Bir şeylere inanıyor,
Onları yaşamaya niyetleniyor;
Sonra içimizden dışımıza
adım atar atmaz
Hayatın dağdağasına kapılıp KAVLİMİZİ, KARARIMIZI UNUTUYORUZ.
Yaşadıklarımız,
Yaşamaya niyet ettiklerimiz, Azmettiklerimiz değil;
Ardına takılıp gittiklerimiz çoğu zaman...
Zamanın akışının hızlandığını,
Bizi peşinde koşturduğunu,
bizi hiçbir şeye yetişemez hale getirdiğini söyleyip duruyoruz.
Ama bir adım geriye çekilip bakınca Gördüklerimiz çok farklı bir şey söylüyor bize;
biz zamanı hovardaca harcıyor,
boşa tüketiyoruz.
Elimizde hiç bir şey bırakmayan meşgalelerle değil dakikaları, saatleri heba ediyoruz.
O halde boş bir avuntu zamanın hızlanışı...
Biz servetini çarçur ederek
Muhtaç hale gelen
MÜFLİS TÜCCAR GİBİYİZ sadece.
Duygularımız ve düşüncelerimiz de farklı değil, benzer gelgitler orada da yaşanıyor.
Kimin neyi savunduğu belli değil!
Ne hissettiğimiz, meseleler hakkında ne düşündüğümüz esen rüzgarlara göre mütemadiyen değişiyor.
Herhangi bir ölçüsü, sınırı, durma noktası olmadan hem de...
Arşivleri açıp,
on yıl önceki herhangi bir gazeteye bir bakalım...
Toplum olarak o zamanın güncel meseleleri hakkında bugün olduğu gibi yine bir kaç farklı gruba ayrıldığımızı, aramızda çatıştığımızı,
ülkenin gerilimini karşılıklı olarak yükselttiğimizi göreceğimiz neredeyse kesindir.
İçerik değişse de o güne ve bugüne ait iki fotoğraf birbirine çok da uzak değildir. Bir farkla; o gün grupların birbirlerine karşı savunduğu tezler büyük bir ihtimalle yer değiştirmiş ve zaman içinde her grup farklı noktalara savrularak DÜN İNKAR ETTİKLERİNİ BUGÜN SAHİPLENİR,
DÜN SAHİPLENDİKLERİNİ BUGÜN İNKAR EDER HALE GELMİŞTİR.
Anlaşılıyor ki
Toplumsal yaşantımızda gerilim, çatışma, iletişim eksikliği ve irtibatsızlık kalıcı...
Ama roller sık sık değişiyor.
Ve dahil olduğumuz farklı toplumsal gruplar içinde oradan oraya savrulan bizler de,
Yeni rollerimize uygun şekilde
DÜN REDDETTİKLERİMİZİ
BUGÜN KABULLENİR,
DÜN SAVUNDUKLARIMIZI BUGÜN MAHKUM EDER HALE GELEBİLİYORUZ. Bu şu demek aslında:
KONUŞMA BALONLARIMIZIN İÇİNE DOLDURDUĞUMUZ SÖZLERİN
NE BİR KALICILIĞI
NE BİR SAHİCİLİĞİ VAR.
Gün geliyor şu sözle dolduruyoruz konuşma balonumuzu,
Gün geliyor ona hiç benzemeyen
bu sözle...
Havaların sağı solu belli olmuyor, doğru... Pencerenin içi başka, dışı başka iklimler yaşıyor zaman zaman...
Ama mevsimlerin bu istikrarsız halleri geçiş dönemlerinde oluyor ve
sonra düzeliyor.
Oysa bizim duygu ve düşüncelerimizdeki doldur boşalt halleri istikrar kazandı sanki.
Burada istikrar maalesef kötüye işaret ediyor ve
Çok temel bir istikametsizlik probleminin altını çiziyor.
İNSANIN YALPALAMASI,
MALUM,
SARHOŞLUĞUNA ALAMETTİR.
