Dünya ve içindekilere meylederek Yaratana sırtını çevirip, Allah’ın sevgisiyle tecelli edecek yer olan gönlünü, gemicik, dolar, saray, villa, kat, yat, makam ve rütbe hırsının yanında, kin, nefret, husumet, intikam gibi şeytâni duygularla dolduran insanların, artık Allah’ı gönüllerinde misâfir etme, Allah'ı arama ve O'na hakkıyla kul olma, insanların haklarına saygı duyup insanlara adâletle hükmetme, vatan, millet, devlet gibi bir davaları yoktur. Allah, biz Türk milletini bu gibilerin şerlerinden muhafaza eylesin inşallah.
Karar, nefsi olmamak kaydıyla ve Hakk’ın ölçüleri içinde sizlerindir.
Sizleri etkilemek istemem ama, tepedekilerin ve yakın çevresinin ilâhi aynadaki görüntüleri negatif, yâni katran karasıdır.
Cenab-ı Allah,
‘’Ben, arza ve semaya sığmam, ancak mümin kulumun kalbine sığarım’’ diye buyuruyor. Burada geçen kalp kelimesine gönül de diyebiliriz.
Allah’ın, mümin kulunun kalbine sığması demek; o kulunun gönlüne sevgisiyle tecelli etmesidir.
Kul, gönlünü, Allah’ın zatına mahsus mekânı olarak bilmeli ve gönlünü ibâdetle, O’nun ismini zikirle, tespihatla, namazla daima bakımlı ve temiz tutmalıdır ki Cenab-ı Allah bu gönle misâfir olabilsin yâni sevgisiyle tecelli etsin.
Evimize misâfir geleceği zaman;
Günler öncesinden etrafı toparlar, her tarafın tozunu alır, masalarımıza en güzel örtülerimizi serer, vazolarımıza envai tür renk ve kokuda çiçekler koyarız. Bütün hazırlıklar tamamlandıktan sonra büyük bir heyecan ve neşe içinde misâfirimizi beklemeye koyuluruz.
İşte kul, her daim Cenab-ı Allah’ı gönlüne misâfir edebilmenin arzu ve heyecanı içinde gönül sarayını bakımlı ve temiz tutmalıdır.
Kendisinin mümin olduğunu söyleyen bir insanın gönlü, Allah sevgisi ve O’ na olan imanla dolu olmalıdır. Allah sevgisinin dışındaki her şey, gönle düşmüş yabancı bir cisim gibidir ki bu yabancı cisim; dünya sevdası, mal mülk biriktirme hırsı, makam düşkünlüğü gibi nefsani heveslerdir.
Buradan anlaşılacağı üzere;
Gönlü, dünyalık mal, mülk, servet, makam ve rütbe sevdasıyla dolu olan insanların gönüllerinde Allah sevgisi ve Allah aşkına asla yer kalmaz. Bu gibiler gönüllerini ha bire dünya sevgisi, mal, mülk ve para hırsıyla doldurmakla meşguldürler. Bunlar, gönüllerine sığdıramadıklarını ise yakınlarının kasalarına istif ederler.
NETİCE OLARAK;
İnsan gönlüne düşen dünya sevgisi, büyüklüğü hacmindeki imanın gönülden dışarı taşmasına yâni atılmasına vesile olur ki aynen ARŞİMET PRENSİBİNDE olduğu gibidir.
İnsan, EŞREF- i MAHLUK ( mahlukatın en şereflisi) olarak yaratılarak bir imtihan salonundan ibaret olan dünyaya gönderilmiştir.
Dünyaya gelen insanın bu imtihanı kazanmasının tek yolu; ‘’KULLUK ŞUURU’’ içinde yaşayarak, kendisini bu dünyaya gönderene hakkıyla teslim olması ve ilâhi tecelligâh olan gönül aynasını KELİME-İ TEVHİT CİLÂSIYLA PARLATARAK Allah’ın sevgisinin tecellisine hazır tutmalıdır.
Kulluk gayesi ile yaratılan insandaki ruh cevheri, kendisini o kula bir nefes olarak üfleyen sahibini arar ve bu arayış bir koşturmaca şeklinde sahibine ulaşıncaya kadar devam eder ki O’ sahip Allah’tır.
Bugüntepedekiler, ruh cevherinin sahibini aramak yerine, üç günlük dünyada mal, mülk, makam ve daha fazlasını aramanın peşine düşerek, öç alma, kin, nefret ve daha başka nefsi duygularının esiri olup tamah çamurunun içinde debelenmekteler.
Dünya ve içindekilere meylederek Allah’a sırtını çevirip, Allah’ın sevgisiyle tecelli edecek olduğu gönlünü, gemicik, dolar, villa, yat, kat, makam ve rütbe hırsının yanında kin, nefret ve husumet gibi insani ve rahmani olmayan duygularla dolduran insanların artık Allah’ı gönüllerinde misâfir etme, Allah'ı arama ve O'na hakkıyla kul olma gibi bir davaları yoktur. Allah, biz Türk milletini bu gibilerin şerlerinden muhafaza eylesin.
NOT:
Sadece tepedekileri değil herkesi bu ilâhi ölçüler dâhilinde değerlendirmeliyiz ki yanlışın peşine takılıp, uçurtma kuyruğu gibi bir sağa, bir sola yalpalamayalım.
Hatta en önemlisi, kendimizi de bu ölçüler içinde değerlendirebilmeliyiz. Kendi nefsimizde de aynı hatalara düşmeyelim ki; Allah’ın sevgisiyle tecelli ettiği gönül aynalarımızı karartmayalım. Görüntü negatif değil, daima parlak ve pozitif olsun.


YORUMLAR