KAÇACAKSINIZ!
HEM DE KARILARINIZI BIRAKARAK.
Kimler mi kaçacak;
Devleti ve Cumhuriyeti koruyacağına yemin edip yemin bozanlar!
55.600 insanımızın katiliyle anlaşıp Türk Devleti'ne tuzak kuranlar!
Milliyetçi- Ülkücü- Atatürkçü- Müslüman geçinip hainlerle saf tutanlar!
Bir de, üç- beş kuruş menfaat uğruna sosyal medyada yazdıkları küfürlü, yalanlı iğrenç yorumlarıyla vatanseverlere saldırarak namusunu pazara çıkaranlar!
Dünyaca ünlü Elhamra Sarayında, devletin ve milletinin geleceğini hiçe sayarak büyük bir israf ve debdebe içinde hayat süren İspanya- Granada Emiri Ebu Abdullah Muhammed, ülkesini hiç direnmeden 50 maddelik bir anlaşma ile '’Kirli İsabel'’e teslim ettikten sonra kaçarken, İspanyolların bugün "ARAB'IN AĞLADIĞI TEPE" ismini verdikleri yere gelir ve bu tepeden gecenin karanlığında bir ışık topu gibi göz kamaştıran muhteşem Elhamra Sarayı'na son kez bakarken gözyaşlarına hâkim olamaz ve hüngür hüngür ağlamaya başlar.
Bu durumu gören Emir Ebu Abdullah Muhammed’in annesi Ayşe Sultan, oğluna hitaben tarihe geçen aşağıdaki sözleri söyler;
"Ağlama Emir ağlama!
Eğer zamanında zevki sefaya dalmayıp devletin için çalışıp, gerektiğinde erkek gibi savaşsaydın, şimdi kadınlar gibi ağlamazdın!"
SİZLERE SORUYORUM;
Dün, hiç direnmeden 50 maddelik bir anlaşma ile ülkesini '’KİRLİ İSABEL'’E teslim ettikten sonra kaçan Granada Emiri Ebu Abdullah Muhammed ile günümüzde Ermeni piçi Öcalan’la ….. Maddelik anlaşma yapanların ne farkları var?
İÇİMİZDEKİ BİR TAKIM CİDDİYETSİZ NANKÖRLERE VE İMPARATORLUK TORTUSU KRİPTOLARA DİYORUM Kİ;
‘’Şayet bugün Türk milletinin istiklâli ve istikbâli için mücâdele vermeyip sadece iktidar, makam, torpil, tayin, rüşvet, servet, ün, etiket, vurgun, ihâle ve dünyalık peşinde koşmaya devam ederseniz, yarın Granada Emiri Ebu Abdullah Muhammed’den de beter olacaksınız çünkü, Emir Ebu Abdullah Muhammed hiç olmazsa anası ve karısıyla birlikte kaçıyordu.
Bugün, milletin haklarını gasp ederek sırça köşklerde, saraylarda, yalı ve yatlarda yaşayıp, 4- 5 ayrı yerden yüksek maaşlarla sülâle boyu zevk-i sefa içinde saltanat sürüp, raf ömrünü uzatabilme uğruna ise her türlü melânete başvuran siz hayat süren leşler! Biliniz ki yarın analarınızı, kızlarınızı ve karılarınızı yanınızda götürme şansınız olmayacağından, ''ırzını ve namusunu arkasında bırakıp kaçan birer korkak" olarak tarihe geçeceksiniz!’’
BU YAZIMIN HEDEFİNDEKİLER;
Türklüğe hor bakıp, 20 Milyona yakın yabancıyı, her biri ayrı bir işgâl gücü askeri olarak yurduma sokup, Türk'ü mülksüz, Anadolu'yu Türk'süz, nihayetinde ise Türk'ü devletsiz bırakmak için müstevlilerle işbirliği içine girerek, Türk milletinin istiklâline, dini ve namusuna, ormanları ve akarsularına, milli varlıklarına ve dahası tüm mukaddes değerlerine ihanet edenlerdir.
Sözlerim;
ABD ve İsrâil'in mümessili olduğu BOP projesinin Türkiye üzerindeki kirli emellerini, TERÖRSÜZ TÜRKİYE KILIFI adı altında gerçekleştirmek için her türlü entrikayı çevirenleredir.
TÜRK MİLLETİ!
Ümitsiz olmayın!
Gevşemeyin ve asla yılmayın!
Gayreti, çabayı elden bırakmayın!
İmanınızı ve inadınızı zinde tutun!
Hain ve müstevli veledi alçakların tüm çabaları beyhudedir!
Anadolu'nun tapusu Türklere bizzat Allah tarafından kesilmiştir!
Bu tapu, 9 Eylül 1922 de son bir kez daha yenilenerek kıyamete kadar baki kılınmıştır!
TÜRK GENCİ!
Yiğit olun!
Delikanlı olun!
Yiğitlik ve delikanlılık Türk'ün fıtratındandır.
Türk milletinden başka hiçbir milletten DELİKANLI çıkmaz.
''Delikanlı'' kelimesi, dünyada Türk'ten başka hiçbir milletin lügatinde geçmez, yalnız Türk milletine has bir kelimedir.
Yaşım 80 lâkin imanım ve inadımla ayaktayım!
Biz büyüklerinizi örnek alın ve sizler de imanınız, gayretiniz ve inadınızla ayakta kalın ve direnin. Bugün kendilerinde otorite ve güç vehmedenlerin tamamı kartondan da zayıftırlar, hatta tuvalet kağıdı çürüklüğünde birer korkaktırlar.
SÖZÜN ÖZÜ;
2. SEVR'İ YAŞIYORUZ!
Gündemdeki Yasa 2. Sevr’dir!
''Terörsüz Türkiye'' sözü, Türkiye’yi parçalamak için ortaya atılan bir yalandır, tuzaktır, ABD ve İsrâil'in Türkiye'yi parçalama projesinin milletimize yutturulmasıdır. Kafatası içinde azıcık beyin kırıntısı olan bu yalana inanmaz.
Teröre yenildik mi ki teröristlerle masaya oturuyoruz?
Oturulan bu masada görüldüğü üzere üstünlük teröristte.
Câni başı Ermeni piçi istiyor, birileri ise gayet rahatça itirazsız veriyor.
Azıcık aklı, zekâsı ve vicdanı olanın, devletimize kurulan bu korkunç tuzak karşısında susmayarak, tuzakçıları yakalarından tutup silkelemelidir.
Bu gidişatı savunan, benimseyen ve içine sindirebilenlerin tamamı ne insan, ne Müslüman, ne de Türk'türler. Müstevli kalıntısı birer .... dirler.
Hani bir ARAP BAHARI vardı!
Allanıp pullanıp anlatılan bu Arap Baharının sonucunda Arap ülkeleri hangi felâketleri yaşamışlarsa, ''Terörsüz Türkiye'' tuzağıyla da Arapların yaşadıklarının çok daha korkuncunu Türk milletine yaşatacaklar. Türk milleti derken, Kürt vatandaşlarımız da buna dâhidir.
Yüce Allah Türk'ün yar ve yardımcısı olsun.
7 Ağustos 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
**********************
MHP, FİİLEN BİTMİŞTİR!
İşin özü;
ABD ve İsrâil'in Türkiye’yi parçalama projesinin gereği olarak ortaya atılan TERÖRSÜZ TÜRKİYE yalanının sonunda Kök Yasayla 2. SEVR'İ imzalamış oldular.
Ne var ki, dün Paris'te yıkıntı bir binada hazırladıkları Sevr paçavrasını iğrenç suratlarına çarptığımız gibi, bugünde bu ikinci Sevr'i aynı suratlara çarpacağız. Bundan hiç kimsenin en küçük bir şüphesi dâhi olmasın!
Bu ihaneti kabullenen birinin, Türklük, ülkücülük ve milliyetçilikten bahsetmesi, birilerinin bekaretten söz etmesi gibidir.
55 Bin 600 vatandaşımızın katili cânibaşı Ermeni Öcalan'ın ''Kök Yasanın imzalanması, Cumhuriyetin kurulmasından çok daha önemlidir. Bu yeni bir başlangıçtır, bundan sonra bakın daha neler göreceksiniz'' dediği Kök Yasayı imzalamakla kalmayıp, bunu Türk milletine bir zafermiş havasında kabullendirmeye çalışan Devlet Bahçeli'nin bu tutumu, MHP'nin fiilen bittiğinin ilânıdır.
MHP'NİN BİTİŞİ
Bahçeli'nin ortaya attığı ve bölünme sürecinin işaret fişeği olan ''Terörsüz Türkiye'' sözü, sadece kirli planı gizleyen kılıftan ibâret bir yanıltma ve algı operasyonuydu.
Türk milletinin ülkücü evlâtlarının şehadetleri ve gayretleri üzerinde hayat bulup Türk dünyasına ümit, Türk milletine koruyucu zırh olan MHP, Bahçeli ve ekibince yok edilmiştir.
Bu ne dubara?
ABD- İsrâil senaryosunun gereği olarak, Kürt kardeşimle Türk'ü karşı karşıya getirmişler lâkin görünürde ne Kürt, ne de Türk var. Masada her iki tarafın adına da Ermeni soylular konuşuyor.
NETİCE;
ABD'li Yahudi asıllı Graham Fuller'in yıllar önce ortaya attığı, çok dilli, çok kimlikli, çok kültürlü, çok hukukulu YENİ TÜRKİYE fikrinin gerçekleşmesi yolundaki ilk imzanın MHP tarafından atılmış olması çok düşündürücü olsa gerek.
YÜCE TÜRK MİLLETİ!
Ayakları AKP- CHP- YENİ PARTİ- MHP- DEM olup, Okyanus ötesince kurulan TERÖRSÜZ TÜRKİYE KAZANINDA seni tavuklar gibi haşlayacaklarından en küçük bir şüphen olmasın!
Bu durum karşısında;
TBMM'de seni savunacak, Okyanus ötesince kurulan kazanda seni tavuklar gibi haşlanmaktan kurtaracak, sana kurulan bu TERÖRSÜZ TÜRKİYE TUZAĞINI kıracak tek parti İYİ PARTİDİR. Bil ki ne başka bir dostun, ne başka bir kandaşın var!
Sn. DERVİŞOĞLU ve İyi Parti Milletvekilleri!
Uyuşuk ve tembelsiniz...
İçinizde olup da güven vermeyen karaktersizleri, ederine, tutarına bakmadan bir kağıt mendille kulaklarından tutarak derhal teşkilâttan dışarı fırlatın...
Vatan elden giderken, geçmişte yapıldığı gibi, aynı coşku, aynı duyguyla ve aynı konuşmaların yapılacağı yeni bir SULTANAHMET MİTİNGİ yapılamaz mı?
NE TEZGÂH BE!
Yeni transfer Muhammed Salah'ın Trabzon'a gelişi, Kök Yasanın imzalandığı güne rastlaması tesadüf olmayıp, çok ince bir şeytâni zekânın eseridir. Trabzon ve Bölge insanının dikkatlerini, yeni transfer Muhammed Salah'a çekmekle Kök Yasa'yı unutturmaya çalıştılar.
5 Ağustos 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
*********************
ATATÜRK’E SALDIRANLARIN İÇLERİNDE;
Ne bir Türk’e,
Ne bir mümine,
Ne de ahde vefa sahibi birine rastlamadım.
Atatürk'e saldıranların tamamı;
Namus- vatan nedir bilmeyen, ar, edep ve haya yoksunu, puşt, hergele, imandan- İslâm'dan nasipsiz müstevli artıkları, İmparatorluk tortusu kripto züppeleridir.
ATATÜRK’E SALDIRAN ŞEY OĞLU ŞEYLER!
Neden Atatürk?
Asıl hedefleri, dışarıdan aldıkları direktiflerin ve damarlarında dolaşan necasetten farksız kanlarının gereği TC. Devletini yıkmak olunca, ilk işleri bu devletin kurucusu Atatürk’e saldırmak olacaktır!
Yunanlı yazarın aşağıda anlattıklarını okuyunca;
Atatürk’e lânet okuyan, ayyaş deyip küçümseyen, her fırsatta hakaret edenlerin ne kadar ALÇAK- ŞEREFSİZ ve KANI BOZUK olduklarını bir kez daha göreceksiniz!
İstiklâl Savaşıyla Türk milletini bu vahşetten kurtarıp, ırzını, namusunu teminat altına alan ve Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni kuran Atatürk’e saldırıp lânet okumak için, saldıran ve lânet okuyanların kahpe, kanı bozuk birer boynuzlu pezevenk olmaları gerekir!
YUNAN TASOS KOSTOPULOS’TAN DİNLEYELİM;
Uşak yakınlarındaki köyde Türk kadınları, körpecik çocuklar ve yürümekten aciz ak saçlı ihtiyarlar korkudan câmiye sığınmışlardı. Bizim Yunan askerleri, topladıkları kuru otları yakarak câminin penceresinden içeri atınca, câmiye sığınan zavallı insanlar dumandan boğulmamak için kendilerini dışarı attılar, Yunan askerleri de dışarı çıkan kadın ve çocukları kurşun yağmuruna tutup kâmilen öldürdüler...
TASOS KOSTOPULOS DEVAM EDİYOR;
Çığlıklar yükselen bir eve girip, yaşlı bir Türk ihtiyarın cesedinin üzerinden geçip, çığlığın geldiği odaya girdiğim de, On Yunan askeri bir Türk kızının eteklerini kaldırmışlar çok çirkin bir şekilde tecâvüz etmekteydiler. Beni görünce ‘’gel sen de mezeden tat'’ dediler. ‘’Çok ayıp’' dedim. Çaresiz Türk kızı yanıma koştu, yaşlı gözlerle ayaklarıma sarılarak yardım istedi. Askerlere yalvardım, çocuktur yapmayın dedim. Süngüyü çıkarıp üzerime yürüyünce kaçtım. Kızın çığlıklarını halen daha unutamıyorum.
BİTMEDİ;
Askerlerimiz her yeri yakıyordu, dehşet verici bir manzara. Verilen emir açıktı; her yeri ve her şeyi yakın tarumar edin, küçük büyük demeden bütün kadınlara tecâvüz edin…
Bir köye vardığımızda, körpecik kızlara anne, baba ve erkek kardeşlerinin gözleri önünde topluca tecâvüz ediliyordu. Yunan askerleri o gece yağmaladıkları ipek yorganlarda yattılar ve sabahlara kadar kadınlara her türlü hakareti yaptılar…
Türk köylüler, Yunan askerleri tecâvüz etmesinler diye korkudan hanımlarını, gelinlerini ve henüz 12- 13 yaşındaki kız çocuklarını geceleri mezarlıklarda saklıyorlardı…
İki Yunan askerinin tecavüz etmeye çalıştığı küçük bir Türk kızını kurtardığım da, kızın annesi koşarak ellerimi öpmeye başladı. Az ilerde ise tecâvüz edilmiş anadan üryan çırılçıplak iki Türk kızı cansız yatıyordu…
Her yan yakılıp yıkılmıştı…
Her taraf, gözleri oyulmuş, uzuvları kesilmiş yaşlı, genç, çocuk, bebek cesetleriyle doluydu…
DEVLET- VATAN- DİN VE NAMUS!
Devlet, vatan, din ve namus, bunlar birbirinden ayrı düşünülmesi imkânsız dört müstesna kavramdır. Birinin yokluğunda, zaman içinde diğer üçü de yok olmaya mahkumdur ve sonu bir milletin dağılıp kaybolmasıdır!
Görüldüğü üzere;
Atatürk'e lânet okuyanların ve her fırsatta saldıran kahpelerin bütün hedefleri, Türk milletini vatansız bırakıp dağılmasını sağlamaktır!
Vatan kavramı, en güzel ifadesini Peygamber efendimizin ‘’HUBBU’L VATAN, MİN EL– EL İMAN’’ hâdis-i şerifinde bulur.
Namus için savaşılır ve namus uğruna yere düşen kanların toprakla buluşup yoğrulmasıyla toprak vatanlaşır ve vatanlaşan toprak artık namustur.
Esaretten kurtarıp bize bir vatan armağan eden Atatürk’e lânet okumak, alaya alıp hakaret etmek, 83 milyon insanımızın ırzını, namusunu, geçmişte yaptıkları gibi ecnebilere pazarlamaktır!
Bugün çeşitli şekillerde Atatürk’e lânetler yağdırıp hakaret edenlerin tamamı;
Ne Türk,
Ne insan,
Ne de Müslümandırlar!
Bunlar, ellerinden gelse açacakları GENELEVLERDE bu milletin kadın ve kızlarını fuhuşa zorlayacak kadar dinsiz ve milliyetsizdirler!
VATAN;
Üzerinde neslin devamı, İslâm inancının gereği gibi yaşanabilmesi ve de yaşatılabilmesi, ırz, namus ve haysiyetin güven içinde muhafaza edilerek, gelecek nesillere intikali için elzemdir.
Bu ifadeden anlaşılacağı üzere, vatan sevgisi, yüksek bir îmanın neticesi olup, kıskanma duygusunun ve Türk’e has ulvi bir namus anlayışının gönülleri ve beyinleri kavuran dayanılmaz hararetinin toprağı ısıtması ve ona ilân- ı aşkıdır.
VATAN;
Soylu, asil ve karısının, kızının, bacısının, gelininin namusu ve bekâreti üzerine titreyen ve bu kutsal değerler uğrunda ölümü göze alabilen şerefli insanların varlık sebebidir.
VATAN KURTARAN,
TC. DEVLETİ’Nİ KURAN,
ÖMRÜNÜ MİLLETİNE ADAYAN ATATÜRK’E SALDIRMAK;
NE BÜYÜK NAMUSSUZLUK,
NE BÜYÜK BİR ŞEREFSİZLİK,
NE BÜYÜK BİR DİNSİZLİKTİR?
30 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
*************************
FAHİŞE BEYİNLİ BİR MÜSTEVLİ ALÇAĞINA CEVABIMDIR.
Bu yazıyı, bana mesaj atarak, ''Şimdilik Ayasofya'yı açmakla Lozan'ın ilk maddesini sildik, sırada daha çok şeyler var, bekleyin göreceksiniz. Lozan'ın tüm maddelerini silip atacağız'' diyen Sevrkolik bir erkek fahişenin okuması için yazıyorum!
Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün, ”Lozan antlaşması, Türk milleti aleyhine asırlardan beri hazırlanmış ve Sevr Antlaşmasıyla tamamlandığı zannedilmiş olan büyük bir suikastın yıkılışını ifade eden bir belgedir. Osmanlı devrine ait tarihe eşi geçmemiş bir siyasi zaferin eseridir” diye târif ettiği Lozan, içimizdeki bazı soysuzları fazlasıyla rahatsız eder ve Lozan kelimesini her duyduklarında Pavlov'un deney köpekleri gibi kudurmuşçasına salya dökerler.
Çünkü bunların;
Dinleri bâtıl,
Kitâpları başka,
Kanları bozuk,
Ninnileri Ermenice,
Sütleri necis,
Ruhları kirli,
Bedenleri abdestsiz,
Beyinleri kiralık,
Mideleri haram küpü,
Efendileri ecnebi
Ve dahası;
Ezansız ve bayraksızdırlar vesselâm.
Daha açık bir târifle;
Canı çeken fahişenin zina yapması gibi, kanı çeken hain de Lozan'a saldırarak itlik yapıyor.
Ayasofya’yı açarak Lozan’ın ilk maddesini sildik’’ diyen fahişe kılıklı züppe!
Sen, şayet gerçek bir Müslüman olmuş olsaydın, Türkiye Cumhuriyeti Devletinin kuruluş senedi olan Lozan’dan değil de, 2003 yılında İmar Yasasında yapılan değişiklik sonucu, ''EVLERE İBÂDET YERİ AÇMA'' müsaadesi verilmesiyle açılan ve içinde binlerce Türk çocuğunun Hıristiyan yapıldığı 45. Bin ‘’EV KİLİSEDEN’’ rahatsızlık duyardın.
Ey fahişe beyinli alçak!
Türk çocuklarının Ev Kiliselerde Hıristiyan yapılmasından rahatsızlık duymazsın, çünkü boğazında deden YORGİ'den kalma gizli HAÇ KOLYE asılı. O kolyeni ne kadar gizlesen de alçaklıkların seni ele veriyor.
PUŞTLARIN 12 ADA YALANI;
1912 de Uşi Anlaşmasıyla 12 Adaları geçici olarak İtalyanlara bırakan Osmanlı Devletidir ve bu işin TC. Devleti ile hiçbir ilgisi yoktur, çünkü o tarihte TC. Devleti henüz kurulmamıştı.
Uşi Anlaşmasının şartlarına uyulduğu takdirde adalar tekrar Osmanlı Devleti'ne geri
verilecekti.
Anlaşma sağlanamadığından dolayı, 3 yıl sonra 1915'te 12 Adalar Londra'da gündeme geliyor ve ‘’Londra Paktı’’ denilen anlaşma ile 12 Adaların tamamı İtalya'ya bırakılıyor. Bu duruma hiçbir Padişah ve saray erkânından en ufak bir itiraz dahi gelmiyor.
Bütün bu çıkışlar, gizli ve kirli bir merkezin organize ettiği kamplaştırma hareketleridir.
28 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
*****************************
ÇÖKEN AHLÂK VE YIKILAN YUVALAR!
AHLÂKSIZLIĞIN ÖNÜNÜ AÇAN AKP
CİDDİYETSİZ CHP- MHP- İYİ PARTİ.
Âile,
Atom bombası,
AKP denen püsküllü belâ,
Utanmaz CHP, dönek MHP, iddiasız İYİ PARTİ.
Âilenin parçalanması, atomun parçalanmasına denk bir tehlikedir!
Korunmayan ahlâk dolaysıyla parçalanan her âile, yarın bu milletin üzerine atılan imha gücü yüksek birer öldürücü atom bombası olacaktır.
Allah'ım ne korkunç çöküş!
Yılda 600 bin nikâh ve 125 bin boşanma!
Her boşanma, atomun parçalanması sonucu ortaya çıkan öldürücü yüksek ısıdan farksızdır!
AKP, ahlâkı bitirmekle görevli olup,
Bu görevini başarı ile sürdürmektedir!
Din din diyerek iktidar olan AKP'nin 25 yıllık dönemine bakıldığında ne din kaldı, ne de ahlâk diye bir değer!
Bir tarafta, AKP ile hız kazanan ahlâksızlık ve manevi çöküş,
Diğer tarafta ise CHP, MHP ve İYİ PARTİNİN bu konudaki endişesizliği ve terbiyesizlik derecesindeki laubaliliği.
1992 Cenevre Siyonist kongresinde alınan karaların 17. maddesinde bizimle, Türklerle ilgili olarak telaş ve karalılığı dile getiren bir hüküm vardır:
17. maddedeki bu bu hükümde;
''Türk-İslâm camiası ile ilgili faaliyet düzenlenirken, ahlâki değerlere, âile bağlarına ve madde karşısındaki kanaatkârlığa bağlı olarak bu toplumdaki inançların yıkılmasında zaruret vardır'' denilmektedir.
AKP, 25 yıllık iktidarı döneminde çok sayıdaki uygulamalarıyla, yukarıda bahsi geçen 1992 Cenevre Siyonist kongresinin 17. ci maddesini uygulamış ve bunun sonucunda bu gün toplum olarak, zina- fuhuş ve boşanma gibi büyük bir ahlâki çürümeyle karşıyayız.
AKP sanki, Cenevre Siyonist kongresinin bizimle ilgili 17. Maddesini Türk milletine tatbik için iktidar yapılmış!
DİKKAT EDİN BAKIN!
Diyanetin Cuma hutbelerinde sadece siyâset vardır lâkin çürüyen ahlâk ve iflâs eden âile müessesiyle ilgi bir tek söz geçmez!
Her akşam televizyon ekranlarına tüneyen akbaba kılıklı yılışık ilâhiyatçı müsveddelerinin ahlâk diye bir konuları asla yoktur!
Târikatlar, dergâhlar suskundurlar!
Başlarında bulunan dünyaperstler ise gayet sorumsuz, ahlâki endişe taşımayan birer kara câhildirler!
İslâm, İslâm diye bağırarak ortalıkta dolaşan ve bütün derdi AKP devranının devamından yana olup, siyâsi liderini Mabud edinen yığınların da, çürüyen ahlâk ve sokak ve parklara taşan fuhşiyatla ilgili en küçük bir rahatsızlıkları yoktur.
Toplum adına namus ve ahlâk endişesi olmayanları Müslüman olarak kabullenmek, İslâma ve Kur'an'a atılan bir iftiradan başka bir şey değildir.
AKP, câmiye siyâseti sokarak, bu sefer de câmi cemaatini kendi aralarında kamplaştırıp kavga ettirmenin peşindedir!
AKP yüzünden câmilere gitmemek yerine, câmilerimize gidip Allah'ın mâbedlerini boş bırakmayalım.
AKP'ye kızıp güzel dinimiz İslâma sırtımızı dönmek yerine, aksine İslâm'a ve Kur'an'a daha çok sahip çıkalım!
AKP'nin İslâm diye bir meselesi yoktur!
AKP'nin meselesi din üzerinden saltanatını devam ettirmektir!
AKP'nin din adına yapmış olduğu yanlışlıklar yüzünden DEİZİM, ATEİZM hız kazanmıştır.
İslâmı yaşayalım ve de yaşatmak için gayret sarf edelim!
AKP'ye kızarak yorganımızı yakmayalım!
AKP'nin Allah'ın hışmına uğrayacağı günler pek yakındır!
Allah'ın sıfatlarından biri de ''EL ADL'' dir ve adâletli olanı sever!
Tarihin tozlu sayfa araları, sırf ahlâksızlıkları yüzünden yıkılıp yok olmuş, irili- ufaklı millet ve devlet enkazlarıyla doludur.
Devletlerin yıkılış sebepleri hemen hemen tek ve ortaktır, bu sebep ise ahlâksızlıklarıdır.
Devlet tüccar değildir
Parasızlık sebebiyle batmaz.
Devletleri bir tek şey yıkar o da;
İçine yuvarlanmış oldukları ahlâksızlıklar.
Şurası da bir gerçektir ki devletin mâli iflasının temeli de ahlâksızlığa dayanır. Tıpkı bugünkü gibi!
AHLAKİ ÇÜRÜMÜŞLÜĞÜN ACI TABLOSU;
S igaraya başlama yaşı- 11,
Alkole- 12,
Uyuşturucuya- 12,
Fuhşa ise- 14 e inmiş,
Dürüstler enayi, vurguncular itibarlı olmuş…
Helâle bakan yok, haram revaçta,
Evlilikler azalmış,
Boşanmalar %38 artmış,
Evli kalmak sureleri bir- iki yıla inmiş…
Son 25 yılın rezil karnesi daha bitmedi:
Fuhuş % 1680
Çocuk istismarı % 697
Uyuşturucu kullanımı % 1700
Yolsuzluk % 200 gibi çok yüksek oranlarda artış gösterdi.
Bu oranlara artış değil de patlama demek daha doğru olur.
Vesika için Emniyet kapılarında bekleyen kadın sayısı- 80 bin.
Bütün bunlar bir bir yapılırken,
Ne Aksary'dan, ne TBMM'den, CHP, ne MHP, ne İYİ Parti ve ne de Diyanetten en ufak bir önleyici, engelleyici çaba yok. Çaba olmadığı gibi en cılız bir ses dahi duyulmuyor.
En acısı da;
kavimleri batıran O.ğlancılık bile yasal koruma alınıp, teşvik edilircesine önü açılırken, siyâsilerden vazgeçtik, din alıp din satan Cemaat, Vakıf, sözde Tarikat ve anlı şanlı İlâhiyatçılardan bile en küçük bir itiraz eden çıkmadı.
YAZIKLAR OLSUN!
Dine kıydınız.
Gençliğe kıydınız.
İslâm diyerek gelip, İslâm'ın yüz karaları oldunuz.
Muhalefet, sizler ise;
İslâmi, ahlâki, milli ve insani endişe taşımadığınız için rezâletlere seyirci kalıp, rezâletin birer iğrenç parçaları oldunuz
25 Temmuz 2025
ORHAN KILIÇOĞLU
****************************
TEMEL KAHVECİ’NİN HATIRASINA
Olmak, kalmak ve ölmek!
Ülkücü olmak,
Ülkücü kalmak,
Ülkücü olarak ölmek.
Nesli tükenen ülkü devlerinden olan Temel Kahveci kardeşim, ülkücüydü, hep ülkücü kaldı ve ülkücü olarak göçtü bu dünyadan.
O' yiğit delikanlılar ki;
Her biri, Türlükte yok olarak FENA FİL TÜRK,
Vatanda yok olarak FENA FİL VATAN makamına yükselmiş birer lekesiz bayraktılar.
O ülkü devlerinin kimi şehit edildiğinde cebinde 35 kuruş parası vardı, midesi üç günlük açtı,
Kimisinin kışın ayazında sırtında paltosu, kaldığı odada sobası yoktu,
Birçoğu bir simidi 3- 5 kişi bölüşerek buz gibi ocaklarda övün savıyorlardı.
Okudukları şehrin en konforlu lokantalarında hainlerin, şerefsizlerin şımarık veletleri kızlı- oğlanlı kahkahalar atarak döner kebap yerlerken, onlar akşama alacakları kuru bir ekmeğin ve iki baş kuru soğanın parasını tedarik etmenin derdindeydiler.
Onlar ki bütün bu yokluklarına sefaletlerine aldırmadan, haine, satılmışa ve emperyalizmin her türlüsüne, hırlısına- şerlisine karşı mücâdele ettiler.
Biliyorlar ve inanıyorlardı galip geleceklerine ve sonunda zaferin mutlak Hakk’ın yanında olanların olacağına. Çünkü onlar, haklıydılar, haklı bir davaları vardı ve Hakk ile beraberdiler. Onların, rehberleri Kur'an, hedefleri Turan'dı.
BU AŞK VE BU İMANLA;
Yiğitçe döğüştüler gaza meydanlarında.
Bir yanda devlete sızan ermeni dölleri,
Diğer yanda kara ve kızıl emperyalizmin kiralık kopilleri.
Çiğnetmediler hilâli, indirtmediler gönderden al bayrağı ve susturtmadılar minarelerden yükselen ezanları.
Onlar ki, ne zafer takları istediler yolları üzerine ve ne de başlarına taç.
Onlar, mütevâzi ve münzevi bir hayatı tercih ettiler.
İkbâl peşinde koşup gazalarına leke düşürmediler.
Birisi onların yiğitliklerinden söz etse, onlar nefse kapılırım korkusuyla konuyu kapatmaya çalıştılar.
Onlar, Türk milletinin ve vatanın bekası için, din ve namus uğrunda verdikleri mücâdelelerinin yarın mahşer günü hayırlı amel ve ibâdetlerden sayılarak mizan denen terâzinin SEVAP KEFESİNE konularak tartılacağının inancını taşıyorlardı. Sırf bu yüzdendir ki birisi onları övse, mübarek yüzleri kızarır, nefse kapılmaktan korkarlar, hep susarlardı.
YILLAR SONRA,
Onlar, yıllarca hep mütevazi olup, kıyıda köşede durmayı fâzilet bildiler ve hiç şımarmadılar.
Başbuğları öldükten sonra boyunları büküldü, 50- 60 ında yetim kaldılar!
Onlar, ne şatafatlı yemek davetlerine,
Ne ihtişamlı gecelere,
Ne istişare toplantılara çağrıldılar.
Ve ne de seçimlerde tenezzül edilip listelere konuldular!
Bir anda nereden geldiği ve nereden olduğu belli olmayan ikbâlperest türedi tipler musallat edildi davanın en tepe noktalarına!
Bir devir davayı sırtlayan serdengeçti ÜLKÜ DEVLERİ birer birer uzaklaştırıldılar ve Balgat denen ihtişamlı gökdelen adeta BAYKUŞLARIN TÜNEDİĞİ bir mekâna döndürüldü!
Apo cânisine ÖNDER denildi.
Yetmedi bu alçağa STATÜ istendi.
Câninin mânevi oğlu Sırrı Süreyya'nın fotoğrafı sıvazlandı- okşandı.
ABD'nin Türkiye'yi bölme planının son aşaması olan ''Terörsüz Türkiye'' tuzağı ortaya atıldı ve ülkücü olduğunu iddia eden yığınlar, Bahçeli'nin ortaya attığı bu tuzağa takılarak ABD- İsrail oltasını yuttu, hem de öylesine yuttular ki sosyal medyada birer trol olup ''Terörsüz Türkiye'' methiyesine başladılar.
Gelinen noktada;
Dava ayaklar altına alınarak, milyonların gönüllerinde yarım asırda maya tutan ülkü sevdası söndürüldü!
Kimisine göre bu dava;
İkbâl kapılarını açmaya yarayan bir MAYMUNCUKTU,
Kimisine göre de bir yerlere yükselmek için kullanılan İSKELE.
VE ŞİMDİ O ÜLKÜ DEVLERİ;
O ülkü devlerinin birçoğu sessiz sedasız bu dünyadan demir alıp göçmekteler.
Kalanları ise, Bilge’nin ve Balgat’ın acıklı durumuna bakıp kahrolarak, yorgun dudaklarıyla sessizce;
‘’1980 öncesinin en karanlık günlerinde çiğnetmedim hilali düşmanlara!
Lâkin BAŞBUĞDAN sonra, düştü üstümüze gölge gölge Hac’’ diyerek hüzünlü bir bekleyişin içindeler.
VATAN VE YAŞLI BOZKURTLAR
Vatan, uğrunda yardan, serden geçilen,
Vatan, sarıp sarmalayan ana kucağı.
Vatan ki uğrunda ölene şehitlik paye,
Vatan ki gayrısı boş bir hikâye.
Ülkücünün bağrını dağlar vatan yarası,
Bu yara ki onun tek şeref madalyası.
Bir altın nesildi Allah'ın Türk'e bahşı,
Kükreyince imanı bil ki titretir arşı.
Geldik gidiyoruz, çok üzdünüz, horladınız bizleri,
Ecel yastığında olsak ta düşünürüz yine sizleri.
Bir bir sessizce göçmekte yaşlı Bozkurtlar,
Birkaç eski dostun omuzunda nurlu tabutlar.
Ve uzanır boylu boyunca vatan olan kara toprağa,
Bitmiştir çileli hayat, kavuşmuştur Rabbi Allah'a.
Seni unutmayacağız Temel Kahveci kardeşim.
Sen ruhunla, hatıralarınla hep aramızda olacaksın.
Sen bir ülkü devisin, seni unutmak ne mümkün.
Seninle bir odada geçirdiğimiz sıkıntılı uzun günleri hatırladıkça o heybetli duruşun ve o derin bakışların canlanıyor gözümde daha dün gibi taptaze.
RUHUN ŞÂD MEKÂNIN CENNET OLSUN KOCA REİS.
24 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
************************************
ÇEPNİ KARDEŞİM!
ŞU KURUSIKI ATMAYI BIRAK!
Bölgede faaliyet gösteren Yunan İstihbaratı ve Fener Papazı Bartholomes'un yerli işbirlikçileriyle birlikte organize ettiği sinsi veya açık Pontus faaliyet ve propagandalarına karşı mücâdele eden hiç bir Çepni'yi göremiyorum. Görünürde olanlar ise sadece şişire balondan ibâret olup, caka ve fiyakadan öte bir şey değiller.
Yine aynı şekilde;
Sosyal medyada Pontusçuluk propagandası yaparak, Karadeniz Bölgemizin en az 6000 yıllık Türk yurdu olduğundan habersiz olan câhil insanlarımızın zihinlerini bulandıran Fesbuk sayfalarının varlığı hiçbir Çepni'nin umurunda bile değil. Hatta tanıdığım birçok Çepni arkadaşım bu sayfalardaki Pontus propagandası amaçlı paylaşımların altına beğeni işaretleri koymuşlar.
Çepni olan gider oyunu, "Türklüğü ayaklarımın altına aldım" diyen AKP'ye verir mi?
Çepni olan, bölgemize Pontus tohumu eken Fener Rum Papazına imtiyaz tanıyan bu iktidara ve ortağına destek olur mu?
Bu ne biçim Çepnilik böyle?
Bari Çepni’yiz diyerek Çepnilik ruhuna leke düşürmeyin!
Vatan elden giderken yan gel yat, ondan sonra da kalk Çepnilikten dem vur.
Çepnilik, vatanseverlik, yiğitlik, cesâret ve dürüstlük demektir.
Yoksa Çepnilik, Giresun Karşılaması, Trabzon Kolbastısı, yazları ise yaylalarda kemençenin sesine horon oynamak, allı fistan üzerine renkli kuşak bağlayarak arzı endam etmek hiç değildir.
Bu böyle olmaz Beyler!
Sizin yaptığınıza "kurusıkı mantar tabancası" der geçerler.
Pontusçular, gayet rahat bir şekilde her türlü zehrini kusarken, Çepnilikten söz açıldığında, esip gürleyerek mandada kıl, mangalda kül bırakmayanlardan en küçük bir ses bir çıkmıyor!
Çepniyiz lakin sadece kuru kuruya Çepniyiz diyerek kendimizi kandırmayalım!
Halil Daylak Beyin ‘’BEN VARDIM’’ şiirini tekrar tekrar okuyarak uykundan uyan, uyuşukluğundan silkelen ve aslına dön!
BEN VARDIM
Ben bu yurdun dağlarında büyüdüm
Toprakta, tohumda, taşta ben vardım.
Her zaman dik durdum, doğru yürüdüm
Geride durmadım, başta ben vardım.
Dumlupınar, Çanakkele savaşta
Can verdim koymadım yurdu telaşta
Ben donarak öldüm Sarıkamış’ta
Boranda, tipide, kışta ben vardım.
Ben Halil Daylak’ım olmadım maşa
Ben Türk’üm sahibim gavim gardaşa
Ben bir Atatürk’üm, ben Gazi Paşa
Eyy Türkiye kuruluşta ben vardım.
22 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOOĞLU Daha azını gör
**************************
KRİPTO ZÜPPESİ SENİ!
SOLUCAN TİPLİ PÜRÖF. BOZUNTUSU!
ANAYASADAN TÜRK İSMİ ÇIKARTILSINMIŞ!
Hele sen Türk neymiş bir öğren!
Hava- Toprak- Su ve Türk.
Hava, toprak, su ve Türk, Allah’ın insanlığa bahşettiği dört büyük nimettir.
İlk üçü sayesinde insanlık âleminin biyolojik varlığı devam ederken,
Yine bu insanlık âlemi, Türk'ün hâkim olduğu coğrafyada her zaman için mal, can, ırz, namus emniyeti sağlanmış olacağından dolayıdır ki insan şerefine yaraşır bir hayat süre gelmiştir.
Tarihte bu hep böyle olmuştur.
İnsanlık âlemi huzuru ve güveni sadece Türk'ün şefkatli kanatları altında bulmuştur ki senin deden de bunlardan sadece biriydi.
Devletimizin kılcal damarlarına sızan senin gibi bazı hainlerin ihanetlerine rağmen, Türk'ün bu üstün vasfı ebediyen sürecektir.
Türk evlâdının şehadet kanlarıyla vatan yapılan Anadolu'da Türk'ün kendisine sunduğu sonsuz nimetlere rağmen Türk'ün ismine ve Türk milleti ibaresine karşı kin besleyenlerin tamamı, ne insan, ne de Müslümandırlar. Olsa olsalar birer imansız ve ahlaksızdırlar.
Kafayı Türk kimliği ile bozan uyuz!
Solucan tipli, soluk benizli yılışık züppe!
Kendi kirli soyun, dedelerine en ağır işkenceleri yapınca, dedelerin kurtuluşu Türkiye'ye sığınmakta buldu ve sen o dedenin torunu olarak şimdi kalkmış Anayasa'da TÜRK- TÜRK MİLLETİ ibâresinin geçmemesi yırtınıyorsun.
Ey nankör!
Bak Türk kimmiş.
Orhan KILIÇOĞLU
*********************************
BİR MİLLET!
BİR ORMAN!
SÜRÜYLE CELLÂT!
Sapı bizden olan kahpe baltalarla kesilip yok ediliyoruz ve her gün artan bir hızla tüketiliyoruz.
Bir siyâsi parti peşinde koşmak ve bir lidere tapınmak. Bugün bizler böyle bir akılsızlığın ve fikri körlüğün esiri olmuş vaziyetteyiz!
Hakk yok!
Adâlet yok!
Hakk'tan ve haklıdan yana olan yok!
Beyinler devre dışı, nefisler azgın, doğru söze itibar yok!
YA NE VAR?
Çirkef bir particilik.
Tapınma, biat, aptalca bağlılık.
Dertsiz, tasasız, samimiyetten mahrum sorumsuz liderler.
Kulaklar doğruya tıkalı, mideler birer işkembe doymak bilmiyor.
Kin, nefret, öfke, husumet, adam sandıklarımız ise tam bir garabet.
SONUMUZ NE OLACAK?
Sonumuz acı, gözyaşı, ıstırap.
Yok olmak ve nihayetinde Anadolu'dan kovulmak (Milyonlarca Suriyeli, Afganlı, Afrikalı mülteci adı altında sırf bu iş için yurda sokuldu)
KİRLİ HEDEFLERİ;
Önce, Türk'ü mülksüz bırakmak!
Sonra, Anadolu'yu Türk'süz koymak!
Nihayetinde ise Türk'ü devletsiz bırakmak!
Acı bir tablo çizdiğimin farkındayım!
Acı lâkin gerçekleri başka nasıl anlatabilirim ki?
BÜTÜN BU OLUMSUZLUK VE İÇİNE DÜŞÜLEN ÜMİTSİZLİKLERE RAĞMEN;
Namık Kemâl’in ‘’Vatanın bağrına düşman dayadı hançerini. Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini’’ sözüne karşılık veren Atatürk’ün ‘’Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini. Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini’’ sözünü hatırlayarak ümit var olalım derim.
Acizâne olarak yazdıklarımı okuyan ve yazdıkları birbirinden güzel yorumlarıyla şevk, heyecan, ümit ve gayretlerimi artıran siz değerli kardeşlerime şükranlarımı bildiriyor, cümlenizi saygı, sevgi ve muhabbetle kucaklıyorum.
16 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOĞLU
*******************************
NE 15 TEMMUZ’U BE!
NEYİN KUTLAMASI BEYLER?
*15 Temmuz hakkındaki düşüncelerimdir. Son kelimesine kadar okumayana hakkımı helâl etmiyorum.
Ben her yazımı, 1000 sene sonra bu topraklarda doğacak olan günahsız sabi kız çocuklarının namus, iffet ve bekâretlerinin selâmeti için imanımı kuşanıp başımı koltuğumun altına alarak yazarım*
Namusumun, vatanımın, topyekun bir milletin ırzının bekçisi olan mübarek Mehmetçiklerimizin dövülüp linç edilmelerini, horlanıp aşağılanmalarını mı kutlayacağım!
''Şu kopan fırtınana Türk ordusudur ya Rabbi!
Senin uğrunda ölen ordu budur ya Rabbi!
Ta ki yükselsin ezanlarla müeyyed namın!
Galip et çünkü bu son ordusudur İslam'ın''
Yahya Kemâl Beyatlı'nın, yukarıda anlattığı bu mübarek ordunun 15 Temmuz bahanesiyle aşağılanmasını birileri zafer- bayram olarak kabul edip kutlayabilir ve hatta bunu ileride resmi bayram da ilân edebilirler.
Ben yokum!
Ben böyle şeylere tokum Beyler!
Ben namusuna- vatanına düşkün biriyim!
Sizinle bir olup namus bekçim Mehmetçiğe kin kusamam!
Sizinle bir olup, mezarda babamın kemiklerini sızlatamam!
Çünkü aşağıladığınız bu ordu ''Son ordusudur İslam'ın''.
Böyle bir şeye rıza göstermek için ne kansızım ve ne de dinsizim!
Biliyorum çoğu işin farkında değil ama olunca bana hak verecekler!
Dahası var Beyler, dahası var!
Ben sizinle bir olup Mehmetçiğe çatarak, ırzımdan, vatanımdan geçemem. Çünkü namusu da, vatanı ve dini de koruyan Mehmetçik! Başkası var mı?
15 Temmuz;
Türk Ordusunu tasfiye,
Cumhuriyeti yok etme,
Anadolu’da Türk’ün varlığına son verme hareketinin başarıyla yürütülebilmesi için ustaca hazırlanmış bir askeri darbe senaryosundan, sinsi bir kılftan öte bir şey değildir.
15 TEMMUZ GECESİ, TÜRK ASKERİNDEN;
1071 Malâzgirt’in,
1453 İstanbul’ûn,
1915 Çanakkale’nin,
1921 Sakarya’nın,
Dahası 9 Eylül 1922 İzmir’e girişinin intikamının alındığı kirli, bir o kadar da meçhullüklerle dolu bir intikam gecesidir.
15 Temmuz gecesi, Türk’ e karşı;
Kin,
Nefret,
İntikam,
Linç,
Katliam
Ve birçok düşmanlığın acımasızca sergilendiği uğursuz gecedir!
15 Temmuz gecesi;
Cübbe- Sarık- Sakal üçlüsüyle kamufle olmuş Müslüman kılıklı LAVRENSLERİN Türk’ün asker evlâtlarına alçakça saldırdığı ve kinlerin LAĞIM olup aktığı gecenin adıdır!
15 Temmuz afişlerinde görüldüğü üzere;
Türk Ordusuna, Türk Devletine ve Cumhuriyete karşı olan bu kin ve bu nefret olanca hızıyla devam etmektedir!
Afişlerde FETÖ’ye sözleri yoktur!
Bütün kin ve nefretleri Mehmetçiğedir!
FETÖ'ye niçin çamur atsınlar ki Ergenekon- Balyoz- Sarıkız- Ayışığı kumpaslarında beraberdiler!
Bastırılan bu iğrenç afişlerde;
Ağlayan Mehmetçiklere esir düşmüş asker süsü verilmiş!
Türk askeri aşağılanmış, şerefi ile oynanmış, askere açıkça sövülmüştür!
FETÖ'yü kınamayan bu Afişler, darbe senaryosunu anlatmaya yeter de artar bile!
ÇEKİN ELLERİNİZİ CÂMİLERİMİZDEN!
15 Temmuz gecesi olanlar Cuma hutbelerinde, haşa Bedir ve Uhud ile, Çanakkale ve İstiklâl savaşıyla bir tutularak aynıymış gibi anlatıldı.
Hani sizler, Çanakkale için ''Bedrin Arslanları ancak bu kadar şanlı idi'' dedi diye Mehmet Âkif'i dinsizlikle suçlamadınız mı?
Şimdi ise Bedir, Uhud, Çanakkale ve 15 Temmuzu denkleştirdiniz! Siz var ya siz, sizlerin yapamayacağınız akrobasi yoktur!
Hutbe okunurken büyük bir kalabalık dışarıda bekliyor, içeriye girmiyorlardı. Câmiye girmek için hutbenin bitmesini beklediler.
ÇEKİN ELLERİNİZİ GÜZEL DİNİMDEN!
Sizin yüzünüzden câmilerimiz boşaldı!
Oruç tutanların sayıları % 25 azaldı!
İmam- Hatipler de bile namaz kılan % 17
Size kızıp ateist olanların sayıları korkunç çoğaldı!
Din adına sergilenen yanlışlıklar ateizmin, inançsızlığın fitilini ateşledi!
Fuhuş- Boşanma- uyuşturucu- Her tür yolsuzluk- Tecâvüz, Tâciz korkunç boyutlar kazandı!
BAKIN BİR BİNBAŞI NE DİYOR!
Günahsız ve masum erleri tekme tokat döven şeytâni sakallı adileri, don- atlet bırakılmış savunmasız erlerin sırtlarına yumrukla vuran sivil polisleri, başı kesilerek hunharca öldürülen Mehmetçiği seyrettim gün boyunca.
Türk milletine bu günleri yaşatan tüm FETÖ cülere, onlarla yıllar boyu ortaklık edip her istediklerini veren tüm siyâsilere, bu zamana kadar toplumun ayrıştırılmasına, anayasal kurumların ele geçirilmesine, Atatürk’e- Cumhuriyete- Türk’lüğe karşı yapılan hıyanetleri görmezden gelen millete yazıklar olsun.
Eğer bu cennet vatana hizmet ettiğimden dolayı bir hakkım varsa sizlere haram ediyorum.
Bir millet!
Ordusunun aşağılanmasına,
Mehmetçiğinin linç edilmesine,
Cumhuriyetinin tasfiyesine sevinip bayram edemez!
Böylesi iğrenç olayların tezahür ettiği geceleri kutlayamaz!
Binbaşı haksız mı?
EY MİLLET!
Aklını başına, imanı gönlüne kuşan ve düşün!
Dinini yaşa, Kur'an'ı anlamaya çalış, tarihinden yüz çevirme!
Münafık, menfaatperest olup, Hakk'ı bırakıp midenin ve makamın peşinden koşma!
Böyle devam ettiğin surece bilesin ki sonun karanlık!
Pek yakın bir zaman sonra; eşinin, evdeşinin, evlâdının çığlıklarıyla kahrolacaksın!
Allah yaşatmasın!
15 Temmuz 2017
ORHAN KILIÇOĞLU
*********************************
YETERİ KADAR OKUNMADIĞINDAN DAHA FAZLA OKUNMASI İÇİN PAYLAŞIMA ARA VERDİM.
Kan ve iman özürlü sapık iyi oku!
Lozan- Hilafet-Lâiklik- Medeni Kanun.
Atatürk'e saldırı, karalama ve atılan iğrenç iftiralara karşı görüyorum ki bilgi eksikliğinden dolayı çokları gereken cevabı vermekten acizler. Çünkü okumayı sevmiyor, bilgiyi külfet görüyoruz.
Lozan görüşmelerinde İngiliz heyeti Başkanı Lord George, Türk Devlet şeklinin ‘’İSLÂMİ DEVLET’’ olmasında günlerce ısrar eder. Hatta İngilizler, iki Hintli Müslümana ‘’Hilâfet kaldırılmasın’’ diye Lozan’da ki Türk heyetine mektuplar yazdırır. Türk heyetinin 2. derecede yetkili azası olan RIZA NUR, Atatürk’ün isteği üzerine bu teklife şiddetle karşı çıkarak ''Devletin şeklinin LÂİK olacağını'' söyler.
LORD GEORGE’UN SİNSİ PLÂNI;
Türk Devleti’nin İslâmi usullerle ‘’İslâm Hukuku ile'' idâre edilmesi karşısında her azınlığa ayrı bir hukuki statü tanınıp ‘’ÇOK HUKUKLU’’ bir yapıyı getirerek, devlet içinde devletler oluşturmaktı.
Devletin şekli LÂİK olunca, azınlıklar tek hukuku tanımak zorunda bırakıldılar.
GÜNÜMÜZDE ABD, AKP'YE NE DİYOR;
Ulus devletler dönemi sona erdi, Atatürkçülük öldü. Türkiye, Osmanlı'da ki gibi çok uluslu, çok milletli, çok dilli, çok kültürlü ve çok hukuklu bir sisteme geçmelidir. İşte bugün Türkiye, ‘’Terörsüz Türkiye’’ tezgâhı ile çok kimlikli, çok dilli, çok kültürlü ve çok hukuklu bir tuzağın içine çekilmek istenmektedir.
BİR DİĞER ÖNEMLİ HUSUS İSE;
İsviçre Medeni Hukukunu alınca, Batılı devletlere azınlık konusunda söz söyleme hakkını ortadan kaldırdık. Azınlıklar ise durumu kabullenmek zorunda kaldılar.
ATATÜRK’ÜN BİR DEHASI;
Atatürk, azınlıklar konusunu kökünden hallederek ileride Türk milletinin zora sokulmasını istemiyordu. İşte bu sebeple, CEMİYET-İ AKVAM’a, bugünün Birleşmiş Milletler Kuruluşuna girmek için müracaatta bulunmayıp, onların davet etmesini bekledi.
NİÇİN Mİ;
Çünkü Cemiyet-i Akvam’a sen müracaat edersen senden ‘’Azınlıklar meseleni halletmeni’’ isteyecekler. Lâkin onlar bizi davet etmekle ‘’Azınlıklar meselesini’’ hallettiğimizi kabul etmiş olacaklar.
İŞTE ATATÜRK’ÜN BÜYÜK DEHASI!
Böyle bir siyâset gütmekle, ileri tarihlerde Batılıların azınlıkları ileri sürerek Türk Devletini zora sokma şanslarını ellerinden almış oldu.
BÜYÜK SELÇUKLU DEVLETİ LÂİKTİ!
Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey, Halifenin yetki ve görev alanını sınırlandırıp, Halifenin devlet işleriyle bağını tamamen koparmasının sonucu, İslâm’da devlet işleri ile din işleri birbirinden ayrılmıştır.
SULTAN TUĞRUL’UN HALİFE KAİM BİEMRİLLAH İLE KONUŞMASI;
1054 yılında Büyük Selçuklu Sultanı Tuğrul Bey’in Bağdat bir ziyaretinde, Halife Kaim Biemrillah ile aralarında geçen konuşma;
Ey halife ben kimim?
Halife’nin cevabı; ‘’Ey Sultan, sen Doğunun ve Batının en büyük sultanısın’’
Sultan Tuğrul tekrar sorar; ‘’Ey Halife sen kimsin?’’
Halife cevap verir; ‘’Ben de yeryüzünün Halifesiyim’’
Sultan Tuğrul Halifeye döner ve şöyle der.
‘’Ey Halife bundan sonra dünyevi işler bana, uhrevi işler sana. Devlet yönetimine asla karışmayacaksın’’
FRANSIZ BALONU!
Laîkliğin babası ve mucidi olduklarını iddia ile caka satan Fransızlar o günlerde yazı yazmaktan bile acizdiler. Laikliği Fransızlarının icât ettiği koca bir yalan ve büyük bir safsatadan ibârettir.
Semavi dinlerde laiklik tamamen Türk icadıdır.
Fransız Devrimi’nde bile Tuğrul Bey'in etkisi vardır. (Tarihçi Cengiz Özakıncı)
Tuğrul Bey, hem din işleriyle, devlet işlerini ayırmış, hem de halifenin muhatabı olarak vezirini göstermiştir.
Atatürk 1922’de saltanatla hilafeti ayırırken, Tuğrul Bery’in 1050’li yıllardaki bu yaptığını Nutuk’ta ‘’İşte biz aynen böyle yapıyoruz’’ diyerek, bu yaptığında SELÇUKLU SULTANI TUĞRUL BEY’İ izlediği örneğini tüm dünyaya ilan etmiştir.
BURAYA DİKKAT BUYURUN!
Fransız Devrimi’nin ünlü kuramcılarından Voltaire de, Tuğrul Bey’in yaptığı devrimi çok iyi kavramış ve Fransız Devrimi’nin öncesindeki eserlerinde buna yer vermiştir.
Vahye dayalı dini toplumlarda laiklik devrimi dünyada ilk kez 1050-1060 yıllarında Türkler- Tuğrul Bey tarafından gerçekleştirilmiştir.
Tuğrul Bey’in devrimi yalnızca Atatürk’ün lâiklik devrimine değil, Fransız Devrimi’ne de örnek olmuştur.
Fransız Devrimi’nin fikri temellerini kuran isimlerden Fransız Doğu Bilimci Joseph de Guignes’in de eserlerinde Tuğrul Bey’in yaptıklarından büyük bir övgüyle söz eder.
KISACASI- ÖZET OLARAK;
Fransız Devrimi’nde Türk etkisi, Tuğrul Bey’in damgası var ve de Atatürk bu devlet şeklini Fransa’dan değil, bizzat Büyük Selçuklu Sultanı TUĞRUL BEY’den almıştır.
BÜTÜN BU GERÇEKLERDEN SONRA;
Yine de ileri geri konuşup zihinleri çelmeye çabalayanlar olacaklardır. Herkesin kanına göre konuşması (HAVLAMASI) normaldir!
7 Temmuz 2026
ORHAN KILIÇOĞLU


YORUMLAR