İstanbul sadece Pera demek değildir!
Önce gazetelerin “yaşam-hayat” sayfalarında, söyleşilerde kullanılan ilk mekân olarak karşımıza sürekli Pera çıkıyor uzun yıllardır. Magazin haberlerinden tutun semt yazılarına kadar, insanlarımız, gurmelerimiz hatta yazarlarımız Pera’ya sıkışmış bir hayat sürüyorlar. Biraz uzağa açılanlar Kurtuluş-Tatavla bahsini açıp, “ah buralar da çok bozuldu, neydi eski günler” diye aynı cümleyi kurup duruyorlar. Hele bazı yazıların altındaki imzaya bakmasam, burada yaşayan yabancı bir oryantalistin kaleminden çıkmış damgasını basıvereceğim… Sanki koca şehirde başka bir yer yok. Boğaz’ı, Moda’sı, Üsküdar’ı, Emirgan’ı, Balat’ı, Bakırköy’ü hatta birçoğumuzun adını bile bilmediği kenar mahalleleri, semtleri, varoşları anlatan yazılar yazılmıyor. Bu mekânlara dair kitaplar var, ama onlar ne kadar okunuyor?
Cem Behar’ın kitabını okuduğum zaman aklıma geldi bu. Behar, önemli bir monografiye imza atmış Bir Mahallenin Doğumu ve Ölümü’nde. Alt başlığı: ‘Osmanlı İstanbulu’nda Kasap İlyas Mahallesi’. 2008’de alınan bir karar sonucu uygulanan ilçe düzenlemesi ile Eminönü’nün bütün unsurlarıyla Fatih’e bağlanması sonrası, eski Kasap İlyas Mahallesi’nin Yeni Cerrahpaşa Mahallesi’ne dahil edilmesiyle, artık kayıtlardan silinmişti Kasap İlyas Mahallesi. Yani, bir mahallenin ölümü sonrası onun hayat hikâyesini anlatıyordu Cem Behar. Kitabında Kasap İlyas Mahallesi’nin otopsisini yaparken, mahalleye adını veren Kasap İlyas’ın kim olduğunu, mahallenin nasıl doğduğunu, Osmanlı ve 50’lerin sonuna kadar Türkiye İstanbulu’nun mahallesinin ne olduğunu gözler önüne seriyor…
Monografileri bir kenara koyalım, bana göre edebiyat okumaları da eksik kalıyor. Günübirlik yaşayan bir toplum olduğumuzdan, geçmişten ne bir kare ne bir sayfa belleğimizde duruyor. Kaçınız/kaçımız Kapalıçarşı’yı, tarihî Yarımada’yı hakkıyla geziyor, kaçımız eski semtlere uğruyor?
Yalnız romanlardan, öykülerden söz etmiyordum, fotoğraf albümlerine de bakmanızı tavsiye ediyorum.
Beyoğlu’nun, Etiler’in, Kadıköy’ün lokantalarını sayıyoruz ama esnaf lokantalarına gönül indirmiyoruz, ne mutlu ki Artun Ünsal ve bazı yazarlar bu lezzetlerden bizi haberdar ediyor. Hazır Artun Ünal’ın zengin dünyasından söz etmişken, onun temel gıdalar konusundaki kitaplarını da okuyun, bunu da bir parantez içinde size anımsatayım…
Kumkapı’dan, Samatya’dan söz eden hangi kitapları okudunuz? Eski Kumkapılı balıkçıları duydunuz mu? Ara Güler’in Ermeni Balıkçılar albümü sizi belki mek parmak cehaletinizden kurtaracaktır. İbrahim Yıldırım’ın Madam Samatya ve Diğer Şüpheliler adlı romanını okuyun, bir zamanın Samatya’sını görürsünüz o kitapta…
Bir kenti monografilerden ve edebiyattan daha iyi tanıyabilirsiniz, yoksa sepetteki kedi gibi yaşadığınız kenti bilmeden, Tanzimat dönemi alafranga züppeleri gibi gülünç hayatınızı sürdürebilirsiniz.
Bir aşağı, bir yukarı...
Siyasal eleştirilerinizin eksikliğinin temelinde bu yanlışlığın yattığını fark etmeden iktidarı eleştirme hakkını size tanımıyorum.
Büyük caddelerden ara sokakların kendine özgü yönünü, kozmopolit kimliğini keşfettiniz mi? Ne gezer, Sezer Tansuğ’un meşhur deyimiyle, ünlü sokakları, örneğin İstiklâl Caddesi’ni bir aşağı bir yukarı kazımak birçoğuna yeter olmuş!
Semt monografilerini okumazsanız, en basitinden oy haritası üzerine yazacağınız her yazı afakîdir. Eski durumu yeni durumla mukayese etmeli, yeni zenginleri tanımalısınız. Hele siyasal yazılar döktürüyorsanız bu bilgisizliğinizi bağışlayamam. Adaları yeterince tanıyor musunuz? Türk edebiyatındaki yerini, buranın usta yazarlarını okudunuz mu? Burgazada’yı gezip Sait Faik Müzesi’ne gittiniz mi? Orada çok azalmış bir Rum cemaatinin dünden bugüne varlığının ne olduğunu incelediniz mi?
Balat’ı, Surları gezdiniz mi? Adnan Özyalçıner’i, Muzaffer Buyrukçu’yu, Osman Cemal Kaygılı’yı okumadıysanız, kusura bakmayın yazılarınızı okumayacak, sözlerinize önem atfetmeyeceğim. Orhan Kemal’i de bu listenin başına koyun.
Moda hakkında birkaç cümle kurabilir misiniz? Eğer eski kitapçı tahliye edilmek istenmeseydi, ilgilenmezdiniz. Tamer Kütükçü’nün Kadıköy’ün Kitabı, sanırım bütün İstanbulluları ilgilendirir. Yoğurtçu semtini, Papazın Bağı’nı daha doğru tanıyın. Ama buraları Ahmet Rasim’den okumanın güzelliğini ihmal etmeyin.
Gezmek de bir sanattır
İstanbul gibi bir kent nasıl gezilir? Çünkü, gezmek de bir sanattır. Yolu yordamı vardır. Haldun Hürel’in İstanbul Nasıl Gezilir? kitabı size öylesine yardımcı olacaktır ki, geçtiğiniz, gördüğünüz, bildiğinizi sandığınız yerlerin farkına varmadığınızı bu kitapla öğreneceksiniz. Daha önce yayımladığı kitaplarla birlikte değerlendirin, eksiğiniz kalmasın.
İstanbul’da örneğin, bugün nasıl eğleniyorsunuz? Gazetelerde okuduklarım, televizyonda göz ucuyla seyrettiklerim, bizde bir eğlence kültürünün çok paralar saçılmasına rağmen hâlâ lümpen özellikler taşıdığını gösteriyor… Bakın geçmişin eğlence kültürüne dair bir kitap var, alın okuyun, hem zihniniz hem zevkiniz açılır. Üslübunu çok sevdiğim, bilgisinden her zaman yararlandığım Refik Ahmet Sevengil’in İstanbul Nasıl Eğleniyordu? kitabı sizi biraz olsun eğitebilir. Beni eğitti.
Hagop Baranyan’ı İstanbullular, Şark Dişçisi oyunuyla tanıdılar. Vaktiyle Şehir Tiyatrolarında sahnelenmişti. Eski İstanbul’u öğrenmeden yeniyi öğrenmeye çabalayacaklara söyleyeyim, böyle bir şey imkânsız.
Hagop Baronyan’ın İstanbul Mahallelerinde Bir Gezinti kitabı, kaybolanların hüznünü dile getiriyor. Hangi mahallede kaç Ermeni yaşıyor, ne iş yapıyorlar, mahallelerin durumu, havası, şartları neler… daha birçok bilgiyi eksiksiz paylaşıyor Baranyan. Adeta dönemin mahallelerinin arkeolojisini yapıyor.
İstanbul Kültür A.Ş’nin yayımladığı İstanbul’un Yüzleri adlı seri; İstanbul’u, İstanbulluyu, İstanbul kültürünü tanımak için kütüphanemde yer alan bir dizi. Yeni kitaplarını da merakla takip ediyorum… İstanbul’da Mimar Sinan’ın kaç eseri vardır? Herkesin bildiği birkaç taneyi saymakla yetinirseniz, yaşadığı şehri tanımayan biri damgasını yersiniz. Adını ettiğim diziden Başak Oğuz Ural’ın hazırladığı İstanbul’un 100 Mimar Sinan Eseri kitabı, gezilerinize yeni bir rota kurmanızı sağlayacak. Camileri, hamamları, mescidleri, türbeleri yapan büyük mimarın ustalığına bir kez daha hayran olacaksınız.
Emin Nedret İşli’nin aynı seriden çıkan İstanbul’un 100 Kitabı, geçmişin izinde bizi bugüne götürüyor. Sözünü ettiğim şehri kitapla gezmenin önemli bir kaynak kitabı oluyor… Yalnız İstanbul’un değil, İstanbul’un yazarlarını insan tarihini de çok zevkle okudum. Aynı zevki bulacağınızdan kuşkum yok.
Sizi İstanbul’u veya en azından yaşadığınız şehri bilerek gezmeye çağırıyorum, birkaç kitabı, yazarı anarak sesleniyorum size. Şehrinizi edebiyatla gezin!
DOĞAN HIZLAN dhizlan@hurriyet.com.tr
