Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

12 EYLÜLLERDE SAĞ-SOL GENÇLERİN YAŞADIKLARI

20 Şubat 2020 - 17:56

19 Şubat  Domuz ayları...

Fertler gibi camialarında yaşadığı önemli olaylar vardır.

3 Mayıs 1944 tarihi Türk milliyetçileri için önemli bir tarihtir.

İsmet İnönü’nün tek parti iktidarı döneminde Türk Milliyetçiler akıl almaz işkencelere maruz kalmış ve yargılanmışlardır.

Ve o günü “yas” veya “mağduriyet” pazarlama günü değil de;

“ Bayram” ilan etmişlerdir.

Ülkemizde “sol ”da “darbe” hazırlığı iddasıyla 12 Marta giden süreçte “Zirvebey” köşkünde özel sorgulamalardan geçmiştir.

İslamı ön plana çıkartarak siyaset yapanlar özel sorgu ve işkencelere maruz kalmasalar da partileri de birkaç sefer kapatılmıştır.

Ülkemizdeki “düzen” çok enteresandır. Kendisi hariç herkesle kavgalıdır.

O sadece isteklerini harfiyen yerine getirenlerle uzlaşır

Uzlaşanlar “olağanüstü” süreçlerde “durumdan vazife” çıkaranlardır…

Onlar genellikle “Müslüman muhafazakar”, “Liberal”, “dönme solcu” ve bizim bir sokak kaltağına değişeceğimiz “milliyetçi” kimlikli insanlardır.

Şubat ayı:

Eski Türk takviminde Türklere uğursuz gelen “domuz ayları” içersindedir.

Şahsımında da Şubat ayının önemli bir yeri vardır.

12 Eylül 1980 tarihinde bir “cunta” ülke yönetimini ele geçirmiş yurt sathında “ülkücü avı” başlatmıştır.

Darbeden 25 gün sonra yani “7 Ekim 1980” tarihinde ülkücü “Mustafa Pehlivanoğlu”nu idam etmiştir.

Bu gelişmeler üzerine rahmetli babam ısrarla beni askere gönderir.

Şubat 1981 tarihinde 10 günlük asker iznime geldiğimde yani 19 Şubat gecesi saat 02:00 gibi asker ve polisin evi kuşatması sonucu gözaltına alınırım..

Kaldığım yer henüz o sıralar 3 yaşında olan 1997 tarihinde Elazığ’da şehit olacak olan “Mehmet Yaylan’ın” evidir ve ben onun yatağından kalkarak polis otosuna binerim…

Önce ilçemizin inzibat karakoluna sonra Beşiktaş merkez komutanlığına oradan 2 gün sonra da Gayrettepe emniyet müdürlüğüne getirilirim.



Kapıda gözlerim bağlanır.

Sorgu odasına alınırım…

İsimler sorulur..

Bazılarını tanır bazılarını tanımam…

Tanıdıklarımla hangi eylemleri gerçekleştirdiğimiz ..

Tanımadıklarımı niye tanımadığım sorulur..

Anlarım ki olaya fail değil,

Faile olay aranmakta..

Asker olduğum için sorulara dik cevap veririm ve gözlerimi çözmelerini istediğim de;

Önce “yumruk” ve “tekme” darbelerine maruz kalırım..

Elbiselerimi çıkartmam söyleniyor.

Ceket ve kazağımı çıkarttığımda pantolonumu da çıkartmam söyleniyor.

Daha sonra atlet ve kilotumla çorabımı çıkartmam isteniyor..

Direniyorum…

Ve zorla çıkartıyorlar…

Tuvalette hortumla soğuk suyla ıslatıldıktan sonra elime bir kablo tutuşturulup cinsel uzvuma bağlamam söyleniyor..

Bağlamam…

Zorla bağlanır…

Diğer bir ucu da ayak baş parmağıma bağlanır ve manyatodan ceyran verilir…

Önce korkunç bir çarpma olur sonra dozajı yavaş yavaş arttırılır.

Allah’tan mesleğim kaynakçı olduğundan alışığım çarpılmaya…(!)

Daha sonra kızılcık sopasıyla “ falaka” faslı başlar…

Falaka sonrası sopa ayaklarımızın altında yürütülür veya yer ıslatılarak ıslak suda zıplatılırız …

O gün “askıda” yer yoktur.

Kalçama bir mengene bağlanır ve sıkılır..

Sıkmanın ayarı kaçınca kalçam patlar ve kan akmaya başlar..

O ara iki diz kapağımda kanama başlamıştır…

4-5 saat süren sorgulama sonucunda sadece kilotumu giyerek diğer elbiseler elime tutuşturulup gözlerim bağlı bir şekilde aşağıya hücreye indirilirim…

Hücre dediğimiz yer ikiye iki metre bir yer … Elektiriksiz.. Susuz…

8 saatte bir tuvalete çıkarttırılırız…

2 Ülkücü bir arada tutulmaz ama solcular bir arada tutulur ve biz tek tek aralarına serpiştriliriz…

Solcular işkence görmemize hayret ediyorlar..

Ve kanayan kalçam ve dizimi pansuman ediyorlar…

Yer buz gibi beton,kullandığımız karton ve mukavvaları altımıza koyuyoruz… Üstümüze serecek bir şeyimiz yok ..

Zaten dar bir yer.

6 solcuyla birlikte kalıyoruz..

Yatmak mümkün değil…

Oturarak uyuyoruz ,uykumuzun en derin anında sorguya alınıyoruz…

En uzun kalan 65 gündür oradaymış…

Gözaltı süresi 60 gün sen niye bu kadar kaldın diye sorduğumda ..

Gözaltı süresi 90 gün oldu senin haberin yok mu? Cevabını alıyorum…

Elektrik sonrası vücut su kaybettiğinden bir anda su alınması ciğere zarar vereceğinden azar azar su alıyor ve reçelli yoğurt yemeğe çalışıyoruz..

2. sorguda askıya alınıyorum…

Bir buçuk 2 metre boyunda kalın bir ağaç omzumuza konarak kollarımız ağaca iplen bağlanıyor..

Bir masaya çıkartılarak ağaç çengele asıldığında masa altımızdan çekiliyor…

Askıda gözleriniz bağlı çırılçıplaksınız…

Islatılıyorsunuz…

Elektrik veriliyor…

Bir sopayla uzvunuza vuruluyor..

Hakarete uğruyorsunuz…

Küfür yiyorsunuz…

90 günlük gözaltı süreniz var ama 110 gün gözaltında kalıyorsunuz…

Artık sorguya öyle alışmışsınız ki :

Soyun demeden soyunuyor…

Gözleriniz bağlı yerden kabloyu arıyor…bağlamak için …

35 yıl sonra yine bir şubat ayında yaşayarak kaleme aldığım bu satırları kimsenin gözünü korkutmak için yazmıyorum…

Özellikle bu satırlar yarının” ülkücü” adayları içindir…

Şahsımızda camiamızın yaşadığı bu olayların “kimden?” , “niçin?”, “neden” geldiklerini araştırmaları içindir…

Bu kimlik kolay kazanılan ve çabuk harcanılan bir kimlik değildir…

1944’lerden beri binbir çile ve meşakatle yoğrulan binbir badireler atlatılarak kazanılan bir kimliktir…

Türk milleti vatan yaptığı bu coğrafya da “zayıf” kaldığı müddetçe bunları yaşayacaktır..

Onu bu coğrafyada “ kalıcı” yapmak isteyenler eski gücünün daha ilerisine taşımak isteyenler bunu yaşayacaklardır…

Bunu bilerek “yılmadan” , “ yıkılmadan” , “ son nefer”, “son nefes” e kadar bu mücadele sürmelidir…

Bunu başarmak zorundayız…

Ölümlerle eğlenen “tunç yürekli Türklerin” başka şansıda yoktur.

İçimi ürpertmesine rağmen hoş geldin “ Şubat 19 ” diyorum…

Her dem yeniden doğarız…

Bizden kim usanası…

Cafer Yaylan  TC CYaylan