Abdullah Gözaydın

Abdullah Gözaydın

Fatih'in Demokratik Geleceği
fatihten@gmail.com

VE BİR MUCİZE AYET YASÎN 80

18 Ocak 2016 - 01:02


ÖLÜP ÇÜRÜDÜKTEN SONRA TEKRAR YARATILMA KONUSU VE BİR MUCİZE AYET YASÎN 80

76. (Ey Muhammed!) Artık onların sözü seni üzmesin. Çünkü biz onların gizlediklerini de açığa vurduklarını da biliyoruz.            

77.  İnsan, bizim kendisini az bir sudan (meniden) yarattığımızı görmedi mi ki, kalkmış apaçık bir düşman kesilmiştir.         

78.  Bir de kendi yaratılışını unutarak bize bir örnek getirdi. Dedi ki: "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?"        

79. De ki: "Onları ilk defa var eden diriltecektir. O her yaratılmışı hakkıyla bilendir."              

80. O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.

81. Gökleri ve yeri yaratan Allah'ın, onların benzerini yaratmaya gücü yetmez mi? Evet yeter. O, hakkıyla yaratandır, hakkıyla bilendir.     

82. Bir şeyi dilediği zaman onun emri o şeye ancak "Ol!" demektir. O da hemen oluverir.  

83. Her şeyin hükümranlığı elinde olan Allah'ın şanı yücedir! Siz yalnız O'na döndürüleceksiniz.

Sanıyorum 1950'li yıllarda basılmış birkaç sayfalık OKU dergisinde Dr. Halük Nurbaki, Allah rahmet eylesin, Yasin 80 Ayeti hakkında yazdığı makale benim Kuran-ı Kerim hakkındaki imanımı İlim olarak pekiştirmeye vesile oldu.

Klasik  tefsirlere nazire yaparak, Allah cc. bu ayette tekrar yaratılmanın nasıl kolay olduğunu, Fiziksel bir yaratılış örneği göstererek,  insanlığa sunduğu ilmi bir mucize olduğunu yazmıştı


Yasin Sûresi 77. ve 78. ayetleri doğrudan haşir hakkındadır. Bu ayetlerin nüzul sebebi olarak şöyle bir kıssa nakledilir:

Resul-i Ekrem (asm) Mekke ‘de ahiret, haşir ve yeniden dirilme konularında tebliğler yapıyordu. Bunu duyan Übey bin Halef eline bir kemik parçası alarak Peygamberimizin (asm) yanına geldi ve alaycı ve küçümser bir tavırla “Ey Muhammed! Bu çürümüş kemikleri kim tekrar diriltecek? Allah’ın bu kemikleri tekrar yaratacağına nasıl inanıyorsun?” diye sordu.

Peygamberimiz de (asm) “Evet, Allah diriltecek ve seni de Cehenneme koyacaktır” dedi.

İşte bu hadise üzerine Yasin Sûresinin son ayetleri indiği rivayet edilir. 78 ve 79. ayetler de son ayetler içindedir. 80. ayette ise çok sırlı ve dikkat çekici bir hususa dikkat çekilir: Yeşil ağaçtan ateş çıkarma ve onu yakıp durma. Devamındaki üç ayet ise Allah’ın azamet ve kudretinden ve harika sıfatlarından bahseden ayetlerdir. Biz bu makale çerçevesinde 80. ayet üzerinde durmak istiyoruz.

“O, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.”
*******************

Yeşil Ağaçta Ateşin Meydana Getirilmesi: (Eski tefsir beyanlarıdır)

"Ölüden dirinin çıkarılması ile ilgili tereddüt ve itirazlara karşı verilen bu örnekte yine birbirine tamamen zıt görünen iki özellikten ve birincinin diğerine dönüşmesinden söz edilmektedir: Islaklık ve ateş. Ayette ağaç için yeşil sıfatının kullanılması renk belirtmek için değil, bu durumdaki ağacın temel özelliği olan ıslaklığa dikkat çekmek içindir." (İbn Âşûr, XXIII, 76-77)

Yemyeşil ağaçtan ateş çıkarma, genellikle, bedevi Araplarca iyi bilinen merh ve afar adlı ağaçların? ikisi de yemyeşil ve üzerlerinden su damlarken- birbirine sürtülmesiyle ateş çıkması olayı olarak açıklanmıştır. Bunların biri dişi diğeri erkek olarak düşünülmüştür. Bazı müfessirler, "Her ağaçta ateş vardır; ama merh ve afarda bolca bulunur" anlamındaki meşhur sözü de dikkate alarak burada maksadın ağaç cinsi olduğunu ve bu iki türün örneklendirme amacıyla zikredildiğini belirtmişlerdir. (Zemahşerî, III, 294)
**************************

ALLAH'IN CC. İZNİ İLE, BU KONUDA BİZİM ACİZANE MÜDAHALEMİZ

Yukarıdaki tanım Fotosentezin bilinmediği devirlerde, yada tefsircinin foto sentezi bilmediği devirlerde yapılmıştır.

Günümüzde Yeşil (Canlı) Ağaçların oksijen ürettiği, Bu oksijen canlıların hücresel faaliyetlerinde (Besinlerin Yakılmasında) kullanıldıktan sonra, Ya da doğrudan ısı üretmek için Odun, Kömür, Petrol vs. yakıldığında Oksijen, Karbondioksite dönüşür.

Bu karbondioksit Yeşil Ağaç yaprakları tarafından emilir, Tekrar Oksijen olarak doğaya salınır.

Bu basit anlatımla şöyledir; Oksijen herhangi bir maddeyi yakarken kendi de yanarak karbondioksite dönüşür,

Karbondioksit Yeşil Ağacın yaprağında "Foto sentez" denilen bir aktivasyonla tekrar Oksijene dönüşür.

Allah cc. Yasin 78'de sorulan :  "Çürümüşlerken kemikleri kim diriltecek?" Sorusuna cevaben

Yasin 80 Ayetinde, sizin için yeşil ağaçtan ateş yaratandır. Şimdi siz ondan yakıp duruyorsunuz.

Diyerek Tıpa tıp Tekrar yaratılmanın Allah cc. için ne kadar kolay ve mümkün olduğunu beyan ediyor.

Yasin 80 ayeti, Kuranı Kerimin ilim ile olan alakasına çok çarpıcı bir örnektir, Bu ayetin feyzi ile Dünyada pek çok ilim insanı Kuranı kerimin insan kelamı olamayacağına bu ayet vesilesi ile iman ederek Müslüman olmuştur.

Günümüzde eski tutucu tefsirleri kullanmak isteyen bazı müfessirler, Hala "merh ve afar" örneğinde ısrar ettiğini görüyor üzülüyoruz.

İslam adına Kuranı kerim adına konuşanlar mutlaka Kuranın tamamını anlamak zorundadır, Hiç fizik, Hukuk, Fen bilmeyenler Kuranı kerimin bu konulardaki beyanlarını tefsir edemezler

Son 300 yıldır gerileme devri yaşıyoruz, Bu gerileme birçok alanda olduğu gibi, ilimde de devam etmektedir.

Bütün Diyanet teşkilatı, İslam ülkelerindeki Dini müesseseler İslam’ı ibadet olarak el almaktan acilen vaz geçmelidir.

İslam Yaş ve Kuru bütün hayatı içine alan, Bütün hayat hakkında ölçüler koymaktadır.

Eski âlimlerin nasıl ki Sosyal hayat, Fizik, kimya, Astronomi, Hukuk konusunda eserleri var, Günümüzün tefsircilerinde her ilim dalının temsil edildiği heyetlerin bilgisi dâhilinde Kuranı kerimi 21. yy. İnsanına sunmaya çalışmalıdır. İlimde 1400 yıl evveline takılıp kalmak İslam’ın ruhuna aykırı bir davranıştır Mutlaka bunu terk etmek zorundayız.

Evet sosyal hayatımızla ilgili, İbadet şekillerimizle ilgili Kıyamete kadar değişmeyecek hükümlerimiz olacaktır, İlim devamlı değişen ve gelişen bir alandır.

Bu ilmi gelişme Çin'den bile gelse almakta tereddüt etmemeliyiz.

Bir forumda gördüğüm Yasin’i şerif 80. ayetinin çok uzun ve eskiye atıfta bulunan bilgilerle Günümüzün ilminin ret edilmesi beni çok hüzünlendirdiği için bu yazıyı yazdım.

 Söz konusu forum sitesine üye oldum, itirazlarımı yazmak istedim, İlgili konunun yoruma kapatıldığını gördüm Daha çok üzüldüm 4 kişinin olumlu yorumu ile kapatılan konu, Sanıyorum İslam’a hizmet etmek için değil.

 Bu muhteşem ayetin feyzi ile İslam’ı tercih edeceklerin önünü kesmek için diye düşünüyorum.
*************************

FETOSENTEZ HAKKINDA GELİŞMELER

Fotosentezle ilgili yapılan çalışmaların kronolojik sıralaması aşağıda verilmiştir.

1771'de, Joseph Priestley; bitkilerin oksijen verirken havadaki karbondioksiti kullandığını gözlemiştir.

1779'da, Jan Ingenhousz; bitkinin havayı ancak ışık varlığında temizlediğini ve klorofilin önemini vurgulamıştı.

1781'de, Lovosier; oksijenin havada bulunan ve yanmaya etki eden bir madde olduğunu açıklamıştır.

1782'de, Jean Senebier; bitkilerin ürettiği oksijen miktarının ortamdaki karbondioksit miktarına bağlı olduğunu göstermiştir.

1804'de, N.Theodore de Saussure; bitki ağırlığına dayanarak fotosentezde suyun da kullanıldığını bulmuştur.

1840'da, Lieig; karbondioksitin bitkilerde karbon kaynağı olduğunu ve bitkilerin oksijen ve hidrojeni sudan aldığını açıklamıştır.

1842'de, Mayer; fotosentez sırasında bitkinin yakaladığı güneş enerjisini kimyasal enerjiye dönüştürdüğünü belirtmiştir.

1880'de, Engelmann; fotosentezde oksijen üretiminin kloroplastlarda yapıldığını vurgulamıştır.

1905'te, Blackman; fotosentezin ışıklı evre ve karbon tutma reaksiyonlarını içerdiğini tespit etmiştir. Ayrıca, fotosentez hızı fotosenteze etki eden faktörlerden miktarı en düşük olanına göre belirlenir diyerek minimum yasasını bulmuştur.

1931'de, C.B. Van Niel; fotosentezin, yükseltgenebilir bir maddeden açığa çıkan hidrojen ile karbondioksitin indirgenerek besinin üretildiği ışığa bağımlı bir olay olduğu saptanmıştır. Atmosfere verilen oksijenin sudan kaynaklandığını ileri sürmüştür.

1937'de, Robet Hill; fotosentezde açığa çıkan oksijenin karbondioksitten değil sudan kaynaklandığını kanıtlamıştır.

1955'te, D.I. Arnon; ışıklı evrede elde edilen ATP ve NADPH'nin karbon tutma reaksiyonlarında kullanıldığını göstermiştir.

1961'de, Calvin ve arkadaşları; fotosentezin karbon tutma reaksiyonlarını açıklayarak Nobel ödülü almışlardır.