Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

İstanbul sözleşmesi TBMM Tutanaklarından (Tam)

23 Mart 2021 - 05:46

 TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ TUTANAK DERGİSİ


                                                                                                23’üncü Birleşim

                                                                                       24 Kasım 2011 Perşembe


(TBMM Tutanak Müdürlüğü tarafından hazırlanan bu Tutanak Dergisi’nde yer alan ve kâtip üyeler tarafından okunmuş bulunan her tür belge ile konuşmacılar tarafından ifade edilmiş ve tırnak içinde belirtilmiş alıntı sözler aslına uygun olarak yazılmıştır.)

                                                                                               İÇİNDEKİLER

I.- GEÇEN TUTANAK ÖZETİ

II.- GELEN KÂĞITLAR

III.- YOKLAMA

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Sadık Yakut’un, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle  konuşması

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin Doğu Anadolu fay hattı ile ilgili çalışmaların incelenmesi ve olası depremlere karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65)

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 23 milletvekilinin, su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/66)

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 20 milletvekilinin, arıcılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67)

 

B) Duyurular

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ve  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiğine dair dosyaların, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/639)

 

VII.- ÖNERİLER

A) Siyasi Parti Grubu Önerileri

1.- Iğdır Milletvekili Pervin Buldan ve arkadaşları tarafından, kadına yönelik şiddetin tespiti amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin, Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin BDP Grubu önerisi

2.- Millî Eğitim Bakanlığı bünyesinde görev yapan öğretmenlerin sorunlarının araştırılarak çözüm yollarının belirlenmesi amacıyla verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin 24/11/2011 Perşembe günü Genel Kurulda okunarak görüşmelerinin aynı birleşimde yapılmasına ilişkin MHP Grubu önerisi

3.- İstanbul Milletvekili Umut Oran ve arkadaşları tarafından, AB ile tam üyelik sürecinde yaşanılan sorunların tespiti hakkında verilmiş olan Meclis araştırması önergesinin Genel Kurulun bilgisine sunulmak üzere bekleyen diğer önergelerin önüne alınarak, 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde sunuşlarda okunmasına ve görüşmelerinin aynı  birleşimde yapılmasına ilişkin CHP Grubu önerisi

 

B) Danışma Kurulu Önerileri

1.- 81 sıra sayılı Kanun Tasarısı’nın,  gündemin üçüncü sırasına alınmasına ve görüşmelerinin 24/11/2011 Perşembe günkü birleşimde yapılmasına, görüşmelerinin tamamlanmasına kadar çalışmalara devam edilmesine ilişkin Danışma Kurulu önerisi

 

VIII.- USUL HAKKINDA GÖRÜŞMELER

1.- İç Tüzük’ü uygulamadığı, keyfi davrandığı gerekçesiyle Başkanın tutumu hakkında

 

 

 

IX.- KANUN TASARI VE TEKLİFLERİ İLE KOMİSYONLARDAN GELEN DİĞER İŞLER

A) Kanun Tasarı ve Teklifleri

1.- Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti ile Yeni Zelanda Hükümeti Arasında Hava Hizmetlerine Dair Anlaşmanın Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Dışişleri Komisyonu Raporu (1/423) (S. Sayısı: 21)

2.- Adalet ve Kalkınma Partisi Grup Başkanvekili Giresun Milletvekili Nurettin Canikli, Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Ankara Milletvekili Emine Ülker Tarhan, Milliyetçi Hareket Partisi Grup Başkanvekili Mersin Milletvekili Mehmet Şandır ve Barış ve Demokrasi Partisi Grup Başkanvekili Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan’ın Sporda Şiddet ve Düzensizliğin Önlenmesine Dair Kanunda Değişiklik Yapılması Hakkında Kanun Teklifi ve Adalet Komisyonu Raporu (2/138) (S. Sayısı: 80)

3.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı ve Kadın Erkek Fırsat Eşitliği Komisyonu ile Dışişleri Komisyonu Raporları (1/510) (S. Sayısı: 81)

 

X.- SÖYLEVLER

1.- Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek’in, Genel Kurula hitaben konuşması

 

XI.- OYLAMALAR

1.- Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesinin Onaylanmasının Uygun Bulunduğuna Dair Kanun Tasarısı’nın oylaması

XII.- YAZILI SORULAR VE CEVAPLARI

1.- İstanbul Milletvekili Mahmut Tanal’ın, bazı davalarda görev yapan savcılara ilişkin sorusu ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’in cevabı (7/160)

2.- Bursa Milletvekili İsmet Büyükataman’ın, Devlet memurlarına verilen çocuk yardımına ilişkin Başbakandan sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/569)

3.- Erzincan Milletvekili Muharrem Işık’ın, Anadolu Ajansı yayınlarına ve çalışanlarına ilişkin sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç’ın cevabı (7/577)

4.- Antalya Milletvekili Gürkut Acar’ın, memur ve işçi sendikalarında üye sayılarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/579)

5.- Ardahan Milletvekili Ensar Öğüt’ün, emeklilerin sorunlarına ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/715)

6.- Eskişehir Milletvekili Ruhsar Demirel’in, kadın istihdamının artırılmasına yönelik projelere ilişkin sorusu ve Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Faruk Çelik’in cevabı (7/716)

7.- Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk’ün, Başbakanlığa alınacak bir uçağa ve bir açıklamasına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/841)

8.- İzmir Milletvekili Musa Çam’ın, Başbakanlık tarafından kullanılan özel uçakların maliyeti, giderleri ve kullanım alanlarına ilişkin Başbakandan sorusu ve Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ’ın cevabı (7/936)

24 Kasım 2011 Perşembe

BİRİNCİ OTURUM

Açılma Saati: 14.00

BAŞKAN: Başkan Vekili Sadık YAKUT

KÂTİP ÜYELER: Mine LÖK BEYAZ (Diyarbakır), Bayram ÖZÇELİK (Burdur)

----- 0 -----

BAŞKAN – Türkiye Büyük Millet Meclisinin 23’üncü Birleşimini açıyorum.

 

                                           III.- Y O K L A M A

 

BAŞKAN – Elektronik cihazla yoklama yapacağız.

Yoklama için beş dakika süre veriyorum.

(Elektronik cihazla yoklama yapıldı)

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, toplantı yeter sayısı vardır, görüşmelere geçiyoruz.

 

IV.- OTURUM BAŞKANLARININ KONUŞMALARI

1.- TBMM Başkan Vekili Oturum Başkanı Sadık Yakut’un, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle  konuşması

 

 

BAŞKAN – Saygıdeğer milletvekilleri, bugün Öğretmenler Günü. Öğretmenler tarih boyunca bilginin, medeniyetin, sevginin, barışın timsali ve örnek insanlar olmuşlardır. Milletimizin ahlaki ve kültürel yönden güçlü, medeniyet bakımından gelişmiş, küresel rekabette başarılı olmasının yolu öğretmenlerimizin üstün çalışmalarına bağlıdır. Çağdaşlık yarışını kazanmanın anahtarı toplumu inşa etme faaliyetlerini yürüten öğretmenlerin elindedir. Öğretmenlerimizi aklın ve bilimin öncülüğünde, akademik ve sosyal yönden donanımlı bireyler olarak yetiştiren, kişilik hamurumuza biçim vererek dünyayı kavramımızı sağlayan, özgürlüğü, bağımsızlığı, ulusal egemenliği, cumhuriyeti ve demokrasiyi koruyan ve yücelten kuşaklar yetiştiren öğretmenlerimize borcumuz oldukça büyüktür. Geçmişte eğitim-öğretime hizmet etmiş öğretmenlerimiz başta olmak üzere yurdumuzun her köşesinde görev yapan öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü yürekten kutluyor, ebediyete kavuşmuş olan öğretmenlerimizi rahmetle anıyor, tüm öğretmenlerimize başarılar diliyor, saygılar sunuyorum.

Gündeme geçmeden önce üç sayın milletvekiline gündem dışı söz vereceğim.

Gündem dışı ilk söz, 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Elâzığ milletvekili Şuay Alpay’a aittir.

Buyurun Sayın Alpay. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

 

V.- GÜNDEM DIŞI KONUŞMALAR

A) Milletvekillerinin Gündem Dışı Konuşmaları

1.- Elâzığ Milletvekili Şuay Alpay’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

 

 

ŞUAY ALPAY (Elâzığ) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü vesilesiyle gündem dışı söz almış bulunuyorum. Yüce heyeti ve Meclisinizi saygıyla selamlıyorum.

Bizi büyük yıkımlara ve acılara uğratan Van ve Erciş depremlerinde 600’ü aşkın vatandaşımızla birlikte 75 öğretmenimizi, 75 meşalemizi kaybettik. Çoğu hayatının ilkbaharında olan o genç kardeşlerimiz, bugünkü Öğretmenler Günü’ne ulaşamadan, öğrencilerine doyamadan, ideallerine kavuşamadan ve ruhlarındaki ışığı ülke sathına yayamadan, aktaramadan genç yaşta hayata veda ettiler.

Van’ın ve Erciş’in evlatlarını, bizim evlatlarımızı ve yavrularımızı eğitmek için Türkiye'nin dört bir yanından yollara düşmüşlerdi, ama üzerlerine çatılar çöktü, duvarlar yıkıldı, dönüş yolları kapandı ve ebedî yolculuklarına çıktılar.

Depremlerde şehit olan öğretmenlerimizin aziz hatırası önünde saygıyla eğiliyorum, şehit öğretmenlerimizin ailelerine, yakınlarına ve aziz milletimize başsağlığı ve sabırlar diliyorum. Acımız büyük, mahzun ve kederliyiz. 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü de böyle hüzün içerisinde ve acılarla kutluyoruz.

Değerli milletvekilleri, Türkiye’mizin gücüne güç kattığı bir değişim ve dönüşüm sürecinden geçiyoruz. Türkiye'nin, dünyanın en güçlü ülkeleriyle rekabet edebildiği, demokrasisini kurumsallaştırarak hızla geliştirdiği ve bu büyüyen tabloda hiç şüphesiz en önemli ve en kıymetli rol ve fedakârlık öğretmenlerimizindir.

Bu sebeple, öğretmenlerimizi daima minnetle ve şükranla anmak ve onlara vefa borcunu mutlaka ödemek zorundayız. Göstermek zorunda olduğumuz bu vefa, aslında bizim kendi geleceğimize ve kendimize verdiğimiz önemle de doğrudan ilişkilidir, çünkü kalkınmanın en önemli taşıyıcıları öğretmenlerdir. Toplumun esas rehberleri ve önderleri de öğretmenlerdir.

Hayat içerisinde anne-baba olarak karşı karşıya kaldığımız sorunlarla başa çıkamadığımızda ve mümkünsüz yollara girdiğimizde aklımıza ilk gelen öğretmenlerdir ve evlatlarımız için ilk teslim ettiğimiz emanetler de öğretmenlerdir.

Unutmayalım ki hiçbir öğretmen sadece belli bir dersin, sadece belli bir bilim dalının öğretmeni değildir. Her öğretmen hayatın dönüşümünde çocuklarımıza ve gençlerimize rehberlik yapmaktadır. Bize millî ve manevi değerleri aktaran, evrensel doğruları öğreten, aidiyetimizi güçlendiren, bilginin şekillendirdiği dünyada bizi rekabete hazırlayan ve toplumun damarlarına nüfuz etmiş olan öğretmenlerimiz ve öğretmenlerimizin yaptığı işler sadece sınıfla, okulla sınırlandırılamaz. Onların Anadolu’nun en ücra köşelerinde başlayan maceralarının bin bir ağır şartlarda nasıl bin bir renkli öykülere taşındığını hepimiz yakın biliriz ve şahitlik etmişizdir.

Evet, bu yönüyle öğretmen hayatın rehberidir. Bu nedenle, öğretmenlerimize olan borcumuzu onlara sadece bugünde olduğu gibi güzel sözler söyleyerek ve günde bir defa anarak ödemiş olmayız.

Öğretmenlerimiz için daha ileri adımlar atmak, onların toplumsal statülerini, itibarlarını mutlaka daha fazla güçlendirmek zorundayız. Zira, öğretmenlerin itibarı bilginin, bilimin ve sanatın itibarıdır. Hepimizin bildiği ve dağarcığımızda var olan bilgilerle biliriz ki, bizim geleneksel terbiye sistemimizde öncelik öğretmenin, alimindir. Bunun içindir ki, ilmin kapısı olan, Hazreti Ali Efendimizin ifadesiyle bize bir harf öğretenin kulu ve kölesi oluruz. Öğretmen bu sebeple kutsaldır.

Yetiştirdiği her insanı yeniden kullanabilen toplum akılcı, uygar bir toplumdur ancak yetişkin insanların en iyilerini öğretmenlik mesleğine seçebilen toplumlar en güçlü toplumlardır. Bilgiye erişimin çok çeşitlenmiş olması, İnternet üzerinden bilgiye erişiyor olmanın kolaylığı, öğretmenlerin değerini ve kıymetini asla gözden uzak tutturmamalıdır ve konuda asla bir sapmaya yol açmamalıdır.

Ben, AK PARTİ hükûmetlerinin ilk günden itibaren eğitime sağlamış olduğu katkıyı, ilk günden itibaren bütçeden aldığı payın ne noktaya geldiğini hatırlatıyorum.

Bu duygu ve düşüncelerle hepinizi saygı, sevgi ve muhabbetle selamlıyorum, Öğretmenler Günü’nü yeniden kutluyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Alpay.

Gündem dışı ikinci söz, 24 Kasım Öğretmenler Günü ve öğretmenlerin sorunları hakkında söz isteyen Ankara Milletvekili Zühal Topcu’ya aittir.

Buyurun Sayın Topçu. (MHP sıralarından alkışlar)

 

2.- Ankara Milletvekili Zühal Topcu’nun, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

 

 

ZÜHAL TOPCU (Ankara) – Sayın Başkan, değerli milletvekilleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne yönelik olarak Milliyetçi Hareket Partisi adına gündem dışı söz almış bulunuyorum. Bu vesileyle hepinizi saygı ve sevgiyle selamlıyorum.

Sözlerime Van depreminde yaşamlarını kaybeden 75 öğretmenimizi, 75 fidanımızı, 75 eğitim neferimizi anarak başlamak istiyorum. Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin.

Hayatlarını kaybeden öğretmenlerimizin adlarını ve yaşam öykülerini Sayın Bakanımızdan her ne kadar duymasak da gönlümüzdeki ve dağarcığımızdaki yerleri hep taze kalacaktır.

Bir milletin millî, ahlaki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çabalarına bağlıdır. Millî birlik ve beraberliğimizin teminatı saygıdeğer öğretmenlerimizdir.

Öğretmen, en genel tanımıyla öğrenmeye rehberlik eden kişidir. Bu süreçte öğretmenin önemli sorumlulukları, büyük fedakârlıkları vardır. Öğretme, evrensel bir uğraştır. Yaşadığımız çevrede her ebeveyn çocuklarına, usta çırağına, öğretmenler öğrencilerine sürekli bir şeyler öğretirler; yani sürekli bir öğretme ve öğrenme durumu söz konusudur.

Her Öğretmenler Günü’nde öğretmenler anılır ve vaatler birbirini izler. Diğer taraftan, eğitim sistemindeki tüm olumsuzlukların ve başarısızlıkların nedeni olarak da maalesef öğretmenler görülür. Göreve gelen her bakan öğretmenlerin üç ay tatil yaptığını, kahvehanelerden çıkmadığını, gelişim ve değişime kapalı oldukları söylemlerini sıklıkla dile getirirken, toplum gözünde öğretmenler hedef gösterilmekte ve itibarsızlaştırılmaktadır.

Böylece, belli bir eğitim politikası oluşturulamayan, bir nevi yapboz tahtasına dönen millî eğitimin arka planda kalan büyük ve gerçek sorunlarının üstü örtülmekte ve âdeta kasıtlı olarak hedef saptırılmaktadır. Maalesef bu yapılırken de büyük bir özveri ve fedakârlıklarla görevlerini yerine getiren öğretmenlerimiz acımasızca eleştirilmekte, en amiyane tabirle, harcanmaktadırlar. Öğretmenin bir makine olmadığı, insan olduğu, bir ailesinin olduğu ve de en önemlisi yaşamsal ve yasal haklarının olduğu, bilerek ya da bilmeyerek, göz ardı edilmektedir.

Öğretmenlerimizin bugünlerde yaşadıkları bazı sorunları da birkaç başlık altında toplayabiliriz:

Öğretmenlerin gelir durumu, ülkemiz şartları göz önünde bulundurulduğunda, çok da iyi durumda değildir. Öğretmenlerin ücretleri, OECD ve Avrupa ülkelerinden daha düşüktür. Bu durum, kendini geliştiren, yenileyen öğretmen modelinin önüne geçen en büyük engeldir. Son yapılan eşit işe eşit ücret kanununda da öğretmen ve akademisyenler unutulmuş, ek ödemeleri de artmamıştır. Aynı unvan arasındaki ücret farklılığını gidermek adına çıkarılan kanun hükmündeki kararname ile üst düzey bürokratlar arasındaki ücret farklılıkları giderilmiş ancak eğitim ve öğretimin yükünü taşıyan eğitimciler göz ardı edilmiştir.

İktidarın istihdam anlayışı, her türlü güvenceden mahrum, tayin hakkı olmayan, aile bütünlüğünün korunmadığı -özellikle bunu vurgulamak istiyoruz- türlü istismarlara açık, sendikasız, güvensiz ve güvencesiz bir sisteme zemin hazırlamaktadır.

Bugüne kadar, millî eğitim bakanları, her öğrenci kayıt döneminde, kayıt parası ve zoraki bağış alınmayacağına dair genelge ve açıklamalar yapmışlardır. Bu sene de yine aynı açıklamalar yapılmasına rağmen, öğretmenler sorumlu tutulmuş, okul yöneticileri sorumlu tutulmuş ve valiliklere gönderilen genelgeyle de bu öğretmen ve yöneticiler hakkında soruşturmalar açılmıştır.

Ataması yapılmayan öğretmenler konusu ayrı bir yara olarak ülkenin gündeminde yerini işgal etmektedir.

Ayrıyeten, ücretli öğretmenlerle eğitim öğretim hizmeti yürütmeyi marifet sayan iktidar, atama bekleyen öğretmenlerin Bakanlığın ihtiyaçlarını karşılayacak kadrolar olduğunu da göz ardı etmektedir.

Genel olarak bakıldığında kalabalık sınıflar, lojman ihtiyaçlarının karşılanmaması gibi birçok sorunlar hâlâ dağ gibi karşımızda durmaktadır.

Teşekkür ediyor, saygılar sunuyorum. (MHP ve CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Topcu.

Gündem dışı üçüncü söz yine Öğretmenler Günü münasebetiyle söz isteyen Bursa Milletvekili Turhan Tayan’a aittir.

Buyurun Sayın Tayan. (CHP sıralarından alkışlar)

 

3.- Bursa Milletvekili Turhan Tayan’ın, 24 Kasım Öğretmenler Günü’ne ilişkin gündem dışı konuşması ve Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer’in cevabı

 

 

TURHAN TAYAN (Bursa) – Sayın Başkan, yüce Meclisin değerli üyeleri; 24 Kasım Öğretmenler Günü münasebetiyle söz almış bulunuyorum. Sizleri saygıyla selamlıyorum.

Atatürk’ün “Başöğretmen” unvanını kabul ettiği 24 Kasımı otuz yıldan bu yana Türkiye genelinde Öğretmenler Günü olarak kutluyoruz. 24 Kasım 1928’de açılan millet mekteplerinde yediden yetmişe herkese okuma yazma öğretilebilmesi için seferber olundu. Yüce Önder Atatürk, millet mekteplerinde bizzat yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi.

Bu yıl 24 Kasım Öğretmenler Günü’nü hüzünle kutluyoruz, çünkü geçtiğimiz günlerde Van depreminde 75 öğretmenimizi şehit verdik, güneydoğuda onlarca öğretmenimiz teröristlerce şehit edildi. Acımız büyüktür. Başta Başöğretmen Atatürk olmak üzere tüm şehit öğretmenlerimizi ve kaderiyle ölen öğretmenlerimizi saygı, rahmet ve şükranla anıyoruz.

Bilindiği gibi öğretmen varlığıyla ülkeleri aydınlığa kavuşturan insandır. Öğretmenin olduğu yerde çatışma yoktur, uzlaşma vardır çünkü öğretmen bilginin, sevginin simgesi, cehaletin düşmanıdır. Öğretmenlerimiz, bu bilinç ve inançla yurdumuzun en ücra köşelerine kadar uygarlık savaşçıları olarak gururla çalışmaktadırlar.

Sayın milletvekilleri, öğretmenlik mesleklerin sorumluluğu en yüksek olanı ve en onurlusudur, çünkü insanların ve toplumların yegâne mimarları öğretmenlerdir, çünkü çocuklarımızın körpe dimağlarını Atatürk ilke ve inkılaplarıyla süsleyen yine öğretmenlerdir.

Teknoloji ne denli gelişirse gelişsin eğitimde öğretmenin alternatifi yoktur ve olamaz. Çünkü öğretmen, sadece bilgi yükü, sadece veri deposu değildir; o, bunun ötesinde sevgisi, içtenliği ve davranışıyla çevresinde örnek ve önder olan kişidir. Öğretmen, eğitim sisteminin temel direğidir. Bu gerçeklerden dolayıdır ki Başöğretmen Atatürk “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır. Eserin değeri, sizin beceriniz ve özverinizin derecesiyle orantılı olacaktır. Hiçbir zaman hatırınızdan çıkmasın ki cumhuriyet sizden fikri hür, vicdanı hür, irfanı hür nesiller ister.” diyerek öğretmenlik mesleğinin büyüklüğünü vurgulamıştır.

Sayın milletvekilleri, bu denli önemli ve onurlu bir mesleğin mensuplarına onların layık oldukları sosyal ve ekonomik imkânları veriyor muyuz? Üzülerek “Hayır” diyorum. Yüz binlerce öğretmen açığına rağmen, öğretmenler atanamamakta, itilip kakılmaktadır. Seçimlerde verilen sözler unutulmaktadır. Sözleşmeli öğretmen çalıştırmaya ilişkin uygulama yaygın bir biçimde sürmekte, öğretmenler maddi sıkıntı içinde kıvranmaktadırlar. Meslek yükselmelerinde bilgi, beceri ve yeterlilik gibi önemli ölçütler değil, maalesef siyasi tercihler etkili olmaktadır. Birçok öğretmen eşlerinin bulunduğu yerleşim birimlerinden yüzlerce kilometre uzaklarda aile özlemi çekerek yaşamaktadır. Maalesef öğretmen moral çöküntü içindedir. Hizmet içi eğitim için yeterli ve geçerli önlemler alınmamaktadır.

Öte yandan, eğitimin millîliğini ve laik eğitim sistemini delme gayretlerini endişeyle izliyoruz. Endişelerimizi ve önerilerimizi beş dakikalık gündem dışı konuşmaya sığdırmak elbette mümkün değildir. Maalesef, tek başına iktidar, eğitimde reform yerine yaz boz getirmiş ve geriye gidilmiştir.

Öğretmenler Günü vesilesiyle, son önerimiz şudur: Terör ve deprem ile şehit olan 250’ye yakın öğretmenimiz vardır. Bu eğitim kahramanlarının isimlerini yapılan ve yapılacak okullara vererek onları ölümsüzleştirmeliyiz. Bunu, cefakâr öğretmen camiası, eğitim ordusu, Türk millî eğitiminden ve devletinden beklemektedir.

Hepinizi saygıyla selamlıyorum. (CHP sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Tayan.

Gündem dışı konuşmalara Millî Eğitim Bakanı Ömer Dinçer cevap vereceklerdir.

Buyurun Sayın Bakan. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (İstanbul) – Sayın Başkan, çok değerli milletvekilleri; sözlerime başlarken hepinizi sevgiyle, saygıyla selamlıyorum.

Bugün, 24 Kasım Öğretmenler Günü. Atatürk’ün Başöğretmen oluşunun 83’üncü yıl dönümünü kutluyoruz. Ben, buradan, sizler vasıtasıyla ve sizlere yönelik olarak da tüm öğretmenlerimizin Öğretmenler Günü’nü kutluyorum ve daha nice Öğretmenler Günü’nde mutlulukla, huzurla ve bugünkü yaşadığımız acıları yaşamadan ulaşmayı temenni ediyorum.

Çok değerli milletvekilleri, gerçekten bu yıl Öğretmenler Günü’ne biraz buruk bir yapıyla girdik. Hakikaten, Van’da kaybettiğimiz öğretmenlerimiz bizim içimizde derin bir acı bıraktı. Ben, tekrar Van’daki kaybettiğimiz öğretmenlere, onlara görev şehidi diyoruz, görev şehitlerimize Allah’tan rahmet diliyorum, yaralı olanlara şifa diliyorum ve ailelerine sabır temenni ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, hayatını kaybeden öğretmenlerimizle ilgili olarak şu ana kadar Millî Eğitim Vakfının yaptığı yardımların ötesinde, Hükûmetimiz de, biliyorsunuz, yaptığı ve yapmakta olduğu birtakım hukuki düzenlemelerle, onların sosyal güvenlik ve bundan sonraki ihtiyaçlarıyla ilgili tedbirleri almış bulunuyor. Yaralı öğretmenlerimizle ilgili olarak da her türlü tedavi hizmetini sunuyor ve onların bundan sonra sağlığa kavuşması için elimizden gelen neyse yapmaya çalışıyoruz.

Daha da önemlisi, yaralı öğretmenlerimizle ilgili, onların bana talebi vardı, enkazdan, sadece enkazdan yaralı olarak kurtulan öğretmenlerimizi de, yine kendi illeriyle veya istedikleri yerde görevlendirerek onların tekrar deprem sendromu yaşamamaları için gerekli tedbirleri almış bulunuyoruz.

Çok değerli arkadaşlar, gerçekten Van depremi bizim üzerimizde büyük bir etki bıraktı eğitim camiası olarak. Normalde biz bu etkiden kurtulmak hem de Van’da hayatın normale dönmesini sağlamak için bir an önce de eğitime başlamayı arzu ediyoruz. Hakikaten bugüne kadarki yaptığımız tespitlerde, size birinci depremden sonra bilgi vermiştim, bugün tazelemek ve ikinci depremden sonraki durum hakkında ayrıntısıyla bilgi sunmak ve ne yapmak istediğimizi anlatmak da istiyorum.

İkinci deprem maalesef birinci depremden daha yıkıcı oldu bizim için. Bu depremde aşağı yukarı 44’e yakın okulumuzun artık kullanılamaz hâle geldiğini gördük, ağır hasarlılar. İlk depremde bu sayı 20’di. Ama her şeye rağmen bizim Van’da 1.018 okulumuz bulunuyor ve bu 1.018 okuldan sadece 44 tanesini kullanamayacak gözüküyoruz. Diğerleri içinse mühendislerin yaptığı teknik incelemeler ve hasar tespitiyle ilgili durumlar tespit edildi ancak orada artçıların devam ediyor olması ve ayrıca binaların daha ayrıntılı bir şekilde analizlerinin yapılarak daha sağlam bir karar verebilmek maksadıyla teknolojiye dayalı bir hasar tespiti yapma gibi bir çalışma da yürütüyoruz. Dolayısıyla İstanbul Büyükşehir Belediyesinin sahip olduğu deprem analizleri yapabilecek teknolojiyle birlikte yeniden Van’da bir gözlem daha yapacağız ve binalarımızı tek tek kontrol edeceğiz. Bunu da 5 Aralığa kadar tamamlamayı planlıyoruz.

Onun ötesinde, şu ana kadar aşağı yukarı onar derslik olmak üzere 2 tane prefabrik okulumuz hazırlandı, yaklaşık 80’e yakın da ayrıca çadır derslikler, kışlık çadırların derslikleri hazırlanmış vaziyette. Öğrencilerimizin önemli bir kısmı ilgili en yakın okullara naklini yapacak ve taşımalı sistemle eğitimlerini götürecek şekilde tanzim edildiler ama daha da önemlisi eğer Van’dan dışarıya göç eden ister misafir olarak gitmek isteyen veya kalıcı olarak göç etmek isteyen vatandaşlarımız, aileler ve onların çocuklarıyla ilgili de tedbirleri aldık. Şayet imtihanla öğrenci alan okullara taşınacaklarsa, şartları taşıyorlarsa, kayıtlarını yapmak suretiyle, şartlarını taşımıyorlarsa misafir öğrenci olarak kayıtlarını yapmak suretiyle nakillerini yapıyoruz. Ayrıca, özellikle sekizinci ve on ikinci sınıftaki çocuklarımızın istemeleri hâlinde yine istedikleri illerde pansiyonlara yerleştirilerek eğitimlerine başlamalarıyla ilgili tedbirleri de aldık. Bu gönüllü bir şekilde yürütülüyor. İsteyen aileler ve çocuklarını götürüyoruz çünkü biliyorsunuz sekizinci sınıf ve on ikinci sınıf üniversiteye hazırlık ve SBS sınavları için çok önem arz eden sınıflar, onlar için ayrıca özel tedbirler aldık.

Çok değerli arkadaşlar, biz Van’da kaybettiğimiz öğretmenlerimizin hatırasını da yaşatacağız, onları hiçbir zaman unutmayacağız çünkü onlar müstesna bir güç olarak, müstesna bir hizmet sunarken hayatlarını kaybetmiş oldular. Bizim onları unutmamız mümkün değil. Bu vesileyle arkadaşların sıklıkla dile getirdiği birtakım talepleri veya unutulmamalarıyla ilgili teklifleri biz göz önünde bulunduruyoruz ve değerlendiriyoruz.

Öncelikle şunu söylemeliyim: Bugüne kadar görev başında hayatını kaybetmiş, Van depremine kadar –onu kastediyorum- hayatını kaybetmiş -görev başında- veya şehit olmuş öğretmenlerimiz varsa onların ismini zaten biz okullarda yaşatıyor idik. Ayrıca Van depreminde hayatını kaybeden öğretmenlerimizin isimlerini de kendi illerindeki okullarda yaşatmaya devam edeceğiz. Bunu daha önceden kamuoyuyla paylaşmıştım, burada tekrar vurguluyorum ama daha da önemlisi çok güzel bir karar olarak Millî Piyango İdaresi öğretmenlerimizin isimlerini kendi okullarına vermeye karar verdi.

Biliyorsunuz Millî Piyango İdaresi şimdiye kadar kendi reklam bütçesinden Millî Eğitim Bakanlığına okullar yapıp hediye etmekteydi. Bugüne kadar 1 anaokulu, 1 ilköğretim okulu, 41 tane de  ortaöğretim okulu olmak üzere yaklaşık 43 tane okul ve 15-16 civarında da pansiyonu bize yapıp teslim etmişti. Millî Piyango İdaresi bir karar verdi. Bu karar doğrultusunda “Millî Piyango” ismi taşıyan okulların isimlerini Van’da hayatını kaybetmiş öğretmenlerimizin isimleriyle değiştirecekler. Ben burada sizlerin huzurunda Millî Piyango İdaresine ve Maliye Bakanımıza bu konudaki hassasiyetleri ve katkıları için teşekkür ediyorum.

Çok değerli arkadaşlar, tabii, öğretmenlerimizin içinde bulunduğu durumu analiz ettiğimizde üzerinde konuşabileceğimiz pek çok sorundan bahsetmemiz mümkün. Bu sorunların her birisini tek tek konuşmak, her birisine dair çözümler getirmek de zaman içerisinde diğer sorunların daha büyümesine sebebiyet verebiliyor. O yüzden, biz, öğretmene verdiğimiz değer ve öğretmenlik mesleğine verdiğimiz önem sebebiyle, öğretmenlikle ilgili meseleleri tek tek ele almak, onlara ayrı ayrı çözümler üretmek yerine, bir bütünlük içerisinde ele almayı ve o doğrultuda bir strateji geliştirmeyi öngördük. O yüzden, Millî Eğitim Bakanlığı tarihinde ilk defa öğretmene odaklanmış bir çalıştay hazırlandı. “Ulusal Öğretmen Stratejisi Çalıştayı” ismini verdiğimiz bu çalıştayı geçtiğimiz hafta biz Antalya’da topladık. Türkiye Büyük Millet Meclisinde konuyla ilgili, geçmişinde öğretim üyeliği veya öğretmenlik olan milletvekillerimizin daveti yanında, ayrıca, sendika temsilcilerini, üniversite öğretim üyelerini, konuyla ilgili uzmanları, sivil toplum örgütlerini, köşe yazarlarını, aklınıza kim geliyorsa, hatta Atama Bekleyen Öğretmenler Platformunun temsilcilerini, yani bu konuda taraf olarak görebileceğimiz ne kadar kesim varsa bunların tamamının temsilcilerini davet ettik ve iki buçuk, üç günlük bir çalıştay tertip ettik. Bu çalıştay süresince ana hatlarıyla dört ana bölümde konularımızı tartıştık.

Onlardan bir tanesi, eğitim fakültesine gidecek yahut da öğretmen olmak isteyen öğrencilerimizin eğitim fakültelerine gitme süreci ve eğitim fakültelerindeki eğitim süreciyle alakalı alandı. Öğretmenlerin yetiştirilmesiyle ilgili sorunlar bütün ayrıntısıyla tartışıldı ve bu tartışmalarda daha etkin ve verimli hâle getirebileceğimiz eğitim sistemi üzerinde fikirler tespit edildi.

İkinci boyutu: “Öğretmenlerimizin yetişme sürecinde staj yapmalarının acaba usta-çırak ilişkisi içerisinde daha etkin hâle getirilmesi mümkün mü, değil mi?” sorusuna cevap aranmaya çalışıldı.

İkinci ana konu, ana hatlarıyla, öğretmenin seçimi, yerleştirilmesi ve oryantasyon eğitimi ile ilgili konulardı. Bugün, sizlerin bildiği gibi sadece KPSS sınavına dayalı olarak öğretmenlerimiz seçilmekte ve atamaları yapılmakta. Bunun yetersizliği üzerine vurgu yapıldıktan sonra öğretmenlerin nasıl seçilmesi gerektiği, onların Bakanlıkta nasıl yerleştirilecekleri ve istihdam edilecekleriyle alakalı hususlar ayrı bir tartışma mevzusu oldu ve nihayet yine öğretmenlerimizin çalışma hayatları boyunca mesleki gelişimlerinin sağlanması, çalışma şartlarının iyileştirilmesi ve daha etkin hâle getirilmesi gibi konular ayrı bir tartışma mevzusu oldu.

Son olarak da öğretmenlerin kariyer mesleği, ders vermeleri ve yetişmeleriyle alakalı hususlar üzerinde çok geniş kapsamlı tartışmalar yapıldı. Bu çalışmalardan sonra biz ulusal bir öğretmen stratejisi geliştirmeyi ve bu strateji üzerinde de tedbirlerimizi almayı varsayıyoruz. Bu açıdan bakıldığında az önce milletvekili arkadaşlarımızın gündeme getirdiği öğretmenlikle ilgili meselelerin tamamına dair çok kapsamlı ve çok ayrıntılı bir çözüm stratejisini ortaya koyacağız. Tabii, vaktiyle bununla ilgili belki başka tedbirler alınmış olabilir ama sizler de biliyorsunuz ki dünya sürekli değişmekte ve gelişmekte, yeni teknolojiler ortaya çıkmakta ve yeni yöntemler, yeni öğretme teknikleri ortaya çıkmakta. Bütün bunlarsa uygulamakta olduğumuz mevcut stratejileri değişmeye zorluyor. Bizim yaptığımız bu çalışma dünyadaki değişme ve gelişmeleri de göz önüne alarak millî eğitim sisteminin daha etkin ve verimli hâle getirilmesiyle ilgili, öğretmenin rolünü yeniden tanımlamaya yönelik bir çaba olarak ortaya çıktı.

Tabii, bu süreçte şunu söylemek lazım: Hakikaten öğretmenlerimizle alakalı önümüzde bekleyen bir sorun var, hemen hemen sıklıkla dile getirilen bir mevzu, atama bekleyen öğretmenler meselesi. Bununla ilgili bir fotoğraf size çizmek istiyorum. Daha önceden gündeme gelmesi sebebiyle burada bilgi vermiştim, hem de bilgilerimizi yeniden tazeleyelim diye, son olarak bütçe hazırlıkları sebebiyle 2011-2012 öğretmen kayıtlarını da gözden geçirerek o bilgileri de yeniden tazelemek istiyorum.

İçinde bulunduğumuz durum şu, arkadaşlar: Millî Eğitim Bakanlığı olarak bahsediyorum, tüm Türkiye’deki öğretmenler olarak bahsetmiyorum; Millî Eğitim Bakanlığının bu yıl itibarıyla kadrolu 662 bin öğretmeni bulunuyor, 662 bin kadrolu öğretmenimiz var, 60 bin civarında da ücretli öğretmenimiz bulunuyor. Toplam 722 bin civarında öğretmenle bugün eğitimimizi aksatmadan sürdürmek için çaba sarf ediyoruz. Dışarıda ise eğitim fakültelerinden mezun olmuş, fen edebiyat fakültelerinden mezun olmuş ve öğretmen olma vasfını kazanmış aşağı yukarı 264 bin öğretmen bulunmakta. Şimdi bir şeye dikkatinizi çekmek istiyorum, şu anda bizim ücretle istihdam ettiğimiz sadece 60 bin öğretmen bulunuyor ama dışarıda öğretmen olmak üzere kadro bekleyen yahut da Millî Eğitim Bakanlığından öğretmen olmak için talepte bulunan öğrenci sayımız 264 bin. Bu 264 bin rakamının üzerine iki şeyi daha ilave etmek istiyorum: Onlardan bir tanesi, sadece eğitim fakültelerinden her yıl yaklaşık olarak 44 bine yakın öğrencimizin mezun olduğudur. Yani mesela 2011 yılında 44 binden biraz daha fazla öğrencimiz öğretmen olabilmek için eğitim fakültelerini tamamlamışlardır. Fen edebiyat fakülteleri, fen fakülteleri, edebiyat fakülteleri, ilahiyat fakülteleri, spor ve eğitimle ilgili diğer bölümlerden mezun olan öğrencilerle birlikte baktığınızda, yıllık olarak, öğretmen olabilecek 73 bin insanımız mezun olmaktadır. Hâlbuki Millî Eğitim Bakanlığının bugün toplam ihtiyaç duyduğu kadrolu öğretmen sayısı 40 bin civarında, 60 bin ücretli öğretmene tekabül eden kadrolu öğretmen sayısıdır bu rakam. Millî Eğitim Bakanlığının hedeflerini esas aldığımızda, yani anaokulu, okul öncesi eğitimde eğitim hedefinin okullaşma oranı itibarıyla yüzde 100 olduğunu, ilköğretimde yüzde 100 olduğunu, ortaöğretimde de yüzde 90’ın üzerine çıkmayı hedeflediğimizi göz önünde bulundurursak o zaman bizim öğretmen ihtiyacımız 126 bin civarına çıkmaktadır. Yani bugün bizim yaklaşık 130 bin, hadi bilemediniz, biraz daha rahat çalışacağımızı varsayınız, 150 bin civarında öğretmene -maksimum- ihtiyacımız bulunmakta. Şu anda bile dışarıda kadro bekleyen, atama bekleyen öğretmen sayısının 264 bin olduğunu hesap edecek olursak bu problemin sistemik bir problem olduğunu ve bu problemin çözülmesiyle alakalı olarak da bizim çok daha bütüncül bir perspektif geliştirmemiz gerektiğini ortaya koyuyor. Bu yüzden, eğitim fakültelerinin bölümlerinin kontenjanlarının gözden geçirilmesi, öğretmen ihtiyacı veya öğretmen yetiştirilmesiyle ilgili düzenlemelerin yeniden gözden geçirilmesiyle ilgili kapsamlı bir çalışmaya da ihtiyacımız vardı. Belki Öğretmen Çalıştayı ile ilgili bizim temel gerekçelerimizden birisi de bu olmuştu. O açıdan bu meseleye biz çok daha köklü ve sistemik bir çözüm getirmek için çaba sarf ediyoruz.

Tabii yine belki bu meseleyle alakalı üzerinde duracağım başka bir husus da 2002 yılından bugüne kadar aşağı yukarı 320 bin civarında öğretmenimizin eğitim camiamıza, eğitim ailemize katılmış olduğunu ifade etmektir. 320 bin civarında öğretmen aldık bugüne kadar biz. Dolayısıyla, hele hele son iki yılda yani 2010 ve 2009 yıllarında ise her yıl yaklaşık olarak 40 bin civarında öğretmeni ailemize dâhil ettik. Bu açıdan bakıldığında, son yıllarda oldukça yoğun bir şekilde öğretmen almaya devam ediyoruz. Tabii bu, aynı zamanda öğretmenlerimizin göreve başlamalarıyla birlikte fırsat eşitliğini artıracak bir sonuç da doğuracak. Bu açıdan eğitimin kalitesine çok olumlu etki yapacak diye varsayıyoruz.

Tabii burada şunu hatırlatma ihtiyacını da hissediyorum: Aslında biz eğitim sorunlarından bahsediyorsak sadece öğretmen meselesi üzerinde durarak eğitim problemlerimizi çözemeyeceğimizi de fark etmeliyiz. Öğretmenlerimizin ne kadar fedakârca çalıştıklarını biliyoruz. Öğretmenlik mesleğinin ne kadar bizim toplumumuz içerisinde yüce bir yerde durduğunun, nasıl bir saygınlık taşıyan konumda olduğunun farkındayız. Ama sadece öğretmene bakarak, sadece öğretmen sorununa odaklanarak biz eğitim sisteminin sorunlarını konuşamayız. Şimdi, az önce arkadaşlar, birazcık da duygusal bir perspektifle çocuğundan veya ailesinden ayrı kalan öğretmenlerin atamalarıyla alakalı hususları dile getirdiler. Ben şimdi tüm Türkiye’ye buradan, öncelikle sizlere olmak üzere, bir soru sormak istiyorum. Mesela çocuklarınızın her yıl bir öğretmen değiştirmesini veya her yıl yeni bir öğretmenle yüz yüze gelmesini ister misiniz? Bu soru eğitim sisteminin kalitesi ve çocuklarımızın pedagojik yapısı açısından çok önemli bir sorudur ve bu soruyu lütfen öğretmenlerin ayrı kaldıkları zaman dilimini hesap ederek konuşanlar göz önünde bulundursunlar.

Başka bir soru: Çocuklarınızın eğitime başladıktan sonra, mesela bir 1’inci sınıf çocuğunun sınıf öğretmeni, ilk defa okula başlamış, belki bir aylık, bir buçuk aylık alıştırma sürecinden sonra o öğretmenin o sınıftan alınıp başka bir sınıfa veya başka bir ile gönderilmesini ister misiniz?

Yine, o sınıfa yeni bir öğretmenin geleceği kadar, beş günlük, on günlük, on beş günlük, belki bir aylık bir sürenin eğitim açısından kaybedilmesini kim arzu eder!

Ayrıca, eğitim başladığı hâlde öğretmeni alıp başka bir yere gönderdiğimizde o sınıfa ücretli öğretmen statüsünde bazı PKK yanlısı insanların girmesini arzu eder misiniz?

Öyleyse, eğitim sistemi ve öğretmen meselesiyle ilgili konuları gündeme getirirken hep beraber dikkatli olmalı ve öğretmenlerimizin sorunlarına hep birlikte ortak çözüm için el birliği yapmalıyız. Birbirimizden farklı stratejiler ortaya koyduğumuzda aslında sorun çözülemiyorsa sadece öğretmenlerimizin duygularını kullanmış veya istismar etmiş olabiliriz. Bu açıdan bakıldığında, ben sizlerden destek istiyorum bu anlamda.

Çok değerli arkadaşlar, bir başka hususun üzerinde durmak istiyorum. Hakikaten eğitimin kalitesini artırmak istiyorsak, onun en önemli temel taşının öğretmen olduğunu burada herkes ifade etti. Sugötürmez bir gerçek olarak öğretmen, eğitim kalitesinin en belirleyici ögesidir. O yüzden, öğretmenin kendi mesleki gelişimi kadar öğretmenin sınıfında olması, öğrencilerini sahiplenmesi ve öğrencilerine eğitimi vermesi, onlara rehberlik etmesi de önemlidir. O yüzden, öğretmenlerimizin pek çoğunun değişik alanlarda öğretmenlik kazandıktan sonra değişik alanlarda görevlendirme talep ettiklerini görüyoruz. Size şunu söylemeliyim: Bugün Millî Eğitim Bakanlığında 70 bine yakın öğretmen kendi kadrosunda görev yapmıyorsa, o zaman sürekli olarak görevlendirmeyle ilgili yapılacak taleplerin eğitimin niteliğini bozma konusunda ne kadar etkili olduğunu tahmin etmeyi size bırakıyorum ben.

Bu açıdan bakıldığında, öğretmen sınıfında olmalı, öğretmen öğrencisinin karşısında olmalı ve öğretmen öğrencisi için kendi sevgisini ve kendi emeğini, alın terini ortaya koymalı kanaatindeyim ben. O yüzden, öyleyse, bizim topyekûn odaklanacağımız alan belki öğrenci, belki öğretmen, belki veli ayrı ayrı olabilir ama bir bütünlük içerisinde eğitimin kalitesi olacaksa hepsine birlikte bakmalıyız diyorum.

(Mikrofon otomatik cihaz tarafından kapatıldı)

MİLLÎ EĞİTİM BAKANI ÖMER DİNÇER (Devamla) – Ben bu vesileyle hepinize teşekkür ediyorum. (AK PARTİ sıralarından alkışlar)

BAŞKAN – Teşekkür ediyorum Sayın Bakanım.

Sayın Türkmenoğlu, Sayın Özgündüz, Sayın Alim Işık, Sayın Muharrem Işık, Sayın Bürge, Sayın Ağbaba ve Sayın Yeniçeri, söz talepleriniz var ancak İç Tüzük’ün 59’uncu maddesi gereğince gündem dışı en çok üç kişiye söz verebiliyoruz.

Böylece gündem dışı konuşmalar tamamlanmış oldu.

Gündeme geçiyoruz.

Başkanlığın Genel Kurula sunuşları vardır.

Meclis araştırması açılmasına ilişkin üç önerge vardır, ayrı ayrı okutuyorum:

 

VI.- BAŞKANLIĞIN GENEL KURULA SUNUŞLARI

A) Meclis Araştırması Önergeleri

1.- İstanbul Milletvekili Ferit Mevlüt Aslanoğlu ve 21 milletvekilinin Doğu Anadolu fay hattı ile ilgili çalışmaların incelenmesi ve olası depremlere karşı alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/65)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

08.03.2010 tarihinde Elâzığ'da yaşanan deprem felaketi ülkemizde derin bir acıya yol açmıştır. Ülkemiz önemli bir deprem kuşağında olmasına karşın, ayrıca Doğu Anadolu Fay Hattı'nın çok aktif olduğu açık ve net ifade edilmesine karşın bugüne kadar bu bölgede hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Doğu Anadolu Fay Hattı; Muş-Varto, Bingöl-Karlıova, Elâzığ-Kovancılar ve Sivrice, Malatya-Doğanyol, Pütürge, Doğanşehir, Adıyaman-Gölbaşı, Maraş ve Hatay'a kadar uzanmaktadır.

Bu hatta, yıllardır oluşan birikimin boşalmasının her an olabileceği Afet İşleri Genel Müdürlüğü'nün daha önce hazırladığı raporlarda açık ve net olarak ifade edilmesine karşın, bu fay üzerinde çok geniş yerleşim alanları olmasına karşın hiçbir önlem alınmadığı açıkça görülmüştür.

Sonuçta; Elâzığ'da oluşan depremin bu fay hattı üzerinde her an olabileceği mevcut raporlarda yer almıştır. Ancak, sonuçta bu bölgede depreme karşı hiçbir önlemin alınmadığı gerçeği ile karşı karşıya kalmamız, depremin acısı kadar üzüntü duyulacak diğer bir gerçektir.

Bu fay hattında, son on yılda, farklı bölgelerde değişik ölçeklerde depremler oluşmuş, bu depremlerde önemli ölçüde can ve mal kayıpları olmasına karşın, depremin yaraları yeterince sarılmadan, vatandaşlar kendi kaderleriyle baş başa bırakılmıştır. Oluşacak yeni depremlere karşı her şey unutulmuş ve hiçbir tedbir alınmamıştır.

Bu fay hattı ile ilgili hazırlanan raporda, bu hattaki enerji boşalmasının her an olabileceği açık ve net ifade edilmiş olmasına karşın bu rapor dikkate alınmamıştır.

Doğu Anadolu Fay Hattı ile ilgili olarak hazırlanan detaylı raporlar ve alınması gereken   önlemler  açıkça   belirtilmesine  karşın   bu   raporun   neden işleme konulmadığının belirlenmesi, bu fay hattında önümüzdeki süreçte oluşabilecek yeni ve büyük depremlere karşı alınacak önlemlerin tartışılması için Anayasanın 98. Maddesi ile İç Tüzüğün 104. ve 105. Maddeleri uyarınca bir Meclis Araştırması açılmasını saygılarımla arz ederim.

 

1) Ferit Mevlüt Aslanoğlu                                          (İstanbul)

2) Candan Yüceer                                                     (Tekirdağ)

3) İhsan Özkes                                                         (İstanbul)

4) Erdal Aksünger                                                      (İzmir)

5) Atilla Kart                                                            (Konya)

6) Mehmet Şeker                                                      (Gaziantep)

7) Tufan Köse                                                          (Çorum)

8) Metin Lütfi Baydar                         (Aydın)

9) Mehmet Ali Ediboğlu                                             (Hatay)

10) Kazım Kurt                                                          (Eskişehir)

11) Salih Fırat                                                           (Adıyaman)

12) Sinan Aydın Aygün                       (Ankara)

13) Aytuğ Atıcı                                                          (Mersin)

14) Nurettin Demir                                                     (Muğla)

15) Ramazan Kerim Özkan                                        (Burdur)

16) Özgür Özel                                                          (Manisa)

17) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                    (İstanbul)

18) Rıza Türmen                                                        (İzmir)

19) Ali Rıza Öztürk                              (Mersin)

20) Celal Dinçer                                                       (İstanbul)

21) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                    (Kayseri)

22) Malik Ecder Özdemir                                           (Sivas)

 

 

2.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 23 milletvekilinin, su kaynaklarının potansiyelinin tespit edilerek korunması ve bilinçli kullanımı için alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/66)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Bilim insanlarının 1960'dan günümüze kadar düzenli olarak tuttukları kayıtlarının sonucunda, dünyanın her yıl ortalama 0,5 ila 0,8 derece arasında sıcaklığının arttığı izlenirken, bu veriler ışığında 2100 yılına kadar ise yılda ortalama 1,8 ila 4 derece arasında sıcaklık artışlarının olacağı varsayılmaktadır. Sanayileşmiş ülkelerin de atmosfere saldıkları sera gazlarındaki artışında dünyamızı olumsuz etkileyerek, küresel ısınmaya neden olduğu ifade edilmektedir.

Dünya yüzeyindeki sıcaklığın artmasına neden olan bu sera gazlarının, bilim insanlarının iddialarına göre 2025 yılından itibaren, dünya nüfusumuzun %50 sinin susuzlukla karşı karşıya kalacağını, hatta bu durumun 2020 yılından itibaren Asya ülkelerinde daha belirgin hissedilerek 1,2 milyar kişiyi etkileyeceği iddia edilmektedir. Durumun ciddiyetine inanan devlet ve hükümet adamları, bilim insanlarının bu uyarıları karşısında "Kuraklıkla Mücadele", "Küresel Isınma", "Kıt olan su kaynaklarının dikkatli kullanılması", "Doğayı koruma ve Çevreye duyarlı olma" konularında acilen önlemler alınması konusunda açıklamalar yapmalarına karşın, bu güne kadar elle tutulur somut bir adım atılamamıştır. Buna karşın kıt olan su kaynaklarımız savurganca kullanılmaya, küresel ısınma, doğanın tahrip edilmesi ve çevrenin kirletilmesi hızla devam etmektedir.

Bugün dünyada petrol denince ne akla geliyorsa su da aynı şeye gelmekte, hatta petrolsüz yaşanabilirken susuz yaşanamayacağı gerçeğini ifade etmektedir. Artık ülkeler gelecekler ile ilgili oluşturdukları ulusal politikalarını belirlerken, suyu dikkate almak zorunluluğunu hissetmektedirler.

Dünyadaki okyanuslar, denizler, akarsular, göller ile yer altı ve yer üstü su kaynaklarının ancak %3'ünün içilebilir su kaynaklarını oluşturduğunu göz önüne alırsak, konunun ne derece önemli olduğunu daha iyi ortaya koyabiliriz. Bugün dünyada kişi başına yıllık su tüketimi 7.600 m3/yıl iken ülkemizde bu oran 1.700 m3/yıl gibi çok düşük bir orandadır. Mevcut tüm su kaynaklarımızın potansiyeli ise kişi başına yıllık 3.700 m3/yıl'dır ki bu bile su tüketiminin ve mevcut kaynaklarımızın dünya ortalamalarının çok çok altında ve aslında su fakiri bir ülke olduğumuz gerçeğini ortaya koymaktadır.

Su fakiri bir ülke olmamıza karşın, bunun yanında bir taraftan küresel ısınma, çevre kirliliği, doğanın tahrip edilmesi ile birlikte diğer taraftan da mevcut su kaynaklarımızı bilinçsizce kullanmamız sonucu, verilerin de ortaya koyduğu gibi çok yakın bir tarihte su kıtlığı ve su savaşları ile karşı karşıya kalabileceğimiz aşikârdır. Komşularımıza göre daha şanslı olmamıza karşın çok yakın bir tarihte suya olan ihtiyacın bağımsızlığımızı çok ciddi tehdit altına sokabileceği görülmektedir.

İşte bu nedenlerle; Ülkemizin nüfus artışı da göz önüne alınarak, Ülkemizde mevcut su kaynaklarımızın gerçek kapasitelerinin tespit edilerek, gelecekte karşılaşacağımız tehlike ve tehditleri de göz önüne alarak, zaten kıt olan su kaynaklarımızın korunması, bilinçli kullanılması ve ileride su kıtlığına karşı alınması gereken tedbirlerin belirlenerek bir an önce hayata geçirilerek çözümlenmesi için Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104. Ve 105. Maddeleri gereğince bir komisyon kurularak araştırılması için önergemizin kabulünü arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Ali Sarıbaş                                                         (Çanakkale)

2 )Tufan Köse                                                         (Çorum)

3) Mehmet Şeker                                                     (Gaziantep)

4) Bülent Kuşoğlu                                                   (Ankara)

5) Aydın Ağan Ayaydın                                            (İstanbul)

6) Candan Yüceer                                                   (Tekirdağ)

7) İhsan Özkes                                                        (İstanbul)

8) Erdal Aksünger                                                   (İzmir)

9) Metin Lütfi Baydar                                              (Aydın)

10) Mehmet Ali Ediboğlu                                         (Hatay)

11) Kazım Kurt                                                        (Eskişehir)

12) Salih Fırat                                                        (Adıyaman)

13) Aytuğ Atıcı                                                        (Mersin)

14) Özgür Özel                                                       (Manisa)

15) Nurettin Demir                                                  (Muğla)

16) Atilla Kart                                                         (Konya)

17) Sinan Aydın Aygün                                            (Ankara)

18) Ramazan Kerim Özkan                                       (Burdur)

19) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                  (İstanbul)

20) Ali Özgündüz                                                    (İstanbul)

21) Ali Rıza Öztürk                                                  (Mersin)

22) Celal Dinçer                                                     (İstanbul)

23) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                   (Kayseri)

24) Malik Ecder Özdemir                                         (Sivas)

 

 

 

3.- Çanakkale Milletvekili Ali Sarıbaş ve 20 milletvekilinin, arıcılık sektörünün sorunlarının araştırılarak alınması gereken önlemlerin belirlenmesi amacıyla Meclis araştırması açılmasına ilişkin önergesi (10/67)

 

 

Türkiye Büyük Millet Meclisi Başkanlığına

Beş milyonu kayıtlı olmak üzere on milyondan fazla arı kovanının olduğu ülkemizde, genelde örgütlenen arıcılar, ilimizde de 'Çanakkale Arı Yetiştiriciliği Birliği' çatısı altında birleşerek örgütlenmeye çalışmışlardır.

Bir tarım ülkesi olan ülkemizde arıcılığın önemi çok büyük olup, arısız tarım düşünülemez. Coğrafik konumu itibarıyla arı yetiştiriciliğine çok uygun olmasına karşın, ülkemizde arı yetiştiricilerinin saymakla bitmeyen sorunları bulunmaktadır.

Bölgeler için en iyi arının seçiminden, bölgelerin şartlarına uyum sağlayan arının seçimine kadar. Bölge dışından taşıma yolu ile getirilen arıların taşıdığı risklere, arıcıların eğitimine, modern araç gereç kullanımına, kovanların bakımı ile hijyenikliğinin sağlanmasına kadar birçok sorun yaşanmakta. Daha doğrusu arı yetiştiriciliğinden, bal üretimi ve pazarlanmasına kadarki geçen süreçte saymakla bitmeyen pek çok sorunlar yaşanmaktadır.

Ülke ekonomimiz ve istihdama çok büyük katkısı olan arıcılık sayesinde elli binin üzerinde aile direkt olmak üzere yüz binlerce kişi geçimini sağlamaktadır. Milyonlarca kişinin faydalandığı arıcılık son yıllarda ülkemizin yükselen değeri olması sebebi ile;

İstihdam başta olmak üzere, ülkemize birçok faydası olan arı yetiştiriciliğinin daha bilinçli yapılabilmesi için eğitim ve örgütlenmeleri başta olmak üzere, modern araç ve gereçlerden daha fazla yararlanmaları, üretimde verim ve kalitenin artırılması, maliyetlerin düşürülerek halkımızın daha fazla bal tüketmesi, ülkemiz tarım ve ekonomisine daha çok katkıda bulunabilmesi, ihracata yönelik çabaların yoğunlaştırılarak, yabancı ülke üreticileri ile rekabet edebilmeleri için arıcılarımızın sorunlarının tespit edilerek, çözümlenmesine yönelik gerekli tedbirlerin alınarak, arıcılarımıza ve arıcılık sektörümüze sahip çıkılması amacı ile Anayasamızın 98. İçtüzüğümüzün 104 ve 105. maddeleri gereğince bir komisyonunun kurulabilmesi için araştırıma önergemizin kabulünü arz ederiz.

Saygılarımızla.

1) Ali Sarıbaş                                                                             (Çanakkale)

2) Candan Yüceer                                                                      (Tekirdağ)

3) Atilla Kart                                                                               (Konya)

4) İhsan Özkes                                                                           (İstanbul)

5) Erdal Aksünger                                                                      (İzmir)

6) Tufan Köse                                                                            (Çorum)

7) Mehmet Şeker                                                                        (Gaziantep)

8) Salih Fırat                                                                              (Adıyaman)

9) Özgür Özel                                                                             (Manisa)

10) Metin Lütfi Baydar                                   (Aydın)

11) Mehmet Ali Ediboğlu                               (Hatay)

12) Kazım Kurt                                                                           (Eskişehir)

13) Aytuğ Atıcı                                                                            (Mersin)

14) Nurettin Demir                                                                     (Muğla)

15) Ramazan Kerim Özkan                                                        (Burdur)

16) Mustafa Sezgin Tanrıkulu                                                    (İstanbul)

17) Ali Özgündüz                                                                       (İstanbul)

18) Ali Rıza Öztürk                                                                     (Mersin)

19) Celal Dinçer                                                                         (İstanbul)

20) Mehmet Şevki Kulkuloğlu                                                    (Kayseri)

21) Malik Ecder Özdemir                               (Sivas)

BAŞKAN – Bilgilerinize sunulmuştur.

Önergeler gündemdeki yerlerini alacak ve Meclis araştırması açılıp açılmaması konusundaki görüşmeler, sırası geldiğinde yapılacaktır.

 

B) Duyurular

1.- Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının yazısı ile Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesince, Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım ve  Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiğine dair dosyaların, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereğince  Türkiye Büyük Millet Meclisinin bilgisine sunulmasına ilişkin duyuru (3/639)

 

 

BAŞKAN – Sayın milletvekilleri, Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının 16/11/2011 tarih ve 2011/11105-5 sayılı yazısı ile;

Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesinin 2010/516 esas sayılı derdest dosyası kapsamında Mardin Milletvekili Gülser Yıldırım’ın,

2011/46 esas sayılı derdest dosyası kapsamında ise Şanlıurfa Milletvekili İbrahim Ayhan’ın, tutuklu olarak yargılanmalarına devam edildiği, Anayasa’nın 83’üncü maddesinin ikinci fıkrası gereği bildirilmiştir.

Bilgilerinize sunulur.

Şimdi, Barış ve Demokrasi Partisi Grubunun İç Tüzük’ün 19’uncu maddesine göre verilmiş bir önerisi vardır, okutup işleme alacağım ve o

Bu yazı 716 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum