Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

Medya gücü.

26 Mayıs 2016 - 10:14


ABD Başkanının, Milletvekilleri üzerinde “Parti kontrolü” yok:

ABD Başkanı partilidir, ancak Partinin Lideri/Genel Başkanı değildir. Bizde ise, güçlü/disiplinli Parti modeli olduğundan, Cumhurbaşkanı veya Başbakan büyük ölçüde kendi Partisine mensup Milletvekillerinin nasıl oy vereceğini “kontrol ediyor”: M.V’leri Türkiye’de “parti disiplini içinde” oy veriyor: bu da Yasamanın Yürütmeden gerçekten bağımsız olmasını engelliyor.

 

Bizde de seçim/siyasi parti reformları ile Milletvekillerinin bağımsızlığı sağlanmadan, sağlıklı ve demokratik bir Başkanlık sistemi kurulması imkansız: denge-denetim mekanizmaları kurulsa dahi, “kağıt üzerinde” kalır. *[Bakın, Meksika’da dahi (ABD’ye oldukça benzer bir Başkanlık sistemi olmasına rağmen), Meksika’da Partilerin gücü/kontrolü yüzünden, Yasama, Başkandan ABD’deki kadar bağımsız olamamıştır ve bu yüzden birçok yorumcuya göre Meksika’da gerçek demokratik bir Başkanlık sisteminden bahsedilemez].



Yeri gelmişken önemli bir not: “Başkanlık sistemi hızlı karar alma/uygulama ve istikrar için önemli” deniliyor. Esasında demokratik bir Başkanlık sisteminde, tam tersidir. Başkan ve Meclisin karşılıklı Veto hakları ve katı-güçler ayrımından dolayı (esnekliği olmayan bir sistem), karar alma mekanizmaları uzamaktadır, hatta bazen kilitlenmelere/çıkmazlara yol açmaktadır. (Obama kilit sağlık projesi “ObamaCare”’e Meclisi ikna için bir yıldan fazla uğraşmıştır, bizde ise son 6 yılda 4,800 yasa maddesi Torba Yasa şeklinde neredeyse hiç tartışılmadan Meclisten geçmiştir! Mevcut sistemimizden daha “hızlı” bir sistem zaten olamaz!)



Katı-Güçler ayrımından dolayı Başkanlık sisteminde demokrasi sık sık kesintiye uğramıştır: Latin Amerika’da, Başkan ve Meclis arasındaki kilitlenmeleri, darbeler veya sık sık yenilenen seçimler çözmüştür. Anayasa tadil edilip, Katı Güçler ayrımından vazgeçildiğinde ise, bu sefer Başkanlar otoriterleşmiştir ve yine demokrasi bir süre sonra kesintiye uğramıştır.

ABD’de Başkanlık sisteminin istikrarlı devam etmesinin önemli bir sebebi: birbirine çok yakın siyasi görüşleri olan 2 partili sistem, ve seçim sisteminin yeni partilerin çıkmasına izin vermemesidir (seçimlerde Eyaletlerde “kazanan herşeyi alır” uygulamaları). Demokratlar ve Cumhuriyetçiler her zaman orta yolu bulabilmişlerdir; böylece Başkan ve Meclis farklı çoğunlukta olsa bile, uzlaşabiliyorlar: bizdeki parti sayısı ve çok farklı görüşler ile bu uzlaşı kolay olur mu?



B. Güçlü ve Bağımsız bir Yargı: 

ABD’de Yargı tam bağımsızdır:

ABD Başkanının, Anayasa Mahkemesi/Federal yargıçları atama hakkı dışında Yargı’ya ilişkin herhangi bir yetkiye sahip değildir: bu atama hakkı da Senato tavsiye ve onayına tabidir (Bakınız/Güncel: Obama-Judge Scalia konusu). Ayrıca Federal yargıçlar ömür boyu atandıkları için, ortalama her Başkan sadece 1 AYM Yargıçı ve düşük oranda Federal Yargıç atayabilmiştir. Diğer tüm Yargıçlar (Eyalet Yargıçları) ise ilgili Eyalet kanunlarına göre atanmakta/seçilmektedirler. (Üstelik ABD’de “bağımsız halk jürisi” Yargının kilit bir unsurudur). Özetle, ABD Başkanının, ABD’de Yargı üzerinde önemli bir “şekillendirici” etkisi yoktur.



ABD’de Yargı Güçlüdür: insan haklarını ve Demokrasiyi her zaman korumuştur:

Hep söylenir, “ne güzel, ABD Anayasası ne kadar kısa” diye. Gerçekten de sadece 7 Madde ve 27 Tadil Maddesinden oluşur! Dünyanın en kısa Anayasasıdır. Buna rağmen sistemin 200 yılı aşkın süredir (1789) bu kadar iyi işlemesinin esasında ‘görülmeyen’ önemli bir sebebi vardır: esasında bugünkü ABD Anayasası, Anayasa Mahkemesi içtihadlarıdır. Aksi takdirde birkaç madde ile 200 yıldır bu boyutta bir Ülkede sistemin işlemesi, gelişen ihtiyaçlara ve sorunlara cevap verebilmesi düşünülebilir mi?



Önemli bir örnek verelim: “Anayasa – İlk Tadil/Ek1” (‘First Amendment’) şöyle der özetle: “Meclis/Kongre, görüş ifade etme özgürlüğünü veya basın özgürlüğünü veya toplanma özgürlüğünü kısıtlayan bir yasa geçiremez”. ABD üst mahkemesi, bu 1 cümlelik madde bazında onlarca çok önemli karar almıştır, ve her zaman ABD vatandaşlarının hak ve özgürlüklerini korumuştur.



C. Güçlü ve Bağımsız bir Medya:

Yukarıdaki “Ek 1” ve Anayasa Mahkemesi içtihadlarından buraya geçiş yapmak isterim çünkü bağlantılı iki konudur. ABD’de Yargının ifade özgürlüğünü ve Medyayı korumasından dolayı, örneğin, “Wikileaks” ve Edward Snowdon krizleri yaşandı: yüzlerce devlet sırrını gazeteler yayınladı: ama bunları yazan hiçbir gazeteci ABD’de bu yüzden hapise atılmadı.



Güçlü demokrasi ve insan hakları olan Ülkelerde 3 Güç arası ayrım ve denge-denetim dışında, “4cü Güç” de son derece önemlidir: Medya gücü. Neticede demokrasilerde, bağımsız ve dürüst bir Medya, halk adına en önemli “denetim” mekanizmalarından biridir: yönetimin şeffaflığı açısından neredeyse tek kaynaktır.