Halil İbrahim
Her gün akşam evimin yakınındaki bir spor parkına gidip 3 km yürüyüş yapıyorum...İşyerinde arkadaşlarla günlük yürüyüş yapmanın öneminden, yürürken nasıl nefes alıp verilmesi gerektiğinden, ne tür ayakkabı giyilmesinin daha sağlıklı olacağından, yeme düzeninin nasıl olması gerektiğinden ve daha bir çok şeyden bahsederken, aynı işyerinde çay ve temizlik işlerine bakan arkadaş kendi telefonundaki adım sayarı gösterdi.
Vakit henüz öğlendi ve 12 km olmuştu işyerinde yürüdüğü mesafe. Tek bir kelime daha söylemeden sustum.
Kimisi kendi konforu içinde, belki de hobi olarak egzersiz yapmaktan bahsederken ve yürüdüğü 3 km ile yeni oyuncak almış bir çocuk gibi sevinirken, kimisi de vücudu paralanırcasına rızkı için bina içinde hergün 30 km yürümek zorunda.
Kimisi Allah’ın kendisine bir lütuf olarak bahşettiği evin temizliğini haftada bir iki defa yapmaktan bıkmış ütüden çamaşırdan şikayetçiyken, kimisi de evdeki çocuklarına yetebilmek, kirasını ödeyebilmek uğruna haftanın her günü farklı birinin evini eşyalarını temizlemek, terlemek, yorulmamak, bıkmamak ve şikayet etmemek zorunda.
Kimisi son model arabasının içinde eşiyle çocuklarıyla sürekli kavga halinde asık suratla yolculuk yaparken, kimisi ailesiyle bir motosikletin üzerinde, buz gibi rüzgar esiyorken de birbirine sıkı sıkıya tutunmak, sarılmak ve az olan şeye kanaatle mutlu olmak zorunda.
Kimisi sağlıklı hayat formülleriyle her şeyin doğal olanının peşinde, üstelik mevcut bir çok nimetin arasında seçim yaparak hayatını yaşarken, kimisi çocuklarımızın parmaklarını dahi değdirmeyeceğimiz kadar bulanık bir suyu kana kana içebilmenin telaşıyla, mutluluğuyla sürdürüyor hayatını.
Nedir gönlümüzü mutlulukla dolduran, ya da nedir bize mutsuzlukla karalar bağlatan ?
İnsanı ne nimetin çokluğu ne de azlığı mutlu ya da mutsuz eder. Mutluluk ancak şükür ile, şükür ise nimetin farkına varmakla ve hakkını vermekle mümkün.
Hepimiz sahip olduklarımızın farkındayız biliyorum, ama iş hakkını vermeye gelince bir ağırlık çöküyor ayaklarımıza, bakışlarımız bulanıklaşıyor, mecalsiz oturup kalıyoruz yollarda.
En çok da mutsuzluklarımızdan vazgeçmiyoruz, onlar bizim bahanelerimiz çünkü.
Halil İbrahim


YORUMLAR