Bugun...
KISACA ENGELLİLER TARİHİ


Misafir Yazar Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com
 
 
facebook-paylas
Tarih: 12-10-2019 12:29

HZ MUHAMMED ( sav) DÖNEMİ ve OSMANLI DEVLETİNDE ENGELLİLER

Ş.Fethi Sancar
23.05.2018
GörenKalpler / Ostim-Ankara

Engelli insanlara ait ilk bulgular Kuzey Doğu Irak da yapılan arkeolojik kazılarda ortaya çıkar. Günümüzden yaklaşık 50 bin yıllarında yaşadığı düşünülen 35-40 yaşında birinin kalıntılarından ağır engelli olduğu saptanır.. Sol gözünün görmediği, sağ kolunun ve elinin felçli ve yürüme zorluğu olduğu anlaşılır. Ancak bu engellerinin bir şekilde rehabilite edildiği ve bunlara rağmen 40 yaşlarına kadar yaşadığı görülür.

Sümerlerin yazının keşfiyle birlikte Tarih başlar. Sümer yazıtları incelendiğinde Sümer devlet kurumlarında, tapınaklarda, hafif engellileri, sağırları ve körleri çalıştırıldığı görülür. Hatta içlerinden bazıları yüksek idari görevlerde bulunmuştur. Bu tarihlerde engelliler cezalı olarak görülmemiş, yaratıldıklarında, Tanrı'nın kötü bir gününe geldiklerine inanılmıştır.

M.Ö. 11 ve 12. yüzyıllarda Nil Deltası’nda hükümdarlık süren Eski Mısır da, okullarda verilen ders kitaplarında şöyle bir bölüme rastlanır: Bir körle gülüp alay etmeyiniz, Bir cüceyi aşağılamayınız. Ağır felçli bir insanın durumunu daha da zorlaştırmayınız. Tanrı’nın yarattığı zeka engelli bir insanla alay etmeyiniz.
Bunun yanı sıra Eski Mısır’da görme engellilerin bayramlarda ve kültürel toplantılarda şarkıcı, müzisyen ve şair olarak çağırılır ve görevler verilir.

Eski Yunanistan’ın antik çağlarında inanışa göre Ateş ve Dövme Tanrısı Hephistos’un doğuştan felçlidir. Annesi Hera, onu diğer tanrılardan gizlemek için Olympos’tan aşağı iter. Hephistos dövme sanatını öğrenir ve böylece içinde bulunduğu topluma hizmet eder 6. yüzyılda Atina’da savaşta engelli olanlara maaş bağlanır, daha sonra bu kural tüm engellilere uygulanır.

Roma İmparatorluğu’nda ise, başlangıçta engellilere büyük bir tolerans gösterilir ama sonra acımasızlık mertebesinde uygulamalara geçilir. Roma’da yeni doğan veya çocukluğunun ilk yaşlarında engelli olduğu anlaşılan çocukların babaları tarafından öldürülmesine izin verilir. Bu yasa M.S. 4.yüzyılda tamamen yürürlükten kaldırılır. Bu yüzyıldan sonra Engelliler üzerinde olan olumsuz bakış değişir hatta İstanbul’da bedensel engelliler için bir Yaşama Evi bile yapıldığı gözükür.

Ortaçağ yani karanlık çağ Engelliler içinde bir karanlık çağdır. Engelleri yüzünden engellilerin içlerinde bir şeytan olduğu inancı topluma lanse edilir. O dönemde doğan engelli bebekler öldürülerek şeytanın ortadan kaldırıldığına inanılır. Engelli insanlar toplumdan ciddi anlamda uzaklaştırılır, dışlanır ve hor görülür. Zeka engelliler “Deli” olarak adlandırılır. Ancak bunların bir kısmından da özel durumları yüzünden korkulur, korkudan dolayı da az da olsa kutsal varlıklar olarak da kabul edilir. Zeka Engellilere yapılan kötülüklere karşılık uğursuzluk geleceğine inanılır pek yanaşılmaz.
Ortaçağ Avrupası’nda engellilere karşı bu kadar nahoş tutum izlenirken 6. yüzyılda Hz Muhammed’in müjdesiyle gelen İslam başından beri engellileri koruyucu tedbirleri de getirir.
Hz Muhammed’in yaptırmış olduğu ve ilk İslam camisi olan Mescid-i Nebevi’ye Müezzin olarak Görme Engelli Abdullah b.Ümmi Mektum’u atanır. Bunun yanında, kendisini kamu görevlerinin en üst kademesinde, kendi yerine vekil, başka bir ifade ile devlet başkanı vekili olarak istihdam edilir; Veda Haccında ve Uhud Savaşına gidişi de dahil, çeşitli vesilelerle Medine dışına çıktığında on üç defa Medine’de onu vekil bırakır.
İslam’da engellilerle ilgili çeşitli hükümlerin belirlenmesi, Abdullah Bin Ümmi Mektum vesilesiyle mümkün olmuş; engellilerin vekil bırakılmaları, imamlık yapmaları, savaşa iştirak etmeleri, farz namazlara katılmaları, korunma amacıyla köpek beslemeleri gibi konular açıklık kazandırılır. Hz. Peygamber namazlarda Abdullah Bin Ümmi Mektum ve diğer görme engellilerin imamlık yapmalarına izin verilir.

Resulullah (sav) , durumlarına göre engellileri çalışmaktan alıkoymamış, onların ticaret yapmasını kolaylaştırıcı hükümler getirmiştir. Bununla birlikte, engellileri güç yetiremeyecekleri işlerden de muaf tutulur.

Zaten Kur’an-ı Kerim’de, sorumluluğun kişinin gücü ile orantılı olduğunu, kişilere güçlerinin üstünde sorumluluk yüklenmeyeceğini ifade eden genel hükümlü ayetler (Bakara,286; En’am, 152; A’raf,42) yanında, engellilerin mazeretleri sebebiyle bir kısım yükümlülüklerden muaf tutulacaklarını konu edinen özel hükümlü ayetler (Fetih,17; Nur,61) de mevcuttur. Hz. Peygamberin uygulamaları da bu doğrultuda şekillenmiştir.

Ayrıca Peygamberimiz engellilerin her zorluk karşısında direnmelerini, sabretmelerini, morallerini yüksek tutmasını ister. Ve engellilere, her kula nasip olamayan Allah’ın müjdesini iletilir; “ Herhangi bir kulumu gözlerinden mahrum bırakmak suretiyle imtihana tabii tuttuğumda, sabrederse, gözlerine karşılık ona cenneti veririm” (Buhari, Merda,7)

Bunun yanı sıra Hz. Peygamber, sağlıklı insanların engellilerle ilişkilerini yönlendiren ahlaki düzenlemelerde de bulunur. Nitekim, görme engelli bir kimseye yol göstermeyi, sağıra ve dilsize laf anlatmayı yüceltir ve belki de eğitim niteliği taşıyan bu güzel davranışları destekler (İbn Hanbel,V,169)

Ayrıca yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim’in Hac Suresi’nin 46 ayetinde,”.... Gerçek şudur ki, gözler, görmemek suretiyle kör olmaz, asıl göğüsler içindeki kalpler kör olur” der.

Anlaşılacağı üzere çevrede olup biteni görmek için, insan olabilmek için asıl olan KALPLERİN GÖRMESİDİR.

Belki de ilk insan haklarını ve ilk kadın haklarını getiren, Cahiliye Dönemi'nin kokuşmuş aristokrasisini yıkan ve İslam'ın ilk anayasasını, medeni hukukunu, aile hukukunu, ticaret hukukunu içinde taşıyan toplumsal birçok konuda düzenlemeler yapan ilerici, dinamik ve aydın bir ahlak öğretisi taşıyan Kur-an ve İslam Felsefesi engellileri de görmezlikten gelmez. Onları da korur ve onlara da haklar sağlar.

Değişimin kaçınılmaz olduğunu bilen ilerici, aydın, devrimci lider Hz Muhammed (sav) kendisinin son peygamber olduğunu belirterek gelecekte artık ilahi kuralların gelmeyeceğini bundan sonra hayatın İnsani Kurallarla birlikte düzene sokulacağını belirtmiş olur. (Dr Hikmet Kıvılcımlı Eyüp Konuşması) Durağan olmayı, bağnaz olmayı tasvip etmez. ( "Dinde aşırılığa kaçmayın..." Hz. Muhammed'in Veda Hutbesi)

Yıllar sonra ardından sırayla gelen ve birer İslam Devleti olan Selçuklu ve Osmanlı Devletleri zamanında da bu haklar devam eder.

İslam dünyasında sağır, dilsiz ve a’mâ olan kişiler, toplumsal hayatın içerisinde yer edinebildiği gibi. sağır ve dilsizler, Osmanlılardan önceki hükümdarlık saraylarında da görev alır. Osmanlı Devleti’nde de sarayın Enderun kısmında görev almaya başlarlar. Devlete ait meselelerin ve konuşmaların dışarıya yansıtılmaması gerekçesiyle sağır ve dilsizler hükümdara, hanedan üyelerine ve devlet adamlarına hizmet etmede görevlendirilir. Dilsizlerin esas görevi padişah kapısında nöbet tutmak ve padişahların Divân-ı hümâyûn erkânı ile yabancı ülke elçilerini kabul ettiği arz odasının iç hizmetini görmektir. Belli bir süreden sonra, kendilerinin istemesi halinde, maaş almak kaydıyla emekli olabilmişlerdir. Saraydan çıkmak istemeyenler ise hayatlarının sonuna kadar sarayda kalabilirlerdi. Sağır ve dilsizler padişahın şehir içi gezilerine katılır, halka para dağıtır, cellatlık yapar ve padişahın bazı gizli emirlerini diğer devlet görevlilerine tebliğ ederlerdi.

Önceleri sadece sarayda istihdam edilen dilsizler daha sonra Babıâli’de, özellikle XIX. yüzyılda Meclis-i Hâs’ta gizli meselelerin görüşülmesi sırasında da kullanılmaya Osmanlı Devleti’nde Sağır, Dilsiz ve A'mâ Mektebi başlanmıştır. II. Abdülhamid, devleti idare ettiği Yıldız Sarayı’nda gizli meselelerin dışarıya ulaştırılması ve bazı şeylerin saraya getirilmesinde dilsizlerden faydalanmıştır. Bu zümre varlığını devletin yıkılışına kadar korumuştur.

Sağır, Dilsiz ve A’mâ Mektebi’nin Açılışı II. Abdülhamid devletin başına geçtikten sonra eğitim sistemi ile yakından ilgilenmiştir. Gerek kendisinin gerekse Maarif-i Umumiye Nezareti’nde görev alan devlet adamlarının gayretleri neticesinde eğitim alanında birçok yenilik yapılmıştır. Bu dönemde Osmanlı Devleti’nde bulunmayan çeşitli eğitim kurumları açılmış, daha sonra da bu kurumlar devletin diğer alanlarına yaygınlaştırılmışlardır. Geçmiş asırlarda tıbbi bilgilerin ve imkânların yetersizliği sebebiyle sağır ve dilsizler de dilsizliğin kaynağı ve derecesini tespit etme, okuma-yazma öğretme ve iletişim kurma hususlarında yeterli bilgi bulunmamaktaydı. Sonraki asırlarda tıbbi bilgi-imkânların artması ve eğitim yöntemlerinde meydana gelişmeler neticesinde sağır ve dilsizler, özel bir eğitimle okuma-yazma ve iletişim kurma imkânına kavuşmuşlardır.
Dilsiz, sağır ve a’mâ talebelerin mektebe gidiş-gelişleri üzerinde durulması gereken başka bir husustur. Bu çocuklar genellikle ikişer ikişer ve kol kola gider-gelirler. İki kişiden oluşan bu gruptakilerden birisi a’mâ diğeri ise sağır olmaktadır. İlk önce sağır olan çocuk a’mâyı bulur. A’mâ çocuğun kulağı ile sağır çocuğun gözü bu iki kişiyi tek adam haline getirmiş olunur. Yolda giderken a’mâ olan çocuk kulağıyla bir ses işittiğinde sağır olan çocuğu dürtmek suretiyle onu ikaz eder ve sağır olan çocuk da gördüğünden bu suretle a’mâyı ikaz ederek yürürlerdi. Ve bu okullar Osmanlı'nın son dönemine kadar devam eder.

Sonuç olarak hem Hz Muhammed’in getirdiği İslam Anlayışında hem de Osmanlı Döneminde Engeliler toplum dışına itilmemiş aksine toplumun içine katılmış, sağlıklı bir birey gibi hürmet ve itibar görmüşlerdir.

Bu köklü sağlam geleneklerden gelen bir toplum olarak engellilere karşı olan, tutum ve davranışlarımızda her zaman dikkatli olmamızın gerektiği ve daha önceleri olduğu gibi tüm dünyaya örnek davranışlar sergilememiz gerektiği oldukça açık ve nettir.

Kaynaklar: 1- Osmanlı Devleti’nde Sağır, Dilsiz ve A'mâ Mektebi Ramazan GÜNAY, H.brahim GÖRÜR 2- Dr Alexander Mayer 3- Diyanet Dergisi Sayı 132





YORUMLAR

ENGELLİLER MARŞI
12-10-2019 12:32:00

GÖREN KALPLER MARŞI

G örmesekte masamavi gökyüzünü,
Ö zlesekte agacın yeşilini, bayrağımızın kırmızısını,
R engarenk çiçeklerle doludur içimiz !
E ngeller zihinlerde olmadıkça,
N eden gerek olsun bize gözlerimiz ?

K albimiz halkımız için atar,
A şkdır vatanımıza olan sevgimiz,
L iderimizdir elbette Mustafa Kemalimiz.
P rangaları kırdık biz !
L eventler gibi açıldık engin denizlere,
E ngelleri tek tek devirdik zihinlerde, gönüllerde,
R üzgarlar doldurdu açıldı artık yelkenlerimiz !

Ş.Fethi Sancar
09.05.2018
Saat 03:32

YORUM YAZ



YAZARIN DİĞER YAZILARI

HABER ARA
SON YORUMLANANLAR HABERLER
ÇOK OKUNAN HABERLER
VİDEO GALERİ
FOTO GALERİ
GÜNDEMDEN BAŞLIKLAR
YUKARI