İslamda Kadının Yeri
Prof. Dr. Osman Eskicioğlu*
7- Aile ve Kadın
Aile hayatı insan için kaçınılmaz bir zarurettir. Nisa suresinin birinci ayetinde buna işaret vardır. Kuşlar için yuva ne ise insanlar için aile odur. Hatta Adem ile Havva bile Cennette aile hayatı yaşıyordu. Havva, Ademin karısı (zevcesi) eşi idi.96
İnsanların aile hayatı olarak beraber bir arada yaşamaları, birbirine karşı bir takım hak ve ödevler getirmiştir. Sadece insanların değil, karşılıklı alış-veriş ve yardımlaşma bütün varlıkların sahip olduğu bir özelliktir. Kuran’da Allah'ın gökleri yükseltip dengeyi koyduğundan bahsedilir. 97 Varlıklar arasındaki muvazene -denge, her şeyin kendi yeteneğine göre bir yere sahip olmasıyla sağlanır. Toplumun düzeni her hak sahibine hakkını vermekle yaşayabilir.98 Bunun için fert-devlet, kadın-erkek, kan-koca, çocuk-anne, çocuk-baba, aile-toplum gibi hak sahipleri arasında karşılıklı sorumluluklar vardır. Nitekim Peygamberimiz, "Her biriniz yöneticidir, ve her biriniz yönettiklerinden sorumludur. Adam, ev halkının yöneticisidir ve yönettiği aileden sorumludur. Kadın, kocasının evinde yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur. Hizmetçi, efendisinin malı üzerinde yöneticidir ve yönettiklerinden sorumludur. (Elhasıl) her biriniz birer yönetici ve yönettiklerinden sorumludur", buyurmuştur. 99
Kuran’da "Kadınların meşru haklan kadar, vazifeleri de vardır. Erkeklerin hakları, kadınların vazifelerinden fazladır"100 buyrulur. Ayetin orijinalinde geçen leh ve aleyh kelimeleri hak ve vazifeye delalet eder..Meseleye bu açıdan bakmayan kimseler, tercüme ve tefsirlerinde üstünlükten bahsederler. Erkek kadından bir derece üstündür, derler. Halbuki ayette i h t i b a k sanatı vardır. Yalnız kadının hak ve vazifesinden değil, aynı zamanda kocanın da hak ve vazifesinden bahsedilmektedir. Ancak erkek kelimesi birinci cümleden ikinci cümlenin karinesi ile hazfedilmiştir. Sanki ayette kadınların erkekler üzerinde haklan olduğu gibi, erkeklerin de kadınlar üzerinde hakları vardır, denilmiş gibidir. Yalnız kan ile kocanın hak ve vazifeleri arasındaki benzerlik, yapacakları işin cinsinde değil, vücub ve gerekliliğindedir. Meselâ kadın ekmek yapıp yemek pişirdi diye koca da aynı şeyi yapacak değildir.101
Ayette birbirini tamamlayan iki temel kural getirilmiş bulunmaktadır.
1- Herkesin hakkı kadar vazifesi vardır. Başka bir deyişle vazife kadar hak vardır. Yani bir kimsenin yüklendiği vazifeleri ile hakları birbirine eşit olur. Buna göre kadının erkek üzerinde hakları kadar vazifesi, erkeğin de kadın üzerinde hakkı kadar vazifesi vardır. Eğer erkek kadın üzerinde bir derece fazla hakka sahip ise yine bir derece fazla vazifeye de sahiptir.
2- Herkesin haklarının ve vazifelerinin birbirine eşit olmamasıdır. Yani toplum içersindeki fertler, eşit haklara ve eşit vazifelere sahip değildirler. Sadece herkesin hakkı kadar vazifesi vardır.
Reşid Rıza'nın ifade ettiği gibi, ayetin getirdiği başka bir esas da hak ve vazifelerin örf ile tespit edilmesidir. 102 Yani fertler kendi istek ve arzularına göre hak ve vazifelerini tespit edemezler. Hak ve vazifeleri, kanun (şeriat) ve mevzuat tayin eder.
Kadın, anne, eş ve ailenin bir üyesi olarak yuvada bir takım fonksiyon icra eder. Eş seçip evlenmede kadın erkek gibi aynı hakka sahiptir. "Size helal olan kadınlarla evlenin"103 ve "Bekarlarınızı evlendirin"104 gibi ayetler erkeklere evlenme ve evlendirme hak ve vazifesi verirken, "Kadın başka bir koca ile evleninceye kadar" 105 ayeti de kadına serbest bir şekilde eş seçme hakkını vermektedir. İbn Arabî bu ayeti, kadın kendisini evlendirebilir, şeklinde yorumlamıştır.106
Genel olarak Şafiiler, kızı veya kadını velisi evlendirir, Hanefiler de kendisi evlenebilir gibi bir anlayış getirmişlerse de ebeveynin ve hatta yakın akrabaların bile görüş beyan etme haklan bulunmakla birlikte son sözü kızın söylemesi daha doğrudur. Bu sebeple istemediği takdirde velisi kızı zorla evlendiremez.
Başkaları ile cinsel yaklaşım yasak olup bu ihtiyaç sadece nikahlı eşler arasında olduğundan neslin üremesi aile içersinde sağlanır. Sermaye ile emeği birbirine düşman edenler, kadın haklan deyip kan koca arasını açmak istiyorlar. Sermaye emeksiz, emek de sermayesiz üretim yapamadığı ve birinin diğerine karşı bir üstünlüğü olmadığı gibi, kadın da erkeksiz, erkek de kadınsız üretim yapamaz. Kapitalistlerin katma değer deyip sermayeye verdiği, komünistlerin ise artık değer deyip emeğe verdiği şeyi İslâm, emekle sermaye arasında paylaştırır. Anne ile babanın birlikte meydana getirdiği çocuk üzerinde babanın velayet, annenin de hadâne hakkı vardır.
Kan ile koca evlilikte bir çifti meydana getirirken, biri diğerinin eşi olur. Artık eşler, Kuran’ın ifadesiyle karşılıklı huzur, sükun, sevgi ve rahmet kaynağını oluştururlar.107
Çocuklar ana ve babaları tarafından beslenip büyütülürler.108 Ayette belirtildiği üzere çocuğa süt verme mükellefiyeti anneye aittir. Süt emzirme müddeti de iki yıl veya iki buçuk yıl yani otuz aydır.109
Ailede üç türlü karar vardır. Kocanın alacağı velayet kararları, karının alacağı hıdâne (çocuk bakımı, büyütülüp korunması) kararları ve ortaklaşa aralarında ittifakla alacakları marufu (adet ve gelenek olan bir şeyi) değiştirme kararları.11O
Aile toplumun temeli olması dolayısıyla toplumla aile arasında önemli bir bağ mevcuttur. Hatta denilebilir ki, aile toplumun denetim ve gözetimi altındadır. Çünkü müminlerin birbirlerinin velisi olduğu ayetle sabittir.111 Yakın akrabalardan veli bulunmadığı takdirde velayet hakkı topluma intikal eder. İslam toplumunda âmmeyi ilgilendiren hak ve vazifeleri gerçekleştirmek için bir başkan seçildiği malumdur. Peygamberin "Velisi olmayanın velisi sultan (devlet başkanı) dır hadisi112 nikahta-ailenin kurulmasında toplumun-devletin rolünü ortaya koymaktadır. Yani aile ile toplum karşılıklı hak ve vazifelere sahiptirler. Onun için yeni bir ailenin kurulması ile, var olan bir ailenin feshedilmesi toplum açısından önemli bir hadise sayılmaktadır. Bu sebeple ailenin kurulması toplumu temsil eden şahitlerin huzurunda yapıldığı gibi, feshi de aileyi toplumda temsil eden erkek tarafından gerçekleştirilir. İslam hukukunda boşama hakkının erkeğe verilmesinin sebebi budur. Ancak kadın da boşayabilir. Her ne kadar Îslam düşmanları, kadının boşama hakkı olmadığını ve bunun İslam için büyük bir eksiklik olduğunu söyleseler de, kadın her zaman her konuda mahkemeye baş vurma yetkisine sahip olduğu gibi, İslâm hukuk tabiri olarak "muhâlea" ve "hul" bahsi, kadının boşamasını anlatan konu başlığıdır.
Sabit b.Kays'ın hanımı Hz. Peygambere gelerek: Ya Rasûlellah, demiş, kocamın huyu ve dindarlığı hakkında bir diyeceğim yoktur. Fakat onu sevemedim. Bir müslüman olarak nankörlük etmek istemiyorum. (Yani kocamı bir türlü sevemediğimden ona karşı gerekli vazifelerimi yapamamaktan korkuyorum.) Hz. Peygamber ona: "(Sana mehir olarak verdiği) bahçesini geri vermek ister misin?", buyurdu. O da evet deyince, Peygamber Efendimiz kocasına: "Bahçeyi kabul et ve onu boşa." diye emrettiler.113
Kur'an-ı Kerim'de "nikah bağı"nın erkeğin elinde bulunduğu114 ve talak ayetlerinde boşama fiili daima erkeğe izafe edildiği için115 prensip olarak İslam hukukunda boşamayı erkek yapar. Ama bu demek değildir ki kadının boşanma hakkı yoktur. Az önceki hadiste geçtiği üzere kadın da boşattırır. Kadın aile merkezli hak ve vazifelere sahip iken, erkek toplum merkezli hak ve vazifelere sahiptir. Bu sebeple kadın, kocanın haklarını koruyup onu dışa karşı evinde temsil eder; erkek de hanımın haklarını koruyup onu içe karşı toplumda temsil eder. Toplumun temeli olan ailenin feshi yani boşama, daha çok toplumu ilgilendirdiği için bu hak veya görev erkeğe verilmiştir.
Buraya kadar İslam’ın kadına getirdiği bazı haklan, aile içersinde kan ve kocanın karşılıklı vazifelerini ve aile ile toplum arasında bulunan dengeyi söylemeye çalıştık. Bütün bunlardan İslam’ın kadına aynı erkek gibi bir takım hak ve vazifeler getirdiği ve hak ve vazifeler arasında eşitlik bulunduğu neticesine varmak mümkündür. Ancak İslam’ın getirdiği prensipleri bir türlü içine sindiremeyenler, kadın ikinci sınıf vatandaş sayılmıştır, İslam’da kadın haklan yoktur gibi bir takım iddiada bulunuyorlar. Bazı kaynaklardaki eksik veya yanlış rivayetlere dayanarak İslam’a iftira atıyorlar. Halbuki eksik ve yanlış anlamaların veya tarihi yanılgıların İslam’la hiçbir alakası olamaz. Müslümanı bağlayan, Kur'an ile Peygamber'in sahih sünnetidir.
İslam’a karşı yapılan iftiralardan bir örnek vermek gerekirse kadının uğursuz sayılmasını ele alabiliriz.116 İftiracılar bu konuda Buhari'de geçen bir hadisi istismar ediyorlar. Niyet halis olmayınca, hem kendileri sapıyor hem de başkalarını saptırıyorlar. Gerçeği aramaya niyetleri olmadığı için, İslam’ı Kur'an ve Sünnet bütünlüğü içersinde düşünmüyorlar. Eğer bunlar hakkın peşinde olsalar, uğursuzluğun kadında değil sapıklıkta olduğunu göreceklerdir.
İslam’a göre hayır ve şer, iyilik ve kötülük Allah’tandır. Allah'ın izni olmadan bir yaprak dahi kımıldamadığı gibi, hiç bir kimse ne bir fayda ne de bir zarar verebilir. Mahluktan medet ummak, eşyadan yardım beklemek; ağacı, taşı, putu vasıta edinmek bunlar cahiliyenin batıl
inançlarıdır. İslam bunları yıkmak için gelmiştir, insan doğru yolda yürür, üzerine düşeni yapar ve Allah'ın istediği gibi olursa, bütün iyilikler, güzellikler ve uğurlar onunla olur. Böyle olan bir kimseye dünya birleşse bir şey yapamaz. Ama insan bunun aksi olursa, o uğursuzluğu atta, evde, kadında veya başka bir şeyde değil, kendisinde arasın.
Peygamberimiz bir gün ashabıyla cahiliye devrinin batıl inançları üzerine sohbet ediyordu. Konu uğursuzluk meselesine geldi. Hz. Muhammed, uğursuzluğu Cahiliyenin kadın, ev ve atta gördüklerini söyledi. Bu arada yani cümlenin yarısında meclise gelen İbn Ömer, hadisi ancak duyduğu kadar naklediyor. Tabi ki bundan da "sarhoşken namaza yaklaşmayın" ifadesinde olduğu gibi "sarhoşken" atılıp "namaza yaklaşmayın" kısmı kalınca, anlam işte bu kadar değişiyor. Buhari'nin Cihâd47 ve Nikah18 bölümlerinde zikrettiği hadisi, "Uğursuzluk (anlayışı Cahiliyet adeti olarak) kadında, evde ve atta olur", şeklinde anlamak, isabetli bir anlayıştır. Çünkü Tahavî’nin rivayetine göre Hz. Aişe'nin yanına Benû Amir'den iki kişi gelerek: "Ey müminlerin anası, Ebû Hüreyre, Resulüllah'ın "Kadında, evde ve atta uğursuzluk vardır" dediğini haber veriyor, siz ne dersiniz, diye sormuşlar. Bu sözü işiten Hz. Aişe son derece öfkelenerek:
"Kuran’ı Muhammed'e gönderen Allah'a yemin ederim ki, Rasülüllah katiyen böyle bir şey söylememiştir. O, sadece Cahiliye halkının kadında, evde ve atta uğursuzluk itikat ettiklerini bildirmiştir", demiştir.117
Kuran’ı getiren bir Peygamberin atta, eşekte, şurada veya burada uğursuzluk görmesi mümkün değildir. Bu ancak sapıkların işidir. Çünkü Kur'anda bakın bu konuda açıklayıcı bir ayet var. "Onlara bir iyilik geldiği zaman ha, bu bizim hakkımız, dediler. Ve başlarına bir kötülük geldiğinde, Musa ve onunla beraber olanların uğursuzluğuna yorumlarlardı. Haberiniz olsun ki, onların uğursuzlukları Allah katındandır; ne var ki çoğu bunu bilmezler".118
Cahiliye devrinde "iyâfetü't-tayr" (Kuş Uçurma) denilen bir falcılık adeti vardı. Bir iş yapacakları ve bir yere gidecekleri zaman bir kuş uçururlar; kuş sağa giderse iyilik, sola giderse kötülükle yorumlarlardı. Bu münasebetle herhangi bir şeyden teşe'üm etmeye, yani uğursuz sayıp kuşkulanmaya "tetayyür" denilmiştir, l W Başka bir ayette de "Her insanın (dünyada işlediği) amelini (tâirini) boynuna dolarız" 120 buyrulmaktadır. Hasan Basri Çantay bu ayetin tefsirinde şöyle der: "Cenâb-ı Hak bazı «yetlerinde uğursuzluğu, o i'tikaada sapanların yüzüne çarpmak için, "Taair: Kuş" la ifade buyurdu.121
İşte görüldüğü üzere Peygamberin kadını uğursuz sayması ona iftiradan başka bir şey değildir. Herhangi bir konuda rivayet edilmiş bir hadisi, o konuda nakledilmiş diğer hadislerle ve ayetlerle birlikte düşünerek manalandırmak gerekir. Bunu da ancak hakkı arayan araştırıcılar yapabilir. Hak ve hakikatten ziyade açık ve eksik arayanlar ise ortaya yanlış ve uydurma bilgiden başka bir şey koymazlar.
YAZARIN DİĞER MAKALELERİ İÇİN TIKLAYINIZ
