Herkes öğretmenini aynı sevgiyle mi hatırlar? Bütün öğretmenler değiştirirler mi hayatlarımızı? Yoksa benim öğretmenim mi farklıydı?
Babamın asistanlığı için gelmiştik Ankara’ya.
1. sınıfın sömestr tatiliydi. Annemle gidip tatil günü kayıt yaptırdık Demirlibahçe ilkokulu 1. sınıfına.
Onunla, tesadüfen okulda olduğu o tatil gününde kayıt sırasında tanıştık. Kayıt yapan sekreter sınıf sayılarına bakarak beni hangi sınıfa verebileceğini düşünüyordu.
Yanıma geldi eliyle başımı okşayarak ”Benim sınıfıma gelmek ister misin Erbuğ?” dedi. Yeni bir şehirde, yeni bir okulda, yeni sınıf arkadaşlarının arasında olacak olmanın ürkütücü heyecanı bir anda kayboldu.
”İsterim” dedim..
O hala belleğimden silinmeyen gülümsemesi yayıldı yüzüne ”teşekkür ederim” dedi.
3 sene okudum İlhan Öğretmenim’ le 4 ün yarısında babamın tayiniyle Ankara’dan ayrılana kadar.
3 sene bir gün yüzünün asıldığını, kaşlarının çatıldığını görmedim.
Öyle bir his uyandırmıştı ki hepimizde. Biz çalışmazsak, ödevlerimizi yapmazsak öğretmenimiz çok üzülecek diye düşünürdük. Yıllar sonra bile içimde hep aynı his vardı ”Başarısız olursam İlhan Öğretmenim üzülür”
Çocukları sevmemde onun çok büyük payı vardır herhalde..
Yıllarca izini bulamadım. Ankaradaki adresini bulduğumda Doçentlik sınavıma birkaç hafta kalmıştı. Kesin karar verdim. Doçentlik Belgemi alıp öğretmenime götürecektim..
Ama ne yazık ki olmadı. Yıllar sonra tekrar görüp , kazandırdığı herşey için teşekkür edemeden.. ”Öğretmenim ben doçent oldum” dediğimde yüzünde belirecek o çocukluk hafızama kazınmış gülümsemesini göremeden bırakıp gitti Ilhan Öğretmenim..
Benim gibi yapmayın. Ertelemeyin.
Prof. Dr. Erbuğ Keskin
