III. ÜÇÜNCÜ BOĞAZ KÖPRÜSÜ VE BAĞLANTI YOLLARI
İSTANBUL’UN DOĞAL KAYNAKLARINA, EKOLOJİK REZERVLERİNE
GERİ DÖNÜLEMEZ ZARARLAR VERECEKTİR:
İstanbul Boğazı’ üzerine yapılan ilk iki köprü deneyimi; üçüncü köprü ve çevre yollarının yapımıyla, İstanbul’un bugüne kadar varlığını sürdürebilen son yaşam alanlarının, ekolojik rezervlerinin, bu alanlar üzerindeki ekolojik dengenin, ne denli geri dönülmez bir dönüşüme uğrayacağının tartışılmaz kanıtıdır.
Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Bağlantı Yollarının, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı ile çakıştırılması sonucunda, projenin güzergâhının; kuzeyde orman alanları ve içme suyu havzalarından, Avrupa Yakasında Silivri’ye doğru tarım alanlarından geçmekte olduğu görülmektedir.
Oysaki söz konusu Plan Raporu’nda yer alan; “Doğal Eşik Sentezi” paftasında bu alanların, Anadolu Yakasında tamamının, Avrupa Yakasında ise büyük kısmının “Önemli Ekolojik Alanlar” ve “Mutlak Korunması Gerekli Doğal Kaynak Alanları” olarak gösterildiği, yine “Mekânsal Sürdürülebilirlik Sentezi” paftasında ise, aynı alanların, Anadolu Yakası’nda tamamının, Avrupa Yakası’nda ise büyük kısmının “İşlevleri Bozulmaması Gereken Alanlar” olarak gösterildiği görülmektedir.
İşlevleri Bozulmaması Gereken Alanlar (sf. 481): İnsan etkisi sonucu bozulduklarında doğal işlevlerini yerine getirmeleri mümkün olmayan veya işlevlerinin yeniden kazandırılabilmesi ancak yüksek maliyetlerle gerçekleşebilen, fakat hiçbir zaman ilk durumlarına yeniden getirilemeyen alanlardır. Bu alanlar İl genelinde yaşam kalitesinin güvencesi konumunda olup, İstanbul’un kendine yeterliliği açısından da vazgeçilemez öneme sahiptir.
Su kaynakları, ormanlar ve orman kaynakları ile insan ve diğer canlıların yaşamlarını devam ettirebilmeleri için gerekli temel hizmetleri, birbirlerini destekleyecek ve besleyecek şekilde sağladıkları gerçeğinden hareket ederek ve yörenin kırılgan coğrafyası göz önünde tutularak, İstanbul koşullarında en önemli yaşam destek sistemlerini su havzaları ve ormanlar oluşturmaktadır.
İstanbul’un içme ve kullanma suyunun kesintisiz sağlanmasının yanında, yörenin oldukça zengin biyolojik değerlerinin devamı için de yaşam kaynağı olan göller, barajlar ve sulak alanların işlerliği açısından vazgeçilmez olan havzalar, yine biyolojik çeşitlilik açısından büyük önem taşıyan ormanlar, işlevleri bozulmaması gereken en önemli doğal sistemleri oluşturmaktadır.
“Üçüncü Boğaz Köprüsü ve Çevre Yolları” nın, İstanbul’un makro formuna etkisini, özellikle su havzaları ve Ormanlara yönelik oluşturduğu riskler nedeniyle birinci ve ikinci köprüden farklı değerlendirmek gerekmektedir.
İstanbul’un su kapasitesi Anadolu yakası için 350 milyon m3, Avrupa yakası için 520 milyon m3, olduğu İSKİ tarafından beyan edilmektedir. Günlük ortalama su tüketiminin ise 2 milyon m3 olması, rezervlerin ne kadar yetersiz olduğunu göstermektedir.
Başka bir ifade ile İstanbul’un su rezervleri iki yıllık bir kuraklığı karşılamayacak düzeydedir. İstanbul gibi bir Metropolün kuraklık dönemlerinde barajlardaki su kapasitesinin % 9 seviyelerine kadar indiği tespit edilmiştir.
Üçüncü köprünün tüm bağlantı ve çevre yollarının yaklaşık 200-300 km uzunluğunda olacağı tahmin edilmektedir.
Söz konusu yolların; toplam rezervi 870 milyon m3 olan havzaların su toplamasını engellemesi halinde, kuraklık dönemlerinde İstanbul için sağlık, ekonomik ve sosyal açıdan öngörülemez tehlikeli sonuçlar doğuracağı açıktır.
İ.Ü.Orman Fakültesi’nin 13.10.2009 tarihli raporunda 3. köprü ve çevre yolları güzergâhındaki doğal değerler aşağıdaki gibi tanımlanmaktadır.
“İstanbul ilinde yaklaşık 540.000 ha orman alanı bulunmaktadır. Söz konusu köprünün yapılması ile İstanbul ormanları yanında İstanbul’un bazı su havzalarını barındıran Adapazarı Orman Bölge Müdürlüğü ormanları da etki altına girecektir. Gerçekten, bu ormanlarla birlikte, İstanbul’un kuzeyinin ormanlarla kaplı olması, kent ve insanları için refahı artıran büyük bir şans oluşturmaktadır. Çünkü bu ormanlar; özellikle karbon tutma ve havadaki tozları filtreleyerek ürettiği temiz havayı, kuzeyden esen hakim rüzgârlar ile devamlı surette kente göndererek kentin hava ve yaşam kalitesini artırmaktadır.
………………
İstanbul’un kuzeyindeki ormanlar, aynı zamanda bu kentin içme ve kullanma suyu gereksinimini karşılayan ve toplam su depolama kapasiteleri 817,6 milyon m3 olan Avrupa yakasındaki Terkos, Büyük Çekmece, Alibeyköy ve Sazlıdere, Anadolu yakasındaki Ömerli ve Darlık barajları ile 110 milyon m3 lük Istranca ve 145 milyon m3 lük İsaköy ve Sungurlu (Yeşilçay projesi) derelerinin havzalarını içermektedir…………..
…………………………….
İstanbul halkının yakından tanıdığı ormanlardan biri yaklaşık 5.500 hektar büyüklüğündeki “Belgrad Ormanı” dır. Söz konusu ormanın Muhafaza Ormanı olarak ayrılmasında en büyük etken yüzlerce yıldır İstanbul’un su ihtiyacını karşılama işlevini yerine getiren 7 adet bendin burada yer almasıdır. Bu suları yıllardır İstanbul’a taşıyan ve kültürel varlıklardan sayılan çok sayıda tarihi değeri olan su kemerleri de bu orman içinde yer almaktadır.
Belgrad Ormanı biyolojik çeşitlilik açısından değerlendirildiğinde bu ormanda, doğal liken ve yosunlardan 20 tür, atkuyrukları ve eğreltilerden 1 tür, açık tohumlulardan 1 tür, kapalı tohumlulardan 380 tür olmak üzere toplam 402 bitki türü bulunmaktadır. Bunlar içinde genel olarak orman alanını kaplayan meşeler, hakim ağaç türü olarak büyük önem taşımaktadır. Ayrıca, Belgrad Ormanında 42 tür gündüz kelebeği, 146 kuş türü, yaklaşık 22 memeli türü, çeşitli kurbağalar ve sürüngenler yaşamını sürdürmektedir. Belirtilen fauna çeşitliliğine ek olarak söz konusu ormanda 100 hektarlık bir Av Hayvanları Koruma ve Üretme Sahası ayrılmış, bu alanda çok sayıda geyik üretilmiştir………Öte yandan Belgrad Ormanı ile birlikte İstanbul ve çevresindeki orman alanları, dünyanın önemli kuş göçü yoğunlaşma alanlarından olup, yüz binlerce su kuşu, yırtıcı ve ötücü kuş türüne göç döneminde ev sahipliği yapmaktadır. Bu özellikleri nedeniyle İstanbul Boğazı, ülkemizde ve dünya üzerinde kuş göçünün en iyi izlenebildiği yerlerden biridir.
Belgrad Ormanından başka İstanbul ili sınırları içinde ekolojik ve biyolojik yönden önemli 10 adet doğal yaşam mekânı bulunmaktadır.
Bunlar:
—Terkos ve Kasatura arasındaki ormanlık alan ve kıyı şeridi (91.300 ha)
—Ağıl Dere ve Ağaçlı Kumulları (74 ha)
—Gümüşdere Kumulları (200 ha)
—Kuzey Boğaziçi (4.900 ha)
—Büyükçekmece Gölü (2.750 ha)
—Küçükçekmece Gölü (2.400 ha)
—Batı İstanbul Meraları (Hadımköy ve Kemerburgaz arasındaki mera ve fundalıklar) (12.500 ha)
—Ömerli Havzası (İstanbul Asya Yakası Tepeleri) (52.600 ha) —Sahilköy, Şile, Ağva Kumulları, Ağva Deresi (1.500 ha)
—Şile adaları (5 ha)
Şeklinde sıralayabiliriz. “
Ekolojik ve biyolojik önem taşıyan bu on adet doğal yaşam alanı, 1/100.000 ölçekli İstanbul Çevre Düzeni Planı Raporu’nda da; “Ekolojik Yapı başlığı ve Ekolojik Değerler” alt başlığı altında yer almaktadır (Sayfa 116). Bunlardan özellikle, Terkos Havzası, Batı İstanbul Meraları, Ağaçlı Kumulları, Boğaziçi, Kilyos kumulları, Ömerli Havzası, 3 üncü köprü ve bağlantı yolları sonucunda zarar görecek Türkiye’nin Önemli Doğa Alanlarındandır.
Bunun yanında, Doğa Derneği tarafından 2004 yılında güncelleştirilmiş bulunan “Türkiye’nin Önemli Kuş Alanları” (ÖKA) kitabında yer alan Boğaziçi Bölgesi ve Terkos Havzası zarar görecek önemli kuş alanlarındandır.
Yine Doğal Hayatı Koruma Derneği tarafından 2005 yılında güncelleştirilmiş bulunan “Türkiye’nin 122 Önemli Bitki Alanı” (ÖBA) Kitabında yer alan Terkos-Kasatura Kıyıları, Ağaçlı Kumulları, Kilyos Kumulları, Batı İstanbul Meraları, Kuzey Boğaziçi, Sahilköy-Şile Kıyıları, Ömerli Havzası ve Kefken-Karasu kıyıları zarar görecek önemli bitki alanlarıdır.
Bu alanlar, günümüzde benimsenen planlama/planlamama ilkeleri nedeniyle zaten hasar görmüş, çok hassas koruma kararlarının alınması gereken alanlardır.
Üçüncü Boğaz Köprüsü ve çevre yolları için düşünülen 150 metrelik kamulaştırma işlemi (otoyol hattı, bariyer, şev, görüş alanı sağlamaya dönük mühendislik çözümleri ve teknik hizmet altyapısı sağlama) sonucunda hattın geçeceği ve doğrudan/koşulsuz etkilenecek olan bölgede Coğrafi Bilgi Sistemi’ne (CBS) dayalı olarak kent haritası üzerinde yapılan bilgisayar ölçümlerine göre 680 ha doğal sit alanı, 931 ha tarım alanı ve 2,5 milyondan fazla ağaç barındıran 1453 ha’lık orman alanı tamamen yok olacaktır.
İ.Ü. Orman Fakültesi’nin, konuya ilişkin raporunda; kesilecek ağaç ve benzeri yeşil bitki örtüsünün yerine başka alanlarda niceliksel olarak daha fazla ağaçlık/yeşil alan tahsisinin çevre dengesi ve çevresel bütünlük açıdan kabul edilemez olduğu açıklanmıştır.
Bu rakamların sadece Kuzey Marmara Otoyolu’nun inşa edilmesi nedeniyle oluşacak tahribatı gösterdiği, projenin uygulanması halinde çevresinde yaratacağı çekim nedeniyle oluşacak tahribatın bunun daha da ötesinde olacağı, İstanbul’un hemen tüm yaşamsal doğal değerlerini yok edeceği ve yaratacağı yapılaşma ve nüfus yoğunluğunun TEM ile Karadeniz arasındaki alanları da TEM Otoyolu çevresine dönüştüreceği, 2 inci Köprü’nün İstanbul’a etkisi ve İstanbullulara yaşattıkları göz önünde tutulduğunda açıkça görülmektedir.
Bilindiği gibi, 1988 yılında işletmeye açılan 2 inci Köprü (Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) ve çevre yolları, kentin yaşam kaynakları olan içme suyu havzalarında veorman alanlarında yeni, kentimiz açısından sakıncalı yoğun yerleşime yol açmıştır.
Bunun en çarpıcı örneği, birkaç senede küçük bir köyden dev bir kente dönüşen Sultanbeyli’dir. 1985 yılında Kartal ilçesinin Samandıra bucağına bağlı 3741 nüfuslu bir köy olan Sultanbeyli, 1980’lerin ikinci yarısında müthiş bir nüfus patlamasına, işin ilginç yanı, bu nüfus patlamasından da kat kat yüksek bir yapılaşma “patlamasına” sahne olmuş; 1985-90 yılları arasındaki nüfus artışı %2100 olarak gerçekleşerek 1990 yılı nüfusu 82.298’e ulaşmıştır. Aynı yıllar arasında İstanbul’un nüfus artışı ise %23 olarak gerçekleşmiştir.
İçme suyu havzalarında 1985-2000 yılları arasında- sonradan ilçe olan Sultanbeyli dahil, 22 yerleşmenin belde belediyesi ilan edilmiş olması da, bu alanlarda 2. Köprü ve çevre yollarının devreye girmesiyle yaşanan yapı ve nüfus patlamasının bir başka göstergesidir.
Bu örnekler; 3. Boğaz köprüsünün İstanbul’un kuzeyinde inşa edilmesi durumunda, hem bu köprünün çevre yollarının yapılması sırasında, hem bu bölgede yapılacak yerleşmelerle İstanbul’un kuzeyindeki ormanların yanı sıra, içme suyu havzalarının da tahrip edilmelerinin kaçınılmaz olacağını açıkça göstermektedir.
Bu olgunun yol açacağı sedimantasyon ve trafik nedeniyle ortaya çıkacak egzoz gazları da baraj göllerinde toplanan suyun doğrudan ve dolaylı olarak kirlenmesine yol açacaktır.
İstanbul yaklaşık yıllık 250 milyar dolarlık bir üretimle GSMH’ YA katkı yapmaktadır.
Aynı zamanda İstanbul’da kişi başına genel bütçe vergisi ülke ortalamasının yaklaşık üç katıdır. Sanayi, İnşaat, Ticaret, Ulaştırma, Haberleşme, Mali Kuruluşlar, Konut Hizmetler Toplamı (Kamu ve Özel) İthalat Vergisi, Tarım gibi
GSMH’ nın üretim yöntemiyle oluşturulan tüm bileşenlerinin temel girdisini su oluşturmaktadır. Zaten tehlike sınırında olan su rezervlerinin İstanbul için üçüncü köprüye bağlı çevre yolları nedenliyle azalacak olması, ülke ölçeğinde en önemli üretim potansiyelini de tehlikeye sokacaktır.
Bu yüzden üçüncü köprü, İstanbul için sadece otomobili olanların ulaşım sorununu çözen bir yol olmaktan çıkmakta, ülke için hayati önemde riskleri beraberinde getiren bir projeye dönüşmektedir.
Köprü beklentisi nedenliyle birçok kentli İstanbul’un kuzeyinde yatırımlar yapmakta, fiyat artışlarına bağlı olarak bir takım risklere de girmektedir.
Üçüncü köprü bağlantı yollarının, İstanbul’un Avrupa yakasında, güneye doğru inerek, Silivri’nin kuzeyindeki tarım alanlarından da geçtiği görülmektedir. Aynen orman alanları ve su havzalarında olduğu gibi, bir alandan yol geçmesi o alana yönelik yapılaşma taleplerinin artmasına neden olacağından, bu bölgedeki tarım alanlarının da söz konusu proje nedeniyle tarım dışı amaçla kullanılması teşvik edilmiş olacaktır.
Özetle, İstanbul Boğazı’nın en kuzeyine, 2 inci köprünün ( Fatih Sultan Mehmet Köprüsü) 13 km. kuzeyinde, Garipçe-Poyrazköy arasına inşa edilmesine karar verilen 3 üncü Boğaz köprüsü ve Kuzey Marmara Otoyolu (İstanbul 3 üncü Çevreyolu ve Bağlantı Yolları dahil) Planı’nın hayata geçirilmesi, bu alanlarda geri dönüşü olmayacak çevresel tahribata neden olacak, korunması gereken alanlar yapılaşmaya açılacak ve kentin makro formu daha da kuzeye yayılarak Karadeniz’e dayanacaktır.
