Zaman zaman beni yazmaktan alıkoyan şey, bir takım câhil cühelânın, sorumsuz vatansızların, zekâ özürlü trollerin şahsıma sataşması olmayıp, benim yazma şevkimi kıran asıl şey, sevip güvendiğim, benimseyip değer verdiğim dostlarımın sözlerimi iyice anlayıp dinlemeden kendilerinden hiç mi hiç beklemediğim yorumları, alakasız mesajları, yersiz çıkışları, şevkimi kırıcı sözleridir…
NİÇİN YAZIYORUM Kİ?
Zorumuz, gayemiz ne?
Dinlersen anlatayım mı?
Bazılarının kısa olsun diyeceklerini biliyorum ama ben yine uzun edeceğim, çünkü yarını olmayan bir milletiz!
Her taraf kahpe, ANGARA kepaze dolu!
En güvenip inandıklarımız PUŞT, Müslüman bilinenler ise PAPAZ çıktılar!
Sana, senin geleceğin, yavruların, evin, evdeşin için yalvarıyorum,
Ve sana diyorum ki bu sefer, bir beğeni atarak beni başından savma!
DEĞERLİ KARDEŞLERİM!
9 yıldır sizlerle beraberim. Bu zaman zarfında aralıksız her gün bir veya iki yazı yazarak inandığım doğruları ve görebildiğim ihanetleri anlatmaya çalıştım. Yazdıklarımın bir tek kelimesi bile nefsim adına değildir, sadece milletimin ırzı, namusu, vatanı ve bayrağı adına olup, sırf Allah’ın rızasını kazanmak içindir…
Hakk adına doğruları yazarak milli, mânevi, ahlâki ve insani değerlerin mücâdelesini vermek sanıldığı kadar kolay olmayıp; horlanıp saldırılmayı, bir takım fitne fesat ehlinin oklarına hedef olmayı göze alıp korkup kaçmamayı gerektiren zor bir iştir…
Vatanın ve milletinin bekası uğrunda çaba sarf ederken cesur ve korkusuz olmak şarttır, çünkü cesaretin yoksa hiçbir maharetin işe yaramaz…
KORKMAMAK İÇİN;
Gönlün iman ile dopdolu olması gerekir ki korku o gönülde kendine yer bulamasın ve sonra Allah’a teslimiyet, gayret ve bütün çarelere başvurduktan sonra tevekkül etmek…
Bu topraklar kolay yurt edinilmedi.
Ceddimiz bu toprakları bin yılı aşkın zor bir mücâdelenin, amansız savaşların neticesinde şehadet kanlarıyla sulayarak vatan yaptılar. Bizler düşen görev ise, ceddimizin emaneti olan bu mübarek vatanı korumak ve bizden sonrakilere huzur ve güven içinde devretmektir…
Vatan bize emanettir!
Ceddimizin bize olan bu emanetine sadakat, bu emaneti ihanet etmeden korumak ve bu emaneti bırakanlara saygı ibâdettir…
Bizler inanmış ve imanlı insanlar olarak bu topraklar üzerinde bin yıl sonra dünyaya gelecek olan kız çocuklarını iffet, namus ve bekâretlerini, bin yıl önce Malâzgirt’te kefenini giyip küffara kılıç sallayan Sultan Alparslan’ın bizlerin ırz ve namuslarımızı düşündüğü gibi düşünmek zorundayız. Bu hem milli, hem insani, hem de dini bir vecibedir…
Bir yandan Türk milletinin vatanına göz dikip devletini çökertmek için her türlü kahpeliğe tevessül edenlerle mücâdele ederken, diğer yandan ise; İslâmı bilen ve yaşayan, yaradılışındaki üstün vasıflara sahip, yaşadığı çağı Türklük şuuru ve İslâmi değerler açısından yorumlayabilen, bir ibâdet düşüncesiyle çalışıp üreten, vatanı, devleti ve bayrağına bağlı, anasına, atasına ve çevresindekilere karşı saygılı, dürüst, adâlet ehli nesiller yetiştirmek için elimizden geleni en güzel bir biçimde yapacağız…
Şayet bir insan Türk’üm, Allah’a iman ettim, rehberim Kur’an diyor ise, bu milli ve kutsal olan mücâdeleden kaçarak dünya nimetlerine meyledip, çıkar için kula kulluk edemez…
Herkes bu uğurda kabiliyeti ve gücü nispetinde;
Küfre, küfür ehline, sureti haktan gözüken münafığa, vatan haini bölücü şer mihraklara karşı yazarak- Söyleyerek- Gafil olanları uyandırarak- Dik durup tâviz vermeyerek, parçalara bölünmek istenen Türk milletini, devletini, bayrağını, namusunu koruyup kollamak ve yaşatmak zorundadır…
Bu mücâdeleden kaçarak;
Birkaç paket makarna, birkaç çuval kömür, basit bir makam ve dünyalık menfaati uğruna hainlerin hainliklerini görmezden gelenler asla ve asla ne milliyetçi, ne Müslüman ve ne de insan olamazlar…
Türk milleti ve Türk Devleti, içeriden ve dışarıdan kuşatılmış olup bir ateş çemberi içine hapsedilerek yok edilmek istenmektedir. Osmanlının son günlerindeki çöküşün aynısıyla karşı karşıyayız…
Kurtuluşumuz için;
Bir olacağız,
İri ve diri olacağız,
Aynı milli ülküler etrafında kucaklaşacağız ki kurtuluş meşâlemizi yeniden yakabilelim…
AKSİ DURUMDA;
İç ve dış düşmanlarımız,
İmparatorluk tortusu küsuratlar,
En mahrem yerlerimize kadar sızabilmiş içimizdeki İstiklâl Harbinin kılıç artığı soysuzlar ve asırlık kini olan Haçlı dünyası birlikte üzerimize çullanıp, ırzımızı, namusumuzu ayakları altına alarak milletimize emsâli görülmeyen bir acı yaşatacaklardır...
Dün Irak’ı işgâl ettiklerinde Müslüman kadınlara reva gördükleri toplu tecâvüzleri bizim kadın ve körpecik kızlarımıza da yapacaklar ve işgâl güçleri askerlerinin çadırlarından yükselen çığlıkları çaresizce duyup kahrolacağız…
Namus ve vatan endişesi taşımayan veya da bu kötü gidişatın vahametini görmekten aciz bazı geri zekâlı AKTROLLER bu yazımı da okuyunca, ‘’Hadi be sen de! Biz şöyleyiz, biz böyleyiz, dünya bize vız gelir’’ şeklinde aptalca nutuklar atarak şahsıma saldıracaklar, bazıları ise gülüp benimle eğleneceklerdir...
ONLARA DERİM Kİ;
Gülün, gülün ey sorumsuz zevat!
Eğlenin ey kanı ve soyu bozuk sergerdeler!
Sizin de aklınız başınıza gelip hak vereceksiniz benim yazdıklarıma, daha doğrusu feryatlarıma. O an geldiğinde dayanamayacaksınız düşman çadırlarından yükselen hanımlarınızın, kızlarınızın canhıraş çığlıklarına Allah hiç kimseye yaşatmasın)…
Gül ey zekâ özürlü sorumsuz gül!
Böylesi acılı, sıkıntılı dönemlerde gerçekleri yazanlara ancak gaflet ve ihanet ehli olanlar güler, bir de haramzade şerefsizler…
Tüm saldırılara göğüs gerip yazmak, anlatmak, Hakk’ı ve doğruları sırf Allah rızası ve milletin ırzı, namusu, istiklâli- İstikbâli için bir dakika bile geçirmeden haykırmak zamanı şimdi. Çünkü yarınki haykırman nafile olabilir…
BENİM ELİMDEN YAZMAK GELİYOR!
‘’Elimden yazmak geliyor’’ derken bu sözümden sakın yazmanın kolay olduğu sanılmasın!
Türk milleti için yazmak ve OZAN ÂRİF gibi bu topraklar üzerinde 1000 yıl sonra doğacak olan sabi kız çocuklarının iffet ve bekâretlerini 1000 yıl önceden düşünüp haykırmak namusun şiarı, dinin emridir!
Böylesi duygular içinde yazan ve haykıranlara karşı saygısızlık yapan ve sırf birilerine köpeklik olsun diye havlayanların her biri kendi namusunu pazara çıkaran birer namus tâciridirler!
Yazmak;
Vatan hainlerine karşı kükremek ve pimi çekili bir bomba olup beyinlerinde patlamaktır!
Yazmak;
Dünya rahatını bırakıp derde, sıkıntıya, eleme ve ölüme tâlip olmaktır!
Yazmak;
Şehadettir, herkese nasip olmaz kaderde varsa!
Yazmak;
Bir meçhule götürürlerken son kez göz göze gelmektir eşinle, çocuğunla!
Yazmak;
Sevdiğin torununun başını son kez okşadığını acı acı hissetmendir!
Yazmak;
Bir daha dönmemek üzere son kez çıkmaktır evinden!
ZAMAN ZAMAN BENİ YAZMAKTAN ALIKOYAN ŞEY;
Bir takım câhil cühelânın, sorumsuz vatansızların, zekâ özürlü trollerin şahsıma sataşmaları olmayıp, benim yazma şevkimi kıran asıl şey, sevip güvendiğim, benimseyip değer verdiğim dostlarımın sözlerimi iyice anlayıp dinlemeden kendilerinden hiç mi hiç beklemediğim yorumları, alakasız mesajları, yersiz çıkışları, şevkimi kırıcı sözleridir…
SON OLARAK DİYORUM Kİ;
Yazmak;
Üniformalılar çekerlerken kolundan eksiğini soramamaktır evinin, üç beş kuruş da olsa harçlık bırakamamak, dönüp bakamamaktır hanımının yüzüne ve o an kahrolup çatmaktır acı kadere!
Yazmak;
Çoğu kez öldüğünde kefen ve ıskat paranı, oğlunun- hanımının boynunu büke büke mahalle bakkalın Hasan emmiden borç istemesi ve o an utancından senin acını dahi unutmasıdır!
Yazmak;
Vedalaşamadan dünya değiştirmektir hainin, hoyratın, kahpenin elinden!
22 Ekim 2020
TC Orhan Kiliçoğlu
