Önce işin müjdeli yanı: Yedikule Bostanları bostan kalacak! Bu evet, tam da istediğimizi ilan edip durduğumuz şey ama… tam ne demek?
Başlayalım:
Yedikule Bostanları, yani 1500 yaşındaki tarihî kent surlarının ayrılmaz parçası, biricik tarım alanları, bundan böyle de bostan vasfını koruyarak, bostancılarıyla birlikte devam edecek var olmaya. Ancak seralar, çiçek ve ağaç satışı yapan botanik bahçeleri ve bostancıların bugüne kadar aletlerini, su pompalarını, tohumlarını korudukları, ürünlerini depoladıkları barakaları yıkılacak, kaldırılacak.
Karar, Yedikule Bostancılar Derneği başkanı Cihan Kaplan’dan ulaştı. Şu anda 37 üyesiyle bostanlardan geçimini sağlayan yaklaşık 300 kişinin temsilcisi bu dernek, 2013’te sur içi bostanlarının maruz kaldığı talihsiz sürecin ertesinde oluştu ve o tarihten bu yana adım adım bostanlar, kültür ve aidiyet bağlamında bostancıların yerlerini sorgulamalarına sebep oldu. Bu yıl artık resmî hüviyetine de kavuşan dernek, kanaatimce Yedikule Bostanları’nın biricik güvencesi.
Uzun ve meşakkatli gayretlerin, hattâ sonuçsuzluğuyla beni umutsuzluğa sevk eden İBB Başkanı Kadir Topbaş’la görüşme çabalarının ertesinde; 19 Şubat Cuma günü, dernek başkanı Kaplan, sosyal medya aracılığıyla genel sekreter yardımcısı Mevlut Bulut’a ulaşmayı başardı! Kaplan ve beraberindeki bostancıların beyanına göre, bu görüşmede Bulut, belediyenin yapması gereken temizliği derneğin eşliğinde tamamlayacağını ve ardından da bostanların devamını sağlayacak düzenlemenin gene dernekle birlikte geliştirileceğini müjdeledi. Anlaşma ertesi başlayan baraka yıkıntılarının temizlenme işlemini, 21 Mart itibarı ile seraların sökümü takip edecek.
Bulut’tan iki hafta sonra bir toplantı sözü daha alan Kaplan’ın bu ikinci görüşmeye taşıması gereken acil konuları var. Halen ecrimisil ödeyerek varlığını sürdüren bostancıların adil bir kira sözleşmesi altında varlıklarını sürdürmesi çok önemli. Bir o kadar önemli olan da, yağmurda çamurda çalışan bostancıların, don beklerken, sel durumunda hazırlık yaparken sığınabilecekleri, ürünlerini emniyete aldıkları, tohumlarını korudukları barakaların yeniden kurulması.
Yedikule Bostancılar Derneği’ne her iki konuda da destek şüphesiz yine Yedikule Bostanları Girişimi tarafından sağlanacak; bostancıların İBB ile toplantıya iyi, temiz ve adil bir netice alabilmeleri adına donanımlı girmeleri için gereken her imkân seferber edilecek.
Harikulade bir tesadüf eseri ilk cemrede başlayan bu umut dolu süreç, diliyorum son cemrenin düşüp, bizlerin de Yedikule Marulu tohumu paylaşmaya Yedikule’ye gideceğimiz 5 Mart’a kadar tamamlanmış olsun.
Burada üç konuya dikkat çekmek isterim: bostancıların dernekleşmesi yani normal koşullar altında bir hayli endişe yaratacak vurgusuyla “örgütlenmesi”, işin çözümünde ilk adımı sağladı. İBB bundan böyle Yedikule Bostancılar Derneği ile ilişki yürütecek. Diliyorum bu, başka başka alanlarda mücadele veren ancak devletin endişeli nazarlarından ürken dostlarımıza örgütlenme cesareti versin. Birlik olmak, adını koymak iyidir.
İkincisi olarak; İğneada’dan Cerattepe’ye tabanıyla bütün, köklenmiş mücadelelere nispeten yeni katılan İstanbul’un, artık tabanı, alanı, mücadelesinin tarihsel geri planı olan bir çiftçi örgütü var! Müjdeler olsun!
Ve son olarak; iletişimsizliğin tavan yaptığı bir zamanda, “ben yaptım oldu”culuğun, “karar alındı”cılığın, “ez geç”çiliğin sağır eden karmaşası içerisinde bostancılar dertlerine bir muhatap buldular ve bir diyalog başladı! Eşsiz bir sevinç bu benim için. Tarifi imkânsız. Neticesi ne olursa olsun, cemre bu, aramıza düşen. Dilerim bahara erdirsin.
Elbette herşey “marul yeşili” değil henüz.
Bizi düşündüren, endişelendiren yanları da var elbette bu gelişmenin.
Örneğin, sur içi bostanlarda üzerine moloz dökülüp çimento karılmış, yarım kalmış beton süs havuzuyla artık kaybettiklerimiz arasına girmiş bostanın akıbeti ne olacak, bu durumda? Yerinden, toprağından, tohumundan, ürünlerinden ayrı düşürülmüş bostancıları ne olacak sur içinin? Ya da, bostancılarla birlikte yapılacak denilen düzenlemeler neler içeriyor, bostancılık ve bostancılar kadar tarih anlamında, kültür anlamında? Veya yapılacak temizlik, kimin denetiminde olacak? Örneğin bostanlardaki bir havuz, bir kuyu, bir baraka kimin değerlendirmesine göre önemli, kimin değerlendirmesine göre değil?
Geliyoruz haliyle, taa 2014’e, sur içi bostanlarda yapılan düzenlemenin iptali esnasında başkan Topbaş’ın verdiği söze: “Yedikule Mahallesi’ndeki sözkonusu alanın (bostanların) asli niteliğinin korunması ve geleceğe taşınması için daha kapsamlı bir çalışmaya imkân sağlamak amacıyla ilgili plan tadilatı kararı İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi’ne iade edilmiştir. Yapılacak çalışmalara ışık tutması için tarihçiler, bilim adamları, mahalle sakinleri ve ilgililerin katılacağı bir çalıştay düzenlenmesinin faydalı olacağı düşünülmektedir.”
Bu bostanlar birer hazine, her biri en değerli birer emanet. Böylesi bir miras, bu denli biricik bir bölge ne hızlı kararlara, ne de oldubittiye gelmemeli, getirilmemeli.
Hızla konunun ilgilisi kurum ve kişilerden oluşan ve gerekiyorsa (hattâ tercihen) en sert kavgaların yaşanılacağı bir çalıştay düzenlenmeli. Düzenlemede uzlaşı değil, emanetin bekası hedeflenmeli ve nasıl ki Hevsel Bahçeleri bugün Diyarbakır kent surlarının ayrılmaz bir parçası olarak tescilli, İBB’nin direktifiyle Alan Yönetim Başkanlığı da Yedikule Bostanları’nın tescili hususunda harekete geçmeli.
Yedikule Bostanları’ndan gelen güzel haberler ve dün gece düşen ilk cemre, dilerim adım adım, Ergene’ye, İğneada’ya, Longoz Ormanları’na, Artvin’e, Cerattepe’ye, Kuzey Ormanları’na, Boğaziçi’ne, Adalar’a Gediz’e, Kurbağalıdere’ye, Marmara’ya, Kazdağları’na, Bergama’ya, Yırca’ya… havasına, suyuna, çeşitliliğine muhtaç olduğumuz dört bir köşesine bu eşsiz coğrafyanın, şen bir bahar olsun da gelsin!
