Eskiden "Kapıyı kapat!" denilmezmiş. Allah (cc) kimsenin kapısını kapatmasın diye düşünülürmüş. "Kapıyı ört, ya da sırla" denilirmiş. Kapının kapanmadan yavaşça örtülmesi edebdenmiş.
“Lambayı söndür” demezlermiş. Allah (cc) kimsenin ışığını söndürmesin. "Lambayı dinlerdir" derlermiş. Lamba yakılmaz, uyandırılırmış.
Uyuyan birisi uyandırılmak İçin sarsılmaz veya adı ile çağırılmazmış. "Agâh ol erenoler" derlermiş.
Nezaket, incelik, edeb her işin başı imiş de ondan... Ona eren uyanık olurmuş. İnsanların sözü kesilmez, işaret ve işmar edilmez, fısıltılar, gizli konuşmalar hoş karşılanmazmış.
Hanımlar beylerine "Efendi" derlermiş, "siz" derlermiş. Hanımefendiliklerini gösterirlermiş.
Erkekler eşlerine Hanım, Hatun der, Şimdikiler gibi mübalağa yapmazlardı
Gezerken yere yumuşak basılır, ses çıkarmamaya çalışılırmış. Yerdeki haşerata basmamaya özen gösterdiği için adı "Karınca basmaz Efendi” ye çıkan insanlar varmış.
Kapıdan çıkarken arkasını dönmemek, geri geri çıkmak edebdenmiş.
Kapı eşiğindeki misafirlere ait ayakkabılar, dışarıya doğru değil, içeriye doğru çevrilirmiş. "Git bir daha gelme!" der gibi değil de. "Gitsen de ayağının yönü buraya dönük olsa" dercesine dizilirmiş.
Kapılarda iki tokmak olurdu, Biri ince diğeri kalın ses çıkarırdı.
Kapdaki erkekse kalın tokmağı vurur Kapıyı erkek açardı, Kapıdaki Kadın ise ince tokmağı vurur kapıyı kadın veya çocuklar açardı.
Kadın Erkek Misafirler ayrı odalarda oturur Kendilerine uygun konularda sohbet ederlerdi.
Uzak Yakın kim olursa Evin bütün imkanları Misafirlere sunulurdu, Bilirlerdi ki Allahın bereketi ile Misafir On getirir Birini yer dokuzu hane sahibine kalırdı.
Canlı cansız her şeyin bir hatırı varmış.
Eskiler hayatı o kadar nurani, o kadar temiz, o kadar manâlı yaşarmış....
