Misafir Yazar

Misafir Yazar

Alıntı makaleler
fatihten@gmail.com

ÖLÜM-ZAMAN-AHİRET

27 Nisan 2016 - 08:03


 

“Allah, insanları ölüm vakti geldiği zaman vefat ettirir; ölüm vakti gelmemiş olanları da uykuları sırasında vefat ettirir(Ruhlarını alıverir). Sonra, (uyurken haklarında ölüm hükmü verdiklerinin(ruhlarını) alıkoyar; ötekileri(Yani ölüm hükmü verilmemiş olanların ruhlarını) belirlenen belli bir süreye kadar salıverir. Bunda düşünen bir toplum için dersler vardır“(Zümer/42)

 

“Geceleyin sizi vefat ettiren, gündüzün de ne işlediğinizi bilen, sonra belirlenmiş ecel tamamlansın diye gündüzün sizi dirilten O’dur. Sonra dönüşünüz yine O’nadır. Ardından O, yaptıklarınızı size haber verecektir(Enam/60)

 

Ölüm denen hadisenin nasıl gerçekleştiğini bilmiyoruz. Ölmeden önce bunu tam olarak anlamak da mümkün değil. Ancak yukarıdaki ayetlerde çok açık bir şekilde insanların hem ölüm esnasında, hem de uykularında vefat ettirildiğinin söylenmiş olması bize ölümün uykuya dalmak gibi bir şey olduğunu düşündürüyor.

 

Çünkü ölünce nasıl ki insanın artık bu dünya ile irtibatı kesiliyorsa, iyice uyku bastıran bir insanın da aniden dünya ile irtibatı kesiliyor ve uyumaya başlıyor. Bu yüzden kesinlikle her uyku ölümün, her uyanış da dirilişin sembolü ve provasıdır diyebiliriz.

 

Ölümün ne zaman geleceğini bilmiyoruz. Az sonra da gelebilir, bir ömür dediğimiz 80-90… yıl sonra da gelebilir. Ama az sonra da gelme ihtimalinin olması aslında ölümde müthiş bir diriliğin olduğunu gösteriyor. Çünkü ölüm Allah’a kavuşmaktır. Allah’a kavuşmak ise O’na hesap vermek anlamına geldiği için, bu husus insanda hep Allah’ı hesaba katarak yaşama bilinci oluşturur. Zaten hayatın amacı da budur.

 

Demek ki ölüm denilince aklımıza Allah’a kavuşma ve hesabın görülmesi gelmelidir.

 

“Zaman” denilen kavramın göreceli oluşu

 

“Ey insanoğlu! Şu kimsenin yaşadığı olayı bir düşün bakalım! O, altı üstüne gelmiş harabe bir şehre uğramıştı.  “Allah burayı bu ölümünden sonra nasıl diriltecek? ” dedi. Bunun üzerine Allah onu yüz yıl boyunca öldürüp sonra diriltti. “Ölü vaziyette ne kadar kaldın? ” diye sorunca o: “Bir gün veya daha az” diye cevap verdi. Allah ona: “Hayır! yüz sene kaldın. İşte yiyeceğine ve içeceğine bak henüz bozulmamış. Bir de eşeğine bak! (Kemikleri nasıl birbirinden ayrılmış). Seni de insanlara canlı bir delil yapmak için öldürüp dirilttik. Hele o kemiklere dikkat et, onları nasıl birleştirip yerli yerine koyuyoruz, sonra da onlara et giydiriyoruz! ” Böylece işin gerçeği kendisine tam mânasıyla belli olunca: “Artık pek iyi biliyorum ki Allah her şeye kadirdir. ” dedi.”(Bakara/259)

 

Bu ayet ölüm,zaman ve ahiret(diriliş) konusunda düşünmeye değer ilginç bir tablo sunmaktadır.

 

Şöyle ki; bir adam yanına azığını almış eşeğiyle giderken harabe bir yerden geçiyor. “ Allah burayı bu ölümünden sonra nasıl diriltecek?”diye düşünürken Allah onu yüzyıl süreyle öldürüyor ve diriltiyor. Adama “Ne kadar kaldın?” diye sorunca adam “Bir gün veya daha az kaldım” diye cevap veriyor. Yani adam üzerinden yüz yıl geçtiğinin farkında değil. Allah ona yiyeceğine ve eşeğine bakmasını söyleyince, bir de ne görsün! yiyeceği bozulmamış ama eşeği kemik yığını halinde darmadağın olmuş.

 

Gerçekten ilginç, eşeğin kemik yığınına dönüşmesi üzerinden gerçekten yüzyıl geçtiğini doğruluyor, yani Allah’ın söylediğini destekliyor. Ancak yiyeceğinin henüz bozulmamış olması da adamın söylediğini doğruluyor. Çünkü bir gün ya da daha az bir sürede yiyecek bozulmaz.

 

Peki, bu durumu nasıl değerlendireceğiz?

 

Gayet basit. Olaya yaşayanların penceresinden bakarsak gerçekten dünyadaki zaman kavramına göre yüz yıl geçmiştir. Ama aynı olaya ölenin penceresinden bakarsak bu defa “Bir gün ya da daha az bir zaman” geçmiştir. Kısacası her ikisi de doğrudur. Demek ki dünya şartları ile ahiretin şartları farklıdır.

 

Biz insanlar ölümden sonraki hayata dünya hayatının göreceli zaman kavramıyla baktığımız için anlamakta zorluk çekiyoruz. Oysa dünya hayatındaki kullandığımız zaman kavramı tamamen yaşadığımız dünya denilen gezegenin hem kendi etrafında, hem de güneşin etrafındaki hareketinin sayılmasıyla ortaya çıkan bir durumdur.

 

Yaşayan insanlar bu hareketleri sayarak zaman kavramını oluşturmaktadırlar. Buradan hareketle dünya kendi etrafındaki dönüşünü 24 saatte tamamladığı için buna “Bir gün” demişler. Yine dünyamız güneş etrafındaki dönüşünü 365 gün 6 saatte tamamladığı için buna da “Bir yıl” demişler. Gece gökyüzünde çıkan ay’ın incecik halde görünmesinden başlayıp dolunay olduktan sonra tekrar incecik hale dönüştüğü süreye de “Bir ay” demişler.

 

Kısacası zaman dediğimiz kavram tamamen dünyanın kendi etrafında dönerken hem güneş’e, hem de ay’a göre aldığı pozisyonların sayılmasından ibarettir.

 

Bu anlamda diğer gezegenlere baktığımızda zaman kavramı farklılıklar arzetmektedir.

 

Mesela, Merkür kendi etrafında 58.7 günde, güneşin etrafında ise 88 günde döner.

 

Venüs kendi etrafında 243 günde, güneşin etrafında 225 günde döner. Venüs’de gün yıldan daha uzundur. Venüs saat yönünde dönen tek gezegendir.   Mars kendi etrafında 24 saat 37 dakikada, güneşin etrafında ise 687 günde döner.

 

Mars’tan sonraki gezegenler güneşten oldukça uzak bulunduklarından yıl uzunlukları gittikçe artar. Örneğin, Jüpiter’de bir gün 9 saat 50 dakika iken bir yıl 4332 dünya günüdür.

 

Bir an sayılan bu hareketlerin ve pozisyonların durduğunu ya da olmadığını düşünün, bu takdirde zaman dediğimiz şeyin de olmadığını göreceksiniz. Demek ki zaman dediğimiz şey, tekrar eden bazı durumları saymaktan ibaret bir olaydır.

 

Ölüm bu hayattaki verili düzenin dışına çıkmaktır. Zaman kavramı bu hayattaki düzende bazı hareketlerin sayımından ibaret olduğu için, ölen insanlar bu dünyanın düzeninden çıkmış oluyorlar. Bundan dolayı ölen insanların durumlarını buradaki zaman kavramına göre değerlendiremeyiz. Çünkü onlar şartları farklı olan başka bir hayat moduna geçiyorlar. Ölümle birlikte geçilen hayat modunda buradaki düzen olmadığı için haliyle buradaki gibi zaman kavramı da orada yok.

 

Bunu biraz daha açacak olursak, dünyamızın da içinde bulunduğu samanyolu galaksisinde güneş ve gezegenler devamlı hareket halinde olup bu hareketlerin sayımından zaman kavramı oluşmaktadır. Fakat kıyametle birlikte “Güneş dürülüp ortadan kaldırıldığında, yıldızlar kararıp döküldüğü zaman…”(Tekvir/1,2) ayetlerinin ifadesiyle güneş ve gezegenlerin olmadığı, dolayısıyla buna bağlı olarak da zamanın olmadığı bir hayata geçiyoruz.

 

Orada zaman kavramı olmadığı için Hz. Adem zamanında ölen bir insan ile kıyamete yakın ölen bir insan arasında zaman açısından fark yoktur.

 

Bunu şöyle bir örnekle açıklayalım: Tamamı iki saat sürecek bir film izlemeye başladık. Yarım saat izledikten sonra işimiz çıktı ve pause (durdurma) düğmesine basarak filmi dondurduk. Gittik ve beş saat sonra döndük.

 

Şimdi soruyorum: Filmi durdurduktan sonra geçen beş saat kimin üzerinden geçti? Bizim üzerimizden mi, yoksa filimdekilerin üzerinden mi?

 

Elbette bizim üzerimizden geçti, filimdekilerin değil. Çünkü filimdekilerin hayatını durdurduk. Onlar için zaman söz konusu değil. Bu yüzden ayette dünyaya göre yüz yıl ölü tutulan ve diriltilen adam “Bir gün ya da daha az kaldım diyerek cevap veriyor. Çünkü onun açısından zaman durmuştur.

 

Buna benzer bir olay Ashab-ı Kehf dediğimiz mağarada yüzyıllarca uyutulan ve uyandırılan kimselerde de geçiyor.

 

“Birbirine sorsunlar diye onları böylece uyandırdık. İçlerinden biri, “Ne kadar kaldınız?” dedi. “Bir gün veya bir günden az kaldık” dediler. “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir.”(Kehf/19)

 

“ Böylece Allah’ın vaadinin gerçek olduğunu ve kıyametin kopacağından şüphe edilemeyeceğini bilmeleri için, insanların onları bulmalarını sağladık“(Kehf/21)

 

Yüzyıl öldürülüp diriltilen ve yüzyıllarca mağarada uyutulup uyandırılan insanların her ikisinin de “Ne kadar kaldınız?” sorusuna aynı şekilde “Bir gün veya bir günün bir kısmı” diyerek cevap vermeleri, ölümden sonraki hayatta buradaki gibi zaman kavramının olmadığını ortaya koymaktadır. Dünyada da bir insan uyuyup uyansa, saate veya zamanı ifade eden bir şeye bakmasa ne kadar uykuda kaldığını bilemez.

 

Kısacası, ölüm ile diriliş arası zannettiğimiz gibi milyonlarca yıl değil, ölen açısından bakılacağı için, bir gün ya da daha az bir süre gibi kısa olacaktır diyebiliriz. Bu da ölümün hemen ardından diriliş ve ahiretin başlayacağı anlamına gelir.

 

Ayrıca ölen insan dünyadaki zaman kavramı dışına çıktığı için diriliş gününe kadar ne olduğunu anlamıyor. Bunu şu ayetten anlıyoruz:

 

“Sûr’a üfürülünce bir de bakarsın ki onlar bulundukları yerden kalkıp, koşarak Rablerine giderler. İşte o zaman, “Eyvah bize! Kim bizi bulunduğumuz yerden kaldırdı? Rahmân’ınvaad ettiği buymuş. Peygamberler doğru söylemiş” derler”(Yasin/51,52)

 

“Yerküre o korkunç sarsıntı ile sarsıldığı; yer, ağırlıklarını çıkardığı(Yani mezardakilerin diriltilip dışarı çıkartıldığı) ve insan, “Ona ne oluyor?” dediği zaman!”(Zilzal/1-3)

 

Ölüm ile diriliş arasının çok kısa olduğuna dair delil olarak sunabileceğimiz bir başka ayet daha vardır.

 

Bilindiği gibi Yunus (as) balık tarafından yutulunca tevbesi üzerine balık tarafından tekrar sahile bırakılır. Allah bu olayı anlatırken ilginç bir ifade kullanıyor:

 

” Eğer Allah’ı tesbih edenlerden olmasaydı, tekrar diriliş gününe kadar balığın karnında kalacaktı“(Saffat/143,144)

 

Ayetin dediğine göre, eğer Yunus(as) tevbe etmeseydi balığın karnında ölmüş olacaktı. Ancak Rabbimiz bunu ifade ederken diriliş günüyle ilişkilendirerek, o güne kadar balığın karnında kalmış olacaktı diyor.

 

Normal şartlarda bu nasıl mümkün olabilir? Eğer ölüm ile diriliş arası zannettiğimiz gibi milyonlarca seneyi bulacak bir süre olsaydı bu mümkün olmayacaktı. Çünkü hem buna balığın ömrü müsait değil, hem de bir balık yuttuğu bir şeyi kısa sürede hazmeder ve sindirim sistemi yoluyla dışarı atar.

 

Peki, bu mümkün olmadığına göre Allah niçin “Diriliş gününe kadar balığın karnında kalacaktı” şeklinde bir ifade kullanmıştır?

 

Benim anladığıma göre Allah burada ölüm ve diriliş arasına dair bir şey söylemek istemiştir. Kısacası Rabbimiz bu ifadeyle, ölüm ile diriliş arasının çok kısa bir süre olduğunu anlatmak istemiştir ki, bu da ayete göre ölüm ile diriliş arası, balığın yuttuğu insanı hazmedip sindirdiği süre kadardır.

 

Bu anlam Bakara/259. ve Kehf/19. ayetlerde geçen “Bir gün ya da bir günden daha az” ifadesiyle de örtüşmektedir.

 

Kısaca göreceli zamanın söz konusu olduğu dünyada binlerce hatta milyonlarca ifade edilen süre, zaman kavramının olmadığı ölüm ötesinden bakıldığında bu kadar kısacık sürelerle ifade edilmektedir. Bu, benim ayetlerden anladığımdır. En doğrusunu Allah bilir.

 

Bu konuda aşağıdaki ayet de söylediğimize delil olarak alınabilir.

 

“Ey iman edenler! Allah’tan sakının ve herkes yarına ne hazırladığına baksın” (Haşr/18)

 

Bu ayette Allah “herkes yarına ne hazırladığına baksın“ derken ahiret hayatı hakkında “yarın” ifadesini kullanıyor. Demek ki ahiret bizim için yarın kadar yakın. Belki bazıları bu ifadenin bizleri ahirete duyarlı kılmak için mecazen kullanıldığını söyleyebilir, doğrudur ama aynı zamanda söylediğimiz gibi ölüm ile diriliş arasının yarın kadar çok yakın olduğunu da ima etmiş olabilir.

 

Dünyadaki gibi zaman kavramının olmadığı ölüm ötesinden dünyaya bakıldığında gerçekten buraya hiç benzemediğine dair aşağıdaki ayetler çok düşündürücüdür:

 

“Allah,(Ahiret hayatında kafirlere) “Yeryüzünde kaç yıl kaldınız?” diye sorar. “Bir gün veya daha az bir süre kaldık, sayanlara sor” derler. “Allah, şöyle der: “Çok az bir zaman kaldınız. Keşke bunu (daha önce) bilmiş olsaydınız“(Mü’minun/112-114)

 

“Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir“(Taha/103,104)

 

“Kıyamet (duruşma) saati gelip çattığında suçlu kâfirler yemin ederek dünyada sadece bir saat kaldıklarını ileri sürerler. Onlar (dünyada iken de doğruluktan) işte böyle döndürülüyorlardı“(Rum/55)

 

“İnsanlar kıyameti gördükleri gün, sanki dünyada ancak bir akşam veya kuşluk vakti kadar kalmış gibidirler“(Naziat/46)

 

“Kıyamet günü Allah hepsini bir araya toplayacak. Dünyada, gündüzün ancak bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. O şekilde ki sadece birbirlerini görünce tanıyacakları kadar yaşadıklarını sanacaklar. Allah’a kavuşmayı yalan sayıp da doğru yolu tutmamış olanlar, en büyük kayba uğramışlardır.”(Yunus/45)

 

Ölüm ile diriliş arasında kabir hayatı var mı?

 

         Buraya kadar yaptığımız izahlardan anlaşıldığına göre daha doğrusu benim anladığıma göre, bizler dünyadaki göreceli zaman kavramının tesiriyle hareket ederek bizim üzerimizden nasıl ki binlerce yıl geçiyorsa, zannediyoruz ki ölen insanların üzerinden de aynı şekilde zaman geçiyor.

 

Halbuki ölen insanlar için zamansızlık söz konusudur, yani zaman durmuştur. Bu yüzden ölen insanlar bize göre farklı tarihlerde ölseler de onlar açısından farketmiyor. Buna göre Hz. Adem zamanında ölenle kıyamete yakın zamanda ölen arasında fark yoktur.

 

Ölüm ile diriliş arasında geçen süreye gelince, ayetlerde geçtiği üzere “bir gün yada daha az bir süre, bir saat, akşam veya kuşluk vakti” şeklindeki ifadeler bu sürenin ahiret hayatından bakıldığında bu kadarcık kısa olacağına işaret etmektedir. Çünkü aşağıdaki ayetler zaman kavramının metafizik alemde/ ahiret hayatında dünyadakinden çok farklı seyrettiğini göstermektedir:

 

“Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Rabbin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir“(Hac/47)

 

“Gökten yere kadar bütün işleri O yönetir. Sonra, sizin saydığınız yıllardan bin yıla denk düşen bir günde bütün işler O’na çıkar“(Secde/5)

 

“Melekler ve Rûh(Cebrail) O’na miktarı(size göre) elli bin yıl olan bir günde yükselip çıkarlar“(Mearic/4)

 

Ölen kimseler diriliş gününe kadar geçen süre içinde amellerine göre tıpkı uyuyan bir insanın gördüğü rüya gibi ya sevinçli bir görüntü, ya da korkunç bir görüntüyle karşı karşıya kalırlar. Halk arasında kabir azabı olarak anlatılan şeyin aslı kafirler için sözkonusu olacak olan makamlarının görüntüsüdür. Çünkü ölüm esnasında perdeler kalkar ve herkes ahiret alemindeki yerini görmeye başlar. Aşağıdaki ayet bunu anlatır bize:

 

         “Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelecek, “İşte ey insan! Bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir” denecek.(Öldükten sonra tekrar diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üfürülür. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür!Herkes, yanında bir sevkedici ve şahitle gelecek.Allah ona buyurur: “Sen bundan gaflet içindeydin. İşte gözünün önünden perdeyi kaldırdık, şimdi artık gözün pek keskindir! ”(Kaf/19-22)

 

Kuranda kabir azabı için delil getirilen Firavun ve ona tabi olanlar hakkındaki “Onlar sabah akşam ateşin karşısına getirilirler. Kıyamet koptuğunda da: “Haydi, Firavun hanedanını en şiddetli azaba sokun! ”(Mü’min/46) ayetinin anlamı da budur.

 

Hatta Buhari’nin/ cenaiz bölümünde geçen ”  “Bir kimse öldüğü zaman ahiretteki kalacağı yer sabah akşam kendisine gösterilir o kimse Cennetliklerden ise Cennet’ten, Cehennemliklerden ise Cehennem’den olan yeri gösterilir ve ona işte senin oturacağın yer burasıdır, kıyamet günü Allah seni buraya gönderecek denilir” anlamındaki hadisin de bu ayetin açıklaması olduğunu düşünüyorum.

 

Bu mülahazalardan dolayı kabir hayatının olmadığına inanıyorum. Çünkü kabir hayatı olsaydı Rabbimizin Kuranda bize öğrettiği “Rabbimiz, bize dünyada da, ahirette de iyilik ver, bizi ateşin azabından koru“(201) şeklindeki duada “kabir hayatında da iyilik ver” dedirtirdi.

 

Ayrıca şu ayet de kabirde hayatın olmadığına delildir:

 

“Görmeyen ile gören, karanlık ile aydınlık, gölge ile sıcak bir olmaz. Diriler ile ölüler de bir olmaz. Şüphesiz ki Allah dileyene(işitmek isteyene) işittirir. Sen kabirdekilere işittiremezsin“(Fatır/19-22)

 

Bazıları haklı olarak bu ayetlerde, hidayetten uzak kalpleri manen ölü olan kimselerden bahsedildiğini söyleyebilir. Doğrudur. Ama hakikatleri işitmeyen manevi ölülerin tıpkı kabirdekilere benzetilmesi, çok net bir şekilde kabirdekilerin de işitmeyen kimseler olduğunu ortaya koymaktadır. Yani kabirlerde yatanlar da işitmezler, çünkü onlarda da hayat yoktur denilmektedir.

 

Kabir hayatı gibi sadece Allah’ın bildirmesiyle bilinecek önemli bir konuda Kuranda hiç bir ayet olmadığı gibi, tam tersine kabirdekilerde hayatın olmadığına dair ayetin olması benim için kabirde hayatın olmadığına yeterli bir delildir. Aşağıdaki ayetleri dikkatle okuduğunuzda ölümden sonra kabir hayatının olmadığını, direkt ahiret hayatının başladığını göreceksiniz:

 

“Ölüm sarhoşluğu gerçekten gelecek, “İşte ey insan! Bu, senin öteden beri kaçtığın şeydir” denecek.(Öldükten sonra tekrar diriliş için) Sur’a (ikinci kez) üfürülür. İşte bu, tehdidin gerçekleşeceği gündür! Herkes, yanında bir sevkedici ve şahitle gelecek.”(Kaf/19-21)

 

“Onlar hataları yüzünden boğuldular. Ardından ateşe atılacaklar. Allah’a karşı kendilerine yardım edecek kimseler bulamayacaklar.” (Nuh/25)

 

“Âhireti inkâr edenlerden birine ölüm gelip çatınca, işte o zaman: “Ya Rabbî! ” der, “ne olur beni dünyaya geri gönderin, ta ki boşa geçirdiğim ömrümü telafi edip iyi işler yapayım. ”Hayır, hayır! Bu onun söylediği mânasız bir sözdür. Çünkü dünyadan ayrılanların önünde, artık, diriltilecekleri güne kadar bir berzah(engel) vardır. Sûr’a üflendiği zaman, artık o gün aralarında ne soy sop kalır, ne de birbirlerine bir şey sorarlar”(Mü’minun/99-101)

 

“Görseydin o kafirlerin hallerini. Melekler onların canlarını alırken yüzlerine ve arkalarına vuruyorlar ve “Haydi yakıcı azabı tadın!” diyorlardı“(Enfal/50)

 

“Allah’ı nasıl inkâr ediyorsunuz? Siz yokken, sizi var etti. Sonra sizi öldürecek ve sonra tekrar diriltecek. Sonunda O’na döndürüleceksiniz“(Bakara/28)

 

“Melekler, iyi insanlar olarak canlarını aldığı kimselere, “Size selâm olsun! Yapmış olduğunuza karşılık cennete giriniz” derler”(Nahl/32)

 

“Kendilerine zulmederlerken, meleklerin canlarını aldıkları kimseler, “Biz hiçbir kötülük yapmıyorduk” diyerek teslim olurlar. Melekler onlara şöyle der: “Hayır, Allah, sizin yaptıklarınızı çok iyi bilendir. Bu sebeple, içinde ebedi kalacağınız cehennem kapılarından girin. Büyüklük taslayanların ikametgahı ne kötüdür!“(Nahl/28,29)

 

Rivayetlere gelince, gerek kabir azabına, gerekse kabirde hayatın olduğuna dair bilgilerin başka kültürlerden geçtiğine inanıyorum.

 

Ya da bazı mecaz ifade eden rivayetler hakiki anlamıyla düşünülüp kabirde hayatın olduğu zannedilmiştir. Mesela, “Kabir, ya cennet bahçelerinden bir bahçe, ya da cehennem çukurlarından bir çukurdur” hadisi aslında mecazen kabrin cennete veya cehenneme giden bir geçit olduğunu anlatırken-ki gerçekten öyledir-sanki kabirde hayat varmış gibi algılanmıştır. Öyle ya ölen bir insan ya cennete gider, ya da cehenneme gider.

 

Dini Kuran ve Kuranın tasdik ettiği şeyler belirler, rivayetler gibi zannî bilgiler değil. Kuranda karşılığı olmayan ve Kuranın tasdik etmediği tüm rivayetler hakkında böyle düşünüyorum.

 

Çünkü Rabbimizin “Doğrusu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüttür. İleride ondan sorumlu tutulacaksınız“(Zuhruf/44) ayeti gereği din günü dinimizin hesabını Kurandan vereceğiz.

 

Muhtemel bir soru: Ölen kimselerin ahireti kısa bir süre içinde başlıyorsa, kıyamet olmadan ölen kimselerin ahiretinin başlayacağını nasıl söyleyebiliriz?

 

         İlk bakışta çok mantıklı bir soru gibi gelebilir. Ancak biraz düşündüğümüzde olayı yine dünyadaki zaman kavramından hareketle kendimize göre anladığımız görülecektir.

 

Evet, dünyada biz yaşamaya devam ederken, yani henüz kıyamet kopmamışken ve hesap görülmemişken ölen insan için ahiret nasıl başlayabilir? Çelişki gibi görünen bu durumu iki hayatı birbirinden bağımsız olarak ele alırsak anlayabiliriz.

 

Şöyle ki, bu dünya hayatı devam ederken ölen insanların hayatları, öteki hayatta zaman kavramı olmadığından adeta donduruluyor ve bekletiliyorlar. Bu bekleme daha önce izah ettiğimiz gibi ahirettekiler için çok kısa sürecek. Dünyada farklı zamanlarda ölseler bile ölüm sonrasında zaman olmadığından, buradaki zaman farklılığı orada ortadan kalkıyor. Dünyadaki yaşam ne zaman biterse oradakiler tekrar bedenleriyle yaratılıp hesaba çekilecek ve yerlerine (cennet ve cehenneme) gönderilecek.

 

Görüldüğü gibi ölen insanların ahireti dünya hayatı devam ederken ve kıyamet kopmadan önce değil, yine dünya hayatı bitip kıyamet koptuktan sonra başlamış oluyor.

 

         Sonuç

 

         Rabbimizin ifadesiyle. “Her nefis ölümü tadacaktır” Herkes bunu zorunlu olarak kabul etmektedir.

 

Peki, ölüm insana ne zaman gelir?

 

Her ne kadar herkeste en az 70-80 yıl kadar bir ömür yaşayacağı kanaati olsa da bu aldatıcıdır. Çünkü hayatta her an her yaşta herkesin ölüyor olması, herkesin her an ölebileceği gerçeğini ispat etmektedir. Gerçekten kim ile konuşursak konuşalım hayatın garantisinin olmadığını kabulleniyor. Yani ölüm herkese bu kadar yakın.

 

Bir insan öldüğü zaman yukarıdaki izahlarımızdan anlaşılacağı üzere o kimseye artık dünyadan değil, ahiret aleminden bakacağız. Çünkü ahiret aleminde zamanın işleyişi farklıdır.

 

Bundan dolayı ölen insan için ölüm ile diriliş arası dünyada bir gün içinde uyuyup uyandığımız kadar kısa olacaktır.

 

Kısaca, ölen insan için ahiret başlamıştır diyebiliriz. İşte ölüm ve ahiret zaman kavramının göreceli oluşundan dolayı insana bu kadar yakındır. Bundan dolayı ölüm denildiği zaman günümüzde olduğu gibi aklımıza kabir, karanlık çukur, yılan, çıyan…vb. değil, Kuranın ifadesiyle likâullah/Allah’a kavuşma(Ankebut/5) gelmelidir. Tıpkı şairin dediği gibi:

 

Var mı Allah’tan yukarı, kabirden aşağı?

 

Toparlan ruhum gidiyoruz, sen yukarı, ben aşağı…!(N.F.K)

 

Sanırım dünya-ölüm-zaman ve ahiret kavramlarına bu bakış açısıyla bakmak bizlerde Rabbimizin Haşr/18. ayette buyurduğu üzere ahiretin “yarın” kadar yakın olduğu hissini uyandıracaktır.

 

Ahireti bu kadar yakın görmek ise bizlerde bu hayatın en önemli gerçeğinin ahiret olduğu inancını oluşturacaktır. Böyle bir inanç bizde ahireti dikkate alarak ahiret odaklı bir yaşamın oluşmasına yol açacaktır. Zaten bu noktayı yakalayabilirsek işi çözmüş olacağız inşallah!  O halde,

 

“Ey iman edenler! Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın ve herkes yarına ne hazırladığına baksın. Allah’a karşı sorumluluk bilinciyle yaşayın. Çünkü Allah yaptıklarınızdan haberdardır“(Haşr/18)

 

Hasan Eker

 

17.04.2016-Elazığ

 

ALINTIDIR