Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

Göğerçin 'le Sadi Efendi' nin

20 Ağustos 2021 - 10:40 - Güncelleme: 20 Ağustos 2021 - 12:45

Hulusi Üstün
An itibariyle bitti.
Kapalıçarşı'da esnaflık yapan Sadi Efendi ile genç güzel zevcesi Göğerçin' in hikâyesi desem eksik kalır.
Çocukları olmaz Göğerçin 'le Sadi Efendi' nin ama Göğerçin gençtir ve çocuk hasreti ile yanıp tutuşur. Bunun için eve gelen bohçacı kadınların verdiği ot karışımlarından, macunlardan medet umar, türbelere gidip adaklar adar ama bir türlü emeline kavuşamaz. Sadi Efendi ise eve gelen bohçacı kadınlara çok kızmaktadır.

Söz verdirir eşine, bir daha onları eve sokmaması için, bir de ant verir kendine ama demez eşine verdiği andı. Bir gün içinde nedeni bilinmez bir sıkıntı hissederek erken döner evine ve evde, o istemediği bohçacı kadınlardan birini bulur. Çok sinirlenir ve o anda verdiği ant gelir aklına, içi bu kez tarifi mümkün olmayan bir acı ile yanar.

Verdiği ant ; zevcesini üçten dokuza boşamaktır. İçi sıkılır. Hocalardan akıl almak ister ve hepsi de söz birliği etmişçesine aynı şeyi söylerler. Artık helâli, onun haramı olmuştur ve aynı evde oturmaları Şeriat 'a göre zinadır.
Peki nasıl çözülecektir bu iş? Yine Şeriat' a göre eşinin başka biriyle nikah kıyması ve aynı şekilde üçten dokuza boşanması gerekmektedir. Ancak ondan sonra ona tekrar nikah kıyabilir.
Böyle bir yol vardır olmasına da, eşi, nikah kıydığı adamla her anlamda karı koca olmalıdır. Bu düşüncelerle boğuşurken Hidayet isminde eski bir tanıdığına rastlar, derdini ona da anlatır.
Hidayet, Sadi Efendi'nin derdini kendi derdi bilir ve yardım etmeye karar verir. Bakalım Hidayet, Sadi Efendi 'nin bu derdine çare olabilecek miii? Ehh, devamı tabi ki kitapta.
Buraya kadar kısaca konusundan söz ettim. Gelelim diğer kısmına...

Belki dili sizi biraz zorlayacak zira günümüz Türkçe' sinin yanında eski dil diye tabir ettiğimiz dil de kullanılmış ama anlatım o kadar şiirsel ki, daha ilk anda içine alıyor sizi.
Su gibi akıp gidiyor. Kitaba asıl konu olan hikayenin yanında, eski İstanbul 'u öyle bir tasvir ediyor ki ; benim gibi İstanbul' u sevmeyen biri bile İstanbul 'a aşık oluyor.
Sonra bir yerinde bir bakıyorsunuz kumaşlar anlatılırken insana benzetilmiş. İşte ne bileyim ; pamuklu kumaş insanın şu karakterine benzer, keten şu yönünü tarif eder, ipekli kumaş yaşadığı sınavları, geçtiği evreleri ifade eder gibi, insanın maneviyatına da etki eden cümleler... İnsanı alıyor, düşünceden düşünceye taşıyor.

Tabi bir de bir taun illeti kısmı var ki ; nerden geldiği belli olmayan bir mikrop yüzünden hastalananlarla, ölenlerle, Padişah emri ile şehre girişin çıkışın yasaklanması ile, bize son dönemde yaşadıklarımızı da anımsatıyor.
Yine güzel bir kitap okudum ben. Kalemin dâim olsun

Burç Tibet

Bu yazı 539 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum