Bugun...
İSLAM KÜLTÜRÜNÜN EN NADİDE YAŞAMI İSTANBULDA YAŞANDI


Behlül Dane Bu Hayatı Neyleyim, Bana Seni Gerek Seni...
balatfener@gmail.com
 
 

SADAKA TAŞLARI

Bu topraklarda binyıldır kurduğumuz adil nizamla Din, Dil, Irk kardeşliğini nasıl tesis ettiğimiz özelliklerimizden biri sadaka taşları gerçeği

Sadaka vermenin zarif yöntemi
Yard. Doç. Dr. Hasan ÖZÖNDER

Dedelerimiz onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye açamayanlar için ince ve farklı bir yardım metodu geliştirmiş: Sadaka Taşları
Türk Milleti, milli hasletlerindeki yüksek değer ölçüleriyle İslam Dini’ni özümleyişi ve ulaştığı sentezle insan, son derece önemli sevgi ve saygı odağı haline getirmiştir. Bunun olumlu tezahür ve tecellileri olarak da, kültür, tefekkür ve medeniyet tarihine yeni usul, vasıta, kurum ve kuruluşlar armağan etmiştir.

Osmanlı iffet ve hayâsından dolayı fakirliğini gizleyenler; onur ve vakarından dolayı ihtiyaçlarını kimseye açamayanlar için, ince ve farklı yardım, destek ve himaye yol ve metotları bulunmuştur. Onlara “alan el” olmanın utanç ve ezikliğini yaşatmamak için, gayet zarif yardım şekilleri geliştirmiştir. Böylece “alan el” hicaptan, “veren el” de gurur ve riyadan korunmuştur. İşte, her türlü tebrik ve takdire layık yardımlaşma vasıtalarından birisi, hatta bir bakıma birincisi, “Sadaka Taşları”dır.

Mermer sütunların ardında bekleyen bağışlar”Sadaka Taşları”, farklı çap, ebat, şekil ve türde olmakla beraber genellikle beyaz renkli, silindirik, çoğu antik mermer sütunlardır. Yere, dikine gömülmüşlerdir.
Yerden yükseklikleri genellikle 120–130 cm kadardır. Ama çevrelerinde uzun yılların getirdiği zemin dolma veya aşınmaları ile bu yükseklik değişebilmektedir. Çoğunluğu da dolguları sebebiyle daha kısa görünmektedir.

Günümüze çok azı ulaşabildiği için sayıları hakkında kesin rakam vermek mümkün olmayan “Sadaka Taşları”nın üç beş semtte bir adet bulunduğu düşünülüyor. Genellikle gözden, kalabalıktan uzak; el-ayak çekildiği saatlerde vereni, alanı bulunan bu görevli taşların daha çok şu mekânlarda bulundukları tespit edilmiş durumda:
1. Üç beş semtin birleştiği bir köşede. Üsküdar İmrahor’daki örnekte olduğu gibi.
2. Fakir, muhtaç, hasta insanların barındığı yapıların önünde. Üsküdar Miskinler Tekkesi’ndeki gibi.
3. Yardım, adak niyetiyle gidilen bazı tekke, dergâh, zaviye, mezarlık, türbe gibi sınanmış yerlerin yakın çevresinde. Konya’daki Gevraki Hoca Türbesi’nin de bulunduğu Yağlıtaş Mezarlığı köşesindeki; Bulgur Tekkesi’ndeki İşkal aman (Şeyh Elman) Türbesi önündeki; Kadınhanı’ndaki “Yeşil pabuç” örnekleri gibi.

Konya Mevlana Müzesi’nin batı avlusundaki (hamüşanındaki) madeni paraların atıldığı Şeb-i Arus Havuzu da bu gruba girer.
4. Bulaşıcı hastalığa duçar olanların bulundukları yerlerde. Bulaşıcı hastalığa yakalanmış hastalara yardımda bulunurken bulaşma tehlikesi göz önünde bulundurularak, yardımların ulaşmasında Sadaka Taşları kullanılmıştır. Miskinler Tekkesi’ndeki gibi.
5. Mescit, cami gibi mabetlerin yakın çevresinde. Daha çok avlunun bir kenarında veya camiin köşesinde. Yahyalı (Kayseri)’deki Şeyh Yahya Türbesi ile yanındaki Ulu Cami’nin müşterek avlularındaki ile Konya Sarıyakup Cami’nin harem kapısı önündeki örnekleri gibi.

Muhtaç olduğunu alan kanaatkâr fakirler
Sadaka Taşları’na yardımlar iki türlü yapılıyordu:
1. Nakdî: Para yardımı özellikle uçup kaybolmaması için de kağıt para (kayme) yerine madeni paralar bırakılarak gerçekleşirdi.
2. Aynî: Giyim, kuşam eşyaları ve çeşitli besinler bırakılırdı.
Yaşlıların anlattıklarına göre buradaki enteresanlık, fakir ve muhtaçların taşta birikenlerden sadece ihtiyacı olan şeyleri ve muhtaç olduğu miktar kadarını alarak, diğerlerini başkalarına bırakmaya özen göstermeleridir. Bu kanaat ve diğer-gamlık her türlü takdire layıktır. Burada dikkati çeken bir nokta da, bir semtin fakirlerinin başka bir semtin Sadaka Taşı’na; başka semtin fakirlerinin ise bu semtinkine gelip, ihtiyaçlarını karşılayabilmeleridir.

Yukarıdaki resimde bulunan plaketi bir cahil veya art niyetli biri koymuş
Yitik değil Sadaka taşı olmalıydı. Kasıtlı olarak bu değerlerimiz halkımıza Yeterince tanıtılmıyor
“Sadaka Taşları”, Türk mahallelerinin birer centilmenlik anıtıdır. Olanca güzelliklerine ve zarafetine rağmen değişen şartlar sebebiyle giderek ihmal edilen, zamanla unutulup mukadderatına terk edilen bu fazilet abideleri konusunda bu güne kadar geniş çaplı bir araştırma yapılmamıştır. Sadece İstanbul’daki bir-iki örneğine ressam ve hattat Murtaza Elker ve Mehmet Türkmenoğlu, şifahî sohbetlerinde temas etmişlerdir. Merhum Ord. Prof. Dr. A. Süheyl Ünver, onlardan dinlediklerine, yaptığı araştırmalar sonunda kendisi de yeni birkaç örnek ekleyerek bilgi ve bulgularını makaleleştirmiştir. (Bkz. “Sadaka Taşları”, Hayat Tarih Mecmuası, Sayı: II, Aralık1967, s. 12–14). Onun tespitine göre, Üsküdar’da Mevlevihane karşısında; Mimar Sinan’ın yaptırdığı hamamın karşısındaki Gülfem Hatun Camii’nde; Koca Mustafa Paşa’daki tarihi çınarın yakınında; Karacaahmed’deki Miskinler Tekkesi’nin önünde, Karaman’da İbrala Ocağı’ndaki örnekleri bulunmaktaydı

Yurt çapında gerçekleştirilecek taramalar, “Sadaka Taşları”nın kullanılış biçim ve hallerine dair mevcut tespitlere yeni örnekler ekleyecektir. Bir fikir vermesi için Yahyalı (Kayseri)’deki örneği ele alabiliriz, Şeyh Yahya Efendi Türbesi ile doğusundaki Ulu Cami’nin müşterek avlusunda bulunan “Sadaka Taşı”na Yahyalılılar “Hacet Yeri” demektedirler. Vaktiyle para, yiyecek, giyecek gibi sadaka ve yardımların bu taşın üzerine ve yanına bırakıldığını hatırlayan yaşlılar mevcuttur. Hele, Yahyalı folkloru arasında önemli yeri olan “Sadaka verirken başı çevirme” âdeti, yüzlerce yıl öncesine kadar uzanan eski bir gelenektir. Mana ve mahiyeti kitaplara geçmiş olan bu güzel gelenek, “Sadaka Taşı”nın buradaki işleyişine yeni bir çeşni katmıştır. Sadaka verirken, alanın yüzüne gururla bakmamak; onu gözlerle rencide etmemek; verileni başkasına göstermemek ve söylememek; unutmak; daha fazlasını yapmak için niyetlenmek; iyilik ve yardımlarını sadece ve sadece Allah rızası için yapmak, başa kakmamak gibi duygu, düşünce ve prensipler Yahyalı’da bu geleneğe saygınlık kazandırmıştır.
Yahyalı’da bu konudaki hatıralar öylesine taze ve canlıdır ki, yukarıda bahsedilen Ulu Cami’nin avlusundaki “Sadaka Taşı”nı kullanmaktansa, gösterişi seven ham ve görgüsüz bir zenginin, herkesin gözü önünde kendisine para uzatmasına fevkalade üzülen Lök oğlu Hasan’ın, bu basitliği izzet-i nefsine yediremeyip, hiddetle reddederek yürüyüp gittiğini anlatırlar. (Aynı konu için bkz. Sami Köşker, Türk Kültürü Açısından Yahyalı, Ankara 1997, s. 206).Farklı bir biçim ve uygulama şekli gösteren bir diğer örnek de Konya Obruk’tan. Obruk Gölü’nün kıyısında bulunan Selçuklu Kervansarayı’nın yakınındaki caminin “Hayrât deliği”dir. Muahhar minaresine yakın caminin duvarında yer alan niş, halk tarafından bu isimle anılmaktadır.

Yalnız kalan taşlar
Günümüzde Sadaka Taşlarının büyük kısmı bir kenarda unutulmuşlardır. Bir kısmı da, değişen dünya şartları ve sosyal, kültürel hayat sebebiyle kullanılmaz hale gelmişlerdir. Sadece yaşlıların yorgun hatıraları arasında kalan taşlar, yanlış belediye faaliyetleri; istimlâkler, yol, meydan, kaldırım çalışmaları sırasında ya bir kenara yan yatırılıp veya ters yüz edilip itilmişler veyahut da tamamıyla yok olup gitmişlerdir. Kullanılmadıkları için neye yaradıkları bilinmediğinden kıymeti ve görevi idrak edilemeyen bu fazilet abidesi taşlarımızdan mevcut olanlarının koruma altına alınması; adının ve görevinin bir etiketle belirtilmesi; yeni nesillere tanıtılması gerçekten takdire şayan bir hizmet olacaktır.
Çeşitli vakıflarca yönetilen imâret, aşevi, hânigâh, zâviye, han, kervansaray gibi daha birçok yardımlaşma ve dayanışma müesseselerinin yanı sıra “Sadaka Taşları”, yaygın uygulama alanı sayesinde farklı, renkli ve zengin bir el ele, gönül gönüle verişi sembolize ediyordu.
Aziz Türk Milleti’nin kültür ve medeniyet tarihinde övüneceği hiçbir şeyi olmasa bile, insanı onore etme konusunda gösterdiği, “sadaka Taşları”yla sembolleşen incelik ve zarafetinin, övünmeye yeterli olduğuna inanıyoruz.
----------------------
Bu sadaka taşlarından yerlerini tesbit ettiğim ve fotoğrafladıklarım :

1-Üsküdar Doğancılar İmrahor Camii yanında. 150 cm yükseklikte 40 cm
çapında renkli, antik porfir sütundandır. Önceleri başka yerde bulunan
bu sadaka taşı Üsküdar Belediyesi tarafından bugünkü yeri olan caminin
kıble yönünde, caddeye bakan kısmına dikilip, tesviye edilerek, etrafı
mozaik süsleme ile süslenmiş, taşın önünde, yerde mozaiklerin üstüne
de "sadaka taşı" ibaresi yazılmıştır. İmrahor camii önünde bulunan
sadaka taşı, bu şekli ile sadaka taşları içerisinde en müstesna yerini
almış bulunuyor. Dileğimiz odur ki, sadaka taşlarının olduğu her yerde
burada olduğu gibi sadaka taşları meydana çıkarılsın, temizlensin,
insanların görebileceği bir yerde ne işe yaradığına dair bir açıklama
tabelası da yazılıp teşhirleri sağlanarak kültürümüze kazandırılmış
olsunlar.

Rahmetli Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre Hocamız yazılarında sadaka
taşlarından söz ederdi. "Üsküdar Ah Üsküdar" isimli eserinde sadaka
taşı ile ilgili hatıralarını şöyle ifade ediyordu: "Üsküdar'da bazı
mahallelerde "Fıkarâ Taşı" bulunurdu. Mahalle sâkinleri yatsı namazına
camiye giderken taşın kovuğuna bir miktar para bırakırlardı. Yatsı
namazından sonra camiden ihtiyacı olanlar en son çıkar ve taşın
yanından geçerken taşın kovuğuna ellerini daldırarak bir miktar para
alırlardı. Kimse paranın hepsini kaldırmayı düşünmezdi. Ertesi günün
ekmek parasını almak onlara yeterdi, öyle ki ertesi sabah fukara
taşında hâlâ para kalmış olduğu dahi vâki idi.

Üsküdar ahalisi sokağa çıkarken fakirlere vermek üzere cebinde daima bozuk para bulundururdu. İsteyene sadaka mutlaka verilirdi.
Fukarâ, sarhoş bile olsa, asla tahkir edilmezdi. Sarhoşa nasihatin tesir etmeyeceğini iyi bilen Üsküdarlılar yalnızca: "Allah ikrahlığını
versin, umûrunu hayra tebdîl etsin, evlâdım!" diye dua eder; cevap olarak da: "Âmin efendim; Allah sizden razı olsun!" duasını alırlardı.


2002 yılının başlarında küçük kızım Rabia ile Üsküdar çarşısından geçerken yaşlı bir zat karşıma çıkıp: "Allah rızası için bir sadaka!" deyince eski Üsküdarlı alışkanlığımla pardösümün cebindeki tomardan bir adet çekip kendisine takdim ettim. Bu sırada birkaç adım ilerideki bir balıkçı dükkanının önündeki balıkçıların bana doğru: " Verme
verme! Bu herif zengini tekidir" diye bağırdıklarını duydum.
 Onların hizasına geldiğimizde o en çok şamata yapana hitaben: "Oğlum Üsküdar adabında isteyene, varsa, verilir" dedim. Balıkçı: "Bey baba, o zaman bana da versene!" diye yılışınca, ben gene cebimden dilenciye verdiğim
kadar bir parayı çıkarıp avucuna bırakarak yürüdüm.

Bir ara balıkçı ne yaptı diye arkasına bakan kızım, balıkçının afal afal bir elindeki paraya bir bana bakıp durduğunu görmüş."

Rahmetli Ahmet Yüksel Özemre hocamız, kültürel mirasımıza nasıl sahip çıkılır? Sorusuna bizlere yol gösterecek önemli bir hatırasını aktararak eserinde şöyle diyordu: "Kitabın ilk baskısında Doğancılar Caddesi'nde 89 numaralı evin önünde hala eski bir fıkara taşı bulunmaktaydı. Geçen 10 yıl içinde eşim Gülşen hanım bu taşın koruma altına alınması için Üsküdar Belediyesine üç kere müracaatta bulunmuştu.

Önü, Fukara taşı da içinde kalacak şekilde, galvaniz oluklu sacdan bir perdeyle çevrili bulunan 89 numaralı ahşap evin yakında yıkılıp yerine apartman dikileceği söylenmekteydi. En sonunda Prof.Dr. Erol Yarız bu taşa tanınmış bir sanayici ailenin oğullarından birinin göz koymuş ve gizlice yerinden söktürerek evinin bahçesine taşıyacağını istihbar edip de durumu bana bildirince, bu ihtimali Belediye Başkan Yardımcısı Ahmet Vefik Bozömer'e bildirmem üzerine, bu zatın himmetiyle, Türkiye'de mevcut yalnızca birkaç örnekten biri olan bu Fıkara taşı hemen yerinden sökülerek Üsküdar Belediyesi'nce koruma altına alınmıştır."

(Prof. Dr. Ahmet Yüksel Özemre. Üsküdar Ah Üsküdar,, İstanbul, 2007 s.95-96)

2-Karacaahmet'te, Karacaahmet Sultan Türbesi karşısında bulunan, Fethi Ahmet Paşa Cami yanında. Camii Rodoslu Hacı Hafız Ahmet Ağa tarafından M.1790 da yaptırılmış, Fethi Ahmet Paşa da M.1855 de yeniden bugünkü
fevkani olarak yaptırmıştır. Caminin dışında, kıble yönünde, duvarın dibinde, beyaz mermer sütundan, yer üstünde görünen kısmı yüksekliği 70 cm genişliği 50 cm çapında olan tepesinde, 20 cm çapında 10 cm derinliğinde para konma yeri bulunmaktadır. Cami görevlisine bu taşın ne işe yaradığına dair sorumuza cevabı: "bu eski zamanlarda kullanılan "zekat" taşıdır. şeklinde olmuştur. Ayrıca bunun dışında bu caminin hemen yakınında başka bir sadaka taşının bulunduğu Aşçı başı camiyi de bize tarif ettiler.

3-Yine aynı bölgede, Karacaahmet Sultan Türbesinin iki sokak arkasında bulunan, Aşçı başı Camii avlusunda 130 cm yüksekliğinde 40 cm çapında yeşil mermer sütundandır. Ayrıca Karacaahmet Sultan türbesinin tam
karşısından mezarlıklar arasından uzanan bir cadde bulunmaktadır. Bucadde üzerinde ileride sol kolda bir namazgah vardır. Burada da kırılmış bir sadaka taşının parçası bulunmaktadır.

4- Fatih, Katip Musluhiddin Mah, Mehmed dede sok, Mehmed Ağa Cami ana giriş kapısı sağında, çeşmenin yanı başında bulunmaktadır. Ayrıca giriş kapısının iki yanında konaklama taşları da vardır. Çapı yaklaşık 70 cm'dir. Toprak üstünde görünen kısım yüksekliği 50 cm kadardır. Beyaz mermer sütundan olup, tepesinde sadaka konacak yeri 10 cm genişliğinde derinliği 5 cm kadardır. Bugüne kadar tespit ettiğimiz sadaka taşları içinde en görkemli ve en özgün olanıdır. Fazla deforme olmamıştır. Sadaka taşlarının olması gereken, orijinal yerindedir.
Fatih belediyesi bir himmet göstererek buradaki ve Kocamustafapaşa da Cerrah Paşa hastanesinin karşısında yokuş çeşme sokak ta bulunan sadaka taşlarını tamamen meydana çıkarıp, temizleyip, kısa bir
bilgilendirici tabelası da takarak teşhirlerini sağlamalıdır. Kuşkusuz bu hizmet İstanbullular tarafından her daim şükranla anılacaktır.

5- Kocamustafapaşa'da sümbül efendi de 4 Adet sadaka taşı vardır. Bunlardan, Türbeye girişte solda, hazire de beyaz mermer sütundan 130 cm yükseklikte 35 cm çapında 2 Adet. Yine hazirenin bittiği yerde solda, avlusunda yeşil sütunları bulunan türbenin önünde, türbe sütunları ile aynı renk olan yeşil mermer sütundan 130 cm boyunda, 35
cm çapında karşılıklı 2 Adet sadaka taşı bulunmaktadır. Ayrıca tekke avlusunda kuşlar için 3 metre yükseklikte mermer kuş sulağı bugün bile görevini yapmaktadır. Murat Bayaral, Sümbül Efendideki sadaka taşlarından Özlenen İrşad Dergisi, Ekim, 2006 sayısında "Memleketimiz Medeniyetin Beşiğidir" isimli makalesinde bahsetmiştir.

6- Kocamustafapaşa, Hekimoğlu Ali Paşa Camii avlusunda 2 Adet, Bunlardan birincisi dış ana kapıdan girişte solda yaklaşık 50 cm çapında 150 cm yükseklikte siyah granit sütundan, diğeri ikinci küçük yan giriş kapısından girişte solda 50 cm çapında toprak üstünde 15-20 cm kalan kısmı toprak altında beyaz mermer sütundandır. Mahalle sakinleri buradaki sadaka taşının hikayesini bilmektedirler.

7- Kocamustafapaşa, Cerrahpaşa Hastanesinin de üzerinde bulunduğu Kürkçübaşı Mahallesi, Yokuş çeşme sokakta yakınında bir hazire ve bitişiğinde daha önce karakol olduğu söylenen metruk bir bina
bulunmaktadır. Buradaki antik porfir sütun sadaka taşının yarısı toprak altında, 130 cm boyunda yaklaşık 45-50 cm çapında tepesinde 10 cm çapında sadaka konacak yeri bulunmaktadır. Sadaka taşları içerisinde en acınacak durumda olanı bu taştır metruk bir yerde çöplerin arasında yatay olarak yerdedir.

8- Fındıkzade, Vatan Caddesi üzerinde, Zübeyde hanım Kültür merkezi karşısında, köşede, şuan Bir vakıf tarafından kullanılan tarihi bir külliye bulunmaktadır. Mekan kapalı olduğundan bina hakkında bilgi alamadım. Tarihi bir bilgi yok. Kitabe, tanıtıcı bilgi vs. Mahalle sakinlerinden de bu yer hakkında bilgisi yok. İşte bu mekanın bahçesinde, yaklaşık 2 metre boyunda antik porfir sütundan 35, 40 cm çapında bir sadaka taşı bulunmaktadır.

9-Edirnekapı, Vefa stadından Balat'a inen cadde üzerinde ahşap bir cami bulunur. Hoca Kasım Gürani Camii. Bu camii'nin hemen karşısında, köşe başında da bir sadaka taşı bulunmaktadır. Burada ki sadaka taşı, Üsküdar İmrahor camii önündeki sadaka taşı ile aynı özellikleri göstermektedir. Antik porfir sütundan yaklaşık 40 cm. çapında, 140 cm. yükseklikte, tepesinde küçük bir oyuk vardır, sadaka konacak yeri zamanla aşınmış olsa gerek. Fazla tahribata uğramamış, günümüze sağlam olarak ulaşan ender sadaka taşlarından biridir. Mahalle sakinlerinden yaşlıca olanları bu taşın ne işe yaradığını ve kısa hikayesini bilmektedirler. Buradaki sadaka taşı bilgisini Eyüp Sultan Zal Mahmut paşa camii imam hatibi Adem Ay beyefendiden almıştım. Civarda bulunan
mahalle sakinleri bu taşın işlevi ve tarihteki hikayesini biliyorlar.

10- Süleymaniye de: Süleymaniye camii avlu içinde, caminin sağında hazirenin ön kısmında aralarında 10 metre mesafe bulunan beyaz mermer sütundan 2 adet sadaka taşı bulunmaktadır. 40 cm. çapında 50 cm.
yüksekliktedirler. Dolgu yüzünden taşların büyük bir kısmı toprak altında kalmıştır. Caminin ön cephesinde bulunan 2 taşın dışında, ayrıca caminin haliç yönüne bakan tarafında bulunan sıra dükkanlar vardır. İşte bu sıra dükkanların ortasında birde çeşme bulunmaktadır. Çeşmenin sol yanında yerden yaklaşık 120 cm. yükseklikte duvar içinden
kare şeklinde blok bir taş çıkarılarak bunun yerine monte edilmiş daire şeklinde bir sadaka taşı daha bulunmaktadır. Bu oyuk beton ile doldurulmuştur. Civardaki esnaf buradaki sadaka taşının hikayesinden ve bir zamanlar üstlendiği vazifesinden haberdardır. Duvarda bulunan bu sadaka taşı İstanbul'da bulunan sütun sadaka taşlarının dışındaki
farklı bir tip olarak en özgün sadaka taşıdır.

11- Eminönü: Yenicami caminin Sultanhamam yönünde bulunan, abdest alınan yerinin hemen solunda köşe de bulunmaktadır. 50 cm çapında 60 cm. çapındadır kahve renkli, antik porfir mermer sütundandır. Aşınma ve dolgu nedeni ile özelliklerini büyük ölçüde yitirmiştir. Cami görevlileri buradaki sadaka taşının hikayesini bilmektedir.

12- Karaköy: Arap camii caminin Perşembepazarı yönündeki giriş kapısının solunda klasik tarzda beyaz mermer sütun sadaka taşı bulunmaktadır. 35 cm. çapında 25 cm. yüksekliktedir. Dolgu nedeni ile yakında kaybolma tehlikesi vardır. Bu taşın ilerisinde Azapkapı yönünde köşede de bir adet sütun bulunmaktadır. Yeşil renkte yağlı
boya ile boyanmıştır, bununda sadaka taşı olduğu sanılmaktadır. Ayrıca camini arka kısmında bulunan avluda havuzun hemen yanı başında köşede, büyük bir ihtimal ile mezar taşından dönüştürülmüş bir sadaka taşı
daha bulunmaktadır. belirli bir özelliği yoktur. Sadaka konulacak yerbeton ile doldurulmuştur.

13- Karaköy: Kemankeş Mustafa Paşa camii camini minaresi yanı başında
ortadan ikiye bölünmüş, yatay bir şekilde yerde öylece durmaktadır.
Renkli, antik porfir sütundandır. 150-160 cm civarında 45 cm.
çapındadır.Tepede küçük bir oyuk bulunmaktadır. Tepeden 20 cm aşağıda
bir elin girebileceği bir oyuk daha bulunmaktadır ve bu oyuk beton ile
doldurulmuştur. Bu hali ile bir kumbarayı andırmaktadır. Sadaka
yukarıdan bırakılıyor ihtiyacı olan ise alt oyuktan alıyor.

14- Laleli de, Laleli Camii, Aksaray tarafından girişte solda bir
çeşme vardır. Bu çeşmenin önünde, kırılmış bir sadaka taşının üst
kısmı bulunmaktadır. Beyaz mermerden, 35, 40 cm. çapındadır. Yine bu
çeşmenin solunda ahşap bir kapı bulunmaktadır. üzerinde celi sülüs
hatla yazılmış bir de kitabesi bulunmaktadır. Kapının solunda bir de
konaklama taşı bulunmaktadır. Caminin Şehzade başı girişinde 70 cm.
çapında, 80 cm. yükseklikte, antik porfir sütundan 2 adet sadaka taşı
daha bulunmaktadır. Çok kısa bir zaman önce yapılmış, tarihi dokuya
uymayan, biçimsiz ve zevksiz bir çeşme bulunmaktadır. Sadaka taşları
İşte bu çeşmenin sağ ve sol yanında öylece durmaktadırlar. İki sadaka
taşının üzerinde de ne için takıldığı anlaşılmayan demir halkalar
bulunmaktadır. Bu hali ile taşların orjinalliği bozulmaktadır. Ayrıca
burada da çıkış kapısına daha yakın bir yerde 2 adet konaklama taşı
vardır.

15- Nuruosmaniye, Camiye Çağaloğlu tarafından girişte, sağda 50 cm.
çapında 60 cm yükseklikte antik porfir sütundan bir sadaka taşı
bulunmaktadır. Buradaki taşın sadaka konacak baş tarafı taş ters monte
edildiğinden görünmemektedir. Büyük bir ihtimal ile ne işe yaradığı
bilinmediğinden gelişi güzel öylece yerleştirilmiş.

16- Çağaloloğlu, Alayköşkü Caddesi üzerinde, Hacı Beşir Ağa Çeşmesi
karşı köşesinde 45 cm. çapında, 50 cm. yüksekliğinde, beyaz mermer
sütundandır. Dolgu nedeni ile büyük bir kısmı toprak altında
kalmıştır. Özellikleri büyük ölçüde kaybolmuştur.

17- -Eyüp Sultan'da Cafer Paşa medresesi avlusunda dikdörtgen küfeki
taşından 50 cm toprak üstünde diğer kısmı toprak altında olduğundan
tam boy ölçüsü alınamamıştır. Yine burada sadece sadaka konacak yeri
kalmış kırık halde 30 cm çapında 40 cm civarında uzunluğunda olan
silindirik beyaz mermer sütundan Sümbül Efendi deki sadaka taşları ile
aynı formdadır. Buradaki sadaka taşının bilgisini Hattat Mücahit
Kılınçer hocamızdan öğrenmiştim.

18- Eyüp Sultan'da Zalpaşa Caddesi üzerinde, Zal Mahmud Paşa
Medresesinin yanında Nakkaş Hasan Paşa'nın da türbesinin bulunduğu bir
hazire içindedir. 140 cm Çapında ayak kısmı kırık ve yerde, mezar
taşları arasındadır. 35 cm çapındadır. Sadaka konacak yeri 6-7 cm
derinliğindedir. Mimari açıdan önemli bir özelliği yoktur, sade bir
taştır. Hazirenin girişinde sağda büyük bir konaklama taşı da vardır.

19- Eyüp Sultan, Gümüşsuyu caddesi üzerinde bulunan Hatuniye
Dergahında 105 cm boyunda 35 cm genişliğinde sadaka konulan yeri olan
tepesinde ise, 25 cm çapında ve 15 cm derinliği bulunan silindirik,
beyaz mermer sütundandır.

20- Eyüp Sultan'da Nişancı Mustafa Paşa cami bitişiğinde 2 adet
birbirine mesafeleri yaklaşık 2 metre olarak yine dik dörtgen küfeki
taşından 130 – 140 cm yükseklikte yaklaşık 25x35 ebatlarındadır.

21- Eyüp Sultan Camii ile Pierre Loti kahvesi arasında uzanan yol
üzerinde ilk sola ayrılan köşede 120 cm yükseklikte 25X30 cm çapında
mezarlığın içinde. Yine aynı yolun üzerinde daha ileride solda. Cellat
mezar taşları ile yan yana duran boyları yaklaşık 150 cm civarında
olan 2 adet bulunmaktadır.

22- Sultanahmet Camiinin kuzeye, yani Sultanahmet meydanına açılan
bahçe kapısının iki yanında, ufak bir çeşme yalağını andıran birer
oyuk bulunur. Kapının yan taraflarında, duvarlara gizlenmiş izlenimini
verirler. Buradaki oyuklarda sadaka taşı görevi yapmaktaymış. İsa
Kocakaplan sadaka taşları ile ilgili bir makalesinde buradaki sadaka
taşları ve sadaka taşlarına yansıyan ruhun inceliğini dile getiriyor
ve şunları ifade ediyordu. "Rahmetli Samiha Ayverdi yazılarında bu
inceliğe defalarca değinmişti. O, medeniyetimizin bugün kaybolan
inceliklerini bir bir sandığından çıkarır ve nasiplensinler diye
bugünün hoyrat gönüllerine sunardı. Biz onun ve diğer ehl-i dilin yazı
ve sohbetlerinden bu incelikleri duyuyor ve öğreniyorduk."


23- Aya Sofya cami girişinde (avlusunda). Avlunun batı tarafı, şehirde
yapılan çeşitli kazılar sonucu bulunan eski sütun ve kalıntılarla
dolu. Burada bulunan sütunlardan bazıları vaktiyle sadaka taşı olarak
kullanılan antik sütunlarla birçok yönden büyük benzerlikler
göstermektedir. Sütunların üzerine hem meteryal olarak hem de ölçü ve
görünüm olarak orijinal olmayan, birbirleriyle uyum sağlamayan sütun
başlıkları konmuştur. Sütunların üzerindeki bu yapay başlıklar
kaldırıldığında sütunların tepesinde sadaka bırakılacak oyuklar
meydana çıkacaktır. Bugün şehrin muhtelif yerlerinde sahipsiz,
bakımsız bir vaziyette kalan antik sütun sadaka taşlarına eğer bizler
sahip çıkamazsak yarın birileri bu sütunları toplayıp üzerlerine de
birer başlık konulmak sureti ile müze adı altında camiyi kiliseye
çevirmek arzu ve emelleri ile yanıp tutuşanlara payanda görevi yapmış
olacaklardır.


Nitekim İstanbul'umuzun muhtelif yerlerinde bulunan bu antik
sütunların dahili ve harici meraklıları oldukça fazladır ve tarihi de
bayağı eskilere dayanmaktadır. 1799 yılında İngiltere'nin İstanbul
elçisi İstanbul'un muhtelif , mahallerinde terkedilmiş görülen, kendi
tabiri ile "bilüzum" ve "metruk" halde bulunan somaki taşı sütunların
İngiltere de "çok makbul ve muteber" olduğunu bu sütunların temsil ve
hediye suretinde İngiltere'ye ihsan edilmesi hususunu ihtiva eden bir
talebini, dönemin sadrazamı tarafından padişaha arzını içeren belge
Başbakanlık Devlet Arşivleri Genel Müdürlüğü Osmanlı arşivinde
bulunmaktadır. Bahse konu sütunların İngiltere'ye hediye edilip
edilmediği bilinmez ama bilinen o ki tarihi değerlerimize karşı vurdum
duymazlığımız halen kesintisiz olarak devam etmektedir. İster milattan
önce olsun ister sonra olsun, Roma veya Bizans İmparatorluğu dönemi
olsun hiç fark etmez eğer bir tarihi değer varsa bu değer yerinde
değerlidir bulunduğu topraklarda anlamlıdır. Hiçbir surette saksılık
süs çiçeği gibi oradan oraya taşınmaz. Atalarımızın dediği gibi "çiçek
dalında güzeldir". Veya "Taş yerinde ağırdır". Bir fındık büyüklüğünde
bile olsa...





YORUMLAR

Henüz Yorum Eklenmemiştir.Bu Haber'e ilk yorum yapan siz olun.

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI