, Okuyayım bile diyemedim. Babamdan çok korktuğumdan dolayı eve haber vereyim dahi diyemedim.

Bir polis memuru nezaretinde ellerim kelepçeli karakoldan çıktık, yolda çok utanıyorum, halk otobüsüne binerek Eminönü’ne oradan Sultanahmet adliyesine geldik, Önce savcının odasına girdik, memur evrakı verdi, savcı hiçbir şey sormadan imzaladı, (tutuklamış) Buradan 5. Sulh ceza mahkemesi kalemine geldik, Kısa süre sonra duruşma salonuna çağrıldım.

Hâkim sordu – Suçun ne? Utancımdan bir şey diyemiyordum, Tekrar sorduğunda gene bir şey diyemedim.
Hâkim göz ucu ile evraka bir baktı ve – Hırsızlık yapmaya utanmıyorsun ama söylemeye utanıyorsun, Tevkif, götürün dedi.

Polis beni adliyenin en alt katına götürdü, Büyükçe bir nezarethane, içeride mahkemeye çıkmayı bekleyen mahkümlar var, Buraya jandarma bakıyor, Polis beni jandarmaya teslim etti gitti.
Hala ne olduğunu anlayamamıştım, Nezaretteki mahkümlar suçumu sorduğunda anlattım herkes gülüyordu ve bana inanmıyorlardı, Yalan deme len böyle bir suçtan tevkif mi olur diyorlardı, Gün içinde birçok kişi daha getirildi nezarete, sonradandan öğrendim ki tevkif edilmişim, Akşamüstüne doğru duruşması biten mahkümlarla beraber Sultanahmet ceza evine getirildik.

Çocuk olarak bir ben vardım, kaydımız yapıldıktan sonra Sübyan koğuşuna getirildim.

Korkunç ve pis bir yerdi, Oldukça karanlık, Yemekhane denilen yerin duvarları, masaları kirden simsiyahtı, Mahkûmlar suçun ne, kim ve nerelisin diye soruyordu,  Bir çocukla konuşurken çocuk yukarı kattan inen birine Muharrem bak semtinin çocuğu gelmiş dedi. Adının Çük Muharrem olduğunu öğrendiğim çocuk ile hiç ortak yanımız yok, Balatta oturuyorum ama Küçükpazarlı olduğumu söyledim, gene bana sahip çıktı, yol yordam hakkında bilgi verdi. Yatağımı battaniyemi ayarladı.

Bu sıra karavana getirildi, eğri büğrü alüminyum bir tabak, bir tahta kaşık verdiler, bol sulu kurufasülye yemeği idi, yanında bulgur pilavı, Bütün gün bir şey yememiş kimseden bir şey isteyememiştim, Mecburen yedik.

Akşam sayım yapılıp koğuş kapısı üstümüze kilitlendi, koğuşta yeni gelenlere oyun oynayıp eğleniyorlarmış, Bizde nasibimizi aldık, Bir ranza battaniye ile örtülmüş üstte hâkim oturuyor, sanığı getirip yargılamaya başlıyor, makara sorularla çocuklar gülmekten yere yatıyor, benim gibi acemiler çevreden çekindiği için bir şey diyemiyor, Sonuçta hâkim götürün dediği zaman yerdeki battaniye hızla çekiliyor sanık sırt üstü kıçının üstüne düşüyordu, Bu hoşgeldin şakasını ucuz atlatmıştım çünkü sonraki günlerde yeni gelenlere daha ağır şakalar yapıldığını gördüm, Burada Çük Muharrem inisiyatif kullandı herhalde.

Sabah 07:00, akşam 17:00 Gardiyanlar sübyanı rahat bırakmıyordu, Gün içinde birkaç defa gardiyan gelir dizilirdik, sen sen diye birkaç kişi alır götürürdü, ya salonları ofisleri temizletirlerdi, yada taşınacak birşey vardır onu taşıtırlardı.
Bir keresinde bende çıktım yarım gün kapıdaki kömürü içeri taşımıştım Bütün sübyan koğuşu ile beraber. Zor oluyordu ama dışarıda sokağı görmek için sevinirdik bile..
Zaten gün geçirecek bir meşgalemiz yoktu, kitap okuma imkanı yok, bezden yaptığımız topla maç yapar, bir kenarda 3-9-16 taş oynardık.

Sübyan üç katlı zemin bahçe ve yemekhane, birinci katta 17-18 yaş gurubu, 2. Katta biz 15-16 yaş gurubu iki koğuş var, Sanıyorum toplam 25-30 kişiydik.

Cebimde hiç param yok, Eve mektup yazmam lazım ama zarf, kâğıt, pul parasını kimseden isteyemiyorum.
Arkadaşlar bir-iki ay yatarsın diyorlar, açık kaldırım suçu, gece olmasaydı zaten tevkif olmazdın dediler.
İki hafta sonra sorgu hâkimliğine çıkarıldım, Kimliğim olmadığı için Trabzon’a sorulacakmış.
Arkadaşlar sorguya çıktığımı öğrenince Apo yandın en az sekiz ay yatarsın belki de bir yıl, Neden diye sorduğumda Evrakın Trabzon’a gidip gelmesi kolay değil, Sorgu hakimliği çok ağır çalışır dediler.

Bir dava karışık ve eksik dosya olduğunda Sorgu hâkimliğine havale oluyordu, bir kilo etmez meyve davası sorguya takılmıştı!, Sonradan öğrendim ki, Çok ceza yatmam için zabıtları yazan tek yıldız polis istanbul adresimi yazmamış, Şifahi Trabzon adresini yazmış. Üstelik Rum manavın ifadesi yok, kendisine haber bile verilmemiş.

İnsan çaresizliklere alışıyor ama Babamın korkusu aklıma geldikçe adeta titriyorum.

26 gündür buradayım eve haber gönderemiyorum, Zaten çocukların tamamına yakını terso gariban, Bu gün Çük Muharrem tahliye oldu. Hemen evin adresini yazdım durumu aileme anlatmasını istedim.

Ertesi gün sabah Cezaevi Müdürü beni çağırdı, Müdürün odasına çıktığımda İstanbul adliyesinde 6. Ağır ceza mahkemesi mübaşiri olan Şevki amcam ile karşılaştım.

 Amcamı gördüğümde çok utandım hüngür hüngür ağlamaya başladım, Amcam – Korkma oğlum ne oldu nasıl oldu buraya nasıl gedin dediğinde, mahalledeki manavın tezgâhından üç elma üç mandalina aldım, Bekçi yakaladı diyebildim.

Amcam Tamam hallederiz ağlama diyerek teselli etti. Ben gidip dosyana bakacağım merak etme diyerek gitti.
Dün tahliye olan Çük Muharrem bizim eve gidip durumu bildirmiş, Sabah Babam Adliyeye gelip amcama bilgi vermiş, Amcamda cezaevine gelmişti.

Öğlen yemediğini yemiştik ki Başgardiyanlıktan beni çağırdılar, Kapı altına gediğimde mahkemeye çıkacağımı öğrendim.
İki jandarma ile yürüyerek adliyeye geldik, Babam ve Şevki amcam duruşma salonu önünde bekliyordu, duruşmaya girdik, hâkim gene sordu manavdan aldığın meyvelerin parasını oraya koydun mu dedi, Yalan söylemeye cesaret edemedim, Koymadım dedim, Sonra gelip parasını verecek miydin dedi, Hayır dedim.
Hâkim amcamın yüzüne bakarak (Ne yapayım der gibi) kararı okumaya başladı. Bir yıl ceza verdi,   İndirimden sonra kalan beş ay on günü tecil etti, tahliye oldum.

(Sanıyorum ilk gün dosya içeriğini hiç okumadan sadece suç hanesine bakıp tevkif etmesi kendini endişelendirdi ceza vermeyi tercih etti, Elbette benim doğru konuşmamın da etkisi yok değil)

Jandarmalar çıkışımın ceza evinden olması gerektiğini söyleyip beni götürmek istediğinde, Amcam Ben sizinle gelip evrakı müdüre vereceğim diyerek adliyeden serbest kaldım.

Babamla Adliyeden ayrılıp birlikte eve geliyoruz fena dayak yiyeceğimi düşünüyorum, Kaçmayı düşünüyorum ama cesaret edemiyorum, Babam düşünceli ve üzgün, bana moral vermeye çalışıyor.

Korktuğum başıma gelmedi, Babam hiç kızmadı, Bana çok tuhaf geldi ama anlamda veremedim.

Yıllar sonra Annemden öğrendim ki, O komiserin beni tevkif ettirmesinin sebebi babammış, Şöyle ki; Bu olaydan birkaç ay evvel Fener polis karakolu memurları Bir balıkçı motorunu yakalamışlar İçinde kaçak sigara, silah, mermi varmış,  Polisler balıkçılardan sigara, silah, mermi alarak serbest bırakmışlar.

Fener iskelesinin sağ tarafında polis karakolu ve PTT var, Sol tarafında Gümrük muhafaza deniz karakolu var.
Polislerin yakaladığı balıkçıları İçinde babamın da bulunduğu gümrükçüler de takip ediyormuş, Polis balıkçıları serbest bıraktığında bu sefer gümrükçüler yakalamış, Balıkçılar polise rüşvet vererek bırakıldıklarını itiraf etmişler.

Gümrükçüler olayı nöbetçi savcılığa bildirmiş, Savcı karakola baskın yaparak kaçak mallara el koymuş, o geceki nöbetçi polisler açığa alınmış ve haklarında soruşturma açılmış.
Polislerin arkadaşları gümrükçülere ifade değiştirmelerini rica etmiş babam kabul etmediği için diğerleri de kabul etmemişler.

Tek yıldız o polis’in ve arkadaşları söz konusu manav hakkımda şikâyetçi olmamasına rağmen, 250 mt. İlerideki evime bile haber vermeyerek, Kendilerinin yazıp imzalattığı ifadeye üç elma, üç mandalina değil, manavın terazisini ve bozuk paralarını çalmışım gibi zabıt tutmuşlar.

Polis evrakında manavın ifadesinin olmaması nedeniyle beraat edecektim, Hâkime meyvelerin Parasını vermeyecektim dediğim için hâkim ceza verdi, O devrin hâkimleri pek duygusal değildi.

16 yaşımda hayatımın ilk dönüm noktası bu olay oldu. Cezaevi görmüş biri olarak mahallede artık bir ağırlığım oldu, ve racon kesen abilerin rolünü oynuyordum.
Artık yazlık sinemada gazoz satıp sinemayı süpürme devri bitti, Akralarım arasında abilik moduna girdim. Mahallede hepimizin korktuğu Bizden büyük Çingene Kamil vardı, Bir gün elimde gördüğü bir kamayı almak istedi Tabii orada madara olmak vardı, direnince dövmeye kalkıştı, üzerime yürüyünce bacağından bıçakladım ve kaçtı.

Bu olay ceza yatmamdan daha çok mevzu oldu. Artık icraatımda vardı. Bu basit yaralama icraatları devam etti, Her kavgadan sonra koltuklarımız kabararak nasıl vurduk, nasıl kaçırdık muhabbetleri havalandırmıştı beni.

Zaten mahallemizde yeteri kadar âlemin sayılı kabadayıları vardı, İstanbul’da söz sahibi Çilli Burhan, Arap Hüso, Arap Hallo dayı, Atom Mehmet, Kürt Yaşar gibi birçok kalburüstü kabadayı rolmodelimizdi.
 

Babam okuyamayacağımı anlayıp çalışma hayatına girmemi istedi
Önce Daruşşafaka cad. Nur kitabevinde, Sonra Kapalıçarşıda çeyiz mağazasında, Sonra yolgeçen handa Ayakkabı firezecisinde işe girdim, Üçünde de çeşitli nedenlerle dikiş tutturamadım.

Delikanlılık raconunda çıraklık olmazdı herhalde

Mahallemizin alt tarafındaki sebze-meyve halinde bir şekilde yolumu buluyor arkadaşlarıma yemek ısmarlıyor, sinemaya, denize götürüyordum, Sağlam yolumuzu bulduğumuzda Bursa çekirge kaplıcalarına giderdik, Sık sık taksi tutar 100 TL’ye İstanbul kazan biz kepçe akşama kadar taksi ile gezerdik.

Sonra tesadüfen Azapkapı balıkhanesinde Muhittin Öztimurlenk ve İsmet Güven abilerin balık komisyoncusu yanında çalışmaya başladım.

Bu süreçte hapishane arkadaşlarım tahliye olmuş onlarla da ara sıra takılıyorum. Onların yolu yol değil ama bende kafa olarak yoldan çıkmış oldum zaten.  

Bu Konunun detaylarını bir sonraki makaleye bırakarak 27 günlük mahkûmiyetin hayatımı nasıl değiştirdiğini bir ibret vesikası olarak yayınlamaya niyet ettiğimde Adliyeye gittim, dava dosyamın kopyasını almak istediğimde hayal kırıklığına uğradım, adliye evrakları belli bir zaman içinde imha ediliyormuş.  Belgeleri ile burada yayınlamak isterdim.

Bu olay başıma gelmemiş olsaydı, Yarım bıraktığım eğitimime devam edecektim. Bu olay nedeniyle ilk sabıkamı almış olmam nedeniyle okul hayatım 16 yaşımda bitti.
Aslında zeki bir çocuktum ama kader işte, 01.03.2020
 

Bir başka hayat hikayesi 

 
 




YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI