O kadar ‘’başarısızsın! Başarısızsın! Başarısızsın !’’ dedik ki olan oldu sonunda.
Top, tüfek, ev, bark, parti, ocak, bucak, gelmiş, geçmiş, gelecek ne varsa hepsini ateşe verip çıktı karşımıza.
Kimine göre beka, kimine göre koltuk, kimine göre korku, kimine göre intikam, kimine göre intihar, kimine göre gına.
Ne yapsın, her ne kadar mutlu bir azınlığa göre göre dünyanın en, en, en bilge lideri de olsa nihayetinde oda insan. Yenile yenile bıktı sonunda.
Yenilen tarafta cefa çekmektense, kazanan tarafta sefa sürmek onunda hakkı. Diyeceğimde diyemiyorum işte; çünkü o bir lider. Türk milliyetçilik tarihi böyle bir yenilgi, böyle bir kabulleniş, böyle bir teslimiyet görmedi daha.
Şahsım adına Türk milliyetçilerinin Türk milletinin geleceğindeki iddialarından vaz geçtiklerini gösterir bu teslimiyeti, hayretle, üzüntüyle, ibretle karşılıyorum. Çünkü Türk milliyetçilerinin misyonu dolgu maddesi olmak değildir.
İKTİDARA KARŞI DÜN SÖYLEDİKLERİNDEN VAZ GEÇİP EL SIKIŞIYORSUNDA, ÜLKÜCÜLERLE KUCAKLAŞMAK NİYE BU KADAR ZOR GELİYOR SANA? Diye sormak geçiyor içimden. İnsanın içi sızlıyor BAŞBUĞ geliyor aklıma.
Ülkücüler bu gün, o kadar sahipsiz, o kadar öksüz, o kadar yetim ki.
Televizyonlarda, yolda, sokakta ülkücüleri pazarlayan pazarlayana.
En salak yorumcular bile en iyi ihtimalle ülkücüler ikiye bölünür diye başlıyor söze.
Aslında ülkücüler birilerinin partilerini yok edip Türkiye’yi teslim almak için iki partili başkanlık sistemini devreye koyacaklarını biliyorlardı.
Ama ne yalan söyleyelim böyle bir teklifin kendi partilerinden, kendi liderlerinden geleceğini asla bilmiyorlardı.
Hatta kırk yıl geçse akıllarının ucundan bile geçmezdi.
Havadan karadan, dağdan taştan, doğudan batıdan, kuzeyden güneyden fizandan uzaydan, AB den, ABD de den, dincilerden, cincilerden, liberallerden, bölücülerden her yerden gelirdi de, kendinden, kendi içinden, kendi partisinden, kendi liderinden gelmezdi, gelemezdi.
Hangi lider ikinci turda kendi partililerinin kapış kapış Kapışılacağı bir pazara kapı açar ki.
Ama ne yazık ki açıyor işte.
ÜLKÜCÜLER KENDİ ELLERİYLE KENDİ PARTİ VE ADAYLARININ OLMAYACAĞI BİR SİSTEME DOĞRU, DOLU DİZGİN GİDİYORLAR.
Artık bundan böyle o’’ Üç hilali gördüm mü başka partiye elim gitmez’’ Efsanesi de böylece kökünden tarihe karışacak.
Çünkü artık Tercih şöyle dursun ikinci turda kendi parti ve adayı hiç olmayacak.
Sayıları parmakla sayılacak kadar az da olsa bunun iyi bir şey olduğunu söyleyen ülkücülerde çıktı elbette.
Bu güne Kadar başkanlık deyince, AKP deyince, Tayyip deyince hop oturup hop kalkan,
geçin icraatlarını ismine bile tahammül edemeyen arkadaşlarımız, ülkücü hareketin tarihinde görülmemiş bir ’’U’’ ile, sihirli bir değnek değmiş gibi, Bir günde, Bir anda çark ediverdiler. Cumhur oldu reis. Ümmetçiler oldu Türkçü Turancı devlet hamisi.14 yılın 14 ü de bir günde çöpe gidiverdi.
İçim cız etti. İnsanın ülkücüyse eğer böyle bir kıvırmaya içinin cız etmemesi mümkün değil elbette,
Nihayetin de onlar da ülkücüler. Hangi arkadaşımız olursa olsun, düzen partileri gibi, bir günde, bir anda, bir dakikada
KARANIN AK, AKIN KARA YAPILDIĞI HOKUS POKUS SİYASETİ YAKIŞMIYOR BİZE.
Neyse sonuçta öyle veya böyle Türk milliyetçileri, Türk milletinin geleceğini 21.ci yüz yılda bir tek kişiyle, bir tek kişinin akıl ve idrakiyle şıp deyip çözüverdi. Sağcısı solcusu, dinlisi dinsizi, komünisti liberali, İktidarı muhalefeti, ÜLKÜCÜSÜ herkes şaşırıp kaldı tabi.
Okumuş yazmış, ilim adamı, bilim adamı, doktor, öğretmen, avukat, mimar, mühendis milyonlarca ülkücü aylardır yıllardır mal gibi bakıp duruyormuşuz meğer.
Uçurumun ucuna, hem de tam ucuna gelmişiz de haberimiz yokmuş. Devlet de millet de partide purti de cumburlop gidiyormuşuz az daha.
Ya tam zamanında yetişip kurtarmasaydı bizi?
Ya Türkiye’nin kurtuluşu için o meşhur fiili durumu tespit etmeseydi maazallah?
Ya taraflardan biri maddenin birinde diretip anlaşma sağlanamasaydı?
Ya o olağan üstü devlet adamlığını kullanmasaydı hiç düşündünüz mü halimizi?
Artık kimse laga luga yapmasın. Hatta ve hatta Alparslan Türkeş bile kusura bakmasın.
İlimse ilim, bilimse bilim, fikirse fikir, zikirse zikir.
Ne mutlu bize ki artık bizimde tıpkı cemaatler, tıpkı tarikatlar, tıpkı şeyhler, şıhlar, kutuplar gibi, hatta onlardan daha büyük, onlardan daha mübarek, her şeyi bilen, her şeyi gören, her şeyi duyan, her şeyi çözen bir liderimiz var.
Tam 19 yıldır çekiyor kahrımızı. En küçüğümüzden en büyüğümüze kadar herkesin yükü onun omuzunda. Ne yapsın? Kime bıraksın? Milyonlarca ülkücünün içinde ne yazık ki onun gibi başka bir Süpermen yok ki
Anlayacağınız hoplasak da, zıplasak ta kaderimiz bir tek kişinin elinde. İşine geldi miydi kökü mazide bir hareket, işine gelmedi miydi işimiz Allah’a emanet bir sistemle cebelleşip duracağız.
Tek adamcılıkla Türkçülük Turancılık ve Türk milliyetçiliği yapılamayacağını nereden bilsinler ki.
21 yüz yılda Türk milliyetçiliğinin olmazsa olmazı tek adamlık değil, istişare olduğunu, demokrasi olduğunu, ortak akıl olduğunu, kuvvetler ayrılığı olduğunu,
MODERN ÇAĞA TERS BİR MİLLİYETÇİLİĞİN ÜLKESİNE VE MİLLETİNE HAYRI OLMAYACAĞINI NEREDEN BİLSİNLER Kİ?
Gözlerinin önünde ki Osmanlı neden çöktü, gözlerinin önündeki cumhuriyet nasıl kuruldu nereden bilsinler ki?
Kim ne derse desin. Herhalde Türk milliyetçilerinin ilimde bilimde edebiyatta sanatta siyasette fikirde en vasat devrini yaşıyoruz.
Akılcılığın yerini nakilciliğin, ilimciliğin yerini keramet ve alametin, şahsiyetçiliğin yerini biatçılığın, özgürlüğün yerini modern kulluk ve köleliğin aldığı en vasat devir.
Gelelim fiili duruma: Fiili durum sadece başkanlıkta yok ki Sayın Genel Başkan!
Delegelikte de var. Üyelikte de var. Milletvekillerin de, il ve ilçe başkanlıklarında da var.
SİYASİ PARTİLER YASASINDA, LİDER SULTASINDA DA VAR.
Ocakta, bucakta, da partide de var. Neyde yok ki?
Tepeden tırnağa aklınıza gelebilecek her şeyde fiili durum var.
Size olan saygıda sevgide güvende bile. Hangisini sayalım ki?
Vicdani olanı düzeltmeden kanuni olanı düzeltemezsiniz.
Senelerce işte bunu anlatmaya çalıştık. Türk milliyetçileri Türk milletinin en ihtiyaç duyduğu anda en güçlü haliyle hazır olmalıydı. Ama ne yazık ki yine en zayıf haliyle çıktı milletin karşısına.
Yediden yetmişe herkes’’ Helal olsun yine yapacağını yaptı. Vurdu yumruğunu masaya ‘’diyeceğine Yine sarayın bastonu oldu’’ Deyiverip çıktı işin içinden.
Her ne kadar AKP’nin değil, devletin önünü açıyoruz desek de kimse inanmadı. Kendi partisinin önünü açamayanın devletin önünü nasıl açacağı sorusu akıllarda ampul gibi takılıp kaldı.
Ülkücüler her zaman olduğu gibi yine üçe bölündü.
Çok büyük bir bölümü bunun neden böyle olduğunu, halkın neden böyle düşündüğünü bilse de hiçbir şey gelmedi elinden.
Çok az bir kısmı ise bilgelikten devlet adamlığına geçişten aldıkları gazla arkalarında tozu dumana katarak AKP ve yandaşların yoğun alkışları altında bindiler bir alamete gidiyorlar kıyamete. Kendilerini öylesine kaptırdılar ki işi ‘’Başkanlığa karşı çıkan ülkücü ülkücü değildir’’ Rezaletine kadar götürdüler.
Üçüncüler malum dinin altın ortacıları olur da milliyetçilerin olmaz mı? Ali de de, Muaviye de de değişen bir şey yok yani.
Birkaç cümlecikte olsa Tuğrul Türkeş için de bir şeyler söylemek isterim. Kendisinden genel başkan ve parti özür dilemese de ben özür diliyorum. Cümbür cemaat az küfretmedik çünkü.
Genel başkan ve parti de aynı çizgiye geldiğine göre demek ki gerçekten devletin bir beka sorunu varmış kardeşim.
Zahire bakacak olursak suç bizimkinde bizimkisi yine burnunun ucunu görememiş.
İktidara yapılan hakaretlerde de sorun aynı. Ne yapalım onlarda da çuvallamış.
17-25 de Takılıp kalan saatler, Türkiye’nin adım adım uçurumun kenarına getirildiği paranoyası,
Tek adam ve diktatörlük suçlamaları, başkanlık ve parlamenter sistem çekişmeleri,
padişahlık ve cumhuriyet atışmaları, BOP un eş başkanlığı,
ümmet ve millet çekişmeleri, ver Bilal’i al iktidarı hikayeleri,
okunan antlar, içilen namus ve şeref yeminleri,
hayvanlar ve insanlarla yapılan düello restleşmeleri,
Tayyib’e ağza alınmayacak hakaretlerdeki sesin gürlük ve tizliği,
salı konuşmaları kürsüsünün zangır zangır titremesi,
HEPSİ HEPSİ NUMARAYMIŞ.
EVET VERECEK MİŞ.
Gazına gelip, ona uyup, ona inanıp, ona güvenip sap gibi kaldık mı ortada.
Bu saflık, bu inanmışlık, bu ülkücülük öldürecek beni.
HASAN GÖMLEKSİZ 4 / OCAK /2017
