Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

6/7 EYLÜL'DE NE OLDU!

06 Eylül 2018 - 10:33

6/7 EYLÜL'DE NE OLDU!

O GÜNÜN BİR TANIĞI TODORİ BABA ANLATIYOR!

" O yıllarda gençlik başımda duman duman henüz 18-19 yaşlarındayım.

Bir yandan çalışıyor bir yandan da müzik eğitimi alıyorum.

O gece Tarlabaşı’nda müzik eğitimi aldığım evde dersimi bitirmiş dışarıya çıkmaya hazırlanıyordum. Dışarıdan acayip gürültüler, bağrışmalar geliyordu.

Herhalde miting dağıldı diye düşündüm.



Yedikule’den Tarlabaşı’na geldiğim sırada Taksim Meydanı’nda Kıbrıs Türk’tür Cemiyeti’nin hazırladığı bir mitingin hazırlıkları yapılıyordu.

Akın akın Üniversite öğrencileri meydana doğru gidiyorlardı. Bu nedenle herhalde miting bitti şimdi dağılıyorlar diye düşündüm. Yavaşça kapıdan dışarıya adımımı attım. Aman Allah’ım bir de ne göreyim, dışarı da kıyamet kopuyordu!. Ara sokaklarda kamyonlardan inen gruplar Tarlabaşı Caddesi’nin başından başlayarak kırıp dökerek ilerliyorlardı. İnanılır gibi değildi, onlar kırıp dökerken polisler görmemezlikten geliyorlardı! Sanki bir yerlerden onlara ‘olaylara sakın müdahale etmeyin’ gibi bir emir verilmişti.

Her grubun başında onları yönlendiren birileri vardı ve hangi dükkânlara saldıracağını çok iyi biliyorlardı. Belli ki önceden bu yerler tespit edilmişti. Rumlara ve diğer azınlıklara ait ne kadar işyeri varsa yıkıp yağmalıyorlardı.” 



Todori Baba bunları anlatırken sanki o günü yeniden yaşıyordu. Minik kadehine uzo doldurdu. “ Allah bir daha öyle günler göstermesin!” dedi ardından da “ Hadi bakalım en kötü günümüz böyle olsun” diyerek kadehini tokuşturdu. Bir dikişte minik kadehi midesine gönderdi. O vahşet gecesinin annesinin ölümüne sebep olduğunu bildiği halde ne Türklere ne de Türkiye’ye karşı bir nefreti vardı. Çünkü bu vahşeti gerçekleştirenlerin kamyonlarla dışarıdan İstanbul’a getirildiklerini ve bu olayların derin bir yapılanmanın tezgâhı olduğunu biliyordu. 



“ İstiklal Caddesi’ne çıktığımda karşılaştığım manzara tam bir felaketti. Kuyumcuların vitrinleri kırılmış içindekiler yağmalanmıştı. Elbise mağazaları soyulmuş, kıyafetler yerlere saçılmıştı. Eski ayakkabılar atılıp kundura mağazalarından yeni ayakkabılar giyinmişti. Araba bagajlarına top top kumaşlar doldurulmuştu. Bazılarında topundan açılmış kumaşlar bagajdan sarkıyor, kuyruk gibi arabanın arkasından gidiyordu. Belli ki Beyoğlu’ndan sonra Rumlarının, Ermenilerin ve Yahudilerin ağırlıklı olarak yaşadıkları diğer semtler Kurtuluş, Şişli, Nişantaşı, Eminönü, Kumkapı, Langa, Samatya, Yedikule, Bakırköy, Yeşilköy, Ortaköy, Arnavutköy, Bebek, Moda, Kadıköy, Kuzguncuk, Çengelköy ve Adalar sıradaydılar.

Ailem için çok endişelenmiştim. Bu adamlardan önce Yedikule’ye varmalıydım. Telaşımı belli etmeden yavaş yavaş yürüyerek İstiklal Caddesinden Tünele doğru geldim, Yüksek Kaldırım’dan aşağıya salınarak Karaköy’e ulaştım. Artık hızlanmıştım bir an evvel Yedikule’ye varıp, evdekileri uyarmak istiyordum. Galata Köprüsü’ne geldiğimde Köprüden araç geçmiyordu. Köprünün üzeri darmadağınık edilmiş kumaş toplarıyla, parçalanmış elbiselerle, kırık dökük eşyalarla kaplıydı. Kumaşların üzerine yiyecekler, içecekler dökülmüştü. Yerlere dağılmış malzemelerin üzerinden yürüyerek Eminönü’ne geçtim.

Kamyonlarla şehir dışından getirilen yağmacılar önce bir semti yağmalıyor sonra da kamyonlara binerek başka bir semte doğru yollanıyorlardı. Gittikleri semtlerde onları yardımcıları bekliyordu. Her şeyin hesaplanarak organize edildiği belliydi. Azınlık mensuplarının dükkânları, evleri kırmızı boya ile bir haç işareti konularak işaretlenmişti. Hızımı giderek daha da arttırmıştım Samatya Yedikule tarafına yağmacılardan evvel varmak istiyordum. Evdekiler için, en çokta annem için endişeleniyordum!”



PAREV KUMKAPI KALİMERA SAMATYA kitabımdan alıntıdır.

Mustafa Yoker