Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

Türk ve Yunan Halklarını çatıştıran İşgalci Grekler

14 Mart 2021 - 17:10 - Güncelleme: 14 Mart 2021 - 17:48

Yunanistan’ın Türkiye halkları arasında bitmeyen Kin-Nefret söylemleri böyle devam ediyor. 
Sözde Türkler 400 Yıl ülkelerini işgal etmiş.
Hâlbuki Biz bu ülkeyi Romalılardan aldık, Günümüzdeki Türkiye ve Yunanistan halklarının Hristiyanları Rum dediğimiz Eski Asya kavimleri, ayrıca çoğunluğu Türk kavimleri.
Üstelik Anadolu ve Makedonya’da hâkim olan milletler “Romalı-Rum”  diye tanımlanıyordu. 
Günümüzdeki Yunanistan devletinin egemen sınıfı Greklerdir. Grekler Yunanlı değildir, Makedonya’nın kuzeyinde yaşamış (Eşkıya-barbar) küçük bir kavim olarak bilinir.
Yunan medeniyeti adını kullanıyorlar. Grekler Avrupalı Yunanlılar Asyalıdır. 
Fatih İstanbul’u fetih ettiğinde Adını Bizans İmparatoru olarak ilan etmişti. Greklerin Ne Yunanla nede Bizans ile hiçbir ilgileri yoktur.
Kaldı ki Müslüman Türkler kendi vatandaşı Hristiyanlara, Tebaası Hristiyanlara asla ayrımcılık yapmamıştır. Askerlik yaptırılmayan tebaadan (Harç-haraç) adı ile Askerlik vergisi alınırdı.
Sosyal medyada bu konu hakkında bir tartışmayı enteresan buldum Aşağıda:

Biri ülkenizin topraklarını istilâ etmiş, bu toprakları yüzyıllar boyu hâkimiyeti altında tutmuş, sizi ise kendine kıyasla bir ikinci sınıf vatandaş (bir tür köle) konumunda yaşatmış, atalarınızın büyük bir merakla inşa etmiş olduğu ibadet mekânlarını kendi ibadet mekânına çevirmiş, çocuklarınızı kendi yayılmacı savaşlarında kullanması üzere sizlerden koparmış, size yabancı kılmışsa... ve siz günün birinde güç elde edip topraklarınızı geri alıp istilâcıyı kovabilmişseniz, istilâcının topraklarınızda bırakmış olduğu kendi mal ve mimari yapılarıyla ile ilgili hak talep etmesini mantıklı ve adil bir eylem olarak görür müydünüz?
İşte, bu şuurdaki grupta sözünü ediyor olduğumuz mübadele konusunda  Rum tarafının iki tarafın mübadele eylemini eşit ağırlık ve sancılılığı olan bir eylem olarak görmemekte ısrar edişi tam da bu sebeptendir: Kendi topraklarından kovulmuş Müslüman nüfusu istilâcının oraya yerleştirmiş olduğu bir nüfus olarak görüyor da ondan. Karşı tarafın kovmuş olduğu Hristiyanları ise istilâcının hala ellerinde bulundurduğu kendi topraklarından kovulmuşlar olarak görüyor. 
Bu ‘detay’ tüm burada söyleşiyor, tartışıyor olduklarımızın ‘püf’ noktasını teşkil eden bir ‘detaydır. Türkiye tarafı bu ‘detayı fark etmedikçe Rum tarafının tavrını da anlayamaz.
Ve bu ‘püf’ noktasının derinlemesine anlaşılması Türkiye’de hala gayetle caiz ve normal bir şeymiş gibi görülen, kökeni İslâmiyet’in hayat görüşünde bulunan ‘fütuhat’ kavram ve akidesinin tam olarak ne anlama geldiğinin bilinmesinden geçer.
...   ...   ...
Türkiye’de doğmuş büyümüş olup da bilmeyenimiz yoktur: Tarihten bahsedildiğinde ‘orayı fethettik, burayı fethettik, oranın fethi, buranın fethi’ türünden sözler devamlı duyulan sözlerdir. Hatta tüm bu ‘fetih’ olayları okullarda ballandıra ballandıra, bir hamaset destanı edasıyla anlatılır, tüm ülkede ise ‘fetih’ şenliklerinin düzenlediği olur. ‘Bin atlı akınlarda çocuklar gibi şendik’ türünden dizeler çınlar durur insanların kulaklarında, daha ilkokul yıllarından.
Hatta günümüzde bile, 21. asrın başlarında, ‘fütuhat’ ideolojisinin Türkiye’de (nüfusun hiç de ufak sayılamayacak İslami kesimce en azından) hala meşru bir şey olarak görülüyor, kutsanıyor olduğuna o Diyanet işleri bakanının elde kılıç Ayasofya’nın minberine çıkışıyla da tanık olduk, hepimiz. 
Peki, bu ‘fütuhat’ meselesinin tam olarak ne olduğu, kelimenin ne anlama geldiği, İslâmi fıkıh çerçevesindeki teorik anlamının ne olduğu ve Türkiye’deki resmi devlet ideolojisince kavramın ne tür gerekçe ve argümanlarla algılarda meşru kılındığı konusunda bilgimiz var mı?
Bu soruyu kendimize samimi bir bilgileniş talebiyle yönelttiğimizde çoğumuz doyurucu bir cevaba sahip olmadığının farkına varacaktır. Ama gelin görün ki iç dünyamızda bu soruya doyurucu bir cevap bulmadıkça burada söyleşiyor olduğumuz grubun konusu, yani Osmanlı’da Balkan ayaklanmaları, Balkan devletlerinin oluşumu ve bu oluşumun sonucu olan Mübadele gibi olayların köksel nedenini de anlayamayız.
İslâmi toplumlardaki ’fütuhat’ (ve ‘gaza’) konusunun (ve bu konunun doğurduğu ‘zımmilik’, ‘cizye’, ‘millet-i hâkime, millet-i mahkûme’ türünden kavramların) anlaşılması, burada söyleşiyor olduğumuz grubun konusunun derinlemesine anlaşılabilmesi için ‘kilit’ teşkil eden bir noktadır. Bu nokta üzerinde odaklanılmadıkça, bu noktanın anlamının derinlemesine farkına varılmadıkça, tüm buradaki söyleşilerimiz de bir barışseverlik şovundan ibaret kalacaktır.
’Biz ne güzel kardeş kardeş yaşıyorduk, Hristiyan tebaanın isyanı kendisine bunca iyi davranmış melek misali bir devlete karşı hainlikten ibarettir’ türünden kanılar ‘fütuhat’ın ne anlama geldiğini bilmeyenlerin kafalarında var olan kanılardır ancak. 
Şüphesiz, söz konusu mevzu Türkiye tarafı için kendiyle yüzleşilmesi en zor mevzulardan biridir. Ama yüzleşilmesi şarttır. Türkiye toplumu bu mevzuyla yüzleşmedikçe kendi gelişimini de tıkayan bir hayat konumlanışına saplı kalacaktır. 
...   ...   ...
Malûm, bu konu masa üzerine her serildiğinde Türkiye tarafı ‘siz de binyıllar evvelsinde buraları bir başkalarından ele geçirdiniz’ argümanını öne sürüyor. Sonra da bu toprakların el değiştirme döngüsünün kendi ele geçirmiş olduğu topraklarla sona ermesi gerektiğini vurguluyor. ‘Artık çağdaş toplumlardayız bu gibi eylemler son bulmalı’ türünden tamamen kendi işine gelen bir argümanla. Ama aynı argüman kendisine karşı kullanılmış olsaydı kıyameti koparırdı elbette. ????
Bu konu -’fütuhat’ konusu- üzerinde acilen durulması gereken bir konudur. Derinlemesine anlaşılmadığı takdirde ne Rum tarafının serzeniş ve güvensizliğinin ana nedeni anlaşılır, ne de Türk tarafında ‘her Türk asker doğar’, ‘savaş Türk’e düğündür’ türünden sözlerle yaşatılan ve bir türlü dinmek tükenmek bilmeyen ağır militarizmi (ve dolayısıyla da ülkedeki Demokrasi temellendirme imkânsızlığını) hasıl eden emniyetsizliğin sebebi.
(Görseldeki tablo taslağı meşhur Yunanlı ressam Nikolaos Gizis’in -1842-1901- bir resim çalışması. Yeniçeri ocağına teslim edilmek üzere ailelerinden koparılan ufak çocuklar ve annelerinin acısını dile getiren bir eser.)
*************
Neşide Gençer
Gereksiz bir yazı. Yazı bile denmez gerçeklikten uzak edebî yani olmayan objektiften uzak bir masal.
100 yıl öncesini hortlatmaya , çalışan sanırsınız ki sütten çıkmış ak kaşık, Tencere dibin kara seninki benden kara. Helenlerin MÖ. 1000 yılında Anadolu'nun işgali, MÖ:600 yılında Miletli Helenlerin Karadeniz’i fethederek yerli kavimleri yok ederek 60 koloni kurar, Yunanlı Abasis, Asya Seferine çıkan Aleksanro lll unutuluyor. Her imparatorluk gibi Helen imparatorluğu da yok olmuştur.
Helen imparatorluğunu yok eden Roma imparatorluğudur. Ayasofya Geç Roma İmparatoru Jüstinyen ll tarafı dan yaptırılmıştır ( keşke günümüzde de kilise olarak kalsaydı. Tüm ülkeler önce ki kavimlere ait kültürel mirası korumalıdır. Hristiyan inancı Roma Dönemi de batıya getirilmiştir.
Asya’dan yurt edinmek için batıya göç eden Türkler Anadolu'yu tahkim etselerdi. Keşke Helenlerin, Romalıların düştüğü hataya düşmeseydi. Onlara özenerek yayılmacılık politikası gütmeseydi.
Bu grupta tarih bilgisi olmayan bazı insanlar Anadolu’ya 20 bin tatarın gelerek işgal ettiğini yazıyor. Bu gelenler tatar değil Türk boylarıydı tatarlarda vardı. Bu insanlar ,İlahi gücü ve sihirli değneğiyle Anadolu'yu işgal etti. Anadolu tatarlar değil Türk boylarının öncü güçleri tarafından Kürtlerin yardımıyla çürümüş, hasta Bizans’tan(Geç Roma'dan alınmış, ardından akın akın Türkmen boyları girmiştir.
Pişmiş aşa şu karıştırılmaz. Olay 100 yıl önce kapanmış. Dünya milletleri bunu biliyor. Yeni emeller ve harita peşinde koşan Emperyalistler sanılmasın ki Orta Doğu’da işbirlikçileriyle demir atacak. Defolup gidecek kan gölüne çevirdikleri Ortadoğu’da boğulacaktır.
Türkiye ile Yunanistan arasında şu anda savaş yok. Yunanistan geçmiş yıllarda ekonomik krize girdiğinde önemsenmeyen Türkler yaz tatilini katkı olsun diye Yunanistan'da geçirdi.
Dostluk Bizans oyunlarıyla değil belli kurallar ve nezaket ölçülerinde kültür, sanat, ekonomik alanlarda yardımlaşma ve iki ülkenin ilkeli toleransı ile olur. Bunu Atatürk Venezolus başarmıştır. Mike Teodrakis ile Zülfi livane yürütmüştür. Dostluğun devamı için Yunanistan ve Türk solcularına büyük görev düşmektedir. Akılcı, kültürlü, antiemperyalist olan duygularının ve cehaletin esiri olmayan solculardır.
Türkiye 'de demokratikleşmenin hayata geçirilmesi komşu ülkelerle barış içinde yaşamasıdır.
*************
Ahmet Arda
İki satır yorum yazayım diye düşünürken başını sonunu kaçırdım. Günümüzdeki tanımlarla tarihi yargılarsak yanılırız. Tarih güçsüzlüğü affetmemiş hiç bir zaman. Doğudan, batıdan akınlara maruz kalan Doğu Roma'nın da en zayıf zamanında Osmanlı ortaya çıkmış. Yine çağdaşları gibi aldığı yerlerdeki becerilerden yararlanmış. Bir kısım devşirip "uzman" olarak kullanmış. Sultan Mehmet Rodos'a Bizans’ın amiralinin kumanda ettiği donanmayı yollamış. Osmanlı'nın ekonomisi az tarım ve biraz da yağmaya dayanıyor. O çağda her yerde olduğu gibi. Fetih ve yağma tükenince de zayıflama başlıyor. Ekonomiyi üretime dönüştüremediği için bu defa vergiye yükleniyor. Osmanlıya ilk başkaldırı Sırplardan ve vergi yüzündendir. Bu arada yağmadan pay vermemek için "diğer"lerini orduya almamışlar.(herhalde) Onların (Rum, Ermeni, Musevi) ticaretle, hatta üreterek zenginleşmesini de kıskanarak izlemişlerdir. Bunu daha çözemeden Balkan savaşı, 1. Dünya Savaşı derken İstiklal Harbi ve Yunanistan'ın hesap hatası geliyor. Kaybedenler doğal olarak bir bedel ödüyor. Yani ana vatan, anavatandan sürülmek, 5-6 yüz yıl sonra Yanya'dan gerisin geriye gelmiş sülalem. Sultan müsadere etmesin diye vakfedilen mallarını bırakarak. Yanya'dan Preveze'ye bando mızıka eşliğinde konfor içinde gitmemişler yürümüşler. Bu arada ibadethanelerin diğer din tarafından kendi ibadethanesi olarak kullanılmasıyla birçoğu yıkılmaktan kurtulmuştur. Dünya mimarisinin en üst eserindeki minbere kılıçla çıkılıp konuşma yapılmasının tasvip edilecek bir yanı da yoktur. Benim acım senin acından daha fazladır diye tartışmadan mübadeleyi konuşabilmeyi tercih ederim. Venizelos Atatürk konuşabildiyse bizler de konuşabilmeliyiz.
*************
Hatice Usun
1821de kaç Türk öldürülmüş.
*********************
Ioanna Iliadou
Türkler Anadolu ve Yunanistan ' ı fethettiğinde kaç kişi öldürüldü. Tek sebeple kölelikten kurtulmuş bir halk var.
************
Angelos Stoimen
Hepimiz aynı fikirde olsak da, katılmasak da, zor konuları yere serip çok basit gösterdiğiniz mantıktan etkilendiğimi itiraf etmeliyim, bravo bir kez daha
******************
Çınar Çetinkaya
Ders niteliğinde güzel bir yazı. Tebrik ederim. Ancak cümleler çok uzun Sonuna gelirken, konunun başını unutuyoruz. Birde yazı girişinde "fütuhat" ın ne olduğunu açıklasaydınız daha iyi olurdu.. Sonuna kadar okudum konunun içeriğini tam anlayamadım. Google'dan fütuhatın anlamını öğrenince yazıyı tekrar okudum. Bu sefer anladım. Biz Türkiye'de Arapça fütuhattan anlamayız. Viyana kapılarına ganimet, yağmalama, kadın kız için gittik. Viyana seferlerinden dönen askerlerde ordudan kaçıp, kendilerine Balkanlarda yeni yaşam biçimi kurdular. Belki de bu asker kacakları oralardan kopartılmış devşirme çocuklar olabilirler.. Anadolu’ya gelen mübadillerin çoğu, atalarının Balkanlara Anadolu'dan gittiğini anlatmaktadırlar. Anadolu’ya da kim bilir nerelerden geldiler. Memleketim Tirebolu'da bile Habeş soyundan sülale vardır. Her taraf karışıktır. Kimse has Türk, has Yunanlı, has Arnavut değildir. Herkes bir yerlerden gelip bir yerlere gitmiş. Bu geçişler halen devam etmektedir. Anadolu’nun eski sahiplerinin Rum'muş, Ermeni'ymiş denilmesi yanlıştır. Orta Asya'dan ve Kafkasya'dan bir çok kavim Doğu Karadeniz'e geldiğinde Ortodoks dinini benimsemiş, yöre halkıyla kız alışverişi yaparak akraba olmuş, Bunlara Rum denemez. Bu gibi Ortodoks Türkler, dinlerinden dolayı Yunanistan’a sürülmüştür.
********************
Murat Gülen
Çok etkili ama bir o kadar da içinden kin -nefret- intikam duygularını atamamış bir ruh hali yazıya dökülmüş. Osmanlı'nın gayrimüslimlere ve Türklere bile yaptıkları yanlışları biliyoruz.
Bunun sonu nereye kadar gider biliyor musunuz?
******************
Murat Gülen
Çok etkili ama bir o kadar da içinden kin -nefret- intikam duygularını atamamış bir ruh hali yazıya dökülmüş. Osmanlı'nın gayrimüslimlere ve Türklere bile yaptıkları yanlışları biliyoruz.
Bunun sonu nereye kadar gider biliyor musunuz?
Türkleri Orta Asya'ya , Amerika ve Kanadalıları tekrar Avrupa'ya , Roma'yı yıkan İtalyanları kuzey Avrupa'nın içlerine , Rusları bütün Orta Asya'dan sürmeye, Güney Afrika'da beyazları ülkeden atmaya kadar gider.
Benim ailem 1854 yılından beri İstanbul'da..
Kökenimiz Çerkez. Ruslar Kafkasların yerli halkı Çerkezleri katledince bu insanlar mecburen Anadolu'ya göç etmişler. Bir kısmı zorla alfabe ve dillerini değiştirip orada kalabilmiştir.
Şimdi ben sabahtan akşama bunu düşünüp Ruslardan nefret mi edeyim.
Her ülke savaşarak ve kanla kurulmuştur. Savaşmadan alınan toprak yoktur. Eğer Yunanistan İzmir ve Anadolu'yu alabilseydi bugün Yunan kahramanlık destanları söyleniyor olacaktı.
Oysa ben bir Türk olarak mahallede Rum, Ermeni, Yahudi ve hatta İranlı çocuklarla bir arada büyüdüm. Hep birlikte oynardık.
Kim neydi bilmezdik. Sadece bu iyi çocuk, bu kötü çocuk diye ayrım yapardık. Ailem bize öyle öğretti..
Dilerim aynısını bizim çocuklarımız yaşasın..
*******************
Sedat Tunalı
Sizi anlıyorum, cevapsız soru şu;
Rövanş duygusunu yeniden yeniden üretmenin önünü nasıl keseceğiz?
****************
Murat Gülen
Sedat Tunalı tarihi içine sindirerek

**************
Olga Robenson
Neşide Gençer güzel yazdınız da aslında siz de şunu demiş oldunuz: (mealen) “Osmanlı’yı konuşmaya gerek yok, pişmiş aşa su katılmaz, geçmiş bitmiş” . Katıldım. Ama devamında yine özet olarak da şunu demiş oldunuz:” AMA Bizans’ı konuşabiliriz. Roma’yı konuşabiliriz.”
Burada bu paylaşımı belli çerçeveden haklı bulmakta birlikte, bu paylaşıma yapılan bazı yorumlara da katılmakla birlikte, çoğunlukta yer alan bu tip yorumları anlamam mümkün değil!
Osmanlı’yı deşmeyelim. Ama ondan çok önce olan Bizans’ı, Roma’yı, hatta Hititleri, orta Asya Türk kavimlerini hepsini konuşabiliriz.
Aynı şey daha yakın dönem için de yapılıyor. Ve her konu asla bağımsız tartışılamıyor grupta. Sonu daima “ama siz de şunu yaptınız” deyip hep daha eski bir tarihe referans veriliyor.
Verilsin tabii. Konu o değil. Ama nerdeyse tırnak içinde yani elimizde olsa sırf bugünü tartışmamak için yaparız anlamında söylüyorum mağara insanına vardıracağımız tarihi boyutun dile getirilmesi serbestken daha yakın tarihe şerh koymak ne kadar adil olabilir ki!
Özetle şunu anlatmaya çalışıyorum. Buradaki yorumların çoğuna “katılıyorum” derdim eğer katılmadıkları, onaylamadıkları yazının birebir aynısını sadece imparatorluk ve medeniyet adı değiştirerek Yani yine bir nevi “ama siz de ya da onlar da şunu yaptı” yazmasalardı.
İyi pazarlar diliyorum ????????♀️
*****************
Murat Gülen
Olga Robenson bir Türk olarak ben de Osmanlıyı çağ dışı yaklaşımı ve kötü yönetimi yüzünden eleştiriyor ve beğenmiyorum.
İşin aslına bakarsanız Osmanlı Doğu Roma'nın devamı niteliğindedir. Osmanlı kayıtlarında çok uzun yıllar İstanbul Konstantin’iyle olarak geçmiştir.
Söylemek istediğim şöyle: Osmanlı 18 yüzyıldan beri geri kalmışlığın esaretinde İngiltere- Rusya - Fransa ile son dönemde Almanya'nın kontrolünde yaşadı. O kaderini yaşarken olayların benzerini, Rumlar’ da yaşadı.
Biz diyoruz ki; 100 yıl öncesi tarihten bir dönemdir. İki toplumda kendi açısından büyük acılar çekmiştir.
Sonuç ortada: 21 yüzyılda hâlâ bir türlü belini düzeltmeyen, Batı’ya bağımlı iki ülkenin masum insanlarıyız.
**********************
Neşide Gençer
Murat Gülen
Benim ailem değişik etnitise karışımı. Ancak Osmanlı kendi Türk ana Türkleri sevmiyor. Kendinden olmayanı seviyor. İmparatorluklar yoksa ayakta kalamaz. İmparatorluklar iyi olsaydı Cumhuriyet ve demokrasi idaresi yönetim biçimi seçilmezdi. Dün Dünde kaldı. Dünden der çıkartılır dünün girdabında debelenip durulmaz. İnsanı sağlıksız birey yapar. Her ülke kendi ülkesinde demokratikleşme için, barış için çaba göstermeli. Yunan işte bağımsız bir ülke. Bizi ilgilendirmez.
Sübjektif ve bir konsensüs olasılığı düşünmeden yazılmış.
********************
Hakan Akcaoglu
Maalesef gerilim yaratacak bir yazı.

Eski Yunanda dendiği gibi “ doğru ya da yanlış yoktur, perspektif vardır”.
Polemik yaratacağını bildiğin konuları doğru da olsa bazen içinde tutmakta fayda vardır.
Hamiş; Vatanseverlik iyi bir şeydir, ama milliyetçilik sonu şovenizm ve faşizme “varabilen” ihtiyatlı yaklaşılması gereken tarafgirlik alanlarıdır.
********************
Cengiz Ayçiçek
Biz Türkler Osmanlı'ya yeniden yaratmak gibi bir düşüncemiz Yok. Yunanların da Bizans' I yeniden yaratmak gibi bir düşünceleri olmamalı. O zaman barış neden olmasın.
 

Bu yazı 1093 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum