Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

6/7 EYLÜL'DE NE OLDU!

06 Eylül 2017 - 11:41

VAHŞETİN TANIĞI TODORİ BABA ANLATIYOR!

" O yıllarda gençlik başımda duman duman henüz 18-19 yaşlarındayım. Bir yandan çalışıyor bir yandan da müzik eğitimi alıyorum. O gece Tarlabaşı’nda müzik eğitimi aldığım evde dersimi bitirmiş dışarıya çıkmaya hazırlanıyordum. Dışarıdan acayip gürültüler, bağrışmalar geliyordu. Herhalde miting dağıldı diye düşündüm. Yedikule’den Tarlabaşı’na geldiğim sırada Taksim Meydanı’nda Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’nin hazırladığı bir mitingin hazırlıkları yapılıyordu. Akın akın Üniversite öğrencileri meydana doğru gidiyorlardı. Bu nedenle herhalde miting bitti şimdi dağılıyorlar diye düşündüm. Yavaşça kapıdan dışarıya adımımı attım. Aman Allah’ım bir de ne göreyim, dışarı da kıyamet kopuyordu!. Ara sokaklarda kamyonlardan inen gruplar Tarlabaşı Caddesi’nin başından başlayarak kırıp dökerek ilerliyorlardı. İnanılır gibi değildi, onlar kırıp dökerken polisler görmemezlikten geliyorlardı! Sanki bir yerlerden onlara ‘olaylara sakın müdahale etmeyin’ gibi bir emir verilmişti. Her grubun başında onları yönlendiren birileri vardı ve hangi dükkânlara saldıracağını çok iyi biliyorlardı. Belli ki önceden bu yerler tespit edilmişti. Rumlara ve diğer azınlıklara ait ne kadar işyeri varsa yıkıp yağmalıyorlardı.” 

Todori Baba bunları anlatırken sanki o günü yeniden yaşıyordu. Minik kadehine uzo doldurdu. “ Allah bir daha öyle günler göstermesin!” dedi ardından da “ Hadi bakalım en kötü günümüz böyle olsun” diyerek kadehini tokuşturdu. Bir dikişte minik kadehi midesine gönderdi. O vahşet gecesinin annesinin ölümüne sebep olduğunu bildiği halde ne Türklere ne de Türkiye’ye karşı bir nefreti vardı. Çünkü bu vahşeti gerçekleştirenlerin kamyonlarla dışarıdan İstanbul’a getirildiklerini ve bu olayların derin bir yapılanmanın tezgâhı olduğunu biliyordu. 

“ İstiklal Caddesi’ne çıktığımda karşılaştığım manzara tam bir felaketti. Kuyumcuların vitrinleri kırılmış içindekiler yağmalanmıştı. Elbise mağazaları soyulmuş, kıyafetler yerlere saçılmıştı. Eski ayakkabılar atılıp kundura mağazalarından yeni ayakkabılar giyinmişti. Araba bagajlarına top top kumaşlar doldurulmuştu. Bazılarında topundan açılmış kumaşlar bagajdan sarkıyor, kuyruk gibi arabanın arkasından gidiyordu. Belli ki Beyoğlu’ndan sonra Rumlarının, Ermenilerin ve Yahudilerin ağırlıklı olarak yaşadıkları diğer semtler Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Kumkapı, Langa, Samatya, Yedikule, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy ve Adalar sıradaydılar. Ailem için çok endişelenmiştim. Bu adamlardan önce Yedikule’ye varmalıydım. Telaşımı belli etmeden yavaş yavaş yürüyerek İstiklal Caddesinden Tünele doğru geldim, Yüksek Kaldırım’dan aşağıya salınarak Karaköy’e ulaştım. Artık hızlanmıştım bir an evvel Yedikule’ye varıp, evdekileri uyarmak istiyordum. Galata Köprüsü’ne geldiğimde Köprüden araç geçmiyordu. Köprünün üzeri darmadağınık edilmiş kumaş toplarıyla, parçalanmış elbiselerle, kırık dökük eşyalarla kaplıydı. Kumaşların üzerine yiyecekler, içecekler dökülmüştü. Yerlere dağılmış malzemelerin üzerinden yürüyerek Eminönü’ne geçtim. Kamyonlarla şehir dışından getirilen yağmacılar önce bir semti yağmalıyor sonra da kamyonlara binerek başka bir semte doğru yollanıyorlardı. Gittikleri semtlerde onları yardımcıları bekliyordu. Her şeyin hesaplanarak organize edildiği belliydi. Azınlık mensuplarının dükkânları, evleri kırmızı boya ile bir haç işareti konularak işaretlenmişti. Hızımı giderek daha da arttırmıştım Samatya Yedikule tarafına yağmacılardan evvel varmak istiyordum. Evdekiler için, en çokta annem için endişeleniyordum!”

PAREV KUMKAPI KALİMERA SAMATYA kitabımdan alıntıdır.

 



Mustafa Yoker

SELANİK BOMBACISINI VALİ YAPTILAR


 

" Bir de Atatürk'ün evine bomba atarak 6-7 Eylül olaylarının başlamasına neden olan 'kahraman'lar var. Bombayla ilgili soruşturma Selanik'te yürütüldü. Atatürk'ün evini konsolosluk görevlisi Hasan Uçar ve üniversite öğrencisi Oktay Engin bombalamıştı. İkisi de tutuklandı. Kilit isim Oktay Engin'di. Engin, 21 yaşında ve Batı Trakya Türkleri'ndendi. Türkiye'nin verdiği bursla üniversiteye devam ediyordu. Engin'i dokuz ay sonra serbest bırakıldı. Üç ay sonra da Türk istihbaratının yardımıyla Türkiye'ye kaçtı. Davanın sonunda azmettirici olarak 3 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Yunanistan yargı makamları cezasını çekmesi için Oktay Engin'i istedi fakat Türkiye vermedi. Engin'in Selanik Üniversitesi'nde eğitim gördüğüne dair geçerli belgesi bulunmamasına rağmen İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi ikinci sınıftan devam etti. Devlet bir de İstanbul Belediyesi'nde iş buldu kendisine. Okul bitince kaymakamlık sınavını kazandı. Türkiye'nin en önemli ilçelerinden Çankaya'ya atandı. Ama Emniyet Genel Müdürü Hayrettin Nakipoğlu, Engin'i emniyette görev yapmaya çağırdı. Nakipoğlu, 6-7 Eylül olayları sırasında vahşetin en yoğun yaşandığı Beyoğlu'nun Kaymakamı'ydı. Engin, Emniyet Genel Müdürlüğü Siyasi İşler Müdürü olarak göreve başladı. Müthiş bir terfiydi bu. Engin, beşinci sınıf bir kaymakamdı ve normal koşullarda bu göreve gelmesi için daha en az 15 yıl daha çalışması gerekiyordu. Sonra da Nevşehir Valisi oldu."

ADMİN NOT: Yazıya katkı sağlamak isteyenler fatihten@gmail.com adresine mail gönderebilirler.

Bu olaylar konusunda resmi bir mazeret belgesine rastlamadığım için paylaştım

Türkiye ve Türk halkı medenidir, Müslümandır, Kimseyi dini nedeniyle dışlamamıştır, Bu ihanetin gerekçeleri mazereti açıklanana kadar Rumları haklı görmeye devam edeceğiz

Abdullah Gözaydın

---------------------------


Mustafa Yoker

6/7 EYLÜL BİR DAHA YAŞANMASIN!


" Todori Baba candı! Onun İstanbul Yedikule’de başlayan İsviçre’ye uzanan yaşam öyküsü acı tatlı pek çok anıyla doluydu. Hatırladıkları vardı unuttukları vardı ama birde hiç unutamadığı halde hatırlamak istemedikleri vardı. Bunların başında elbette ülkemizin tarihinde bir utanç sayfası olarak yer alan 6/7 Eylül 1955 olaylarıydı. İstanbul azınlıklarının yaşamını özellikle de İstanbul Rumlarının yaşamına kâbus gibi çöken o korkulu gecede yaşananlar, Todori Baba’nın içinde unutulması mümkün olmayan bir acı bırakmıştı. Nasıl unutsun, annesi o gece yaşadığı korkunun tesiri ile yatağa düşmüştü. Zavallı kadın bir daha kendine gelememiş ve altı ay sonra henüz 42 yaşında iken vefat etmişti. 

Doğup büyüdüğüm semt Fener Balat, çocukluk yıllarımda Rumların yoğun olarak yaşadığı bir semt olduğu için bu korkunç olaya babamda şahit olmuştu. Ben o sene henüz 3 yaşında olduğum için bu olaylara dair hiçbir şey hatırlamıyorum. Evde büyükler ara sıra birilerinden “6/7 Eylül Zengini” diye bahsederlerdi. Bu kişilerin servetlerini kötü yoldan elde ettiklerini anlardım ama 6/7 Eylül ne demekti bilmezdim. 6/7 Eylül olayları bir tabuydu ve bu olaylarla ilgili olarak okul yıllarımda okuduğum tarih kitaplarında hiçbir şey yazmıyordu. Doğup büyüdüğüm semtte ki Rumların, Yahudilerin ülkeyi neden terk ettiklerini merak edip araştırmaya başladığımda karşıma acı bir gerçek çıkmıştı. Onların bu vahşet gecesinde sonra büyük bir korkuya kapıldıklarını ve artık bu ülke de yaşamalarının mümkün olmadığı kanaatine vararak yavaş yavaş göç etmeye başladıklarını öğrenmiştim. Todori Baba’ya o vahşet gecesini anlatmasını istediğimde, pek istekli olmamasına rağmen beni kırmayarak, birkaç kadeh uzodan sonra anlatmaya başlamıştı."

PAREV KUMKAPI KALİMERA SAMATYA kitabımdan alıntıdır