Bugun...
CENNETTEN KÖŞK SATIN ALMAK


Behlül Dane Bu Hayatı Neyleyim, Bana Seni Gerek Seni...
balatfener@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 05-05-2020 23:43


BEHLÛL DANE

CENNETTEN KÖŞK SATIN ALMAK
Halife Harun Reşit döneminin ermişlerinden Behlûl Dane bir gün düzgünce kesilmiş tahta parçalarından eve benzer bir şey yapıyordu. bunu Harun Reşid'in hanımı Zübeyde görüp ne yaptığını sordu. Behlûl:
-Cennet köşkü yapıyorum efendim, diye cevap verdi.
Dindar bir kadın olan Zübeyde köşke müşteri çıktı:
-Bu köşkü bana satar mısın?
-İsterseniz satarım!
-Kaç paraya satarsın?
-Sana bir akçeye veririm.
Halifenin hanımı hemen bir akçeyi verip köşkü satın aldı.
Harun reşit ve hanımı o gece rüyalarında kendilerini cennette gördüler.
Zübey'de lüks bir köşkte oturuyordu.Harun Reşit sordu:
-Hanım, sen bu köşke ne zaman sahip oldun?
-Dün bir akçeye Behlûl'den satın almıştım.

Sabah oldu ,hükümdar hemen Behlûl'ü çağırttı.

-Dün hanıma sattığın köşkten bir tane de bana yapsana,dedi.

-Olur yaparım, dedi Behlûl.

-Kaça yapacaksın?

-Bin akçeye yaparım.

-Ama hanıma bir akçeye vermişsin!

-Evet, bir akçeye verdim . Ama o köşkün değerini bilmeden aldı. Sen ise dün gece onun nasıl görkemli bir köşk olduğunu gördün.Ben buna göre fiyat istiyorum.

SENİN HALİN NİCEDİR
Behlûl Bir gün sarayın taht salonunda kimsenin olmadığını görerek çok merak ettiği Ağabeyinin tahtına güzelce bir kurulur, bir müddet sonra olayı fark eden nöbetçiler Behlûl'u Tahttan kaldırarak bir güzel döverler.
Behlûl bir kenara çekilip hüngür hüngür ağlamaya başlar, Olayı  padişah Harun Reşide haber verirler, Harun Reşit Behlûl'ün yanına gelerek teskin etmeye çalışır.

- Tamam Behlûl ağlama , ben o nöbetçileri cezalandıracağım der, Behlûl hemen itiraz ederek.
- Aman abi Askerleri cezalandırmayın, Benim onlardan şikayetim yok.
- O zaman neden ağlıyorsun.
- Behlûl Dáná Hazretleri kardeşine:
- Kardeşim ben, beni dövdüler diye ağlamıyorum. Ben birkaç dakika tahta çıkmakla bu kadar dayak yedim, yarin senin durumun ne olur, ne kadar dayak yiyeceksin diye düşünüyorum ve onun için ağlıyorum,dedi.

Bu sözler Harun Resid'in gözlerinin yaşarttı...
- O halde söyle, nasıl hareket edersem kurtulurum, diye sordu.

Behlûl Dáná Hazretleri de su nasihatte bulundu:
- Adaletle hükmet, kimseyi incitme, millet senden memnun olup senin iyiliğine dua etsin. Ancak o zaman kurtulursun.

--------------------------------
Behlûl ü dane hz. hikmet ehli meczup bir zattır.Harun-u reşidi zalim bilen bir üye arkadaşımız yanılıyorlar.düzeltmek istiyorum. Harun u Reşit her zaman Behlûl dane ye itibar etmiş,bir anlamda Behlûl'ü manevi komutanı gibi kabullenmiş,hikmetli sözlerinden feyz alarak hükümdarlık vazifesinde adil davranmaya gayret göstermiştir

Halife Harun Reşit döneminde yaşamış ve ona hep ders vermiş büyük insan.

İşte bir örnek;

Behlûl dana Harun reşit'ten bir görev ister. halife de der ki git seni Bağdat çarşısının ağası yaptım, çarşıya çeki düzen ver. gider bir fırına ekmekleri tartar, bakar ki hepsinin gramajı noksan. fırıncıya sorar nasıl işler der bereketli mi. fırıncı yok der ne sattığımın ne kazandığımın bereketi var. çıkıp başka bir fırıncıya girer oradaki ekmekleri tarttığında tümünün fazla fazla olduğunu görür. aynı soruyu sorduğunda fırıncı çok şükür der işlerim de iyi kazancım da. bunun üzerine Behlûl dana halifeye tekrar gider yeni bir görev ister. halife 'e verdik ya sana çarşı ağalığını' der. yok diye cevap verir. çarşının ağası zaten var, hem cezayı hem ödülü usulüne göre verip düzeni sağlıyor.
-----------------

Behlûl Dane bi gün her zaman olduğu gibi dolaşıyormuş ve abisi Harun reşid in vezirleri onu görmüş Harun Reşid'e çıkmışlar ve 'sultanım tamam bu senin kardeşin ama bize çarşıda soruyorlar bu mu Harun Reşit in kardeşi diye biz cevap vermiyoruz buna biraz çeki düzen vermek lazım' Harun Reşit de huzuruna çağırttırır ve emir verir' bundan sonra bizimle birlikte sarayda kalacaksın' der.ve sonrasında görülmemiş bi hizmet fırtınası kopartır.

Behlûl Dâna nın bir dediği iki edilmez ve öyle bir sofra hazırlanır ki bir kuş sütü eksik.Behlûl Dâna yiyebildiğini yer ve yiyemediğini bırakır.Harun Reşit bunun her gün devam edeceğinin garantisini verir ve sarayda temelli kalmasını ister.Behlûl Dâna yarım saat müsaade ister ve tuvalete gider.biraz dolaşır ve geri gelir.Harun Reşid e döner ve derki 'vallahi ben dün kötü bi evde kaldım ev yıkık döküktü ve evdekilerin durumu da o kadar iyi değildi.ve bi sıcak çorba verdiler biraz da yavan ekmek yedim doydum.ama olay şu ki ben dün de tuvalete aynısını yaptım bugün de. Ben kalmıyorum arkadaş.' der ve gider.

-----------------

Behlül-i Dânâ..
Bağdat anılır da oraların sufi nasreddin hocası kıvamındaki Zât-ı âlisi anılmaz mı.. ;)

mezarlık yanından geçerken halife Harun Reşit rastlar Behlûl-i dânâ ya..der ki bana bir öğüt ver..
Behlûl hiddetle: 'sarayları orda duranların mezarları buradadır..daha ne öğüdü istersin' demiştir..
-------------------------

Cesur nükteleri dikta yöneticilere ders olmuş biri. ama maalesef bazen nükteleri hüküm olarak kullanılıyor.
mesela: (Harun'u reşit Behlül'e toplanan zekatları hak sahiplerine dağıtma görevi verir oda gider zenginlere verir tüm parayı. padişah bunu duyar ve Behlül'e sebebini sorar. oda 'sen Allahtan daha mı iyi biliyorsun bak o zenginlere vermiş.der) size tuhaf gelse de halk arasında halen böyle tuhaf Behlûl nükteleri dolaşıyor.
-----------------

Bizim Nasrettin Hoca'ya benzer bir tip. Şakaları ve düşündürücü maceralarıyla ünlü bir sima. Halifelerden birinin kardeşi. Ama mal, mülk peşinde değil, özgür yaşayan, halktan biri.

'Her koyun kendi bacağından asılır' darbı meselinin bir hakikat olmadığını, sokaklara koyun astırıp, çürüyen koyunların kokularının insanları rahatsız etmesiyle ders vererek açıklamıştır. Yani insanlar birbirinden kayıtsız yaşayamaz, birbirinden sorumludur.
Behlûl DÂNÂ ile ilgili pek çok olay anlatılır. Bulursanız okuyun tavsiye ederim.

--------------


ateşi körüklesem yolumu yarılasam tarlamı darılasam der
Behlûl dane sorar
yolukuşu inmek mi çıkmak mı kolaydır, durmadan yürü
görmediğin yeri nasıl düşünürsün
yokuşu çıkmak kolaydır çünkü çıktıkça hafiflersin beden ile değil elbet
yerden toplamak ağaçtan toplamaktan kolaydır
ne var ki
yerden toplanan bereli olur
bereli meyve kulun zevkini siler aslında tadı aynıdır
Behlûl dane kazanı çevirdi denize devirdi
yolunu bulması için darı serpmesi gerekli değildi

------------------------

BEHLÛL DANE’NİN BİR DERVİŞE SUAL SORMASI

Behlûl Dane, yolda rastladığı bir dervişe:

“Söyle bakalım ey derviş, ne haldesin, anlat bakalım bana” dedi.

Derviş ise, halini şöyle açıkladı:

“Ey Allah’ın Behlûl’ü kâinattaki bütün işler.. tek bir Şah’ın hükmüne
bağlıdır. Daima O’nun dilediği gibi olur.

Sular, rüzgârlar dilediğince akar, dilediğince eser. Güneş, ay ve
yıldızlarla beraber, tüm felekler O’nun emrine ram olmuştur. Hayatla ölüm
O’nun emrine uymuş; dilediği yere ve işlere koşar olmuş..

Âlemlerde, hiçbir gönül O’nun isteği olmadan, ne güler, ne de ağlarsa; işte
bu kulu dahi öyledir. Sadece O vardır ve O’nun sıfat ve esmalarının kulları
sadece O’na bağlı, O’na muti ve dilediğince, dilediğine koşarlar.. işte bu
kulunun hali de böyledir.”

Behlûl Dane ise,

“Doğru söylersin, zaten böyle olduğun nurundan ve halinden bellidir. Yalnız
bu hale nasıl eriştin bir parça anlatsana.”

Derviş dedi ki:

“Âriflerce malûmdur ki; tüm yaratılanlar ve âlemler üzerinde şöyle veya
böyle dilediğince tasarrufta bulunan sadece Yüce Yaradan’dır. O’nun kaza ve
kaderi olmadıkça ağaçtan bir yaprak dahi düşmez. İşte bu fakir kulu da,
saadet ve huzuru, teslimiyette, emirleri doğrultusunda koşmakta buldu.
Fazlasını söylemek caiz değildir. Anlayış sahibine bu kadarı dahi yetişir.”

Ey Allah’ın kulları,

Kaza ve kader rüzgârları hakkettiğiniz yönlerden durmaksızın esmekte..

Varlık O’nun, mülk O’nun, sadece O’nun emri hükümrandır. Eğer biraz aklınız,
idrâkiniz varsa, O’na teslim olarak, dilediğince hizmete koyulunuz.

Ve sakınınız ve sadece akl’ı maaşın (cüz’i akl’ın) anlayabildiği köpük
âlemine bağlı kalmış olan felsefecilere uymayınız.

Zira akl’ı cüz her şeyin zahirine bağlanıp kalmış olup, özden, özün özünden
bîhaber olup, varlığın gerçeğine doğru bir adım dahi atamaz.

Ey yolcu,

Senin aklının aklı, Akl’ı Kül olup, Akl’ı Kül’le nisbetle akl’ı cüz kışır
gibi, kabuk gibidir. Hayvan ise, daima kışır peşinde dolaşır durur...

Ancak, ne zaman ki kul başına her ne gelirse gelsin, beklentisiz, menfaatsız
gönlünü razı eder, şikâyetsiz hale gelirse;

Artık o kul sadece Rab’binin hüküm süren emri olur. Ve yine o kul, yaşamla
ölümü kendine binek eyler. Zira o, Yüce Yaradan’ın takdirinde ve Aşk’ında
eriyip, yok olmuştur!

O yokluktaki azîm tecelliyi ifâde ise; değil akl’i cüz’ün, değil Akl’ı
Selimin, Akl’ı Küllün dahi harcı değildir!

Şu kadarı söylenebilir ki; kaza ve kader ne yönde tecelli ederse etsin, o
Kul daima tebessüm eder. Bir Kul’un yaradılışı, hali böyle olursa; niçin “Ey
Allah’ım, bu kazayı başımdan gider” diye niyaz eder olsun.

Ey Allah’ın kulu, sadece O’na yönelir, O’nu görür olursan, O’ndan gelen her
şey ise; hakkında hayırlıdır.

Kemâl Ehlinin her işi, Allah rızası içindir. Onda nefsanî bir koku arama!
Zira o gönül Sevgili’nin şarhoşudur. Sevgilinin varlığından başka bir şey
arama onda.

Ne işi var onun yolla, menzille, bütün bunlar sûretin vasıflarıdır. Canın
Sevgiliye seferi vasıfsızdır, keyfiyetsizdir. Zira o zaman, mekân ve cihet
kaydından kurtulmuştur.

Zira tene mahsus bu vasıflar, Can için yüktür, insanı gençken kocaltır!

Ey.. Kaza ve kaderle beyhude pençeleşmeğe kalkanlar.. bu pençeleşmeleriniz
devam ettiği sürece huzura ermeniz aslâ mümkün değildir.

Ey.. Hak yolcusu,

Zaman mekân, cihet âlemlerinden bir an kurtulursan, o güzelim Sevgiliye
mahrem olur, Vûslatın eşsiz zevkini tadarsın!.. Aksi takdirde, zahire döner,
sebeplere bağlanır kalırsan, köpük olur, sonunda solar, mahvolur gidersin.

Tıpkı Kur’an’a dil uzatanların, O’na yaklaşamayanların akîbetleri gibi.

Sadece kelâmullah’ın hüküm ve hakikati kıyâmete kadar bakidir!

Kur’an ne buyuruyor dinleyiniz:

“ÖLÜMDEN KURTULUŞ İÇİN, O HAYAT SUYUNUN KAYNADIĞI YEGÂNE PINAR BENİM. BEN
SİZİN ÜZERİNİZE DOĞAN GÜNEŞİN NURUYUM VE O GÜNEŞİN ZÂTINDAN AYRI DEĞİLİM!”

Ey.. sebeblerin önünde zan ve vehimlerinin ipliklerini bükmekte olan
felsefeciler..

Yüce Allah’ın înayeti yetişip, gözüne ve görüşüne nurdan bir sürme ihsan
olunmazsa; nasıl olur da, temyiz kabiliyetini edinir, nasıl olur da temiz
olanla, pis olanı ayırd edebilirsiniz?

Ve yine pislik kokusundan uzaklaşarak, gül kokusunu koklar olursun.

Amin.

------------------
Harun Reşit ile Behlûl Dâne
Behlûl Dânâ hazretleri daima Harun Reşidin yakınında bulunur, çeşitli sebepler hâsıl ederek onu uyarırdı.
Bir gün Behlûl Dâne hazretleri, üstü başı toz toprak içinde uzun bir yolculuktan gelmiş olmanın belirtileri ile Harun Reşidin huzuruna çıktı. Harun Reşide sordu:

- Bu ne hâl Behlûl, nereden geliyorsun?

- Cehennemden geliyorum ey hükümdar.

- Ne işin vardı cehennemde?

- Ateş lazım oldu da ateş almaya gittim.

- Peki, getirdin mi bari?

- Hayır efendim getiremedim. Cehennemin bekçileriyle görüştüm, onlar "Sanıldığı gibi burada ateş bulunmaz, ateşi herkes dünyadan kendisi getirir" dediler.

--------------------------

Mezar Taşı Yazısı

Behlûl Dane´ye biri sorar:
Oğlum öldü mezar taşına ne yazdırayım?
Behlûl Dane şu cevabı verir:Sunu yazdır:

Dün altında olan çimenler,
bu gün üstünde yeşerdi,
ey yolcu anla ki,
şu toprak,
günahtan gayri her şeyi örter

--------------
Behlûl Dana Hazretleri evini soyan hırsızları
kabirde beklermiş. Ona sormuşlar "ya Behlûl, gece gündüz bu
kabirde ne yaparsın?"
"Evimi soyan hırsızı beklerim"
"Hırsızın burada ne isi var"
"Bir gün buraya yolu düşecek, tabut içinde gelecek,
onu beklerim çünkü kaçamayacağı tek yer burasıdır"
demiş

----------------------------

Bir gün Behlül'ü kabristanda gördüler. Ayaklarını kabir taşları arasına sokmuş toprakla oynuyordu.

Kendisine;

"Ey Behlûl ne yapıyorsun?" diye sordular.

Onlara gayet sakin olarak;

"Bana eziyet etmeyen, gıybetimi yapmayan insanlarla oturup sohbet ediyorum. Bunlar sağ olanlardan daha emin." diye cevap verdi.

------------------------------------

Herkesin ceza ve mükâfatı verilmiş

Behlûl Dane, bir gün Harun Reşid'den bir vazife istedi. Harun Reşit de ona çarşı pazar ağalığını verdi. Behlûl hemen işe koyuldu. İlk olarak bir fırına gitti. Birkaç ekmek tarttı hepsi normal gramajından noksan geldi. Dönüp fırıncıya sordu:
“Hayatından memnun musun, geçinebiliyor musun, çoluk-çocuğunla ağzının tadı var mı?”
Adam her soruya olumsuz cevap verdi.

Behlûl bir şey demeden ayrıldı ve bir başka fırına geçti. Orada da birkaç ekmek tarttı ve gördü ki bütün ekmekler gramajından fazla geliyor, eksik gelmiyor. Aynı soruları bu fırının sahibine de sordu ve her soruya olumlu cevap aldı.

Bundan sonra başka bir yere uğramadan doğru Harun Reşid'in huzuruna çıktı ve yeni bir vazife istedi. Harun Reşit, "Behlûl daha demin vazife verdik sana, ne çabuk bıktın?" dedi.

Behlûl açıkladı:
“Çarşı pazarın ağası varmış! Benden önce ekmekleri tartmış, vicdanları tartmış, buna göre herkes hesabını ödemiş, ceza ve mükâfatları verilmiş, bana ihtiyaç kalmamış.”

----------------------------

Bundan yıllar öncesinde hiç unutmam bol yağışlı bir kış günü idi…
Sıkıntılarım yüzüme vurmuş gergin bir halde yağmurun altında bazen yürüyor, bazen de evin önündeki küçük havuzun duvarına oturuyordum.
Yaza doğru yağan yağmurlara, “Avanak ıslatan yağmurları” derdi bizim köylüler…
Atalarımız her ne kadar, “Yaşa taşa oturulmaz” dese de bizim köylülerin dediği gibi avanak ıslatan yağmurlarında yürümeyi, ıslanmayı seviyor, hemen ardından da kendime, “Sen bir avanaksın, unutma bunu” diyordum…
Ne yapacağıma karar vermekte zorlandığım günlerdi o günler.
Çekip gidecektim yine eskisi gibi gurbet ellere, ya da kalacaktım gurbette doğduğum köyümde, ekmeğimi taştan ya da topraktan çıkartacaktım…
İnsanlarla iç içe olmak ve onlarla uğraşmak öyle zordu ki…
O an aklıma Behlûl Dane geldi. Hani Halife Harun Reşit’ten sonra, “Gel başımıza sen Halife ol” derler ya…
Behlûl Dane’de, “gidip bir danışıp geleyim” der.
Behlûl Dane gider, ahali de merak eder… Kime, kimlere danışacağının merakı ile ardından giden birkaç adam görür ki, Behlûl Dane ayakyoluna gider…
Bir müddet sonra geri gelen Behlûl Dane der ki:
—Ben danıştım.
—Kime danıştın, sen ayakyoluna gittin, diye itiraz eder ahali.
-Evet, der Behlûl Dane, ben oradakilere danıştım, dediler ki: “İnsanların içine girme, işlerine karışma. Bak biz girdik de ne oldu, başımıza neler geldi…?”
Ben de gittim ayakyoluna çömeldim, öylece beklemedeyim. Bir sinek uçuyor içeride, bir de örümcek var ağını kurmuş avını beklemekte…
Uçan sinek örümceğin ağına takıldı, önce kurtarmak istedim fakat sonra vazgeçtim. Dedim ki, “Yaratıcı böyle istiyor… Karışma dünyanın düzeni kurulmuş işine.”
Bir kitapta okumuştum, “Yarını belirleyen kaderimiz bugün yaptıklarımızdır” diye.
Aradan yıllar geçti kendime sormaktayım, “Acaba o gün o sineği örümceğin ağından kurtarsaydım ne olurdu, yoksa o an orada olmam o sineği kurtarmam için miydi?...”
Bilemiyorum.
O gün kendime dedim ki, “Bak Yaratıcı yarattığı örümceğin bile rızkını uçanlardan veriyorsa mutlaka seni de düşünmüştür. Aç dükkânını çalışmaya başla…”
Ve bu duygu yüklü düşünceler içerisinde açtım işyerini, başladım beklemeye…
Nereden bilebilirdim ki, gün gelecek sistemin ağındaki sürek avının hep ben ve benim gibiler olacağını…

Devam Edecek:

   





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YORUM YAZ

FACEBOOK YORUM
Yorum

YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI