Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Ruh Var mı, Varsa Hangi organımızda barınmaktadır?

28 Nisan 2021 - 12:32 - Güncelleme: 28 Nisan 2021 - 13:37

Allah cc. İsra 85 ayetinde buyuruyor
Ve sana ruhtan sorarlar. De ki: “Ruh, Rabbimin emrindendir.” Ve size, (ruha ait) ilimden sadece az bir şey verildi.


Evet, Allah Ruh bilgisini veriyor, Bilemezsiniz diyor.
Hayatı yaratan Allah bilemezsiniz diyorsa bizde haddimizi bilmeli, Bilemeyeceğimiz şeyleri bilmeliyiz.
Hayatı 5 duyu ve aklımızla biliyoruz, akletmeyi, düşünmeyi hangi organımızla yapıyoruz?
Şimdi beynimizle diyenler olacaktır, Aslında Beyin sinir sistemi merkezidir, Fiziki davranışlarımızın kontrol edildiği yerdir.

Beyin hayvanlarda olduğu gibi, 5 duyu ile edinilen bilgileri depolayarak kullanabilir, Birde fıtrat vardır "kabiliyetimiz dışında bildiğimiz davranışlar" bazı bilgilere yaratılışla sahip oluyoruz.
Beynin bu kabiliyetine zekâ diyoruz, hayvanların zekâsı vardır lakin aklı yoktur.
Bu zekâ bilgileri ile yaşarsak "hayvanlar gibi" oluruz,
Akıl İnsan ve Cinlerde var, İnsan düşünür aklını kullanır olabilecekleri önceden değerlendirebilir.
Akıl kabiliyetimiz insanları hayvanlardan ayıran en belirgin özelliktir. Aklımızı kullanmaz zekâ ile yetinirsek davranışlarımız hayvanlar gibi olur.

Beyin kendi başına bir hareketi alışkanlık, istem dışı, düşünmeden yapabilir. Yürürken adımlarımızı, nefes almamızı, görmemizi, organlarımızın faaliyetlerini yapabilir.
Bilinçli bir davranış için mutlaka düşünmek-karar vermek zorundayız.
Düşünerek bakarsak görürüz, aklımız başka yerde ise gözlerimizin ne gördüğünü bilemeyiz.
Yürürken bir engel varsa rutin yürüyemeyiz İrademizi adımlarımıza yöneltir her adımımızı bilinçli atarız Bu arada diğer uzuvlarımızın ne yaptığını bilemeyiz.

Birçok yerimizden ağrı acı duyabiliriz Ama sadece birini hissederiz, hangi acı baskın ise onu hissederiz, Kolumuzu tedavi etsek ağrı durduğu an ayağımızdaki ağrıyı o zaman hissederiz.

Yani Beyin bütün vücudu aynı anda kontrol etmekte acizdir.
Beynimize komut veren Ruh+akıl denilen ayrı bir güç merkezi var, Buda göğsümüz "Sinemiz" altında, İman tahtası denilen kaburga kemiklerinin ortasının altındadır.

Düşünme yeteneği ile sahip olduğumuz duygularımızın merkezi beynimiz değil, Göğsümüzdür.
Sevinçler, hüzünler, duyguların tepki verdiği yer bu sinemizidir.

Prof. Dr. Ayhan Songar Beyin üzerine yaptığı araştırmalarda İnsan davranışlarının hayvanlarda olduğu gibi kısıtlı rutin olmadığını, Alabildiğine kabiliyetli, çok değişken olduğunu gözlemleyerek "Düşünce merkezinin" beyin olamayacağını, Başka bir organ olması gerektiğini düşünerek arayışlarını kalp'e, diğer organlara çevirmiş. Çünkü dini söylemlerde duygusal merkezin kalp-yürek olduğu söyleniyordu.

Kadavralar üzerinde yaptığı araştırmalarda Kalp-yüreğin böyle bir kabiliyeti olamayacağını gördü.
Bu arada Kaburga altında yoğun "snaps" sinir hücreleri bulur, Bunların ne olduğunu araştırmaya koyulur, bir netice elde edemez.

Konuyu tanıdığı ilahiyatçı hocalara açar, Hoca kısaca "O bulduğun yer ruhun mekânıdır" der.
Songar; Nasıl diye sorunca.

Beş duyumuzla hissettiğimiz güzel-çirkin şeylerin tepkisini nereden alıyorsunuz? Elbette ki beynimizden değil göğüs kafesimizden. Sevindirici şeylerle göğsümüz titrer rahatlar, Kötü şeylerde göğsümüz daralır, bazen acı bile hissederiz.

Bütün şuurlu düşüncelerimize kalbimiz ile karar veririz, kalp ruh ‘un bir başka adıdır,
Ruhu inkâr etmek isteyen materyalist tıp, kasıtlı olarak yüreğimize kalp demiştir.
Ruh’ un inkârı Allah'ın inkârı anlamına geliyor elbette.

İnsan cenini 130 günlük olunca, Melekler Berzah âleminden Allah'ın takdir ettiği bir ruhu getirilir Anne karnındaki ceninin göğsündeki kafese koyar.
Ölüm söz konusu olduğunda o ruh geldiği yere götürülür.

Beden bazen cansızlaşmadan da ruh bedeni terk edebilir, Tıp Buna bitkisel hayat diyor.
Günümüzde modern tekniklerle ruhun terk ettiği bedenleri yaşatıyorlar, Kanada'da 15 yıl yaşatılan beden sahipleri hiç bilinçli bir davranış göstermedi.
Tıp bu konuda asıl ölümün gerçekleştiğine karar vererek Hastanın yaşam fişini çekebiliyor.

Modern tıp ne zaman Ruh'a (Allah'a) inanır, Ancak o zaman gerçek sağlık tedbirlerini almaya başlayacaktır. Günümüzde uygulanan (Cerrahi hariç) birçok tedavi şekli tesadüfidir, Belki de ölüme o tedbirler neden olmaktadır.
Abdullah Gözaydın fatihten@gmail.com

Bu yazı 382 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 2 Yorum
  • Abdullah Gözaydın:
    1 ay önce
    Muhammed Birben Kaptan, Ruh şuurlu Kul anlamına da gelir, zaten İnsan 5 duyumuzla gördüğümüz beden değil ruhumuzdur. Melek, İnsan, Cin lerin tamamının bedeni teferruattır esas olan Ruhtur ve Bizler Kalû-Belâda bu bedenle değil ruhlarımız olarak Allah cc. ile ahitleştik. kıyamet sonrası eski bedenimizle mahşerde olmamız Ruhumuzla anlamına gelmektedir, Allah cc. elbette bilir biz bilemeyiz, Birçok ayette, Mahşerde İnsanların birbirine karşı merhametsiz olacağı, anne avladına evladın annesine hakkını helal etmeyeceğini beyan etmesini düşünelim. Sanıyorum, Kimse kimse ile akraba, kardeş falan değil. Bunlar Dünya sınavının gereği. O Gün bütün insanlık bir aradaydı, mahşerde gene bir arada olacaklar. Bedenimiz Dünya malı, Dünyada kalıyor. ( Adem'in cesedi cennete yaratılırken bedeninin toprağı "Cebrail As. tarafından" Dünyadan getirildi. selamlar
  • BAZI YORUMLARDAN ALINTILAR
    1 ay önce
    Muhammed Birben Kaptan TEFSİR: Kur’ân-ı Kerîm’de rûh, “Cebrâil (a.s.)” (bk. Nahl 16/102), “vahiy-Kur’an” (Nahl 16/2; Mü’min 40/15) ve “insana üflenen can” (bk. Hicr 15/29) mânalarında kullanılır. Bu üçünden hangisiyle ilgili olursa olsun, elektrik gibi bir kısım etkilerini görsek de, ruhun ne olduğunu tam olarak anlamamız mümkün değildir. Çünkü bizzat hem onu hem bizi yaratan Allah Teâlâ, bize bu konuda oldukça az bir bilginin verildiğini söylemektedir. Ancak bu âyetin öncesine ve sonrasına bakıldığında burada sorulan “ruh”tan maksadın Kur’an ve onu getiren Cebrâil (a.s.)’la ilgili olduğu kolaylıkla anlaşılabilir. Nitekim bu konuya ışık tutan diğer bir âyet-i kerîmelerde şöyle buyrulur: “İşte biz böylece sana emrimizle ölü kalplere hayat bahşeden bu Kur’an’ı vahyettik. Yoksa daha önce sen kitap nedir, iman nedir, bilmezdin.” (Şûra 42/52) “Allah, melekleri kendi tarafından bir vahiyle kullarından dilediğine indirir ve peygamberlerine insanları şöyle uyarmalarını emreder: