BRE UYUŞUK ADAM!
KARININ ÇIĞLIĞINI DUYMADAN UYANAMAZ MISIN?
Türk, 12 Bin yıllık kendi öz vatanında yok sayılıp parya muamelesi görürken...
Bölücü Türk düşmanları, kahpeler, kriptolar, fikir fahişeleri, dönekler, katiller ve 50.600 insanımızın ölüm emrini veren câni el üstünde tutulup, dün Erzurum'da atılan idam ipi, bugün câniyi kurtaracak cankurtaran simidine dönerken...
Dahası;
Türkiye Cumhuriyeti Devletini parçalayacak olan Çerçeve Yasanın TBMM'den geçerek kabul edildiği günün, bizzat SEVR'İN imzalandığı 10 Ağustos gününe denk getirilip, Lozan yok sayılırken...
Üç- beş Ermeni kırması Anayasa'nın 3. Maddesini tanımayarak, tabelâlara, yer, şehir, ve sokak isimlerini Türkçe'nin dışında başka bir dille yazıp, devlete emirler yağdırıp saydırırken
Bu ne uyku?
Bu ne gaflet böyle?
Uyan dedim uyanmadın!
Uyanmak için karının İMDAAAT çığlıklarının işgâl gücü askerinin çadırlarından yükselmesini mi bekliyorsun?
Bu yazım;
Birilerine hakaret değil, aksine milletimin adına yürek yangımdır!
Milletimin kirletilmek istenen ırzı, namusu ve tüm mukaddesleri adına feryadımdır!
Dünyalık peşinde alçalanları ve dahası, siyâsi ikbâl hırsıyla vatanını satacak kadar gözü dönen alçakları şerefli ve namuslu olmaya davetimdir!
Bu yazım;
Gaflet ve ihanet ehlini, ''Bir gün karının acı çığlıklarıyla uyanacak ve arkasından kızının ”kurtar beni babaaaaaaaaa” diye yükselen feryatlarıyla kahrolacaksın, çünkü sen vatansız, milliyetsiz, adi bir nankör olarak yaşadın ve sonucuna katlanacaksın...'' diyerek kurtuluşa çağırışımdır!
SOKRATES SANKİ BİZLER İÇİN SÖYLEMİŞ.
İdama mahkûm edilen Sokrates, baldıran zehri içip ölüme giderken ''Uyanıp düşünmek gerek yurttaşlarım, uyanıp düşünmek!'' der.
Sokrates bu sözü asırlar öncesinden sanki bugün ölüme mahkûm edilen Türk milleti için söylemiş.
Osmanlının son 200 yılından başlayarak bir uyutulduk ki sormayın. Hâlâ uyanamadığımız gibi, en Müslüman, en milliyetçi ve en Atatürkçü geçinen smimiyetsizler tarafından ha bire narkozumuz artırılarak uykumuz daha da derinleştiriliyor!
Atatürk'le tam uyandık, lâkin 1938 sonrasında yüksek dozlu morfin etkisi gösteren Batı’dan ithal gayri milli eğitim ve körü körüne Batı taklitçiliği ile tekrar uyutulduk ve ninnilere boğulup bitkisel bir hayata mahkûm edildik.
Bugün millet olarak topyekun bir uyku hali yaşamaktayız ve etrafımızda olup biten her şeyden habersiziz.
Etrafımız, ninni söyleyerek bizi uyutmanın da ötesinde, bizi kundak ipiyle boğmaya çalışan dadı kılıklı, eli MAKARNALI- KÖMÜRLÜ cellâtlarla sarılmış vaziyette.
Diyanet ve ilâhiyat mensupları dahi dadılığa soyunarak câmilerimizi BEŞİKLERE, hatta NARKOZ ÇADIRINA çevirdiler.
Cemaate milli ve mânevi şuur uyanıklığı, vatan, millet, devlet sevgisi kazandırmaları gerekirken maalesef din ile alâkasız ninniler söyleyerek cemaati uyutmaktalar. Hatta Allah'ın âyetlerini kullanarak birilerini günahlarından ve pisliklerinden arındırmanın gayreti içindeler!
ATATÜRK, GENÇLİĞE HİTABESİNDE;
''Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgâl edilmiş olabilir'' diyordu. Bugün ise işgâl edilen yerler arasına Diyanet Teşkilâtımızı ve camilerimizi de dâhil etmek durumundayız.
ABD istedi diye Âl-i imaran âyet 19 u Cuma namazı hutbelerinden kaldırdık...
Vatikan ve Hırıstiyan âlemine hoş görünmek için Kelime-i tevhit'ten Hz. Muhammed ismini sildik!
Vatikan arzuladı diye çocuklarımıza, Din Dersi kitâplarında Fâtiha ve Amenerrasulunün son bölümlerini silerek okuttuk...
Zinayı serbest bırakıp, oğlancılığı Türk Ceza Kanununda ki ''Yüz Kızartıcı Suçlar'' listesinden çıkardık...
İHANETLERE RIZA GÖSTERDİK!
Andımız kaldırıldı sustuk...
T.C ibaresi silindi sustuk...
Bayrak Şiiri ders kitaplarından çıkarıldı sustuk...
19 adamız Yunan'a verildi çıtımız çıkmadı sustuk...
Geçmediğimiz köprülere, uçmadığımız havaalanlarına, yatmadığımız hastahanelere haraç gibi ücret ödedik sustuk...
Kanadalı şirket, Kaz Dağlarında milyonlarca ağacımızı kesip, sadece 200 milyon dolara harcayarak, iki yılda 7 milyar dolar kazandı sustuk...
Milli varlıklarımız, dev sanayi kurumlarımız, 97 yıllık birikimlerimiz ecnebilere peşkeş çekildi sustuk.
EN TEHLİKELİSİ DE;
İleri de ülkemizi karıştırmak için kullanılacak olan On Milyonlarca Suriyeliyi, Afganlı, Afrikalı ve aralarında 1915 de tehcir ettiğimiz Ermenilerin torunlarını işgâl ordularından farksız bir şekilde vatanımıza soktular sustuk. Sustuğumuz için de bütün bu pisliklere zemini bizler hazırladık!
Bunca saldırılara, kültür emperyalizminin içimize boca ettiği bunca ahlâksızlıklara, adına modernlik - çağdaşlık denilen bunca hayvaniliklere, bunca ''uyku sineği'' sokmalarına ve de bunca cellât dadıların ninnilerine rağmen hâlen daha uyumayan ve şuuru açık olanımız kalmışsa, bu şuuru açık olanlarımıza sesleniyorum ve diyorum ki:
‘’İçine düşürüldüğümüz bu feci durum karşısında kendilerinize derhal bir SEFER GÖREV EMRİ vererek, ’ben ne yapabilirim, benim elimden ne gelir endişesiyle' mutlaka bir şeyler yapmaya çalışacak ve bu çabalarınızı da ibâdet bileceksiniz.’’
ŞAHSIMA, NASİHATİ BIRAK DA SİZ NE YAPIYORSUNUZ DİYE SORACAK OLANA;
Arada sırada esnesem de, önce kendim uyanık kalmaya gayret sarf ediyorum. Okuyup araştırarak uyutulanları veya gönüllü uyuyanları, MAKARNA ve KÖMÜR KOLİKLERİ gaflet ve delâlet uykularından uyandırabilmek için yazıyorum, yazdıklarımla insanları iğneliyorum(!)
YAZMAK KOLAY MI?
Yazmak ibâdettir,
Tebliğdir ve çoğu kez cihattır.
Bazen sonu şehadettir nasipte varsa.
Yazarsın, namlulara hedef olursun.
Yazarsın, darağacın kurulur avluya.
Yazdığın için sehpaya çıkartıp, urganların halkasından son kez baktırırlar semaya…
Uyandırmaya çalıştıklarımdan bazıları arada sırada uyanıp derler ki; ''Ne güzel uyuyoruz, gel sende bizimle uyu, değer mi bunca sıkıntıya''
Onlara derim ki;
''Bunca çileye, zulme ve sıkıntıya rağmen yine de yazmaya değer, çünkü bir milletin namusu, vatanı, dini ve devleti için yazıyorum. Benim uğruna ölümü göze alarak yazdıklarımın sence hiçbir değeri yok mu bre yüzsüz?''
KİMLER İÇİN VE NELERİN UĞRUNA DEĞER;
Vatanın bağımsızlığı için,
Gönderdeki bayrak için,
Minarelerden yükselen Ezan için
Türk milletimin Irzı ve namusu için,
Dahası, henüz dünya ile tanışık olmamış 1000 yıl sonra doğacak olan kız çocuklarının bekâretinin selâmeti uğruna değer, hatta az bile gelir.
15 Eylül 2026
ORHAN KILIÇOĞLU


YORUMLAR