Sosyal medya

Sosyal medya

SOSYAL MEDYADAN
sicakyuva@gmail.com

Yavuzselim Çukurbostan hikayesi

26 Mart 2021 - 14:19 - Güncelleme: 06 Nisan 2021 - 15:34

Ah, şu çukurun bir dili olsa da konuşşa: “Çukurbostan’ın hikayesi”
Yazan Ramazan Bedük //
Bizans Yapıları, İstanbul, İstanbul sarnıçları
Aspar Bizans’ta ünlü bir komutandı. Desteğiyle 457 yılında 1.Leon’u imparator yapmıştı. Birkaç yıl sonra da (459) şu an Fatih’in Çarşamba semtinde bulunan Yavuz Selim Cami’nin önündeki bölgeye geniş bir çukur açtırmış, etrafını tuğlalarla ördürterek bir sarnıç yaptırmıştı.
Oldukça da büyüktü yaptırdığı sarnıç. Anlaşılan namına yakışır bir sarnıç olsun istemişti Aspar. 152 metre genişliği 152 metre uzunluğu 11 metrede derinliği vardı çünkü.
Kaderin mi yoksa tarihin bir cilvesi midir ki bilinmez, imparator olmasını sağladığı 1.Leon tarafından 471 yılında idam edildi Aspar. Sonrasında Aspar’ın adı yüzlerce yıl yaptırdığı bu sarnıçla anıldı.
Bizans, Aspar sarnıcını uzun bir süre bahçe sulamada kullandı, Osmanlı ise domatesin, biberin, kavunun, karpuzun yetiştirildiği bir bostan olarak. Ve kullandığı gibi bir ad koydu Osmanlı: Çukurbostan
Sonrasını tarih şöyle yazdı: 1940’lı yıllara kadar içinde ahşap evlerin, bir de mescitin bulunduğu bir bostandı Çukurbostan. 1950’li yıllarda mesciti de ahşap binaları da yıkıldı. Betonarme binalar yapıldı. Ama hala Çukurbostan, bostan kimliğini koruyordu.
1985’te de komple istimlak edilerek içindeki bütün yapılar yıkıldı. Fikir dahiyaneydi!!! 1500 yıllık Bizans sarnıcı “mahalle pazarı” yapılacaktı. Altına betonu döktüler, pazarı yaptılar. Oldu Aspar Sarnıcı cillop gibi bir mahalle pazarı. Ama bir sorun vardı. Pazarcılar bulundukları pazarı terkedip buraya gelmek istemediler ve gelmediler de.
Şimdiyse, bir kısmı basketbol sahası, bir kısmı park, büyükçe bir kısmı da otopark.

SARNIÇ HAKKINDA RUM YORUMLARI

Aspar Sarnıcı-Xerokopion
İstanbul’un en iyi korunan sarnıçlarından birisidir. Fatih ilçesi, Balat mahallesi, Çarşamba semti sınırları içerisinde yer alan, günümüzde İlçe Belediyesi tarafından Çukurbostan Parkı olarak adlandırılmış, kuzeyinde Sultan Selim Caddesi, güneyinde Yavuz Selim Caddesi ile tanımlanan bölgede bulunan sarnıçtır.

Bu sarnıca Bizans kaynakları, kare bahçe anlamına gelen «xerokipion» ismini vermişlerdir. Sarnıç, Leon I (457 – 474) zamanında Bizans İmparatorluğunun hizmetine giren General Aspar tarafından inşa edilmiş ve bundan dolayı da onun ismine izafe edilmiştir. Aspar, 471’de Leon I ‘in emriyle idam edildiğinden, sarnıcın inşa tarihini bundan daha evvelki bir tarihe, muhtemelen 459 veya 460 yıllarına indirmek çok yerindedir.

Bizans kaynaklarına göre, bu sarnıcın civarında Manuel Sarayı, Kaiouma ile St. Theodosie ailesinin manastırları bulunmaktadır.

Aspar sarnıcı, bir kenarı 152 metre uzunluğunda olmak üzere dikdörtgen bir plan şekli arz etmektedir. Derinlik aslında 10.80 metre olmasına rağmen, zeminin zamanla toprakla dolmasından, hâlihazır durumu 8.20 metredir. Duvar kalınlığı 5.20 metredir ki burada da 5 tuğla ve 5 küçük taş dizisinden meydana gelen bir inşa tekniği tatbik edilmiştir.

İsimleri “Aetius su sarnıcı”, “Aspar su sarnıcı” ve “Mokios su sarnıcı” olarak geçen tesislerde yapılan bir keşif sonunda Yeditepe Üniversitesi Öğretim Elemanı Ali Kartal bu keşfin sonuçlarına göre, bugüne kadar sarnıç sanılan bu tesisler aslında Geç Roma dönemine ait birer askeri kışlaydı iddiasını ortaya sürmüştür. Ali Kartal’ın tezinin maddeleri şöyle sıralanmaktaydı;

– Adı geçen tesisleri dört bir yandan çepeçevre kuşatan duvarların yüksekliği yer yer 10 m.’yi aşmaktadır ve duvarlar dikdörtgen şeklinde bir kutu gibi inşa edilmiştir. Genişliği ortalama 4-5 m.’yi bulan duvarların iç ve dış cephesi kaba yontulmuş taşlarla örülerek, içi moloz taşlarla doldurulup sıkıştırılmıştır. Bu şekildeki duvar örgü tekniği açık su depolarının duvarları için uygun ve yeterli değildir.

– Sarnıç yapımlarında suyun dışarıya sızmaması için duvarların iç yüzeyleri ve sarnıçın tabanı su geçirmez bir sıva (Stucco) ile kaplanması gereklidir. Oysa bu üç tesisi çevreleyen duvarların iç yüzeyinde hiçbir şekilde, bir metrekare dahi olsa, sıva izine rastlanılmamaktadır.

– O dönemde inşa edilen açık su toplama havuzlarının (Piscinae) tabanı suyu tutacak şekilde büyükçe taş plakalarla kaplanmaktaydı ve su sızdırmazlığı (Opus Signinum) için taş plakaların arası özel bir derz dolgusuyla yalıtılıyordu. Ancak, günümüzde bu arazilerin üzerinde derinliğe kök salmış ağaçlar var, yani tesislerin tabanı sadece toprak dolgudan ibarettir ve taş plakalarla kaplanmamış olduğu tespit edilmiştir. Bu da bu tesislerin bir su deposu olamayacağının kanıtıdır.

– Bu tesislere kanallarla su getirildiği ve doldurulduğu tezi fizik kanununun eşit kaplar sistemine aykırıdır. Tesislerin taban kotu yükseltisi deniz seviyesinin 70-75 m üzerindedir, oysa şehre su getiren kanalların deniz seviyesinden yüksekliği 40 m. civarındadır. Bu durumda, kanalların içinden akan suyun, salt kendi özgül ağırlığının sağladığı basınçla (piezometrik basınç) duvarların yüksekliğine erişerek, bu tesisleri doldurabilmesi olanaksızdır. Şehre su getiren kanallarla tesislerin arasında hiçbir bağlantı saptanılmamıştır. Bunun yanı sıra, alan ölçüleri ve duvar yükseklik ölçüsünden yola çıkıp bir hacim hesabı yapacak olursak, ortaya çıkan yüz binlerce metreküplük suyun basıncına dayanabilmesi için, tesisleri çevreleyen istinat duvarlarının dikine kutu şeklinde değil, bilakis, üçgen biçiminde

-Mamboury-haritasında Aspar
– İkisi dikdörtgen ve diğeri kare biçiminde olan tesislerden her biri takriben 2,2 ha.’lık bir alanı kaplamaktadır. Yani her birinin içine iki adet futbol sahası sığabilecek büyüklükte olup, zemini dümdüz planya edilmiştir. Geç Roma dönemi askeri kışlaları buna benzer ölçeklerde kurulmuştu ve tıpkı bir iskambil kâğıdı formatında olup duvar köşeleri yuvarlatılmaktaydı. Bu tipik özelliği her üç tesiste görmek mümkün.

-Tesislerde kuyular keşfedilmiştir. Bir su deposunda kuyunun hiçbir işlevi yoktur. Bu olsa olsa burada barınan askerlerin su ihtiyacını karşılamak üzere açılmış kuyulardır. Ayrıca, bir su sarnıcında, suyun kente dağıtımı ve sel baskınlarına karşı alınması gereken önlemlerin arasında tahliye kanalları ve kapakları gelmektedir. Bu önemli teknik donatıların hiçbiri bu tesislerde yoktur.

-Kauffer Haritasında Aspar

– Bu tesislere Geç Roma döneminin ünlü askeri komutanlarına atfen Aetius, Aspar ve Bonus isimlerin verilmesi de ayrıca dikkate değer bir ölçüdür. Aetius, Hunların lideri Attila’ya karşı savaşmış Romalı bir komutandı. Aspar ise Germen kökenli bir ordu komutanıydı ve M.S. 471 yılında katledilmişti. Bonus adını, Roma döneminde askeri yetkilere sahip olan ‘Asia’ eyaletinin valisi olarak görmekteyiz. Demek ki, bu tesislerin askeri amaçla kuruldukları anlaşılmaktadır.

– Tesislerin herbiri şehrin en yüksek tepelerine kurulmuştur. Son derece stratejik bir pozisyona sahiptir. Bu noktalardan şehrin giriş çıkışları, Marmara denizinin açıkları, Boğaziçi’nin deniz trafiği ve Haliç’in kıyıları rahatlıkla kontrol edilebiliyordu.

– Bütün bunların haricinde Çarşamba çukurbostanı olarak anılan tesiste çok önemli bir yapının kalıntılarına rastladım. Tesisin kuzey-doğu köşesinde bulunan harabede yaptığım incelemelerde bunun Geç Roma dönemine ait bir hamamın (Tepidarium) olabileceği kanısı çok ağır basmaktadır. Bu keşif ayrıntılarıyla ele alınarak incelendiği takdirde, burada bir askeri kışlanın varolduğu gerçeği daha da iyi anlaşılacaktır.

-Bu kapsamda ortaya çıkan bulgular doğrultusunda bir ekip tarafından ayrıntılı arkeometrik çalışmalar yapılmalı, bu tesislerin rölevesi çıkartılmalı ve bir rekonstrüktif oluşturularak tesislerin tekrardan kategorik değerlendirmesi yapılmalıdır.

1980 lerde, Klasik Arkeolojinin önde gelen duayenlerinden Prof. Dr. Guntram Koch’a göre bu çukur bostanlar bir Roma askeri kampı olamaz çünkü:
1- Romalılar uzun süreli kuşatmalar için askeri kamplar inşa etmezlerdi.
2- Romalılar sadece Roma İmparatorluğu’nun sınır bölgelerinde askeri kamplar inşa ederlerdi.
3- Bir Roma askeri kampının duvarları genellikle kalın olmazdı, 5 metre ve üstü kalınlıkta olamazdı demek ki.
Demek ki burası bir askeri kamp da olamazdı.
Ben bir arkeolog olarak bu çukur bostanların Roma’daki Domus Augustana ve Domus Flavia’nın doğu tarafında kalan Stadium-Hippodrom ile aynı işlevi gördüğüne inanıyorum. Pek az birkaç Eski Roma kaynağına göre Eski Roma’da hippodrom için, planı bir Eski Yunan hippodromu şeklinde olan bir bahçe tesisi anlaşılıyordu. Bizanslılar da Çarşamba Çukurbostanı’na “Kare Bahçe” ismini vermişlerdir.

Bu yazı 1831 defa okunmuştur.

YORUMLAR

  • 0 Yorum